Aziziye Harikası

 

Erzurum’dayız. Şehirden önce şehirliği konuşalım. Kalıpta gövde, ne çıkar, eğer içindeki ruh kalpsa. Alevli ruh, asîl ve coşkun ruh, büründüğü gövde o kadar gösterişli değil mi ne zarar ?İçteki ruh dıştaki maddeye bir ışık gibi vurduysa o madde ne olsa güzeldir.

“93” harbi; Şark cephesinde Rus ordularını üç dört defa yenmiştik. Fakat biz her yendikçe eksilerek zayıfladığımız ve düşman her yenildikçe artarak kuvvetlendiği için nihayet Erzurum’un on kilometre ensesindeki Deveboynu’na ric’at ettik. Orada son meydan muharebesini veriyoruz. Düşman serbest kalan kuvvetlerini de oraya getirmiş, biz elde kalan kuvvetle oraya dikilmişiz. O, kuvvetinin son mertebesinde, biz son kuvvetimizdeyiz. Buna rağmen şosenin garbındaki sağ cenahımız muzaffer, Rusları kovalıyor; sırtın öte ucundaki sol cenahımız muhkem, bütün saldırışlara göğüs geriyor; fakat şosenin solundaki merkez; bir kaya gibi dayanıp dururken ne oldu, birdenbire bir panik; Uzunahmet köyü sırtlarından aşağıya doğru askerlerimiz silkelenmiş bir dut ağacı gibi sapır sapır dökülüyorlar. Derhâl kovalayan sağla duran, solu da kaçan, ortayla beraber geriye çekerek Erzurum istihkâmlarına sığındık.

Eğer düşman Erzurum’u da alırsa… Anadolu da Rumeli’ye dönecek. Her yerde, her vakit, kara ruhlar ve ak ruhlar vardır. Hangisinin rengi galebe çalarsa orada ya geceyi, ya gündüzü göreceksin. Erzurum müftüsiyle ünlü. Erzurumlulardan Hacı Abdurrahman riyasetinde bir heyet Kumandan Ahmed Muhtar Paşaya gittiler. Mantıkları kuvvetliydi. Ne Rumeli’de, ne Kafkas cephesinde devlet orduları dayanamadıktan sonra, Erzurum şehri tek başına mı karşı koyacak beyhude belâya uğramamak için. Kumandan şehri de, kaleyi de bırakıp gidip başka yerde harbetsin. Kara ruhta nefis her şeyden üstündür. -Peki, halk ne düşünüyor? Halk ne düşünecek? Arabzade Ali’nin başkanlığı altında halk büyük bir miting yaparak toplandı; on iki yılın alın teriyle yapılan bu tabyalar önünde bütün halkın bedeni ikinci bir tabya gibi serilmedikçe düşman bu şehre giremez. Kütledeki ak ruhun lâv gibi kükreyişi; on binlerle halk and içiyor..

Keskin bir ışık baskınına uğrayan gölge ne olur? Tanzimat kitabetinin “Devre-i Muttasıla” dediği birleşik tabyalar düzde, yalnız Topdağındaki Mecidiye ve Aziziye tabyaları üsttedir. Üst gidince düz gitti demek. Topdağı, Erzurum’un şarkında; Mecidiye dağın şimalinde; Aziziye cenubunda, Topdağı ile Deveboynu arasında Vank deresi, derede iki Ermeni köyü ve köylerde komitacılar var; hem tabyaları, hem Türkçeyi biliyorlar. Onların Türkçe bilişi koskoca bir ordunun yapamıyacağı işi yaptı. Deveboynundan ric’atle Erzurum istihkâmlarına sığınışımızdan sonra ancak dört gün geçmiş.

1877 İkinci teşrinin 8’nci gecesi, Türk askeri kıyafetine giren onbeş Ermeni, zifiri karanlıkta yılan gibi sürünerek bizim nöbetçileri dinliyor. Paraloyu öğrendiler. Tılısım artık bir anahtar gibi eldedir. Parolayı verip nöbetçilere sokuluyorlar. Kendileri deveboynu cenginin dümdarlarıymış; Rusların eline geçmemek için gündüzleri saklanıp, geceleri sürtünerek… Birdenbire bir hançer darbesi; Nöbetçiler hınk diyemeden serildiler. Merdivenler kuruldu. Ayaklara keçeler bağlanmış Rus askerleri, sessiz hayaletler gibi tabyanın içine atlıyorlar. Silâhlarının üstüne uzanarak yorgun ve derin uyuyan askerlerimizin çoğu süngülerin baskısı altında şehit olduklarını anlayamadan şehit düştüler.

Düşman baskını, Aziziye’nin üç tabyasından ikisini ve bir de manialı kışlayı ele geçirmiş. Üçüncü tabyadaki miralay Bahri Bey uykudan sıçrıyor; zifiri karanlık. Bir şey görmeden bir şey sezdi; rastgele ateş açtırır; düşmanın şiddetli yaylımları. Miralay yaralanmıştır. Yarasını mendile bastırıp askerinden saklar. Yaralının ateşi; bu ateş bir şimşek gibi dolaşarak bütün istihkâmları ve şehri uyandırdı. İlk önce Ayazpaşa Camii’nin müezzini gecelik entarisiyle minareye fırlamış, Aziziye baskınını anlatıyor. Ortalık henüz ağarmaktadır. Hemen diğer minareler dahi gür sesli insanlarla doldu. Eli silâh tutan herkes Topdağı’na koşsun. Evler hep birden boşanıverdi; Kadın erkek, genç ihtiyar; herkes evinden ne bulmuş, eline ne geçirmişse; tüfek, balta, yatağan, tırpan… Binlerce ve binlerce halk, Erzurum’un şark sokaklarından kovanlama fırlayarak; üstüvani sırtlı Topdağı’nın Mecidiye tabyasına doğru; ne nizam kolu, ne düzgün saf; karışık, fakat coşkun; bütün tepeyi kaplavıp, koşa koşa tırmanıyor, tırmanıyor; devleti yenen koskoca Rus’u yenmek için; ey iman ne güzel ve ne büyük şeysin.

Eldeki bir iki taburu alarak Kumandan Muhtar Paşa da Mecidiye’ye geldi. Aziziye umumi hücum; tepenin yayvan sathı üstünde, tabyalarla kışlaya istif halinde dolmuş düşmanın kesif ateşine karşı, kilometrelerle mesafeyi geçmek için ölümü göğüsleyerek saldırış. Asker gibi avcıya yayılmayı bilmeyen halk tırpanlanır gibi telefat veriyor. Yaralılar başka, şehit olarak yalnız halktan 15 kadın ve 500 erkek yerlere serildi. Zabitler «yana yayılın», «yere yatın» diye nafile bağırıyorlar; Düşman önde, yana niye gitmeli ve kaçırılacak zaman yok, yere yatmak neye? Yayılma, yatma, öyleyse çok hız gerek; mekândan istifade edemeyen halk zamandan kazandı. Aziziye’ye askerden önce onlar giriyor. Kışlada ve tabyalar içinde tam iki saat süren bir boğuşma. Avcıya yayılmayı bilemiyenler, düşman haklamayı ne iyi biliyormuş meğer.

Rusların maktul olarak tabyalara bıraktığı ceset iki bindir. Takip için bizde atlı yok, fakat ne gam, ruhlar kanatlı, nasıl yetişip nasıl tepeliyorlar bilinemez, düşmandan bin maktul daha yerlere serildi.. Vank deresinde tutunacaklar, kendilerine yığın yığın imdat geliyor. Fakat biz artık insan kütlesi halinde değil, harekete gelmiş ecel gibi akıyoruz. Düşman cin çarpmış gibi şaşkın, beşyüz maktul de o derede bırakarak, Deveboynundaki istihkâmlarına kaçtı. Sulha kadar bir daha oradan çıkamayacaklar. Zafer tamdı ve erkek türkülerle şehre dönen halkın bayramı bayramdı. -Peki, bu kırattaki halkın beldesi nasıl?

Şimdi beldeyi bırak, beldenin toprağına bak. Kadınlı erkekli Aziziye kahramanlarının ya gazada şehit düşerek, ya gazadan sonra, bu toprakların altına gömülüşleri : Sandım ki o badirede o gün alev haline gelmiş binlerle ve binlerle kalb hâlâ toprağın altında soğumak bilmez yakut bir lâv parçası gibi duruyor. Varsın, Erzurum topraklarından kar beş altı ay kalkmasın; o topraklar sıcaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 

Haber Bültenimize Kaydolun

Türkçe Tarih'in yeni içeriklerinden en önce siz haberdar olun.

Bunları da okumak isteyebilirsiniz

Gerilla nedir, ne değildir?

Şimdi, Mustafa Kemal’in ha­yatında etkisi olan bir olay­dan bahsetmek istiyorum. Yarbay Nuri Bey, bir gün tâbiye dersinde gerilladan ge­nişçe bir şekilde bahsetti. «Gerilla nedir, ne değildir?» konu­su üzerinde uzun uzun…

Montreux Boğazlar Sözleşmesi

ÖZETAsya ile Avrupa’yı coğrafi olarak ayırmasına rağmen siyasi olarak birbirine bağlayan ve Karadeniz havzası devletlerinin ana deniz giriş-çıkış kapısı olan Türk Boğazları’nın hukuki rejimi tarihten bu yana Türkiye’nin dikkatle oluşturmak…

Hunların silahları

Hunlarda ağır silahlar, birkaç geleneğin etkisiyle III. yüzyıla doğru ortaya çıktı. Uzun yay ve üç demir baş­lıklı ok, mızrak, uzun kılıç, kılıç namlusu ve hançerden oluşan saldırı silah takımı, Hunlarda…