Dağ ruhundan yaratılan atlar

Bozkırda koşan atlar. Kaynak: Envato fotoğraf arşivi
Bozkırda koşan atlar. Kaynak: Envato fotoğraf arşivi
Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email

Dağlar, Türkler arasında olduğu gibi diğer kavimlerce de kutsal sayılmaktadır. Dünyanın merkezinde bulunan ve ilk yaratma sonrasında Tanrının üzerine oturarak dinlendiği taş, yaratmanın sembolü olarak kabul edildiği için dağlara yakın olmak aynı zamanda onu oluşturmuş olan Tanrı veya Tanrılara yakın olmak anlamına gelir. Dağlar aynı zamanda öbür dünyaya geçiş yeri olarak da kabul edilir. Üçlü evren algısında dağlar, yer altı ve yer üstünü birleştiren bir konumdadır (Seyidoğlu, 1995: 91-94).

Dağların göğe yakın olması, onların aynı zamanda tanrı makamı olarak algılanmalarını beraberinde getirmiştir. Bu algılayışın bir ürünü olarak, Orta ’daki dağların mübarek, mukaddes, büyük ata, büyük hakan gibi anlamlara gelen “Han Tanrı”, “Buztağata”, “Idukart”, “Kuttağata” şeklinde isimlendirilmeleri söz konusu olmuştur (Günay-Güngör 1997: 47). Eski Türklerde her boy ve oymağın kendilerine mahsus bir dağlarının olduğu da bilinmektedir. Bu inanışın yansıması ’da belli yerlerin kutsanmasını beraberinde getirmiştir (Bekki, 2008: 93-110).

Eski kavimlerinin kutsal saymış oldukları dağlar arasında en tanınmışı ’dir. Bu dağlık ve ormanlık yer, birçok Türk devletine merkez olmuştur (Çoruhlu, 2006: 34)

Türk yaratılış mitleri arasında ilk insanın nasıl yaratıldığına ilişkin Ebubekir bin Abdullah bin Aybek ed-Devadarî’den nakledilen mitte, Türk’ün ilk atası, Karadağcı denilen bir dağdaki mağarada gerçekleşmiştir (İnan, 1995: 21). Dağların kutsallıkları ve bu kutsallıklarının sonucu olarak ruhlarının olması inancı, destanlarda sık sık karşılaştığımız motiflerdendir. Dağ ruhları destanlarda bedensel bir yapıya bürünerek kahraman ya da atı olarak görülmektedir. Pamir yaylasında bir dağdaki mağarada yaşayan “ilah atı”na kısraklar sürülmek suretiyle döl alınırmış. Diğer bir rivayete göre içinden at idrarı dökülen mağaraya Ağustos ayında kısraklar götürülerek çiftleşme temin edilirmiş (Elçin, 1963a: 413). Bu bağlamda “Dağla birlikte karşımıza çıkan ‘mağara kültü’ de doğma veya dünyaya getirilme motifiyle doğrudan bağlantılıdır (Bekki, 2007: 275).” 5

Saltuk-nâme, Battal-nâme ve Hamza-nâmelerde karşımıza aynı adla () çıkan at, Hz. Âdem (AS) zamanından beri yaşamakta olan ölümsüz bir attır ve yardımcı olacağı kahramanları (Sarı Saltuk, Seyyid Battal Gazi, Hz. Hamza) bir mağarada koşumları üzerinde olmak suretiyle beklemektedir. Bu atın zaman zaman Kâbe’yi tavaf edip yaşadığı mağaraya tekrar döndüğü rivayet edilmektedir (Sakaoğlu 1995: 165-172).

Dağ ruhundan yaratılan atları ı’ndan “Altın-Arığ” da görmekteyiz. Kirim dağın üstünde altı sivri uçlu bir kayanın içinde kendi kendine yaratılmış “Ak-Sabdar at”tan bahsedilmektedir:

“Kirim dağının üzerinde
Altı sivri başlı Ak kaya duruyor.
Gece olunca, ay ışığıyla parlıyor.
Gündüz olunca, güneş ışığıysa parlıyor.
Onu sen hiç görmedin mi?
Altı sivri başlı,
Ak kayanın içinde Dokuz-Kulaç boyunda,
Altın-yeleli, altı toynaklı
Ak-Sabdar at, kendi kendine yaratılmış.” (AAD s. 49)

Kaynakça
Makale yazarı :
Ali Kaba
Bibliyografya :
Kaynak :

Altay, Tuva, Hakas ve Şor destanlarında at motifi üzerine bir inceleme, yüksek lisans tezi Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, T.C. Ahi Evran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 32-34

Bu makale, yazının sonuna doğru “Kaynakça” ismiyle yer alan kısımda belirtilen yerden alınmıştır. Türkçe Tarih, toplumda farkındalık ve tarih bilinci oluşturmak amacıyla, tarih ve dil ile ilgili bilimsel araştırmaları derleyerek, herkesin kolayca olaşabilmesi için çalışmaktadır. Eğer bu makalenin yazarı veya sahibiyseniz ve kaldırılmasını istiyorsanız, lütfen bizimle iletişime geçin; içeriğinizi derhal kaldıracağız. Anlayışınız ve işbirliğiniz için önceden teşekkür ederiz.

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email
Takip et
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Benzer içerikler

Fatih

Fatih Sultan Mehmed, türkiye padişahlarının en büyüklerindendir. Tarihimizin parlak bir çağında başa geçmiş, kahramanlığı, zekâsı

Edirne uyanıyor!

Türkiye’nin en talihsiz şehirlerinden biri de Edirne’dir. Birkaç asır evvel oranın cennet gibi ma’mûr ve

Saymalıtaş gizemi

Saymalıtaş, üzerinde yapılan bunca çalışmaya rağmen gizemini hala korumaktadır. Kanaatim şudur ki; tarih dediğimiz olgu

Sivas Kongresi

Türk milletinin bağımsızlığını sağlamak için 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında gerçekleşen Sivas Kongresi’nin anlatıldığı belgeselde;

Türkçe Tarih'e hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Daha Fazla Oku

Katun