Conkbayırı Taarruzu

 

Taarruzun Conkbayırı’ndan yapılmasını gerekli buluyordum. Bu taarruza çok fazla önem verdiğim için ve benden önce çeşitli kumandanların burada yaptıkları taaruzlarla sonuç alamadıklarını bildiğim için iş bu yeni taarruzu bizzat başında bulunarak kendim idare etmeye karar verdim” demiştir. Bu karar doğrultusunda, Atatürk ve tüm kurmayları, Çamlıtekke’den Conkbayırı’na doğru atlı olarak hareket etmiştir. Büyük Anafarta kasabasının doğu hizasında tam tepelerinde bir İngiliz uçağı belirmiştir. Yanında bulunanlar hedef oluşturmamak için hemen ağaçların arasına dağılmalarına karşın Atatürk ve yanında bulunan bir asteğmen, hiçbir şey olmamış gibi yola devam etmiştir. Uçağın takibinde Kurtgeçidi’ne yaklaştıkları zaman Conkbayırı tepesinden ve onun daha kuzeyindeki boyun civarından Anzakların piyade ateşi altında 8. Tümen karargahına ulaşmışlardır. Buraya ulaştığında Atatürk’ün yanında bir tek Süvari Asteğmen Zeki (Doğan) vardır. Kurmaylarından ve yaverlerinden hiçbiri daha gelmemiştir. Yolların olmayışı, arazinin engebeli oluşu, İngilizlerin topçu ateşi ve uçak takibi nedeniyle ancak bir kısmı gece yarısına doğru bir kısmı da ertesi gün karargaha gelebilmişlerdir. Atatürk, sabah saat 04:30’da baskın şeklinde bir taarruza karar vermiştir. Taarruzda kullanacağı kuvvet, 8. Tümene bağlı 23, 24. ve 47. Alaylardır. Atatürk, anılarında Conkbayırı taarruzu’nun başlamasını şöyle anlatmıştır: “Gün doğmak üzereydi. Çadırımın önüne çıktım. Hücum edecek askeri görüyordum. Oradan hücumun yapılmasını bekleyecektim. Gecenin karanlık perdesi tamamen kalkmıştı. Artık hücum anıydı. Saatime baktım. Dört buçuğa geliyordu. Birkaç dakika sonra ortalık tamamen ağaracak ve düşman askerlerimizi görebilecekti. Düşmanın piyade, mitralyöz ateşi başlarsa ve kara ve deniz toplarının mermileri bu sıkı düzende duran askerlerimiz üzerinde bir defa patlarsa hücumun imkansızlığından şüphe etmiyordum.Hemen ileri koştum. Tümen kumandanına rastladım. O da ve her ikimizin refakatimizde bulunanlar beraber olduğu halde hücum safının önüne geçtik. Gayet kısa ve seri bir teftiş yaptım. Önünden geçerek yüksek sesle askerlere selam verdim ve dedim ki: ‘Askerler! Karşımızdaki düşmanı mağlup edeceğimize hiç şüphe yoktur. Fakat siz acele etmeyin. Evvela ben ileri gideyim. Siz, ben kırbacımla işret verdiğim zaman hep birden atılırsınız.’ Kumandan ve subaylara da işaretimle askerlerin dikkatini çekmelerini emrettim Ondan sonra hücum safının önünde bir yere kadar gidildi ve oradan kırbacımı havaya kaldırarak hücum işaretini verdim. Bütün askerler, subaylar, artık her şeyi unutmuşlar, bakışlarını, kalplerini, verilecek işarete yöneltmiş bulunuyorlardı. Süngüleri ve bir ayakları ileri uzatılmış askerlerimiz ve onların önünde tabancaları, kılıçları ellerinde subaylarımız kırbacımın aşağı inmesiyle demirden bir kitle halinde aslanca bir saldırıyla ileri atıldılar. Bir saniye sonra düşman siperleri içinde gökyüzüne yükselen bir sesten başka bir şey işitilmiyordu. Allah, Allah, Allah… Düşman silah kullanmaya vakit bulamadı. Boğaz boğaza kahramanca mücadele sonunda ilk hatta bulunan düşman tümüyle imha edildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 

Haber Bültenimize Kaydolun

Türkçe Tarih'in yeni içeriklerinden en önce siz haberdar olun.

Bunları da okumak isteyebilirsiniz

Gerilla nedir, ne değildir?

Şimdi, Mustafa Kemal’in ha­yatında etkisi olan bir olay­dan bahsetmek istiyorum. Yarbay Nuri Bey, bir gün tâbiye dersinde gerilladan ge­nişçe bir şekilde bahsetti. «Gerilla nedir, ne değildir?» konu­su üzerinde uzun uzun…

Montreux Boğazlar Sözleşmesi

ÖZETAsya ile Avrupa’yı coğrafi olarak ayırmasına rağmen siyasi olarak birbirine bağlayan ve Karadeniz havzası devletlerinin ana deniz giriş-çıkış kapısı olan Türk Boğazları’nın hukuki rejimi tarihten bu yana Türkiye’nin dikkatle oluşturmak…

Hunların silahları

Hunlarda ağır silahlar, birkaç geleneğin etkisiyle III. yüzyıla doğru ortaya çıktı. Uzun yay ve üç demir baş­lıklı ok, mızrak, uzun kılıç, kılıç namlusu ve hançerden oluşan saldırı silah takımı, Hunlarda…

İlk polis okulları

İkinci meşrutiyete kadar yurdumuzda henüz polis okulları mevcut değildi. Kadronun ekseriyetini, okur yazar olmayan, cahil kimseler meydana getirirdi ama, bunlar, çekirdekten yetişme, meslek erbabı kişilerdi. İlk polis okulu, Rumeli Islahatı…