Türkçe ve ilim – Osmanlıca değil Türkçe

Ömer Seyfettin'in Rıfat Bey'e takdim ettiği fotoğafı
Kaynak: http://earsiv.sehir.edu.tr:8080/xmlui/handle/11498/24788
Ömer Seyfettin'in Rıfat Bey'e takdim ettiği fotoğafı Kaynak: http://earsiv.sehir.edu.tr:8080/xmlui/handle/11498/24788
Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email

Yeni Lisan hareketi, karşısında hiçbir zaman ciddî bir muhalif bulmadı. Başlıca iddi’âsı Türk sarfına asla karışamayan , terkip ve cem kâ’ideleriyle ecnebi edatları kullanmak, bununla beraber ıstılâhları, klişe olmuş cemleri müstesna tutmak idi. Ve maksat ’nin hususî edasını yazı lisânına geçirmekten ibaretti.

Bu hareketi yapan muharrirler lisâniyâtın en esaslı ve ana kâ’idelerini önlerine alıyorlar ve selikiyyat ilminin desturlarıyla ’yi mütâla’a ediyorlardı. Yaptıklarını, terkipsiz ve secisiz bir ifade ile, gayet açık bir tarzda yazdılar. Fakat “hâlif, ta’aarüf…” diye her şeyin aksini iddi’â etmeyi bir ma’rifet sayanlar bu yazıları okumadılar. Dediler ki:

Hâlbuki Yeni Lisâncılar da böyle bir şey istemediklerini hemen her makalelerinde tekrarlıyorlardı.
Onların istedikleri terkipsiz ve tabî’î lehçesiydi. Çünkü lisânımızda birçok lehçeler vardı. Her milletin hayatında olduğu gibi bu lehçelerden birisi ötekilerine galebe çalacak umumî ve millî bir edebiyat lisânı olacaktı. ’nin en güzel, en nazik, en işlenmişi şüphesiz ’da konuşulanıydı. [Dikkat ediniz, yazılanı değil.] Türklerin, dince, ilimce en büyük merkezi olan ’daki lehçeye “Güzel ” ve başka yerlerinde konuşulan esasça bir, fakat “savfiyyet”çe ayrı ayrı bulunan diğer lehçelere “Kaba ” diyorlardı.

Maksat çok büyük, çok yüksek ve mukaddesti. Her millet gibi Türklerin de bütün lehçelerin fevkinde bir edebiyat lisânları bulunacak, cemâ’atçe, milletçe, ilimce birlikten te’min edilecekti. Maksadı duymayanlar: “İşte biz si yazıyoruz.” diye eski uydurma edebiyat lisânının Türk edasına, Türk sarfına taban tabana zıt olan terkiplerini kullanmakta devam ettiler. Bu terkipler yalnız Türk edasına, Türk şivesine, Türk sarfına değil ilmin ve fennin bütün esaslarına da muhalifti. Eski şâ’irlerimiz Arap ve Acem Edebiyatlarının te’sîri altında kendi lisânlarını beğenmiyorlar; selikalarındaki, sevk-i tabî’îlerindeki kelimelere kıymet vermeyerek kendi lisânlarına yabancı kelimeleri, yabancı kâ’ideleri tercih etmekte garip ve hazin bir tehalük gösteriyorlardı. Beysi ve Nergisi gibi bu marazî hareketin abidelerini vücuda getirdiler. Fakat asırlarca devam eden bu edebiyata en ziyade Türklük yabancı keldı. ’daki çelebiler ve edasıyla ve hiçbir milletin lisânı olmayan bir lehçe ile divanlarını yazarlarken cahil ve zavallı Türk halkı da kendi lisânını terennüm etti. , koşmalar, kalenderiler yazdı. Lisânıyla beraber millî aruzunu da muhafaza etti. O vakitler Türk rudaki mefkure uyuyordu. Ülke ve ümmet muhabbeti altında mukaddes “milliyet” sevdası sönmüş gibiydi. Tarihimize altın yapraklar ilâve eden Köprülü oğlu şâ’irler bile Türk oldukları hâlde eserlerini yazdılar.

Bugün ırkta uyuyan an’aneler şiddetli felâket darbesiyle uyandı. gözünü açtı. Münevverlerinden, gençlerinden lisânını, edebiyatını, mukaddes haklarını istiyor. Kelimeleri vak’alardan, cümleleri hengamelerden olan bu derin ve fecî’ temenniyi duymuyor musunuz ey, el kalem tutanlar!…

yazarken ilme ve cem’iyyete dâ’ir ıstılahlardan başka , terkip ve edat kullananlar:

1- Bir lisândan diğer lisâna kâèideler geçebilir. Ve bir milletin sarfı, diğer milletin sarflarından alınan kâ’idelerle teşekkül eder.

2- Dünyada muhtelif bir lisân olabilir.

3- Lisanlar milletlerin değil, ülkelerin ve zümrelerindir.

Desturlarını kabul etmiş demektir. Çünkü hiç kimse hususiyetle böyle uyanıklık asrında kabul etmediği esaslarla hareket edemez. O hâlde eski uydurma edebiyat lisânını taklit ederek terkip yazanlar, ya cahildirler, ilmin bulduğu şe’niyyetlerden çıkardığı mefhumlardan haberleri yoktur; yahut da ilmin hakikatini bilmedikleri hâlde Türklüğü
kendi lisânından, kendi edasından, kendi şivesinden mahrum bırakmak istiyorlar. İlim hayatında [şe’niyyet realite]lerden mefhumları çıkarıyor:

1- Bir lisândan diğer lisâna kâ’ideler geçemez. Muhtelif milletlerin sarflarından bir sarf vücuda gelemez.

2- Dünyada muhtelif bir lisân olamaz.

3- Lisânlar ülkelerin, zümrelerin değil milletlerindir.

Lisâniyyât ilmine dâ’ir yazılmış larda bu noktalar uzun uzadıya anlatılmıştır. Abel Havlak artık klâsikleşmiş olan “Lâ-Lengüstik” unvanlı kitabının onuncu sahifesinde, “Lisânlar, kısa söyleyelim, kendi tabî’atlerinin haricine çıazlar. Meselâ muhtelif bir lisan asla taratılamaz. Sarfının bir kısmı İslâv, bir kısmı Lâtin bir Hint ve Avrupa’î lisânı tahayyül olunamaz. Muhtelif lisânlar yoktur ve olamaz da…” der. Evet ’yi ve kâ’ideleri karıştırarak terkipler yapmak ilmin mefhumlarını inkârdan başka bir şey değildir. Hâlâ terkip yapanlar memleketimizdeki bilgisizlikten, ilim ve fen hususundaki dalgınlıktan istifade ederek:”Lisânlar kendi tabî’atlerinin haricine çıkabilirler. Muhtelif bir lisân yaratılabilir. Sarfının bir kısmı İslâv, bir kısmı Lâtin bir Hint ve Avrupa’î lisânı pekâ’lâ tahayyül olunabildiği gibi ve kâ’idelerinden bir (Lisân-ı Osmânî) yapılır. Hâsılı muhtelif lisânlar vardır ve olur da…” demek istiyorlar. heyhat Zolular, Patagonyalılar bile bugünkü ilmin vazıh mefhumlarına bu kadar isyan edemezler.

Eski uydurma edebiyat lisânının , terkiplerini yazanlar mü’essis ve makbul bir ilmi “lisâniyyât” kökünden yıkmalı, selikiyyât ilminin yok olduğunu ispat etmelidirler. Yoksa hakikat ilerler ve onu hiçbir şey tutamaz…

Kaynakça
Makale yazarı :
Ömer Seyfettin
Bibliyografya :
Kaynak :

Türk sözü, yıl: 1 sayı: 12, 26 Haziran 1330, Perşembe

Bu makale, yazının sonuna doğru “Kaynakça” ismiyle yer alan kısımda belirtilen yerden alınmıştır. Türkçe Tarih, toplumda farkındalık ve tarih bilinci oluşturmak amacıyla, tarih ve dil ile ilgili bilimsel araştırmaları derleyerek, herkesin kolayca olaşabilmesi için çalışmaktadır. Eğer bu makalenin yazarı veya sahibiyseniz ve kaldırılmasını istiyorsanız, lütfen bizimle iletişime geçin; içeriğinizi derhal kaldıracağız. Anlayışınız ve işbirliğiniz için önceden teşekkür ederiz.

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email
Takip et
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Benzer içerikler

Cumhuriyet Müzesi

Türkiye cumhuriyeti’nin kuruluşunda 2. Türkiye Büyük Millet Meclisi binası olarak hizmet veren Müze; AtaTürk ilke

Anılarda Halkevleri

Almanya’dan yeni getirtilmiş (Leybold) fizik dersi araç-gereçleri, kilitli tutulan camlı dolaplarda, deney yapabilecek öğretmeni beklerken,

Sarmatlar

Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlarda İskit dönemi son bulduktan sonra Sarmat dönemi başlamıştır. Sarmatlar M.Ö.7. yüzyılda Don

Uygurca 17. Ders

On yettinçi (17-) Ders Etigenlik derstin kéyin, ikki oquğuçi özliriniñ yéñi oqutğuçilirini körsitip çüştin kéyinki

Çürümüş hukuk

Milletimizi çöküşe mahkûm etmiş ve milletimizin gür sinesinde devir devir eksik olmamış olan teşebbüs sahiplerini,

Türkçe Tarih'e hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Daha Fazla Oku