Atatürk Büyük Zafer’i bir gece bize nasıl anlattı?

Mustafa Kemal Paşa Afyon'da bulunan, Büyük Taaruz'un kendisi tarafından başlatıldığı, sevk ve idare edildiği Kocatepe'de - Kaynak: Wikimedia Commons'tan Özgür medya deposu
Mustafa Kemal Paşa Afyon'da bulunan, Büyük Taaruz'un kendisi tarafından başlatıldığı, sevk ve idare edildiği Kocatepe'de - Kaynak: Wikimedia Commons'tan Özgür medya deposu
Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email

’ın bir hatırası: Size zaferi anlatayım!

’ün sofrasında Zafer hatıraları

Yıllarca evvel, bir gece, Ankara’da, Çankaya’da, bizzat Gazi Mustafa Kemal’in, o muazzam galibiyetin nasıl
hazırlandığını, nasıl gerçekleştirildiğini, kendine mahsus o harikulâde konuşuşu ile bize anlatışını hatırlıyorum. Geç vakit, sofrasından ayrıldıktan sonra, anlattıkları henüz hafızamda bütün tazelikleriyle diri ve canlı iken nasıl olup da söylediklerini bir tarafa not etmedim? Bilmiyorum. Fakat, aradan ne kadar zaman geçmiş olursa olsun, o harikulâde geceden bir şeyler bulmak emeliyle hafızamı zorladığım zaman, onu, Çankaya’daki büyük salonun ortasındaki sofranın başına oturmuş, etrafında davetlileri, enerji dolu o güzel yüzü ve irade dolu o yeşil gözleriyle, iki elini masanın üzerine dayamış, parmakları arasında sigarası, sanki daha dün gece sofrasındaymışım gibi, bütün çizgileri, renkleri, hattâ ifadeleriyle olduğu gibi gözlerimin önüne getirebiliyorum.

Çankaya’daki Gazi Mustafa Kemal’in sofrasındayız. Vakit gece yarısını epeyce geçmiş. Atatürk’ün neşeli bir gecesi. Sofrada on kişiyiz. Meclisin havasından bunalmış bir halleri var. Galiba rahmetli Nuri Conker’le, yine kumandanlık mevzuu üzerinde şakalaşırken, söz tarihteki büyük kumandanlara intikal etti ve davetlilerden birinin
zaferini ileri sürmesi üzerine, Gazi, bir an durarak ve sanki bütün o hadiseyi kesif bir halde yaşayarak, birden, zaferi hikâyeye girişti. Gerçi:

Size zaferi anlatayım…

Dememişti. Konuşma, döne dolaşa o bahse intikal edince, Atatürk, birdenbire, sözün getirdiği her hangi bir mevzudan bahseder gibi, 30 Ağustos zaferini de öyle alelâde bir hadise gibi anlatmaktaydı:

Mecliste ve halkta düşmanı Anadolu’dan söküp atmak hususunda artık şiddetli bir sabırsızlık göze çarpıyordu. Vatan toprakları üzerinde istilâ ordularının zülmüne, tahakkümüne milletin tahümmülü kalmamıştı. Bununla beraber aceleetmiyordum. Her ihtimali hesaba katarak, hiçbir noktayı tesadüfe bırakmayacak şekilde hazırlanıyordum. Tertiplerimizi tamamladıktan sonra ilk tedbir olarak Anadolu ile hariç arasındaki seyrüsefer kesildi ve muhabere vasıtaları sıkı bir kontrol altına alındı. En küçük bir haberin dışarıya sızmamasına gayret ediliyordu. İçeride ne yaptığımızı dışarının bilmemesi, öğrenememesi lâzımdı. Cephe boyuna yığılmış orduları, gece yürüyüşleriyle, muayyen bir noktaya teksife uğraşıyorduk. Günlerce süren harekât – düşman farkına varmaksızın – muvaffakiyetle başarıldı. Bir çok noktalarda düşmanın karşısı büyük mikyasta boşaltılmış, boşaltılan kuvvetlerin hepsi düşmana çok üstün bir silâh kudreti halinde onun canevine doğru istikamet almıştı. Bir taraftan ordular bütün ağırlıklarıyla yer değiştirirken, ben, daima Ankara’da, Çankaya’da idim. Taarruzdan bir hafta kadar evvel, düşmanı büsbütün gafil avlamak için, Anadolu Ajansı ile, ecnebi mümessillere Çankaya’da bir çay ziyafeti vereceğimi ilân ettirdim ve bu haberi dışarıya aksettirdim. Maksadım, Ankara’dan cepheye hareketimi gizlemekti. Bu suretle, herkes beni Ankara’da ecnebi mümessillere çay ziyafeti veriyor zannederken, yaverlerimi yanıma aldım ve Ağustosun yirmisinde Ankara’dan cepheye hareket ettim…

Gazi Mustafa Kemal, bize büyük zaferin tablosunu bu yazdıklarımla kıyas edilemeyecek kadar güzel, çok canlı bir şekilde anlatıyordu. Büyük kahraman, 30 Ağustos Meydan Muharebesini sanki alelâde bir hadise naklediyormuş gibi sükûnetle, çok tabiî bir halle naklediliyordu. Ara sıra ikinci derecede hadiseler üzerinde duruyordu. Bazan tenkit ediyor, bazan alay ediyor, bazan takdir ediyor, 30 Ağustos Zaferi adını verdiğimiz eşsiz menkıbeyi, tarihin anlatabileceğinden ve yazabileceğinden çok daha mükemmel şekiller ve renkler içinde, çünkü olduğu gibi, çünkü yarattığı gibi, çünkü kendi gözleriyle gördüğü ve kendi duyuşuyla duyduğu gibi anlatıyordu. Tarihi, tarihi yaratanın ağzından dinliyorduk. Bu, hiç şüphesiz, hayatımızın en büyük talihi, erişilmez bir mazhariyetiydi.

Vuzuhla hatırlıyorum: Derin bir heyecan içinde, hepimiz, sanki kalıplaşmış, donmuş vaziyette, susmuş, gözlerimiz
hayranlıkla yüzüne çevrili, daha anlatsın diye bekliyorduk.

“Müteessir olmayın General!”

Bir an durduktan sonra birden yüzünün ifadesi değişmiş ve menkıbenin bu sefer başka bir sayfasını çevirmişti. Bu müthiş tabloyu gördüğüm günün akşamı, karargâhtaki odamda vaziyeti takip ederken, şu haberi getirdiler: Yüksek rütbeli bâzı Yunan subayları esir edilmiş. Bunlar, Yunan yüksek kumanda heyetine mensup olduklarını söylemekte imiş. Bu haberi zaten bekliyordum. Derhal Yunan kumandanlarının getirilmesini emrettim. Az sonra, yorgun, bitkin bir halde, General Trikopis ve diğer generaller karşıma getirildi. Yunan ordusu Başkumandanına misafirim olduğunu söyledim ve bir arzusu olup olmadığını sordum. İlk sözü, karısına berhayat olduğunu bildirmek üzere Atina’ya bir telgraf çekmek müsaadesini istemek oldu. Arzusunu yerine getirdim ve sonra kendisiyle taarruzumuza ait harekât
üzerinde görüştüm. Verdiği cevaplardan hazırlıklarının asla farkına varmadıkları, tamamen gafil avlandıkları belliydi. Kendisini teselli ettim. Napolyon gibi en büyük kumandanların bile meydan muharebeleri kaybettiklerini
söyleyerek müteessir olmamasını söyledim…

Kaynakça
Makale yazarı :
Ali Naci Karacan
Bibliyografya :
Kaynak :

30 Ağustos Hatıraları, Mustafa Kemal Fevzi Çakmak Salih Bozok Muzaffer Kılıç Cevat Abbas Gürer, Cumhuriyet Gazetesi Yayınları, 2000, s. 101- 106

Bu makale, yazının sonuna doğru “Kaynakça” ismiyle yer alan kısımda belirtilen yerden alınmıştır. Türkçe Tarih, toplumda farkındalık ve tarih bilinci oluşturmak amacıyla, tarih ve dil ile ilgili bilimsel araştırmaları derleyerek, herkesin kolayca olaşabilmesi için çalışmaktadır. Eğer bu makalenin yazarı veya sahibiyseniz ve kaldırılmasını istiyorsanız, lütfen bizimle iletişime geçin; içeriğinizi derhal kaldıracağız. Anlayışınız ve işbirliğiniz için önceden teşekkür ederiz.

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email
Takip et
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Benzer içerikler

Türk Edebiyatı’nda ilk lirik şiir

a…………… adınçıġ amraḳ …… amraḳ özkiyem ….. ḳasınçıgımın ö[yü] ḳadġurar men ḳadġurduḳ[ça] ḳaşı körtlem ḳavışıġsayur

Uygurca 31. Ders

Ottuz birinçi (31-) Ders – Néme Qilişni Yaxşi Körisiz? Cemile inglizçe öginivatqan oquğuçi. Burhan uniñ

Türkçe Tarih'e hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Daha Fazla Oku