Generic selectors
Sadece birebir eşleşmeler
Başlıkta ara
İçerikte ara
Yazılarda ara
Sayfalarda ara

Memleket nereye gidiyordu?

Ali Fuat Cebesoy Atatürk'ü anlatıyor
Ali Fuat Cebesoy Atatürk'ü anlatıyor
Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email

Üçüncü sınıfta derslere başladığımız zaman artık genç dimağlarımız derslerden başka şeylerle de ister istemez meş­gul oluyordu. Günde kaç defa «Padişahım çok yaşa!» diye bar­ bar bağırdığımız devrin Padişahı Sultan Abdülhamid II. gözümüzden yavaş yavaş düşüyordu. Tıbbiye’deki genç ve aydın hürriyet taraftarlarının sürgünlere gönderilip ocaklarına incir dikildiğini duydukça âdeta feveran ediyorduk. Bir gün bizimde başımıza böyle bir şey gelebilirdi. Devlet idaresinin iyi iş­lemediğini, suistimallerin alıp yürüdüğünü, memurların ve subayların maaşlarını alamadıklarını, buna mukabil saraya mensup sırmalı hafiyelerle tevabilerine maaşlarından başka keseler dolusu altın verildiğini haber aldıkça, Sultan Hamid’e esasen pek de kuvvetli olmayan güvenimiz büsbütün sarsılı­yordu.

Ordunun fena eller idaresinde değer ve itibarını kaybet­tiğini görüyorduk. Merkezi Şam’da bulunan 5. Ordu’da seri ateşli toplar bile yoktu. Talimler, ancak Nuhunebîden kalma toplarla yapılabiliyordu.

Donanma da kara ordusundan pek farklı değildi. Sultan Aziz devrinin muazzam armadasından hazin bir hâtıradan başka bir şey kalmamıştı. Toplarının kamaları çıkarılmış, ge­miler Haliç’te âdeta çürümeye mahkûm edilmişti. 1897’de donanmanın Çanakkale Boğazı’ndan çıkması hâdise olmuştu. Yolda savaş gemileri birbirlerini kaybetmişler, kazanlar pat­lamıştı. Hattâ şiddetli yağmurlarda deniz subaylarının, kama­ralarından içeri giren sulardan kendilerini muhafaza için şemsiye ile oturdukları rivayet olunuyordu. Fakat kimse or­taya çıkıp:

— Nereye gidiyoruz, memleketi nereye götürüyorsunuz?

Diye soramıyordu, sormak cesaretini gösteremiyordu. Şarkın alışık olduğu miskin bir tevekkül içinde susuyordu. Çünkü Padişahtan ve onun hafiyelerinden korkuyorlardı. Hürriyet taraftarlarının âdeta omuzlarına basarak 31 ağus­tos 1876 da tahta çıkan Sultan Hamid, en müstebit hükümdar­lardan biri olmuştu. Memlekette hürriyet yoktu. Biz genç Harbiyeliler, Fransız ihtilâli Beyannamesi’nde insan hak ve hürriyetlerine verilen önemi gizli de olsa okumuş ve öğrenmiştik.

Kaynakça
Makale yazarı :
Ali Fuat Cebesoy
Bibliyografya :
Kaynak :

Sınıf arkadaşım Atatürk okul ve genç subaylık hatıraları, Cumhuriyet yayınları, 1997- İstanbul, s. 32-33

Bu makale, yazının sonuna doğru “Kaynakça” ismiyle yer alan kısımda belirtilen yerden alınmıştır. Türkçe Tarih, toplumda farkındalık ve tarih bilinci oluşturmak amacıyla, tarih ve dil ile ilgili bilimsel araştırmaları derleyerek, herkesin kolayca olaşabilmesi için çalışmaktadır. Eğer bu makalenin yazarı veya sahibiyseniz ve kaldırılmasını istiyorsanız, lütfen bizimle iletişime geçin; içeriğinizi derhal kaldıracağız. Anlayışınız ve işbirliğiniz için önceden teşekkür ederiz.

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email
Takip et
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Benzer içerikler

Uygurca 36. Ders

Ottuz altinçi (36-) Ders – Bar Yoq Polat Amérikida işleydu. U Şincañğa bérip tuğqan yoqlaşni

Uygurca 54. Ders

Ellik tötinçi (54-) Ders Sattar Tursunayniñ işxanisiğa kirip parañlişidu. 1 — Ettigen sa’et qançide öydin

Orduya Beyanname

Arkadaşlar!Milletimizi yabancıların elinde köle olmuş görmemek için giriştiğimiz bu muharebede Sakarya muzafferiyeti gibi adı daima

Kazakça Dersleri – 15

2-27 — Jambıldıñ mwzeyin körsete alasıñ ba? 2-27 — Jambıl’ın müzesini gösterebilir misin? Jak —

Türk atları

Türk atları kadar insana alışmış hiç bir hayvan yoktur. Bunlar sahiplerini ve kendilerine bakan seyisleri

Türkçe Tarih'e hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Daha Fazla Oku