Generic selectors
Sadece birebir eşleşmeler
Başlıkta ara
İçerikte ara
Yazılarda ara
Sayfalarda ara

Türk sözü

Ömer Seyfettin'in Rıfat Bey'e takdim ettiği fotoğafı
Kaynak: http://earsiv.sehir.edu.tr:8080/xmlui/handle/11498/24788
Ömer Seyfettin'in Rıfat Bey'e takdim ettiği fotoğafı Kaynak: http://earsiv.sehir.edu.tr:8080/xmlui/handle/11498/24788
Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email

Şimdiye kadar birçok lar ve risaleler çıktı. Kimse alıp okumuyordu.

Muharrirler:

  • Ah bizim Türkler… diye başlarını sallıyorlar ve:
  • Ah, hiç okumayı sevmiyorlar, bu hâl ile sonumuz ne olacak?…

Diyorlardı. Hâlbuki zavallı Türkler okuyacak bir şey bulamıyorlardı. Bir kere kendisinin konuştuğu dil ile yazılmıyordu. Her milletin olduğu gibi Türk milletinin de kendine mahsus bir dili vardı. Çoluk çocuk, büyük küçük, kadın erkek, herkes bu güzel dil ile konuşuyordu. Hiç birbiriyle konuşurken anlaşamayan Türk dünyada var mıydı? Hayır. Okumaya gelince hemen Türklerin hiçbirisi okuyup anlayamıyordu. Türklerin biraz okumuş olanları ellerine kalemi alınca , lûgat paralamaya, , , terkipler yapmaya kalkıyorlar ve “Bir marifet yapıyoruz” zannediyorlardı.

Türkler Osmanlı Hükûmeti’ni teşkil ettikten sonra beş-altı asır geçti. “Edebiyat ve ilim” namına bir satır yazı yazılmadı. Anadolu Türkleri saz şa’irleriyle, millî destanlarıyla, yanık türküleriyle yine kendi dillerini gâ’ib etmemeye çalıştırlar. Son asırda , lügatler, terkipler yavaş yavaş terk olunmaya başladı. Bugün millî Türk sarfı istikbalini kazanmaya yüz tuttu. Yarın ümit ediyoruz ki Türk halkının ma’nâsını bilmediği ölü ve ecnebi kelimeler larımızdan, gazetelerimizden gâ’ib olacak.

Türk Bilgi Derneği Dâ’iresi’nde her cum’a günü toplanan genç Türk edipleri, genç şâ’irler artık Nergisî ve Veysî zamanından kalıp hâlâ devam eden ve , terkipli eski lisanla yazmayı mantığa ve hakikate muvafık buldular.

Çünkü lisan göz için değil, kulak içindi. Ve hakikat konuşulan lisandı. Yoksa uydurma bir yazı lisanı değil…

Türkler konuşurken hep millî ve tabî’î Türk sarfıyla, kâ’ideleriyle konuşuyorlar, hiç ve terkipler yapmıyorlar, , cem edatlarını kullanmıyorlardı. Konuşulan hakikî Türk dilinde en ziyade göze çarpan bu saflık, bu tabî’îlik idi. Konuşurken olduğu gibi yazarken de , terkipler yapmak, Türk halkının ma’nâsını bilmediği kelimeleri, cem kâ’idelerini kullanmamak bugün hangi millete mensup olduklarını anlamış genç ediplerimizin ve şâ’irlerimizin başlıca meslekleridir. Hatta içlerinde çokları , terkip kâ’ideleri gibi aruz veznini terk ile şi’irlerini millî aruzumuz olan hece vezinleriyle yazmak istiyorlar. Mademki artık geçler tabi’î ve hakikî ’ye bir ehemmiyet verdiler, yakında herkesin okuyup anlayacağı gibi şeyler yazılacak, Türklerin de bir edebiyatı olacak, Türkler de kendi dilleriyle iftihar edecekleridir.

Türk gençliği bu mukaddes ümit ile çalışırken Türklüklerini duymamış yaşlı muharrirlerimiz de boş durmuyorlardı. Yavaş yavaş yazılmaya başlayan ’yi söndürmek için bakınız Türklerin uyandığı ve “Bizim müstakil, sağlam bir dilimiz var!” iddi’âsını güttüğü bir zamanda, bin üç yüz otuz senesinde nasıl şeyler yazıyorlar? Bu dikkat etmeye, düşünmeye layık bir meseledir:

(Mesâcid) haşmetiyle (sahn-ı dil-cûyunda) (pâbercâ)
Demek mensî değil, mihrâb ve minberden (semâ peymâ)
Kavanînin bütün akvam için (yek-tarz ve yeksandır)
(İbadetgehlerin âlî-nesâk) (mersûs-ı bünyândır.)
Bugün (mağlûp ve galip) cümleten (kem-nâm u merkâd-pûş)
(Nidâ-yı ihtirâs) (ebkem) bütün (tabi u ceres hârmûş)
(Husûnun) bir zamanlar (âlet ceng u tedafüiyken)
Bugün-tezyin eder (sâhtını) bir (vech-i mûstehsen)
(Bevâdî)ye cibâle (Sebz ü fahr-i kisveler eksâ)
Eder (yâd şuéûnunla) o dem (meşşâta-gabrâ)

Türk vicdanına bundan ağır bir azap olamaz. Halktan vazgeçtik. Hangi Avrupa görmüş bir Türk vardır ki (meşşâta-i gabrâ)nın ma’nâsını bilsin… Bu âlemler kimin için, hangi millet için yazıyorlar? Sonra sıkılmadan:

  • Türkler okumayı sevmiyorlar… demek insafsızlık değil mi? Türkler okumak istiyorlar. Fakat kendi lisanlarıyla yazılmış şeyleri okumak istiyorlar.

Eski Nergisî ve Veysî lisanı, (Enderun Edebiyatı) denilen tuhaf ve sun’î icat şimdiye kadar hep aruz veznini kullanırdı. Gençler hece veznini kabul edip millî Türk sarfıyla şi’irler yazmaya başlayınca ve terkiplerin taraftarları ictimâ’î bir tehlike olan milliyetsiz kalemlerini ona da musallat etliler biz zannediyorduk ki millî hece
vezniyle Nergis lisanı yazılmayacak, saf ve sade ve terkiplerden hali güzel yazılacak, hâlbuki işte yeni yeni kullanılmaya başlayan bu millî ahenkli veznimize de ma’hûd terkiplerini soktular:

(Hûn-i dil) nûş ettik (bezm-i safâda)
(Zevk-i câvidânı) bulduk rızâda
(Îfâ-yı ahd) için (vakt-i Kerbelâ’da)
Bu (nefs-i had-gâmı) çekip de dâre
Gamze uğruna (dîdâr-ı yâre)
(Nûr-ı aşk) inince (dil-âgâhıma)
(Mürg-i aşkı) saldık ta (Kurbgâh’a)
Aşina çıkmışız (şuèbedebâza)
Teveccühe kılmadık (bâb-ı niyâza)
İrfanla eriştik (rütbe-i nâza)

Ve ilh… İşte bir Türk dilini bu edebiyat zalimlerinin ellerinden kurtaracak halka kendi diliyle faydasına yarayacak şeyler yazacak, memleketimizde “okumak muhabbet”ini uyandırmaya çalışacağız.

” uyanan âlim ve milletine aşık yüksek Türk gençliği ile hâlâ uyuyan ve bir ışık bekleyen Türk halkı arasında bir kapıdır, gençlik o kapıdan girmekle alçalmayacak, bi’l’akis halkı, ya’nî kendi varlığını kendi milletini yükseltecek, kendine benzetecektir.

Kaynakça
Makale yazarı :
Ömer Seyfettin
Bibliyografya :
Kaynak :

Türk sözü, yıl: 1 sayı: 1, Cumartesi, 12 Nisan 1330

Bu makale, yazının sonuna doğru “Kaynakça” ismiyle yer alan kısımda belirtilen yerden alınmıştır. Türkçe Tarih, toplumda farkındalık ve tarih bilinci oluşturmak amacıyla, tarih ve dil ile ilgili bilimsel araştırmaları derleyerek, herkesin kolayca olaşabilmesi için çalışmaktadır. Eğer bu makalenin yazarı veya sahibiyseniz ve kaldırılmasını istiyorsanız, lütfen bizimle iletişime geçin; içeriğinizi derhal kaldıracağız. Anlayışınız ve işbirliğiniz için önceden teşekkür ederiz.

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email
Takip et
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Benzer içerikler

Uygurca 48. Ders

Qiriq sekkizinçi (48-) Ders – Qoşaq Qattim Yarimğa Kırk Sekizinci (48.) Ders – Koşuk Koştum

Anadolu’da Türk Kültürü

Miladı 1071 yılında Malazgirt Meydanı’nda Selçuk Türkleri Tanrı’ya yalvardıktan sonra atlarının kuyruğunu bağlayıp “ya gazi,

Hatay Arkeoloji Müzesi

Hatay Arkeoloji Müzesi, çağdaş müzeciliğin bütün donanımlarına sahip olarak yapılan yeni binasında 2014 yılından itibaren

Uygurca 47. Ders

Qiriq yettinçi (47-) Ders – Iz Kırk Yedinci (47.) Ders – İz Muqeddime Mukaddime Qedem

Türkçe Tarih'e hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Daha Fazla Oku