Ne şehittir ne gazi, pisi pisine gitti Niyazi ne demek?

 

Türkçe sözlüklerde “pisi pisine gitmek” diye bir deyim vardır. Bir de sözlüklere girmemiş ama halkın kullandığı bir deyiş vardır: “Ne şehittir ne gazi, pisi pisine gitti Niyazi”

Hiç düşündünüz mü bu deyişdeki Niyazi kimdir diye?

Resneli Niyazi Bey

İkinci Meşrutiyetin ilanında halk arasında iki “hürriyet kahramanı” şöhret bulmuş, hatta bunların isimlerine marşlar ve türküler yapılmıştır. Bunlardan birisinin ismini zaman zaman duyarız; Enver Paşa, İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin önde gelen ismi, ama pek çoğumuz ikinci ismin Ahmed Niyazi bey olduğunu bilmeyiz.

İşte sizlere bu yazımızda ne şehit, ne de gazi olan hürriyet kahramanı Resneli Niyazi’nin hikayesini anlatacağım, araya gençler için de biraz geyik muhabbeti katarak!

1873 yılında bugün Makedonya sınırları içerisinde kalan Manastır yakınlarındaki Resne kasabasında doğar Niyazi Bey. Zaten bu yüzden de ona Resneli Niyazi derler.

Doğum yılı Abdülaziz devrinin bunalımlı devrine rastlar. Özgürlük ile ilgili düşünceleri ilk kez Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün de eğitim gördüğü Manastır Askeri İdadisindeki öğrencilik hayatında işitmeye başlar. Öğretmenlerinden Bursalı Tahir, ona millet, vatan ve özgürlükten açıkça söz edilmemesinin nedeni olarak II. Abdülhamit’in istibdatçı yönetimini göstermişti.

Bildiğiniz gibi 1876’da yürürlüğe konan anayasa ile açılan meclis, yine aynı padişah II. Abdülhamid tarafından iki sene sonra, yani 1878 yılında kapatıldı.

Niyazi 1895‘te Harb Okuluna girince bu ilim yuvasının da zindandan farksız olduğunu gördü. Okulunu bitirip subay olduktan sonra bir taraftan Bulgar çetecilerle, bir taraftan Yunan harbiyle uğraşan, ülkenin içinde olduğu gerçeklerle karşı karşıya geldi.

Harp okulundan yeni mezun olan Niyazi bey, daha mezuniyetinin üzerinden 1 yıl bile geçmeden 1897 Yunan Harbi’ne katılır. Bu savaşta gösterdiği büyük kahramanlıkları ve namını saraydakiler bile duymuşlar. Savaştan sonra İstanbul’a saraya görüşmeye çağırmışlar. 

Resneli Niyazi İstanbul’a gidip padişahın çevresindekileri gördüğü zaman, adeta oradan tiksindiğini belirtiyor. Bir kısmı daha 13-15 yaşlarında oldukları halde yüzbaşı, binbaşı rütbesine ulaşmış paşazadeleri, üstüne üstlük göğüsleri nişanlar, apoletleri yıldızlarla dolup taşan çocuk yaştaki kişiler, bir kısmı da hantal, göbekli, beylerden, paşalardan kurulan bir Yaverler Ordusu, bütün görevi sabahtan akşama kadar padişaha jurnaller vermek olan iki yüzlü insanlar…

Kendi ülkesinin başkenti İstanbul’un, sarayın, padişahın içinde bulunduğu bu durumu kendi gözleriyle gördü Niyazi bey. Büyük devletlerin çevirmiş oldukları ve çevirmekte bulundukları entrikaların korkunç sonuçlarını ve Balkan devletlerinin Rumeli toprakları üzerinde besledikleri hırslarını orada bizzat yaşayarak gördü.

Le Petit Journal, Supplément Illustré, 18 Ekim 1908

9 Haziran 1908 tarihine geldiğimizde, günümüzde Estonya’nın başkenti olan Reval’de, İngiltere Kralı VII. Edward ile Rus İmparatoru II. Nikolay bir görüşme yaparlar. Bugün Reval görüşmeleri olarak anılan bu görüşmede, Balkanlardaki Osmanlı Devleti’nin varlığını tehdit edecek konular tartışıldı. Osmanlı İmparatorluğu’nu zayıflatma konusunda fikir birliğine vararak Balkanlardaki Türk toprakları üzerinde hesaplar yapılır.

Tüm bu olan bitenler karşısında padişah II. Abdülhamid’in ve etrafındakilerin durumun ciddiyetini kavrayamamış, kavrasalar bile bunu değiştirmek için hiçbir çaba sarf etmediklerini düşünen Resneli Niyazi kendi çapında çözüm yolları aramaya koyulur ve vatan yolunda ölümden başka bir kurtuluş yolu göremez. Bütün bu acı derslerin sonunda Niyazi beyin ve o jenerasyonun çıkardığı sonuç şu oldu: “Güçsüzlük yerine güç, ahlaksızlık yerine ahlak kurulmadıkça kurtuluş yolu yoktur. Bunun için de kudretsizliğin ve ahlaksızlığın sembolü olan istibdat yerine, meşrutiyet kurulmalıdır.” [1]

Abdülhamid’in baskıcı döneminde yaşarken böyle “hürriyet” fikirlerine sahip olan sadece Resneli Niyazi değildi elbette ki. Vatanın kurtuluşu için, genç subaylar ve vatanseverler bir araya gelerek irili ufaklı ama gizli örgütler kurmuşlardır. Mesela bunlardan bir tanesi Osmanlı Hürriyet Cemiyeti, bir diğeri ise Atatürk’ün kurduğu Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’dir. Bu cemiyetler daha sonra yine İttihad ve Terakki Cemiyeti ile birleşecekler ama Atatürk ileride bu cemiyetin tutumunu ve gidişatını iyi görmediği için oradan ayrılacaktır.

Resneli Niyazi Bey 200 adamıyla Makedonya dağlarında 3 Temmuz 1908

3 Temmuz 1908 Cuma günü, Kolağası Niyazi Bey 200 kişilik çetesiyle Makedonya dağlarına çıktığı gün, vicdanında, vatanına borçlu bulunduğu hizmeti yerine getirmekte olduğuna dair kesin kanaati vardı. Amacı ihtilal yapmak ve tekrar anayasayı, meclisi çalışır vaziyete getirmekti!

Niyazi dağa çıktığı gün, Padişahın Başkatibi’ne şöyle bir bildiri gönderir:

“Kamuoyu Anayasanın (Kânûn-ı Esâsî) tekrar yürürlüğe konulmasını istemektedir.  Padişaha karşı millet saygı beslemekte ve şimdiye kadar yapılan fenalıkların hesabını sormamaktadır. İstek ve amaç bundan sonra uygar devletlere benzeyecek bir yönetim sistemi kurmak suretiyle her parçası kanımıza karşılık olan kutsal vatanımızın 30 yıldan beri uğramakta bulunduğu paylaşmadan korunması, milletimizin düşünce ayrılıklarından kurtarılması ve bugün pek karanlık görünen geleceğimizin güven altına alınmasıdır. Biz Anayasanın hemen bugün yürürlüğe konmasını isteriz. Bunu hükümet yapmazsa millet zorla yapacaktır. (…) Mebuslar Meclisi’nin derhal açılmasını isteriz. Bu yapılmadığı hâlde mesuliyet hükümetin olacaktır.” [2]

Tüm memlekette Niyazi Bey’in dağa çıktığı duyuldu. Olaylar büyüdü. Daha evvel söylediğim bu iki hürriyet kahramanı Enver Bey ve Niyazi Bey ihtilalin öne çıkan isimleri oldular. Abdülhamit’in istibdat sistemine dayanan saltanatını yıkarak, Osmanlı devletini Meşrutiyet rejimine kavuşturmayı amaçlayan bu isyanın sloganı: “Ya hürriyet, ya ölüm!”dür..

Resneli Niyazi Bey ve çetesi Hürriyet Geyiği ile poz veriyor 1 Nisan 1909

Bu arada dağda adamlarıyla birlikte olan Resneli Niyazi Bey’in başına ilginç bir olay gelir. 22 Temmuz’da, bir an evvel Manastır’a varmak arzusuyla yürümekte olan Niyazi bey ve çetesi yolda kendilerine katılmak isteyen birkaç jandarma eri ve başıbozukla karşılaşmışlardır. Yanlarında da bir geyik. Herkes şaşırır, bu geyiğin sizinle ne işi var diye. Bir jandarma durumu anlatmak için öne atılır ve durumu şöyle açıklar: Yolda önlerine çıkan bu hayvanın henüz iki yaşını tamamlamamış dişi bir geyik olduğu, iltifat ve okşamalara aldanarak kendilerini takip ettiğini söyler. Orada bulunan herkes geyiği okşar. Karşılarına çıkan bu geyiğin mistik, ilahi bir varlık ve mesaj olduğuna inanmışlar, geyiği hayra alamet saymışlardır.

Bu andan itibaren Resneli Niyazi ve çetesi nereye giderse, ya geyik önden onlara yol gösterir, ya da arkalarından atlaya zıplaya onları takip eder. Geyiğin ismi de şöyle konur: Rehber-i Hürriyet! Dağlardaki hürriyetini bırakıp, insanlara hürriyetin rehberi olan geyik.

En nihayetinde saray da halkın anayasa isteğini kabul etmek zorunda kalır ve padişah II. Abdülhamid’in 1878 yılında askıya aldığı meşrutiyet rejimi, 24 Temmuz 1908’de resmen ilan ettikten sonra, Resneli Niyazi Bey dağdan şehre iner. Selanik’te “Hürriyet kahramanı” olarak büyük gösterilerle karşılanır. Dağda bulunduğu sırada evcilleştirdiği geyik, bir hürriyet sembolü olarak kabul edilir.

Resneli Niyazi Bey ve Hürriyet Geyiği

Gazetelerde fotoğraflar çıkar, kartpostallar basılır. Herkes Hürriyet Geyiğini görmek ister. Niyazi Bey, imparatorluğun başkenti İstanbul’a doğru yola koyulur. Geyik onların yanlarından hiç ayrılmamış, İstanbul’a kadar gelmiştir. Hürriyet geyiği partilere bile katılır. Dönemin en gözde eğlence mekanları arasında Direklerarası gelir ve burada geyiğin halka teşhir edileceği duyurulur. Buradan gelen parayla da bazı hayır işleri yapılacaktır.

Direklerarası’nda bulunan Letafet Apartmanında teşhir edilen bu geyiği görmeye pek çok kişi gider. Bunlardan birisi Refik Halid Karay, bir diğeri de gazeteci Ahmed Samim’dir.

Ahmed Samim, Osmanlı’ya Meşrutiyeti getiren geyiği görmek ve kendisine teşekkür hislerini dile getirmek için kırk para verir ve içeri girer. Gördükleri karşısında hayal kırıklığına uğramıştır Ahmed Samim. Bodrum katına inen merdiven boşluğuna, bir tel kafes içerisine hapsedilmiştir, Rehber-i Hürriyet. İnsanların arasına katılıp, hürriyeti müjdeleyen geyik, şimdi aynı insanların zulmüne ve nankörlüğüne uğramış, iki arşınlık dar bir tel kafesin içine hapsolmuştur.

Ahmed Samim, yazdığı yazıda Resneli Niyazi’ye şöyle seslenir:

“Mukaddes olan her şey namına, Allah aşkına, insaniyet aşkına, hürriyet aşkına bu hayvanın da hürriyetini iade ediniz. Bırakınız o, yine dağlarında, ormanlarında avare yaşasın.” [3]

Gazal-ı Hürriyet, esir-i hürriyet’e dönüşmüştür! Acı olan ise geyiğin bundan sonraki akıbetinin meçhul olduğudur. 

Geyik Muhabbeti tabirinin kökeni hakkında pek çok rivayet vardır. Kimin nerede, ne zaman bu ifadeyi ortaya attığı bilinmez ama bazı araştırmacılar, yaşanan bu hadiselerin ortaya çıkardığı günlük konuşmaların, Geyik Muhabbeti tabiri olarak bu hikayeden çıktığını söylemektedirler.

Bu kadar geyik muhabbetinden sonra gelelim, pisi pisine giden Niyazi’ye!

II. Meşrutiyet’in mimarlarından olan Resneli Niyazi Bey, emekli olup memleketi Resne’ye yerleşir. Balkan Savaşı sırasında, zaten gençliğinden beri mücadele ettiği vatanını savunmak amacıyla Cevdet Paşa’nın ordusuna katılır. Üzerinde “Vatan Fedâisi” yazılı bir fes giyen Niyazi bey, yine vatanın müdafaasında elinden geleni yapar ancak; maalesef savaşın sonucunda Balkan Birliği, Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlardaki topraklarının çoğunu ele geçirmiştir.

Savaş bittiğinde ise uğruna savaştığı memleketi Makedonya artık kaybedilmiştir, Niyazi Beyin.

Türkler Balkanlarda kaybettikleri topraklardan İstanbul’a göç ediyor. Le Petit journal 24 Kasım 1912

17 Nisan 1913’te İtalya üzerinden İstanbul’a ulaşmak için Arnavutluk’un Avlonya iskelesine gider ve orada bineceği vapuru bekler. Bu sırada nereden çıktığı belli olmayan 7-8 kişilik Balkan komitacıları arasında kalır Niyazi Bey. silahlar patlar. Sırtına üç kurşun isabet eden Niyazi Bey orada can verir.

“Ne şehittir ne gazi, pisi pisine gitti Niyazi” deyişi de, kimin ne için yaptığı hiçbir zaman aydınlanamayan bu suikastin sonucunda, pek çok savaşa koşarak girip sağ çıkmış olan Resneli Niyazi Bey için söylenmeye başlanmış ve günümüze kadar ulaşmıştır.

Not: Kimileri Niyazi Bey’in suikastini İttihadçıların yaptırdığını iddia etmiştir. Gazeteci Yaşar Aksoy, Resneli Niyazi Bey’in feci öldürülüşünü, birlikte seyahat ettikleri Tıbbıyeli Mazlum’dan (Emekli Tümgeneral Doktor Mazlum Boysan) 1972 yılından dinleyerek not etmişti. Mazlum Paşa, o esnada berberde traş olduğu için suikastten kurtulmuştu.[4]

Makale Kaynakçası:

[1] – Ord. Prof. Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, Cilt: 9, İkinci Meşrutiyet ve Birinci Dünya Savaşı, (1908 – 1918), Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 2. Baskı, 1999, s. 30
[2] – Resneli Niyazi Hatıratı – Hatırat-ı Niyazi, Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Örgün Yayınevi, İstanbul, Birinci Baskı 2003, s. 220-221
[3] – Ahmed Samim, “Gazâl-ı Hürriyet”, Demet, Sayı 5, 15 Teşrinievvel 1324 (28 Ekim 1908), s. 74-76. Metnin çevriyazısı için bkz. Ali Şükrü Çoruk, “II. Meşrutiyet’in Geyik Muhabbeti”, Geyik Kitabı, s. 60-64
[4] – Resneli Niyazi Bey & Niyazi Resnelioğlu, Yaşar Aksoy, Hürriyet Gazetesi, 23 Temmuz 2008

Yararlanılan diğer kaynaklar:

İ. Arda Odabaşı, Hürriyet kahramanı Ni̇yazi̇ beyi̇n geyi̇ği̇ Rehber-i Hürri̇yet, Toplumsal Tarih, Sayı: 292, Nisan 2018, s. 50-55

Refik Halid Karay, Bir Ömür Boyunca, İnkılap Kitabevi, 2009, s. 47-50

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 

Haber Bültenimize Kaydolun

Türkçe Tarih'in yeni içeriklerinden en önce siz haberdar olun.

Bunları da okumak isteyebilirsiniz

Van Yedi Kilise

Amerika Birleşik Devletleri Kongre Kütüphanesinde, LOT 13551, no. 48 ile kayıtlı bulunan bu fotoğraf, Van Yedi Kilise olarak da bilinen Varagavank Ermeni manastırında, Ermeni rahipleri ve çocukları resmetmekte.. Yıl 1880…

Hasta Adam

Okullarda okuduğumuz ders kitaplarında, yüzyıllar içerisinde fetihten fetihe koşan Osmanlı Devleti, 19. yüzyıla gelindiğinde “hasta adam” olarak tabir edilir ve öyle anlatılırdı bize. Peki hiç merak ettiniz mi “hasta adam”…