Tufan Efsanesi

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email

boylarında söylenen Dünya Tufanı efsane­sine ait rivayetler birçok folklorcu ve seyyahlar tarafından tesbit edilmiştir. Bu efsanelerin temelini müslüman ve hıristiyan kay­naklarından gelen “ Nuh Tufanı hikâyesindeki unsurlar teş­ kil etmektedir. Şamanistler bu hikâyeyi kendi tanrıları hakkında söylenen efsanelerdeki motiflerle süslemişlerdir, öz Altaylıların efsanesi X I X . yüzyılın ortalarında Verbitskiy tarafından tesbit edilmiştir; başka folklorcuların tesbit ettikleri rivayetlere nisbetle daha uzuncadır. Bu rivayete göre tufandan önce yer yüzünün hükümdarı Tengiz (Deniz) Han idi. O zamanda Nama adlı meşhur bir adam vardı. Tanrı- bu adama dünya tufanı olacağını, insanoğullarını ve hayvanları kurtarmak için sınanmış sandal ağacıdan(adıra sandal ağaç) gemi yapma­sını buyurdu. Nama’nın Soozunuul, Saruul ve Balıksa adlı üç oğlu vardı. Nama bu oğullarına, dağ tepesinde gemi yapma­larını emir verdi. Gemi, Ülgen’in öğrettiği ve gösterdiği gibi yapıldı. Nama, Ülgen’ in buyruğu ile, insanları ve hayvanları gemiye aldı. Nama’ nın gözleri iyi görmezdi. Gemidekilere sordu: “ bir şeyler görüyor musunuz?” — “ Yer yüzünü sis kap­lamış, müthiş karanlık basmış “dediler. O zaman yerin altından, ırmaklardan, denizlerden karalara sular fışkırmıya başladı,
gökten de yağmur yağıyordu. Gemi yüzmiye başladı. Gök ve sudan başka bir şey görünmüyordu.. . Nihayet sular çekilmiye başladı. Dağların tepeleri göründü. Gemi, Çom goday ve Tuluttu dağlarında karaya oturdu. Suyun derinliğini öğrenmek için Nama kuzgunu gönderdi. Kuzgun dönmedi; kargayı gönderdi, o da dönmedi; saksağanı gönderdi, o da dönmedi. Nihayet gü­vercini gönderdi. Güvercin, gagasında bir dal ile, geri döndü. Nama kuzgun, karga ve saksağanı görüp görmediğini sordu. Güvercin bunları gördüğünü, her üçünün de leşe konup gaga­ladıklarını haber verdi. Nama onlar kıyamete kadar leş ile geçinsinler, sen benim sadık hizmetçim oldun; kıyamete kadar benim evlâdımla beraber yaşa” dedi. Tufandan sonra Nama Yayaçı (yaradıcı) ve Yayık (tufan) Han adiyle tanrılar sırasına geçti. Yeni nesiller ona kurban kesmekte devam ettiler.

G . Potanin tarafından tesbit edilen Uryanha (Tuba) rivayetine göre yer, bir kurbağa üzerindedir. Kurbağa kımıldanırsa tufan olur. Eski bir zamanda bu kurbağa kımıldanmış ve yer yüzünün büyük denizi (ulu . talay) dalgalanmış, kaynar gibi olmuş, tufan olmuş. Bu felâketi önceden sezen bir ihtiyar demir çivili sal (temir kadalu sal) yapmış, bununla insan neslini ve
hayvanları kurtarmış. Bu sal şimdiyedek bir yerde bulunmak­tadır.

A . V . Anohin’nin tesbit ettiği rivayete göre tufan olacağını demir boynuzlu gök teke (temir müüstü kök-teke) haber ver­miştir. Bu teke yedi gün dünya çevresinde dolaşmış, acı acı melemiş (bağırmış), yedi gün deprem olmuş, yedi gün dağlar ateş fışkırmış… Yedi gün yağmur yağmış; yedi gün fırtına
ile dolu yağmış; yedi gün kar yağmış.

Tufan olacağını Ülgen ve altı kardeşi bilmişler ve bir gemi yapmışlar, böylece insan ve hayvan neslini kurtarmışlar.

Nam a (yahut Yayık Han)nm gemisinin son durağı, Altaylılara göre, dağlarından birindedir. Fakat her boy kendi çevresinde bulunan yüksek dağlardan birini gösterir. Bazı Altaylılar Yal Möngkü dağını, bazısı da Iyık dağını gösteriyor­lar. Kuzey Altaylılara göre Nama’nın gemisi Uludağ denilen dağın tepesinde şimdiye dek durmaktadır.

Şamanistlerde söylenen Tufan efsanesinin samîlerin Tufan hikâyesinden alınmış ve şamanizm unsurlariyle süslenmiş ol­duğu açıkça görülmektedir. Bununla beraber tanrılardan biri­nin Yayık (büyük su) Han adını taşıması dikkate değer. Büyük Türk ırmaklarından birinin adı olan Yayık (şimdiki adı Ural) Ptolemeos’den beri malûmdur, “ yaygın su” anlamını ifade eder. İhtimal ki eski zamanlarda şamanizmin kendine mahsus bir tufan efsanesi bulunmuş, sonraları samîlerin efsanesiyle karıştırılmıştır.

Kaynakça
Makale yazarı :
Abdülkadir İnan
Bibliyografya :
Kaynak :

Tarihte ve Bugün Şamanizm – Materyaller ve Araştırmalar,  Türk Tarih Kurumu Basımevi – Ankara, 1986, s. 22-23

Bu makale, yazının sonuna doğru “Kaynakça” ismiyle yer alan kısımda belirtilen yerden alınmıştır. Türkçe Tarih, toplumda farkındalık ve tarih bilinci oluşturmak amacıyla, tarih ve dil ile ilgili bilimsel araştırmaları derleyerek, herkesin kolayca olaşabilmesi için çalışmaktadır. Eğer bu makalenin yazarı veya sahibiyseniz ve kaldırılmasını istiyorsanız, lütfen bizimle iletişime geçin; içeriğinizi derhal kaldıracağız. Anlayışınız ve işbirliğiniz için önceden teşekkür ederiz.

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email
Takip et
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Benzer içerikler

Osmanlı aydınları

“Eski Türkiye’de güzideler sınıfı, halka ait ne varsa bayağı, adi, amiyane görür, bundan dolayıdır ki

Anıtkabir Mezar Odası

“Büyük ölülere matem gerekmez, Fikirlerine bağlılık gerekir.” Mustafa Kemal ATATÜRK Atatürk’ün ebedi istirahatgâhı: Anıtkabir’in mezar

Türkçe Tarih'e hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Daha Fazla Oku