Generic selectors
Sadece birebir eşleşmeler
Başlıkta ara
İçerikte ara
Yazılarda ara
Sayfalarda ara

Kelimelerin manaları nerededir?

Ömer Seyfettin'in Rıfat Bey'e takdim ettiği fotoğafı
Kaynak: http://earsiv.sehir.edu.tr:8080/xmlui/handle/11498/24788
Ömer Seyfettin'in Rıfat Bey'e takdim ettiği fotoğafı Kaynak: http://earsiv.sehir.edu.tr:8080/xmlui/handle/11498/24788
Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email

Biz hâlâ bugünkü hakikate asla uymayan kurûn-ı vustâ mefhumlarıyla düşünürüz. Hiçbir neticeye varmayan bütün münakaşalarımıza sebep işte bu mefhum mes’elesidir.

İctimâ’iyyatta, ulûmda, siyasiyatta olduğu gibi lisânda da bizi ihata eden hakikate, şe’niyyete yabancı kalır ve kendi kafamızdaki uydurma mefhumlarla hakikatler yapmaya çalışırız. Meselâ hakikatte bir Türk milleti vardır. Bunu mümkün olduğu kadar inkâr ederiz. Çünkü kafamızda binlerce kırılmış hayalden doğma bir “Osmânlılık” mefhumu
vardır. İsmini inkâr ettiğimiz milletimizin ancak altı asırlık tarihini alır, daha evvelki hayâtını tanımayız. Heyhat, hâlbuki altı asırda seksen milyonluk bir millet değil, hatta altı metre muhitinde bir çınar ağacı bile yetişmez… hakikatte yaşayan şey’leri birer birer inkâr ederken lisânı da unutmayız. Ve denir ki: yoktur. Bu lisân, Osmânlı lisânıdır. Osmânlı lisânı da sarfının içinde , kâ’ideler bulunan muhtelif bir lehçedir. ve iyi bilmeyen Osmânlıca yazamaz!

İlmin, fennin hakikat gibi nazarımızda hiç ehemmiyeti yoktur. Elimizde “Kamûs-i Osmânî”ler var. Bunların içinde bir kelime bulunmaz. Hep , kelimeler… “Osmânlıca” denilen düzme edebiyat dilinde ’ye zerre kadar ehemmiyet verilmez. Osmânlıca’nın içinde âdeta kuymetsiz bir safradır. kelimeleri adî, kaba, ahenksiz buluruz. Meselâ “izcilik, oymakbeyi ve ilâh…” gibi millî hareketin yeni ıstılahlarını bile şedit bir tehalükle Osmânlıca’ya tercümeye kalkarız.

Ve hakikate, ya’nî arife iltifat etmediğimizden kullandığımız ve kelimelerin ma’nâlarını da lisanî vicdanda değil, Arap ve Acem kamuslarında ararız. Hâlbuki geçen makalelerimizde anlattığımız gibi “Osmânlıca” diye hakikatte bir lisân yoktur ve olamaz da… Konuştuğumuz lisân dir. Her lisân gibi bizim lisânımıza da hariçten kelimeler girmiş ve Türk milletini kesp etmiştir. Türk sarfına diğer ecnebi sarflardan kâèide giremez. , terkip ve cem kâ’ideleri ancak o uydurma eski edebiyat lisânında yaşayabilir. Konuşurken hiçbir Türk ıstılahlardan başka , sarflarıyla yapılmış terkipler ve cem’ler kullanamaz. ’ye giren yabancı kelimelerde eski mânâlarını gâ’ib eder. Türk tecvidine göre ahengi değiştirdiğinden sonra ma’nâsını da değiştirdi.
Meselâ “mektep, şafak, tesrîr, seda” kelimelerine bakalım. Bu kelimelerin ma’nâları başka ma’nâları başkadır.

mektep: içinde ders okunacak bir yer demektir, mektep: içinde yazı yazılacak yer…

şafak: güneş doğmazdan evvelki aydınlıktır. “Şafak attı. Daha uyuyamadım.” denir. şafak güneş battıktan sonraki aydınlıktır. tesrîr: sevinmektir. tesrîr: yarı beline kadar suya dalmaktır. seda: Ses demektir. “Boğuk bir seda ile söze başladı” denir. seda ses değil, sesin aksi demektir. ’ye ehemmiyet vermeyen, ’nin varlığını inkâr eden kurûn-ı vustâ mefhumcuları bugün leşmiş olan bu kelimelerin ma’nâlarını yanlış, ma’nâlarına doğru derler. Hâlbuki lisânımızda bu kelimelerin ma’nâları doğru, ma’nâları yanlıştır.

’ye giren kelimelerin ma’nâları Arap ve Acem kamuslarında değil, Türklüğün lisânî vicdanındadır.
, kelimelerle beraber kelimelerin de ma’nâsı arifin, şe’niyyetin verdiği ma’nâdır. ne kadar çok kelimeler vardır ki eski ma’nâları bugün tamamıyla değişmiştir. Bugün; bugünkü hakikatin, ya’nî arifin verdiği ma’nâ doğrudur; eskisi yanlıştır.

Netice: deki kelimelerin ma’nâları ecnebi kamus larında değil, onları alıp sitediği gibi kendine mal eden lisânî vicdandadır. Ey gençler! Artık evvel zaman kalbur saman âlimleri gibi gözlerini ecnebi kamuslara dikmeyiniz sizi içinde yaşatan hakikati, şe’niyyeti, ırkı taktik ve tarassut ediniz. Şiveniz, sarfınız, nehviniz, üslûbunuz gibi, kelimeleriniz en doğru ve mükemmel ma’nâsını da orada bulacaksınız…

Kaynakça
Makale yazarı :
Bibliyografya :
Kaynak :

Türk sözü, yıl: 1 sayı: 12, 26 Haziran 1330 Perşembe

Bu makale, yazının sonuna doğru “Kaynakça” ismiyle yer alan kısımda belirtilen yerden alınmıştır. Türkçe Tarih, toplumda farkındalık ve tarih bilinci oluşturmak amacıyla, tarih ve dil ile ilgili bilimsel araştırmaları derleyerek, herkesin kolayca olaşabilmesi için çalışmaktadır. Eğer bu makalenin yazarı veya sahibiyseniz ve kaldırılmasını istiyorsanız, lütfen bizimle iletişime geçin; içeriğinizi derhal kaldıracağız. Anlayışınız ve işbirliğiniz için önceden teşekkür ederiz.

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email
Takip et
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Benzer içerikler

Hunların si̇lahları

Hunlarda ağır silahlar, birkaç geleneğin etkisiyle III. yüzyıla doğru ortaya çıktı. Uzun yay ve üç

Şu bizim Sinop’lu Diyojen

“Hayvanlardan en şiddetli ısıran hangisidir?” diye sordular. “Vahşi hayvanlardan insanın gıyabında konuşanlar; ehli hayvanlardan dalkavuklar.”

Türk oğlu, Sinanoğlu

2015, öyle sanıyorum ki, Türkiye’ye çok fazla şey kaybettirdi. Yitirdiğimiz en son değer ise, dünyaca

Türkçe Tarih'e hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Daha Fazla Oku