Generic selectors
Sadece birebir eşleşmeler
Başlıkta ara
İçerikte ara
Yazılarda ara
Sayfalarda ara

Mustafa Kemal’in harp okulundaki ilk günü

Ali Fuat Cebesoy Atatürk'ü anlatıyor
Ali Fuat Cebesoy Atatürk'ü anlatıyor
Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email

Mustafa Kemal, İstanbul’a gele­rek 13 mart 1899 da Pangaltı’da Harp Okulu’na kaydolundu. îki ay içinde kendisini tanıtarak sınıfının çavuşu oldu.

Şimdi hâtıralarıma başladığım yere, Harp Okulu’na dönü­yorum. Okula başladığım o cuma akşamını hiç unutmam. Mus­tafa Kemal önde ben arkada dâhiliyeden çıktık. Mektebin esas koridoruna geçerken koluma girdi:

— Önce yatakhaneye çıkalım, size yatacağınız yeri gös­tereyim. Sonra dershaneye gideriz.

Yatakhanemiz, üst katta Boğaza bakan cephenin ortasın­da idi. Burasını beğendim. Birinci katta cephesi Nişantaşı istikametinde olan dershanemiz ise, önünde zadegân daireleri ol­duğu için içeriye az ziya nüfuz edebiliyordu. Bu yüzden salona «Karanlık dershane» adı verilmişti. Mustafa Kemal:

— Dershanemiz karanlık, fakat bizim yüreklerimiz aydın­lıktır.

Dedi ve hangi okuldan geldiğimi sordu. Moda’daki Fran­sız Sen Josef Lisesi’nde okuduğumu söyledim. Sustu, bir şey
daha sormak istediğini, fakat tereddüt ettiğini anladım.

— Galiba, daha başka şeyler de öğrenmek istiyorsunuz.

Tereddüdü geçmişti.

— Askerî idadî derslerinden imtihan verdiniz mi?
— Hepsinden imtihana girdim. Yalnız hesap, hendese ve cebir gibi dersleri Sen Josef’te Fransızca okuduğum için bunlara ait suallerin cevaplarım Fransızca olarak vermek istedi­ğimi söyledim. İmtihan heyeti ricamı kabul etti.

Birden elimi sıktı.

— Çok iyi, çok iyi birbirimize yardımcı olacağız. Merak ettiğim bazı Fransızca eserleri okumak için sık sık lûgata müracaat ediyorum. Bundan sonra sizden faydalanmaya çalı­şacağım.

Bu sırada çavuş işaretinin üzerindeki sarı şerit dikkatimi çekti. Neye delâlet ettiğini sordum. Meğer Fransızca imtihanına girmiş, başarı kazanmış, ondan dolayı bu şeridi de ilâ­ve etmişler. O zamanlar Türk okullarında yabancı dil öğreni­mi kolay değildi. Kendi kendisine çalıştığı ve büyük gayret sarfettiği muhakkaktı. Toplamı yedi yüz elli kişiyi bulan bi­rinci sınıfta kendisi gibi dil bilenlerin sayısının parmakla sa­yılacak kadar az olduğunu söyledi. Sonra:

— Ailenizde asker var mı?

Diye bir sual sordu.

— Ailemizin bütün erkekleri askerdir.

Cevabını verdim. Memnun oldu. Biz konuşmaya devam ederken arkadan:

— Fuat, Fuat!

Diye birisinin bağırdığını duydum. Başımı çevirdim, Meh­met Ali ağabeyim bize doğru geliyordu. Kendisine sınıfımızın çavuşunu tanıttım. El sıkıştılar. Okulun üçüncü sınıfında olan ağabeyim:

— Mustafa Kemal Efendi’yi gıyaben tanıyorum, dedi.

Ma­nastır’dan gelen arkadaşlar çok senasında bulundular. Yeni arkadaşım, medhedilmekten utanıyormuş gibi başım
hafifçe önüne eğdi ve öylece teşekkür etti.

Kaynakça
Makale yazarı :
Ali Fuat Cebesoy
Bibliyografya :
Kaynak :

Sınıf arkadaşım Atatürk okul ve genç subaylık hatıraları, Cumhuriyet yayınları, 1997- İstanbul, s. 13-14

Bu makale, yazının sonuna doğru “Kaynakça” ismiyle yer alan kısımda belirtilen yerden alınmıştır. Türkçe Tarih, toplumda farkındalık ve tarih bilinci oluşturmak amacıyla, tarih ve dil ile ilgili bilimsel araştırmaları derleyerek, herkesin kolayca olaşabilmesi için çalışmaktadır. Eğer bu makalenin yazarı veya sahibiyseniz ve kaldırılmasını istiyorsanız, lütfen bizimle iletişime geçin; içeriğinizi derhal kaldıracağız. Anlayışınız ve işbirliğiniz için önceden teşekkür ederiz.

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email
Takip et
Bildir
guest
2 Yorum
En eski
En yeni En çok oylanan
Inline Feedbacks
View all comments
E.ERKMAN

1899

Benzer içerikler

Cumhuriyet Müzesi

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda 2. Türkiye Büyük Millet Meclisi binası olarak hizmet veren müze; Atatürk ilke

Uygurca 38. Ders

Ottuz sekkizinçi (38-) Ders Güliniñ ve Tahirniñ a’ililiri 1 — Tahir, baliñiz barmu? 2 —

Han-Pergen ve geyik

Han-Pergen ata bindi, atını epey sürdü, Uçsuz bucaksız gökte, açılmış bir yol gördü. Bir geyik

Halk – güzide (aydın)

“Bunlardan birine (halk), diğerine (güzideler) denilir. Fakat hiçbir yerde bu iki zümre arasında kat’i bir

Sarmat Devri

M. Ö. III. yüzyılda Doğu Avrupa’nın bozkırlarına yeni göçe­be kabileleri – Sarmatlar – hâkim oldu.

Türkçe Tarih'e hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Daha Fazla Oku