Generic selectors
Sadece birebir eşleşmeler
Başlıkta ara
İçerikte ara
Yazılarda ara
Sayfalarda ara

Srebrenitsa Soykırımı (Temmuz 1995

Gravestones at the Potočari genocide memorial near Srebrenica
Kaynak: Wikimedia Commons'tan Özgür medya deposu
Gravestones at the Potočari genocide memorial near Srebrenica Kaynak: Wikimedia Commons'tan Özgür medya deposu
Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email

Srebrenitsa trajedisi, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa topraklarında yaşanan en büyük vahşet, en acımasız katliâm ve etnik temizliktir. Sivil ların sistemli bir şekilde, belirlenen plân ve program dâhilinde katledilmesi, bazılarının ise toplama kamplarına ve sorgulama yerlerine götürülmesi gibi insanlık dışı uygulamalar, bu vahşetten Pale’de bulunan Bosna’lı Sırp İdaresi’nin doğrudan sorumlu olduğunun ve Belgrad Hükümeti’nin de bunun arkasında yer aldığının açıkça göstergeleridir. Fakat ne yazık ki bu insanlık suçu karşısında Avrupa devletleri, ABD, BM ve NATO seyirci kalmışlardır. Hatta güvenli bölge olarak ilân edilen Srebrenitsa’da ları korumakla görevli olan Hollanda Askerî Birliği, komutanları Albay Karremans’ın emriyle, Potoçari askerî kampına sığınan ları zorla Sırplara teslim ederek katliâma yardımcı olmuştur. Bu sebeple Srebrenitsa soykırımı, Avrupa ve dünya siyasetinin her zaman utanılacak bir kara lekesi olmaya devam edecektir. Yiğit mücahit ve Srebrenitsa’nın efsane komutanı Naser Oriç, Batılıların Bosna-Hersek’in parçalanmasına taraf iken ve Müslümanların yok edilmesine göz yumarlarken, Türkiye gibi büyük bir gücün, savaş boyunca ları desteklemesinin onur verici olduğunu vurgulamıştır. O, Sırpların, ları Türk gördüklerini ve bu sebeple yok etmeye çalıştıklarını şöyle dile getirmiştir:

“Türk halkının halkıyla aynı duyguları paylaşması bizim için çok değerlidir. Biz ’ız, ama Sırplar savaşta bize hep ‘Türkler’ diye hitap ediyordu. Kendi aralarında konuşurken de Sırplar bize değil hep Türk diyorlar.”

166 Srebrenitsa Kahramanı Naser Oriç, Türk gazetecileriyle yaptığı diğer bir mülakatında da Sırpların, ları sadece Müslüman değil, aslında Türk gördüklerini şu sözlerle yeniden açıkça vurgulamıştır:

“Biz (Osmanlı döneminde) beş asır birlikte yaşadık. Sırplar bize hiçbir zaman ‘Müslüman’ olarak seslenmediler. Bizi her zaman ‘Türk’ diye çağırdılar. Türkiye’nin bizim üzerimizde sorumluluğu olduğunu ve Balkanlar’daki varlığını daha fazla hissettirmesi gerektiğini düşünüyorum.”

Gerçekten de Ortodoks Sırplar, Müslüman ları her zaman dışlamış, Türk olarak görmüş ve savaş dönemlerinde, örneğin I. Dünya Savaşı, II. Dünya Savaşı ve 1992-1995 Bosna-Hersek Savaşı’nda yok edilecek
düşman olarak düşünmüşlerdir.

XX. yüzyılın son çeyreğinde, Avrupa’nın ortasında ve bütün dünyanın gözü önünde işlenen bu insanlık ayıbı, Batı’nın, haçlı zihniyetiyle ‘Şark Meselesi’ hedefleri doğrultusunda, Balkanlar’daki Türk ve Müslümanlara karşı takip ettiği yok etme politikalarını ve yaklaşım tarzını anlamayı sağlayan örneklerden birini teşkil etmektedir. Sırplar; “Sırbistan’da Türkleri istemiyoruz. Bütün Türkler Türkiye’ye!”, “Türklerden tarihî intikamımızı alıyoruz!” sloganlarıyla Müslüman lara sözünü ettiğimiz mezâlimi yapmışlardır. Onlar, ları, Türk gördüklerinden ve sahip oldukları Müslüman-Türk kimliğinden dolayı vahşice öldürmüş, işkenceye tabi tutmuş, tecavüz etmiş, vatanlarından sürmüşlerdir. Tarihî ve paha biçilemez sanat değeri taşıyan binlerce -Türk-İslâm kültür eserini, okulları,kütüphaneleri, camileri, türbeleri ve ların evlerini yağmalayarak tahrip etmişler, hatta ları Hristiyanlığı kabule zorlamışlardır. Yeni haçlı seferinin uygulayıcıları olarak hareket eden Sırplar, bunlara yardım eden Yunan, Rus, Beyaz Rus, Romen, Bulgar, Kozak ve Ukraynalı fanatik Ortodokslar, bazen fırsatlardan yararlanan Katolik Hırvatlar, asırlarca aynı yaşayan Müslüman komşularını, hem bedenen, hem madden, hem de ruhen yok etmek ve ülkelerini işgal etmek maksadıyla tüm dünyanın gözü önünde merhametsizce saldırmış ve büyük ölçüde bu emellerine ulaşmışlardır.

Kaynakça
Makale yazarı :
Prof. Dr. İlker Alp
Bibliyografya :
Kaynak :

T.C. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı, Avrasya Etüdleri, 52/2017-2 (153-197) , 192-193

Bu makale, yazının sonuna doğru “Kaynakça” ismiyle yer alan kısımda belirtilen yerden alınmıştır. Türkçe Tarih, toplumda farkındalık ve tarih bilinci oluşturmak amacıyla, tarih ve dil ile ilgili bilimsel araştırmaları derleyerek, herkesin kolayca olaşabilmesi için çalışmaktadır. Eğer bu makalenin yazarı veya sahibiyseniz ve kaldırılmasını istiyorsanız, lütfen bizimle iletişime geçin; içeriğinizi derhal kaldıracağız. Anlayışınız ve işbirliğiniz için önceden teşekkür ederiz.

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email
Takip et
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Benzer içerikler

Uygurca 15. Ders

On beşinçi (15-) Ders – Hemyan ve Almas Üzük Nesirdin Ependi Letipisi 1 — Bir

Arkeoloji ve Antropoloji,

” Doğanın bugün için giz dolu sinesine gireceği muhakkak görülen insan zekası beklenilen gerçekleri ortaya

Türkçe Tarih'e hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Daha Fazla Oku