0

Evet, böyle bir cümle bir şekilde aklımda kalmış, duymuşum: “Barbar Türkler” Türkçe Tarih Dergisi için de bir yazı kaleme alayım dediğimde de bu aklıma geldi. Herhalde diyorum kendi kendime, bildiğim kadarıyla Orta Asya’dan diğer kıta ve topraklara akınlar yapıyormuşuz onun için söylenmiş bu söz. Yani Türkler vahşidir, saldırganlar anlamı çıkarıyorum buradan. Bunu da batılılar söylemiştir diyorum kendi kendime. Neyse bu yazıyı yazma fikri ile birlikte işin aslı ne imiş diye küçük çaplı bir araştırma yaptım. “Karol Modzelewski- Barbarların Avrupa’sı/ Roma’nın mirasçılan Karşısında Germenler ve Slavlar” kitabını buldum ve buradan aşağıdaki bilgilere eriştim:

Meğerse yerleşik Roma ve Yunan medeniyetlerinin yerleşik düzeni olmayan ve yazılı hukuku olmayan kabile, topluluklar için söylediği bir sözmüş “Barbarlar”. Buna o devirdeki Avrupa kıtasında Roma dışındaki diğer kabileler, topluluklar da dahilmiş. Yani Roma İmparatorluğu sınırlarının ötesinde, Ren nehrinin doğusu, Alplerin kuzeyi ve Tuna Nehri’nin arkasında yaşayan köken olarak Akdeniz havzasına mensup olmayan ve kabile kültürüne sahip olan halkları, (Kelt, Germen, Slav, Ural-Fin ve Baltık halkları) Romalılar barbaricum ortak adıyla anıyorlarmış.

Yunanca barbaros terimi anlaşılmayan bir dilin bar-bar-bar diye gevelenerek taklit edilmesinden doğmuş. Antik Yunanlar anlamadıkları bir dili bu şekilde taklit ederlermiş. Kendilerine yabancı bir dil konuşan tüm halkları da böyle adlandırmışlar. Bu terimi Yunanlardan alan Romalılar, barbarlık ve uygarlık arasındaki farkı vurgular biçimde terime ikinci bir anlam yükleyerek kullanmışlar.

Romalılar, Yunanları asla barbarlar arasında değerlendirmemiş, onlarla birlikte kendilerini barbarların zıddı olarak görmüşler. Romalıların anlayışında, onları Yunanlara bağlayan dil değil kültürmüş. Böylece “barbar” kelimesi yeni bir içerik edinmiş: Artık yabancı bir dil konuşan insanlardan değil, uygarlığın dışında kalanlardan, yani vahşi insanlardan söz edilir olmuş.

Zaman içinde ise bu terim Hristiyanlaşmanın yayılması ile yeni bir boyut kazanarak Hristiyan olmayan halklar için kullanılmaya başlamış. Vaftiz edilmemiş putperest halkları ifade ediyormuş.

Ancak yine aynı kitapta, daha sonraki sayfalarda, Romalıların barbar diye tanımladığı bu kabilelerin; örneğin, konuklarına karşı aşırı misafirperver davranışları, onları ağırlamaları ile ilgili kısımları okuyunca tüm yaşamımızın bizden olmayanı, bize benzemeyeni aşağılama, kötüleme biçiminde geçtiği sonucuna tekrar varıyoruz. Hatta onları ziyaret eden ve gözlemlerini yazan o zamanki bazı gezginlerin (Tacitus, Caesarea’lı Prokopius, Bede, Rimbert, Thietmar) notlarında bir kralın olmaması veya güçlü olmaması ama meclislerde alınan kararların yönetimde geçerli olmasını uygar devlet yokluğunun bir çaresi gibi görmüşler

Tüm bunları okuduktan sonra yazıya başlarken Türklerin Orta Asya’dan dışarı doğru yaptıkları akınların, savaşların sonucunda barbar diye anıldığını düşünerek yazıya başladığımı belirttim ama gördüm ki bu sadece Roma ve Yunan merkezli bir bakış açısı ile dil, kültür ve devamında din merkezli bir yorum, tanımlama imiş. İşte bundan sonraki yazımda bu ben merkezli tanımlamaların tarihi, siyaseti nasıl saptırdığı konusunda bir şeyler yazmaya çalışacağım.

Kaynakça:

Karol Modzelewski- Barbarların Avrupa’sı / Roma’nın Mirasçılan Karşısında Germenler ve Slavlar, Çeviren: Nedim Demirtaş-Türkiye İş Bankası Yayınları

Hüseyin Mustafa Güvendağ
Yazar 1957 Ankara doğumludur. Mimar Kemal İlk ve Orta Okulu'ndan sonra 1974 yılında Ankara Atatürk Lisesi'nden mezun olmuştur. 1980 yılında da ODTÜ Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü'nü bitirmiştir. 2016 yılında da iş yaşamını bırakarak ’Yaşam bilinçtir’’ sav sözü ile kurduğu Sarpdere Atölye’nin bulunduğu Sarpdere köyüne yerleşti. Burada sürdürülebilir bir yaşam yanında ekolojik tarım ve sanatla (ağırlıkta ahşap yontular, ürünler) ilgileniyor, aynı zamanda da bilinçlenme üzerine sorgulamalarını yazıyor. Amacı, eğitim amaçlı bir sosyal proje olan Sarpdere Atölye’nin aktivitelerini önümüzdeki yıllarda özellikle gençlere ve kadınlara yönelik olarak yaygınlaştırmaktır. Yaklaşık 10 yıldır yaşadıklarından da yola çıkarak, bilinçlenme konusundaki sorgulamalarını yazıya dökmektedir. İlk kitabı olan Bilinç (D)evrimi, Us SU mahlası ile yayınlandı. Devamında yine bilinçlenme üzerine bir rehber kitap hazırlamaktadır.

Muharrem Ergin

Önceki yazı

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorumlar

Bir yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla yazı İlk Çağ