Şehzadebaşı Karakolu Baskını

 

Mondros imzalanmış Osmanlı için savaş bitmişti. Ancak asıl savaş şimdi başlayacaktı. Çünkü galip devlet statüsünü kullanmak isteyen İtilaf Devletleri bu hakkı kullanmak için her fırsatı kollayacak ve yapılacak işgaller için bir bahane arayacaktı. Mondros’un hemen ardından Osmanlı ülkesindeki işgaller başlamış ve 13 Kasım 1918’de İtilaf Devletlerinin kuvvetleri İstanbul’a geldi. Bu durum İstanbul’un fiilen işgal edildiği anlamına geliyordu. Ve padişahın bu durum karşısında sesiz kalması durumu daha da kötüye götürüyordu. Yapılan işgaller sonucunda ülke içinde Kuvayı Milliye birlikleri kurulmaya başlamış ve bölgesel kurtuluş mücadeleleri başlamıştı. Öte yandan 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkmış ve bağımsızlık için ilk ateşi yakmıştı.

İtilaf Devletleri fiili işgalden sonra İstanbul’u resmen işgal etmek için birçok bahaneye sahipti. Birkaç örnek verecek olursak, Güneyde Fransızlara karşı Adana, Urfa ve Maraş’ta önemli başarılar elde edilmesi, Akbaş Cephaneliği baskını ve özellikle Misak-ı Milli Kararlarının Osmanlı Mebusan Meclisinde kabul edilmesi bunların başında gelir. Fakat İtilaf Devletlerinin işgalle ile ilgili kendi aralarında tam olarak anlaşamamış olması işgalin bir süreliğine ertelenmesini sağlamıştır. [1]

İtilaf Devletleri kendi aralarındaki bu anlaşmazlığı çözerek 15 Mart 1920’de yaptıkları son toplantıda almış oldukları işgal kararını uygulamaya karar vermişlerdir.[2]

İşgal, şehirdeki müttefik yüksek komiserlerince alınan ortak kararlara göre gerçekleştirildi ve bu kararları içeren tarihi nota, işgalin resmen başlayacağı saat 10.00’dan 20 dakika önce, İngiliz Yüksek Komiserliği Tercümanı Andrew Ryan tarafından Sadrazam Salih Paşa’ya verildi.[3]

Verilen Notada İstanbul’un Müttefik devletlerin askeri işgali altına alınacağı, müttefik askeri makamlarının, müttefik yüksek komiserleri namına şehrin işgali için gereken bütün askeri tedbirlerin uygulanmasını sağlayacakları, buna göre; Harbiye ve Bahriye Nezaretlerinin işgal edileceği, buralardan verilecek emir ve tebligatların kontrol ve sansüre tabi tutulacağı, posta, telgraf ve telefonun kontrol altına alınacağı, polisin de sıkı bir kontrole tabi tutulacağı, sükûn, nizam ve asayişin muhafazası için gereken bütün nizamnamelerin düzenleme, duyurma ve uygulamasının işgal kuvvetlerince sağlanacağı yer alıyordu. [4]

İşgal harekâtı gece yarısından sonra başlamıştı. Sabah saat 10.00’a kadar işgali planlanan yerlerin çoğu işgal edilmiş, tutuklanacak kimselerin birçoğu tutuklanmış, sıkıyönetim ilân edilmiş bulunuyordu.[5]

16 Mart 1920’de sabah saat 05.45’te Şehzadebaşı’na gelen 100 İngiliz askeri Letafet Apartmanı’nın boşaltılmasını ve tüm silahların teslim edilmesini istemişlerdir.[6] Aslında 10. Kafkas Tümen Karargâhı olarak kullanılan bina ve caddeye iki yük otomobili ile gelmişler, bu otomobillerden biri Saraçhanebaşı’na giderek, gözetleme yapma göreviyle yerini almış, diğer yük otomobili karargâh civarında durduktan sonra içinden silahlı karma İngiliz askerlerinden oluşan bir müfreze başlarındaki İngiliz subay ile otomobilden inmişlerdi. İngilizler karargâh binasına girmek için önce kapıda nöbet bekleyen askere saldırmışlar, bu saldırı karşısında nöbetçi askerin, nöbetçi Onbaşı’sına bağırarak imdat istemesi üzerine, yardım için nöbetçinin yanına gelmekte olan nöbetçi Onbaşı’yı İngiliz subayı silahını çekerek yaralamıştı. Arkasından koğuşa giden İngiliz askerleri süngüleri takılı halde “Silaha Davran” vaziyetinde tesadüf ettikleri Türk askerlerine sebepsiz ve sualsiz saldırarak, henüz uykuda bulunan ve o sırada yataklarından kalkmak isteyenlerin üzerine ateş etmeye başlamışlardı. [7]İngilizlerin burayı basmalarının bir nedeni de Tümen Komutanı Yarbay Kemalettin Sami Beyi tutuklamak üzere aramalarıydı. Ancak onu bulamadılar.[8]

Kafkas Fırkası Kumandanı Kemaleddin Sami Bey’in Yirmi Beşinci Kolordu Kumandanlığına yazdığı yazıda, bu olayda karargâh askerlerinden iki, mızıka takımından üç asker olmak üzere beş askerin şehit olduğu, on askerin de yaralandığı bildirilmişti.[9]

İşte İstanbul’un resmen işgali böyle kanlı bir katliam ile başladı. İşgal sırasında haberi yapılamayan bu baskın olay yerine giden ilk gazete olan Tevhid-i Efkâr tarafından fotoğraflanmıştır. Ancak baskın haberi 3 yıl sonra yapılabilmiştir.

Yazar

  • 9 Ekim 1988 İstanbul doğumlu tarihçinin memleketi Giresun’dur. İlk ve ortaöğretimini İstanbul’da tamamlamıştır. Sakarya Üniversitesi Tarih bölümünü bitirmiştir. Eğitim kurumlarındaki 8 yıllık öğretmenlik kariyerine yine bir eğitim kurumu olan Uğur Okulları bünyesinde öğretmen ve yönetici olarak devam etmektedir. 2017 yılında “Mustafa Kemal’in Muhafız Komutanı Giresunlu Osman Ağa” isimli ilk çalışmasını yayınlamıştır. Ardından Nisan 2020’de İstanbul’un işgal yıllarını ve İstanbul’un kurtuluş sürecini anlatan “İşgalden Kurtuluşa İstanbul” adlı çalışmasını yayınlamıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 

Haber Bültenimize Kaydolun

Türkçe Tarih'in yeni içeriklerinden en önce siz haberdar olun.

Bunları da okumak isteyebilirsiniz

Boğazlar Meselesinden Montrö’ye

Jeopolitik açıdan dünyanın en önemli yerlerinden biri olan ve Osmanlı’nın elinde bulunan Boğazlar, Karadeniz’i Akdeniz’e bağlamaktadır. 1453’te İstanbul’un fethiyle birlikte tamamen Türklerin kontrolüne girmiştir. Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan…