Türk halk kültüründe Hıdrellez

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email

, ortak kültürel değer olması yönüyle önemli bir yere sahip olup Türklük dünyasında ve Anadolu’da ortak inanmalarla, ortak heyecanlarla yüzyıllardır kutlanılmaktadır.

Tarihin ilk topluluklarından beri ay, mevsim yıl vb. değişiklikler törenlerle kutlanmaktadır. Avcı kültüründen tarım kültürüne geçildiğinde tarımda bolluk, bereket için çeşitli törenler yapılmaya başlanmıştır. Çeşitli kültürlerde mevsim değişiklikleri törenlerle kutlanır. İslamiyet öncesi nde bahar bayramı yapılarak kıştan sonra canlanan doğanın sevinçle karşılandığını ve şenlikler düzenlendiğini biliyoruz.

Takvimin olmadığı dönemlerde insanlar hayatlarını temel uğraş konularına göre düzenlerlerdi. Bunlar; ekin ekme, bağ bozumu, hasat, koç katımı, baharın gelmesi, tabiatın canlanması vb. gibi olaylardı. (Genç, 1995:15). Ayların, mevsimlerin, yılların düzenli geçişleri bunlara bağlı olarak bitkilerin düzenli olarak yeşermesi ve sararması, törenleri belirli bir takvime bağlamıştır. Bir yıl içerisinde doğadaki değişiklikler toplumların hayatını her zaman etkilemiş ve bu değişiklikler tarih boyunca bütün halklar tarafından çeşitli tören, ayin ve bayramlarla kutlanmıştır. (Pirverdioğlu, 2002: 44). Hayvancılıkla, tarımla uğraşan topluluklar için kışın bitip baharın gelmesi yapısal, işlevsel ve yeniden dirilişin sembolleşen başlangıcıdır.

Geleneksel ve toprağa bağlı her sosyal grubun toprakla ilgili baharı, hasadı ve kışa girişi törenlerle kutladığışenlikler vardır. Doğanın uyanması ateşle kutlanır. Çünkü ateş evreni canlandıran güneşin dünyadaki uzantısıdır. Bütün milletlerin kültürlerinde görülen yeni yıl törenleri, yaşama biçimlerine, larına, ekonomik yapılarına, inanç yapılarına uygun koşullarda, uygun zamanlarda çeşitli pratiklerle kutlanır.

bahar bayramı niteliğinde kutlanan mevsimlik bayramlarımızdandır. içinde canlılığını koruyan geleneklerden biri de “”dir. geleneği, bir bayram olarak bütün nin topluca katıldığı, kutladığı, bir takım töreleri yerine getirdiği bir bahar bayramıdır. Bu tarih kışın bitişi yazın başlangıcı, yılbaşı olarak kabul edilir. Rûz-ı Hızır (Hızır’ın günü) olarak adlandırılan günü, Hızır ve İlyas sözcükleri birleşerek halk ağzında şeklini almıştır.

’de yaşlılar yeni bir yıla erişmenin, yetişkinler geçimleri için gerekli olan hayvansal, bitkisel bolluk ve berekete kavuşmanın, gençler ve çocuklar da eğlenmenin tadını çıkarırlar Hızır ve İlyas çevresinde oluşan le adı, sosyokültürel bir sembol halini almıştır. Böylece, pratiklerde ifade edilen dileklerin kabulü için sihri-dini bir zemin yaratılarak eski Türk yaşamının ve dolayısıyla inanç sisteminin dini-büyüsel pratiklerine İslâmî renkler verilmiştir (Özdemir,1999:31-38).

Hızır ve İlyas peygamberin yılda bir kere bir araya geldikleri gündür; ancak bu beraberlikte ismi yaşatılmasına rağmen İlyas’ın şahsiyeti tamamıyla silinerek Hızır motifi öne çıkarılmıştır. Bundan dolayı Bayramında icra edilen bütün merasimler Hızır ile ilgilidir. Bunun temel sebebi, İslam öncesi devirlerde üç büyük kültürün hakim olduğu alanlarda bu yaz bayramı vesilesiyle kültleri kutlanan insanüstü varlıkların daha ziyade Hızır’ın şahsiyetine uygun düşmesi ve onunla bütünleşmesidir (Ocak,1998:313).

Halk arasında Hızır’a yüklenen çeşitli işlevler, yüzyıllardır sözlü ve yazılı ürünlerde (efsane, destan, masal, menkabe, şiir, v.b.) karşımıza çıkar. Hızır’ın sahip olduğu nitelikler insanlara şifa, sağlık, uğur getirdiği tabiattaki diriliş, uyanış ve canlılığın insana yansımasışeklinde ortaya çıkar. Hızır ile ilgili inanmalar efsane menkıbe ve benzeri şekillerle hemen her gün artarak yayılmakta ve sürekliliğini devam ettirmektedir. adıyla yapılan törenlerde O’na atfedilen bir çok nitelik, eski dönemlerin sosyal ve dinî hayatının İslâmî yapı ile tekrar şekillenerek yeni bir oluşum ortaya çıkardığı görülmektedir (Yücel, 2002:35-38).

Çağlar boyu süregelip zengin kültür değerlerinin oluştuğu , çeşitli adlarla kutlanmaktadır. Anadolu’da “”, Dobruca’ya yerleşmiş bulunan Kırım Türkleri arasında “Tepreş”, Makedonya’da “Ederlez, Edirlez, Hıdırles” gibi adlarla bilinmektedir.

Halk arasında kullanılan takvime göre eskiden yıl ikiye ayrılmaktadır: 6 Mayıstan 8 Kasıma kadar olan süre “Hızır Günleri” adıyla yaz mevsimini, 8 Kasımdan 6 Mayısa kadar olan süre ise “Kasım Günleri” adıyla kış mevsimini oluşturmaktadır. Bu yüzden 6 Mayıs günü kış mevsiminin bitip sıcak yaz günlerinin başladığı anlamına geldiği için bu kutlanıp, bayram yapılacak bir olaydır. günü Rumi takvime göre Nisanın 23. günü, miladi takvime göre Mayısın 6. günüdür ( Artun,1990:1-23).

Türk-İslâm geleneğinde günü bu buluşmayı ve bunların gelişini kutlamak için şenlikler düzenlenir.Hızır halk inanışlarına göre ölmezliğe ermiş kişidir.

İslâmiyet öncesinde de mevsimlik bayramlarımızdan olduğu halde İslâmiyet kültürü, efsaneyi İslâmî renge bürümüştür. Efsane İslâm öncesi ve İslâm sonrası motifleriyle doludur. Ortak yön Hızır’ın ölmezliği, bahar, yeşillik sembolü oluşu, her 6 Mayıs’ta Hızır’la İlyas’ın buluşmasıİslâmiyet’e rağmen bozulmamıştır (Karadağ, 1978: 69).

de şenlik, büyü, bolluk-bereket motifleri iç içedir. geleneğinin bolluk-kıtlık, yaz-kışçatışması, doğanın düzenli değişmesiyle yaratılan mitlerin kutlandığı tören, şenlik ve bayram olduğunu söyleyebiliriz. geleneği bahar bayramı niteliğinde kutlanan kültürü (izm), eski Anadolu kültürü (bolluk-bereket törenleri, ölümsüzlük), İslâm kültürü (Hızır İlyas motifi) ve Ortak Balkan Kültürü ile beslenmiş zengin kültür değerlerinin oluştuğu bir şenlik tören ve bayram bütünüdür.

İslamiyet’ten önce Türkler arasında bahar mevsiminde yapılan törenlerde önemli bir yeri olan “su” ve “ağaç” kültü varlığını le sürdürmüştür. Türklerin çok eski bir geleneği olan bahar bayramı kutlamaları Anadolu’da İslami inançlarla birleşerek zenginleşmiş ve anlamlı bir hale gelmiştir (Aras, 2002:50). Nitekim kutlamalarında gül ağacı, yeşil bitkiler, ağaçlar ve su motiflerinin sıkça kullanılması benzer uygulamaların ’daki kutlamalarda da kullanılması, törenlerinin kaynağının olduğunu göstermektedir. İslamiyet’le birlikte adınıalmıştır bu törenler (Cingöz; Santur, 1993:5).

geleneğinin doğuşuyla ilgili rivayetlerin Hızır ve İlyas üzerinde yoğunlaşmasına rağmen kutlama nedenlerini incelediğimiz zaman mevsimlik bayramlardan bahar şenlikleri olduğu öne çıkmaktadır. Baharın gelişini, doğanın canlanışını kutlamak, kışın soğuk günlerinden sonra insanlar arasında bir canlılık oluşması, uyuşukluğun atılması için şenlik yapılır.

, Hıdır-nebi ve Nevruz’da su üzerinden atlama, birbirlerinin üzerine su serpme, Nevruz’da soğuk su ile yıkanma, yeni-gün suyu ile el yüz yıa, hayvanları sulama, su dolu – ana motifi bu eski Türk inancının devamlılığını göstermektedir. ’de genellikle yakın bir pınardan getirilen suyu içme, bununla el yüz yıa, suya bakma, bu su ile kap-kacak ve diğer eşyaların yıkanması gelenekleri yerine getirilmektedir.

, doğayla barışık olma ve onlardan yararlanma dileğine dayanır. Yaratılış ve türeyişe, yeniden doğuş ve doğanın canlandırma inancına ait inanma ve pratikleri vardır. ateşinden atlama, günahlardan arınmadır. Ateş kutsanır, doğanın uyanması ateşle kutlanır. Ateş; evreni canlandıran güneşin dünyadaki uzantısıdır. ateşi, ritüelin başlamasında önemlidir. Ateş kültü pek çok uygarlıkta aydınlık, kötülükten arınma, temizleyicilik ve bereket – bolluk sembolüdür. Aynızamanda yakılan büyük ateş toprağın ısınıp uyanması simgesidir. , nde baharı, yaşama sevincini, su ve kutsal arınmayı, yenilenmeyi, uyanan doğa ile birlikte bolluk-bereketi simgeleyen anlam ve ögelerle yüklüdür.

Kutlamalarıyla İlgili Uygulamalar:

Hazırlıkları

Gerek Anadolu’da ve gerekse Anadolu dışındaki Türk topluluklarında ’in yaklaşması
ile çeşitli hazırlıklar yapılmaktadır. Evler baştan başa silinmekte, ev eşyaları, mutfak eşyaları, üst-baş
baştanbaşa temizlenmektedir. Bu çabalar Hızır Aleyhisselam’ın eve uğramasını sağlamak için
yapılmaktadır. O gün için aile reisi ev halkına yeni elbiseler, ayakkabılar almayı zorunluluk olarak
hissetmektedir. Diğer yandan günü kuzu veya oğlak kesilmesi, çeşitli yemeklerin
hazırlanması, bu arada birçok yiyeceğin hazırlanması tamamlanır. Hıdırellez’i bazı yerlerde bir gün
öncesinden oruç tutarak da karşılayanlar bulunmaktadır.

günü oğlaklar, kuzular kesilir. Eskiden yerine arabaları, at
arabalarıyla gidilirdi. Şimdi bunların yerini motorlu araçlar almıştır. Eskiden köylere yakın tekke, türbe
ve yatır yanlarında eğlenceleri yapılırmış, bugün yalnızca ağaçlık yerlere gidiliyor. Bu yerler
köyün konumuna göre dere kenarı, deniz kenarı, harman yeri veya ağaçlık bir alandır.

den bir gün önce sağmal hayvanı olmayan evlere süt dağıtılır. Özellikle sütten börek veya
sütlaç yapılır. için bir gün önceden hazırlanan yiyecekler genellikle hamur işleridir. Bunlar
börek, yumurta, peksimet, poğaça, kolaç, kalburüstüdür. Mısır pişilir, nohutlu ekmek yapılır.

Ayrıca kuyruk adı verilen yiyecek tepsisi için konulacak yiyecekler hazırlanır. Bu tepsiye isteğe göre
her türden yiyecek konur. Bazı köylerde buna teferrüç tepsisi adı yerilir. Tepside börek, mısır ve piliç
bulunur, ’e çağırma işini yıl kuyruğu satın alan kişi yapar. Satın almada karşılık olarak hiç bir
şey verilmez, satış temsilidir. Buna “Kuyruğu satın almak ve kuyruğu satmak” denir. Köylüden ev ev
toplanan niyet eşyalarını koymak için bir çömlek bulunur. Eğer seyirlik köy oyunu oynayacaksa önceden
giyecek ve aksesuarlar toplanır, oynanacak oyunun gereçleri önceden hazırlanır.

şenliklerinin yapıldığı harman yeri, köy meydanı veya ağaçlık alana eğrek veya sığır
iğreği adı verilir. Bu geniş bir alandır. Her evden toplanan simgeler bir çömleğe konur. Çömlek suyuna
40 yeşil ot yaprağı konur. Çömleğe dere suyu konur. Çömleğin ağzı yeşil veya kırmızı bir yaşmakla
kapatılır. Çömlek, açmamış bir gül fidanının dibine gömülür. Bazı köylerde evlerden simge
toplanırken evin evlenmemiş en büyük kızından kısmet açma-kilit açma adı verilen en yakın zamanda
evlenmesi için alınır. Çömleğe eşya koyma ve daha sonra niyet çekme âdetine martafal denir. den
bir gün önce komşularla yardımlaşılarak çöreği yapılır. Çöreğin içine para konur.

günü ip atlanır, salıncakta sallanılır. Salıncakta sallanırken saçını tarayanların saçlarının
uzun olacağına inanılır. Salıncakta sallanılırken kucağa kocaman bir taş alınır. Böylece hayvanlardan
elde edilecek tereyağın kucağa alınan taş kadar büyük ve bereketli olacağına inanılır.

Toplu yemek yenir. Köy ortasına yahut ’in yapıldığı harman yerinde kurulur. Bu
toplu yemek yeme olayına kurma denir. Yemekte tatlının olması şarttır. Yatırların başında oğlak kesilir
ve eğlenceler düzenlenilir.Kızlar darbuka, daire ile türküler söylerler, maniler atarlar, halay çekerler, çeşitli
ritüel kökenli seyirlik oyunlar oynanır.

Geleneğe uygun olarak Anadolu’nun birçok bölgesinde “Hıdırlık” denilen mesire yerleri
mevcuttur. Bu bölgelerde mezarlık, yatır vb. gibi çevre halkınca mukaddes kabul edilen, adak adanan
veya bez, çaput bağlamak gibi bazı geleneklerin sergilendiği yerler vardır.

Eskiden kurbanlar tığlanır, ziyafetler ve akşamına Aynü’l cemler yapılırmış. Hızır’ın şifa ve
sağlığa kavuşturucu niteliğine dair inanışlar vardır. günü bütün canlıların, bitkilerin
ağaçların yepyeni bir hayata kavuşacağı, dolayısıyla Hızır’ın gezdiği, ayağını bastığı yerlerde yayılan
kuzuların etinin, insanlara şifa, sağlık ve canlılık vereceğine inanılır (Güngör,1957:70).

Erkekler kadınların, kızların yaptığı eğlencelere katılmazlar. Ayrı yerde otururlar. günü
genç, yaşlı mutlaka salıncakta sallanır. Bundan amaç günahlardan arınmadır. Erkekler kendi aralarında güreş tutarlar. Kızlar maniler, türküler söyler. Çocuklar körebe, çelik-çomak, tura bırakmaca, bezirgan başı gibi
oyunlar oynarlar. Kadınların bazıları tepsi çalar. Bir grup hem oynayıp hem söylerler.

günü genç kızlar kısmet çıkması için nişanlıların arkasından koşar. Onlardan şeker yer, bastığı
yere basar. Yeni gelinin çeyizlik şalvarı giyilir.

Gecesi Âdetleri ve İnanmalar

ile ilgili çeşitli adet ve inanmalar vardır. Bunları şöylece sıralayabiliriz:

- gecesi veya üç gün önce sokak kapısının üzerine mushaf konur. İnsanlar ve hayvanlar
bunun altından geçer. Bunun amacı hayvanların sağlıklı olması ve bol süt vermesidir. İnsanlara uğur
getirir.

- gecesi gün doğmadan önce teneke çalınır. Bundan amaç köstebekleri bahçeden
çıkarmaktır. Bütün komşular yarış halinde teneke çalarlar. Bahçedeki köstebekleri kovalarken, komşunun
kovaladığı köstebeklerin de bahçeye girmesini engeller.

-den bir gün önce 40 çeşit ot toplanıp kaynatılır, posaları süzülür. Banyo suyuna katmak
için bekletilir.Kına vurulur, buna kınası denir.

- gecesi bir gül fidanının dibine dilekler adanır, dilekler şekillerle belirlenir. Ev istenirse
topraktan, kiremitten ev, bebek istenirse bebek, para istenirse gül dibine gümüş para konur. Dileklerin gerçekleşmesi için uğuruna içtenlikle inanmak gerekir. İnanmayanların dilekleri gerçekleşmez.

-Bereketli olması amacıyla gece yemekte ilk lokma ısırılıp yutulmadan çıkarılır, kağıda sarılıp bir saksıya
konur. Bu işler yapılırken dua okunur, bereket dilenir.

-’in uğuruna inananlar mutlaka rüya görürlermiş, sabah bu rüyaları yaşlılar yorumlayarak
yılın iyi veya kötü geçeceğini söylerler.

- gecesi iki tane ekmek mayalanır, kenara konur. Birine varlık diğerine yokluk denir.
Sabah niyet tutulan hamur kabarırsa o yılın var yılı eğer kabarmazsa yok yılı olacağına inanılır.

- gecesi her evin kapısına yeşil otlar, özellikle ısırgan otu asılır. Bundan amaç hayvanların
bol süt vermesidir. Diğer bir inanmaysa gecesi ısırgan asılan eve yapılan büyü tutmaz.Yapılan
büyü bozulur .

- gecesi ’i karşılamak için silahlar atılır. Büyük coşku vardır.

- gecesi maşalar tuvalete batırılıp hayvanların ayaklarına atılır. O hayvanları çalan olursa
işe yaramaz, çünkü sütleri ve eti kötü kokar.

  • Genç kızlar ve delikanlılar temiz bir tenekeye ağzına kadar su doldurup bunu evin herhangi bir
    yerine koyarlar. Sabah herkesden önce kalkıp hiç kimseye görünmeden o suya bakan ve güzelleşmek için
    dua eden kişinin bir yıla kadar duası kabul olurmuş. Hatta yüzünde bir sivilce bile çıkmazmış. Özellikle cildi
    bozuk sivilceli gençler de suya bakma âdetini yaparlar.
  • - gecesi dört yol ağzında ateş yakılır, eski hasırlar yakılır, üzerinden en az üç kere atlanır.
    gecesi ateşin üstünden atlanınca bir kış boyu insanın üzerine çöken uyuşukluğun ve hareketsizliğin
    ve atılacağına inanılır. Aynıczamanda inanışa göre atlama anında dertler kederler de dökülürmüş.
  • gecesi ateşten atlayanlara pire gelmez. Ateşten atlamak kötülükleri yok eder,
    gecesi yakılan ateş pislikten arındırır, dedikoduları engeller. Yüzler yanmasın diye siyaha boyanır.
    ateşine “Hastalıklar, kötülükler, dağlara taşlara olsun.” diyerek taş atılır. Bu âdete ateş
    taşlama denir. gecesi iki ucu iple bağlanan yeşil soğan yaprağı bir boyda kesilir. Bir tanesi dilek
    dilenir. Dilek tutulan uç uzamışsa dilek yerine gelir.
  • Ahır kapısına cadılar girip hayvanlara zarar vermesin diye ısırgan otu asılır.
  • gecesi yaşlı kadınlar birer parça ot alarak kimin daha once öleceğini anlamak amacıyla bu
    otları çalılara dizerler. Sabahleyin kimin koyduğu ot canlılığını yitirdiyse onun önce öleceğine inanılır.

-Yaşlı kadınlar hamur yoğurur. Birisine nohut kadar maya katarlar, diğerine hiç katmazlar.
Hamurlardan biri seçilir. Sabah seçilen hamur kabarmışsa o yıl ailede varlık olacağına inanılır. Buna var
mayası ve yok mayası denir.
-Bolluk bereket için su yalağına buğday atılır. gecesi bir genç kız rüyasında bir
delikanlıyla buğday biçerse o, onun kısmeti olurmuş.
gecesi kapı yanına taş konur. Eğer taşın altı karınca dolarsa o yıl bolluk, bereket
olacağına inanılır.

  • gecesi Hızır Peygamber kimin kapısna gelirse onun bolluk içinde yaşayacağına
    inanılır. Aynca Hızır Peygamber gökte uçarken sütler maya katmadan mayalanır.
  • gecesi kızlar yatmadan önce niyet tutarlar. Başörtülerinin üstüne gül yaprağı serperler.
    - gecesi sağlık için gül fidanına eşyalar asılır.
    - gecesi göğün açılacağına inanılır. Yaşlı kadınlar göğün açılışını görmek için
    uyumazlar.
    Sabahı Uygulamaları ve İnanmaları
  • sabahı gün doğmadan kalkılır dut ağacına kurulan bir salıncakta sallanılır. “Derdim
    aşağı, kendim yukarı” denir. Böylelikle dertlerden silkinileceğine ve bir yıl boyu mutlu olunacağına
    inanılır.
    -Sabah güneş doğmadan kalkılır. Dut ağacının köküne “Dut, belimin ağrısını yut” diyerek bel vurulur.
    Böylelikle bel ağrılarından ulacağına inanılır.
  • sabahı dere veya deniz kenarına gidilip sağlık için el yüzyıkanır.
    - sabahı çimenlerde sağlık, uğursuzluktan ve baş dönmesinden arınmak için
    yuvarlanılır.
    -den bir gün önce toplanan 40 çeşit ot (Kekik bol miktarda konur, su kekik kokar) dere
    suyuyla kaynatılır. Otların posaları süzülür. O suyla sabahı yüksek bir yere çıkılır. İnanışa göre ne
    kadar yükseğe çıkılırsa saçların o kadar uzayacağına, sağlıklı ve parlak olacağına inanılır.
    -Güneş doğmadan önce kırlara çıkılır, çiçek ve otların üstündeki çiğler toplanır, ele yüze sağlık
    ve siğilleri yok etmek için sürülür. Bu çiğle mayalanan sütün yoğurt olacağına inanılır. Ayrıca bir gece
    önceden dışarıya asılan yünden yapılmış giysi ve çorapların üstüne çiğ yağarsa güve tutmayacağı inancı
    yaygındır. Bunlar güneş doğmadan toplanır. Çiğle el yüz yıanın diğer adı tendiriz olma vücudun
    canlı, diri olmasıdır.
    -Genç kızların, akraba delikanlıların veya nişanlıların özel eşyaları gecesi köyün içinde bir gül
    dibine gömülür. Delikanlılar bueşyaları sabahı gün doğana kadar bulmak zorundadırlar. Aksi
    halde eşyasını saklayanın dileğini yerine getirmek zorundadır.
    -Salıncakta sallanırken bir ağaç dalı kopartılır. Sallanırken “Dağlara, taşlara, ulu ulu ağaçlara hastalık,
    bana sağlık” diyerek dal atılır. Bu yolla hastalıkların vücuttan atılacağına inanılır.
    Hızır’a Yüklenen Özellikler:
    1) Hızır zor durumda kalanların yardımına koşarak insanların dileklerini yerine getirir.
    2) Kalbi temiz, iyilik sever insanlara yardım eder.
    3) Uğradığı yerlere bolluk, bereket, zenginlik sunar.
    4) Dertlere derman, hastalara şifa verir.
    5)Bitkilerin yeşermesini, hayvanların üremesini, insanların kuvvetlenmesinin sağlar.
  • 6) İnsanların şanslarının açılmasına yardım eder.
  • 7) Uğur ve kısmet sembolüdür.
  • 8) Mucize ve keramet sahibidir.
  • de Yapılan Uygulamalar:
  • a) Kısmet ve Şans Talebine Yönelik İnanç ve Âdetler:
  • Çocuğu olmayan kadınlar gül dalına veya ağaç dalına salıncak kurup, içine oyuncak bebek
    bırakır.
  • 5 Mayıs gecesi dileği olanlar için taze soğanın iki yaprağını uçlarından eşit olarak kesilir.
    Uçlardan birisine iplik bağlanıp dilek tutulur. Ertesi gün iplik bağlanan yaprak uzamışsa tutulan
    dileğin
    gerçekleşeceğine
    inanılır.
  • “Niyet Çömleği” hazırlanır. 5 Mayıs günü bir çömleğin içine bekar kızlardan toplanan
    yüzük, kolye, boncuklar vb. konur. Çömleğin içerisi su ile doldurulur. Çömleğin ağzına yeşillik konur,
    üzeri kırmızı yemeni ile örtülüp, bir kilit ile kilitlenir ve bir gül ağacının dibine saklanır. Ertesi sabah
    kızlar toplanırlar. Çömleğin başına genç bir kız oturtulur. Kısmetinin açılması dileği ile kilit kızın
    başında açıldıktan sonra sıra ile maniler söylenerek çömlekten eşyalar çıkarılır.
    Yapılan bu törenin kızların kısmetlerini açmada etkili olduğu düşüncesi, bitki ruhunun, yaşam
    üzerinde de hızlandırıcı ve bereketlendirici bir etkiye sahip olduğu inancıyla açıklanabilir.
    b) Şifa ve Sağlık Talebine Yönelik İnanç ve Âdetler:
  • Çimenlerin üzerinde yuvarlanılır veya takla atılır.
  • Hastalığı olanlar elbisenin bir parçasını gül dalına asarlar.
  • Kelimenin baş harfi (s) olan yiyecekler yenir. Süt, soğan, sarımsak, susam, simit, sarma,
    salep, su böreği vb.
  • 5 Mayıs gecesinin en yaygın uygulamalarından birisi de ateşin üzerinden atlamadır. Ateşten
    atlama yaz mevsimine çıkılmasını kolaylaştırdığı gibi insanların günahlarından arınarak hafiflik
    masını da sağlamaktadır. Bu uygulama arınmadır. Canlılığı, tehlikeye düşürecek kötülüklerden
    temizleyip armak.
    c) Bereket, Bolluk ve Uğura Yönelik İnanç ve Âdetler:
  • Kapı, pencere, ambar ve yiyecek kaplarının ağzı açık bırakılır.
  • İçinde para bulunan kaseler gül dalına asılır veya dibine bırakılır. Bu paralar ertesi gün
    alınarak cüzdanlarda saklanır ve yıl boyunca harcanmaz.
  • Meyve vermeyen ağaçlar balta ile korkutulur.
  • Karınca yuvalarından alınan toprak saklanır. Bu toprak para cüzdanlarına da konabilir,
    evdeki erzaklara da katılabilir.
  • Evlere yeşil dallar asılır.
  • Sabah erkenden bitkilerin üzerindeki çiğlerden toplanarak sütün içerisine bir iki kaşık konur.
    Mayasız sütün yoğurda dönüşmesi“Hızır’ın gelmesi”, “elini değdirmesi” şeklinde yorumlanmaktadır.
  • Un tahtasına un elenir, ertesi sabah unun üzerinde iz varsa Hızır’ın üzerinden geçtiğine,
    evden bolluk, bereketin eksik olmayacağına inanılır.
    d) Mal, Mülk ve Servet Talebine Yönelik İnanç ve Âdetler:
    -Dileklerin kum, taş, tuğla, tahta vb.’den örnekleri yapılır ve 5 mayıs gecesi gül ağacının
    dibine bırakılır.

Kaynakça
Makale yazarı :
Prof. Dr. Erman ARTUN
Bibliyografya :

Antonijevic, Drogoslav; 1979, Vitanjiske, Brumalije savremem maskirane povarke Balkanskih naroda
Balkaninca X, Beograd
Boratav, Pertev Naili;1978, 100 Soruda Türk Folkloru, İstanbul
Cajkanovic, V.; 1973, Mit i religija v Srba. Beograd
Fisher,E.; 1985, Sanatın Gerekliliği, Ankara
İnan, Abdülkadir; 1954, Tarihte ve Bugün Şamanizm, Ankara.
Karadağ, Nurhan; 1978, Köy Seyirlik Oyunları, Ankara
Kostic, Petar;1972, Preklo i Znacenje Godisnjih Obicaja, Beograd
Köprülü, M.Fuat; Türk Edebiyatının Menşei, Millî Tetebbular Mec. c.II.
Meydan Larousse; 1969, 5.cilt, Hızır Maddesi, İstanbul
Nutku, Özdemir; 1985, Dünya Tiyatro Tarihi, İstanbul

Prosic, Mirjana; 1976, Obredna Praska ve Srbiji, Teorijko Hipoteticki okvir za proucavanje Poklada kao
obreda prelaza, Etnoloske Sveske I, Beograd
Artun, Erman * Halk Kültüründen Derlemeler (1990), “Hıdrellez Özel Sayısı”, Ankara l990, s. 1-23
[1] Abdulhaluk Çay, Hıdrellez “Kültür Bayramı” Ankara, 1990
[2] Gösterilen bu kaynakçalardan hariç şu kaynaklar da bulunmaktadır:
Kerim Yund, “Türkiye’de Hıdrellez”, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, c.6, nr. 130, s. 2139
Meysun Erşangil, “Hıdrellez”, Folklor, sayı: 13-15, Mayıs – Temmuz 1970, s. 20
Murat Uraz, “Hıdırellez ve Hızır ile İlyas”, Türk Folklor Araştırmaları, Sayı: 346, ( Mayıs 1978 )
[3] Ali Yakıcı, “Hıdrellez Geleneği’nin Türk Halk Şiiri’ne Yansıması”, Milli Folklor 2 ( 10, 1991 ) s: 21
[4]Mirali Seyidov, Azerbaycan Mifik Tefekkürünün Gaynagları, Bakü 1983, s. 130; Aynı yazar, “Türk Boylarında Hızır İnancı I.”, Azerbaycan, Sayı: 239 ( Mayıs 1982 ), s. 10
[5] Ahmet Yaşar Ocak, İslam – Türk İnançlarında Hızır Yahut Hızır – İlyas Kültü, Ankara 1985, s. 136
[6] Ahmet Yaşar Ocak, s.136; Ahmet S. İğciler, “Hıdırellez”, Çevren, Sayı: 41 ( Priştine, Mart 1984 ), s. 66; Muhteşem Öksüzcü, “Yazın Başlangıcı Hıdırellez”, Sümerbank, Sayı: 11 ( 5 / 1962 ) , s. 58 s
[7] Bedri Noyan, “Hıdrellez”, Ege Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Araştırma Dergisi, 3. c. ( 1984 ), 129 – 139
[8] Ahmet Turan, “Hıdrellez: Kültür ve Bahar Bayramı”, Milli Folklor, 6 Haziran 1990, 13 – 15 ss. ( Doç. Dr. Ali Berat Alptekin, “Hıdrellez”, Görgü Ansiklopedisi, s.124 )
[9] Abdülkadir İnan, Şamanizm, s. 132 – 134; Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara 1990, s. 40
[10] Mahmut Rişvanoğlu, Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm, İstanbul 1978, s. 168
[11] Ateşten atlama geleneği ile ilgili olarak bk. Mahmut Rişvanoğlu, s. 169; Isparta İl Yılllığı 1967, Ankara 1968, s. 108; Rahmiye Malcıoğlu, “Bursa’da Hıdırellez”, TFA, sayı: 222 ( Şubat 1968 ), s. 4635; Ali Rıza Yalgın, “Uludağ Türmen Etnografyası, 4) Yerleşmeler 5) Isı-Işık, TFA, Sayı: 10 ( Mayıs 1950 ), s. 152; Selim Sami İşçiler, “Tekirdağ’da Hıdırellez”, TFA, Sayı: 47 ( Haziran 1953 ), s. 747
[12] [13] Abdulkadir İnan, Eski Türk Dini, s. 204 Kemal Güngör, “Anadolu’da Hızır geleneği ve Hıdrellez törenlerine dair bir inceleme”, Türk
Etnografya Dergisi, Sayı: 1-2 ( 1956 – 1957 ), s.70

Kaynak :

Bu makale, yazının sonuna doğru “Kaynakça” ismiyle yer alan kısımda belirtilen yerden alınmıştır. Türkçe Tarih, toplumda farkındalık ve tarih bilinci oluşturmak amacıyla, tarih ve dil ile ilgili bilimsel araştırmaları derleyerek, herkesin kolayca olaşabilmesi için çalışmaktadır. Eğer bu makalenin yazarı veya sahibiyseniz ve kaldırılmasını istiyorsanız, lütfen bizimle iletişime geçin; içeriğinizi derhal kaldıracağız. Anlayışınız ve işbirliğiniz için önceden teşekkür ederiz.

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email
Takip et
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Benzer içerikler

Azerbaycan Türkleri

Azerbaycan halkının ulu kökleri daha MÖ III. bin yıllardan Azerbaycan topraklarında yaşayan Kutiler, Lullubeler, Kaslar,

Uygurca 43. Ders

Qiriq üçinçi (43-) Ders – Orxun Şecerisi Davami Bu ikkisi qandaqtur yene birer köñülsiz xeverni

Dış siyasetimiz

Dış siyasetimizde dürüstlük, memleketimizin güvenliğine ve gelişiminin korunmasına dikkat, hareket tarzımıza kılavuz olmaktadır. Esaslı düzenleme

Uygurca 48. Ders

Qiriq sekkizinçi (48-) Ders – Qoşaq Qattim Yarimğa Kırk Sekizinci (48.) Ders – Koşuk Koştum

Şu bizim Sinop’lu Diyojen

“Hayvanlardan en şiddetli ısıran hangisidir?” diye sordular. “Vahşi hayvanlardan insanın gıyabında konuşanlar; ehli hayvanlardan dalkavuklar.”

Türkçe Tarih'e hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Daha Fazla Oku