İstanbul Türkçesi hangisidir? – II

Ömer Seyfettin'in Rıfat Bey'e takdim ettiği fotoğafı
Kaynak: http://earsiv.sehir.edu.tr:8080/xmlui/handle/11498/24788
Ömer Seyfettin'in Rıfat Bey'e takdim ettiği fotoğafı Kaynak: http://earsiv.sehir.edu.tr:8080/xmlui/handle/11498/24788
Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email

’da birkaç sınıf vardır ki lehçelerinin tarz ve edaları başka başkadır. Bu sınıfların başlıcaları şunlardır:

1- Eski edebiyat taraftarı olan terkipçi şâ’irler.
2- Ulema ve softalar.
3- Eski ıstılahçı mu’allimler.
4- Bâb-ı Âlî üslûbunu hâlâ yaşatan muhafazakâr me’mûrlar.
5- İkinci sınıf halk.
6- Tanzimat ma’ârifiyle tahsil görmüş lar.
7- Tanzimat ma’ârifiyle kuvvetli tahsil görmeyen lar.
8- Yabancılar.
9- Gayr-ı ler.

Bu sınıfların hepsi ’da oturduklarından “Bizim Lisanımız çesidir” e’dâsını ileriye sürebilirler. Nitekim en meşhur bir terkipçi şâ’irimiz:

  • Benim lisanım çesidir… diyordu. Acaba doğru mu söylüyordu?Tetkik edelim. Ve bir netice çıkarmaya çalışalım.

Eski Edebiyat taraftarı olan terkipçi şâ’irler bunlar gittikçe azalıyor. Ve hemen yavaş yavaş terkiplerini takit edenler kalmıyor. Bununla beraber eski şöhretlerinin kuvvetleriyle hâlâ yaşıyorlar. Varlığını artık anlayan milleti konuştuğu güzel lisanın yazıldığını istiyor. Bunu terkipçiler peka’lâ gördükleri hâlde aldırmıyorlar. Yine eski
konuşulmaz edebiyat lisanını yazıyorlar.

Millî uyanıklığın lisan ve edebiyata geçmeyeceğine kâ’il olan bu zatlardan Cenap Şahabettin ve Süleyman Nazif Beyefendiler son zamanlarında tabî’î ve konuşulan çe’yi yazmaya cehdedecek yerde bütün bütün ve terkipler düzmeye başladılar. Cenap Şahabettin Beyefendi hatta “zeki kari’ler” bile diyemiyor, bir
terkip yapıyor “kari’în-i zekiye” diyor. Geçende bir şi’irini konuşulan çe’ye tercüme ettiğimiz bu mu’azzez ve muhterem şâ’ir: “Kuşlar ve gölgelerle dolu çiçekli bir yuva…” demek için bakınız nasıl çe’den dışarı çıkıyor.
[Bir âşıyân-ı hher ki pür tuyûr u zilâl…]

çe’de edebiyat lisanı ve ’midir? çe ile edebiyat olmaz mı? Sevgili şâ’ir ne mecburiyetle çe kelimeleri, sarfını, edasını, arzunu bırakıp yabancılığa gidiyor? Evet niçin kendi konuştuğu lisanı yazmıyor? Acaba buna muktedir değil mi? Bunu zannetmem.

Cenap Beyefendi konuşurken şüphesiz çe’yi kullanır. Fakat onun itica edebiyatta milletin kullandığı, sevk-ı tabî’îmizde yaşayan kelimeler ve millî eda kıymetsizdir. Meselâ pencere kelimesinin ma’nâsını bilirler. Madem ki le “pencere”nin maènâsını biliyorlar. Onun edebî bir kıymeti yoktur. Şâ’ir artık “revzen”dir. Çünkü halk bunun ma’nâsınıi, doğru telâffuzunu bile bilmez.

Sonra Cenap Beyefendi edebiyatların milletlere â’id olmayıp, zümrelere â’id olduğuna kâ’ildir; eski İskenderiye edipleri gibi… derler ki: “Benim yazdıklarımı halkının anlamasına ihtiyaç yoktur. Ben keyfim için yazıyorum. Bununla beraber her millette konuşma lisanı başka yazı lisanı başkadır.”

Hakikî çe’yi kullanamayan bir zatın ler için yazmadığı doğru… Fakat her milletin konuşma lisanıyla yazı lisanı arasındaki fark başka başka değildir. Her lisanın içinde, hatta muharrirlere göre değişen bir “cüslûp farkı” vardır. Meselâ Fransızca’da Victor Hugo’nun bir şi’irini alınız. O üslûp ne derin, ne âlîdir!

Lâkin kelimeler, sarf, eda tamamıyla Fransızcadır. Bu şièirin ma’nâsını ihtimal birçok Fransız anlayamaz. Fakat kelimelerinin ayrı ayır ma’nâsını bilmeyen bir Fransız var mıdır? Bütün büyük Fransız muharrirlerinin üslûpları ayrı ayrıdır. Hatta imzaları olmasa bile eserlerinden kim oldukları anlaşılır. Fakat bu başkalık lisan farkı değil üslûp farkıdır.

Lisân o hiç değişmeyen, o her Fransız’ın bildiği Fransızcadır. Bizim terkipçi ediplere gelince iş değişir. Meselâ Cenap Beyefendi’yi konuşurken bütün ler anlarla. Çünkü seliızda yaşayan millî kelimeleri kullanır. Yazarken
teshil görmemiş ler anlamazlar. Niçin? Çünkü seliızda, sevk-i tabî’îmizde olmayan kelimeleri ve tarzları kullanır. Buna üslûp farkı değil, “lisan farkı” demelidir.

Hâlbuki bir milletin edebiyatı içinde üslûp farkları olması, lisan farkları olmamalı. Lisan bir, fakat üslûplar ayrı ayır olmalı.

“Bir bahar yatağında açık saçık uzanmış” demek için “Bu came-i hâb-ı rebî’îde, berehne sâ’id-i simin, berehne sâk u serin…” demek üslûp yapmak değil, çe yazmamaktır.

Eski terkipçi ediplerimizin zihniyetleri değişmiş ve bambaşka bir şey olmuştur. Selikalarındaki kelimeleri onlar adi ve gayr-ı edebî bulurlar. çe’nin medsiz edasını, medsiz şivesini beğenmezler. Ve sarfıyla terkip yapmayı san’lık sanırlar.

çe’deki lâmî ve beyanî izfet farklarını hiçe sayarlar. Yazdıkları şey konuşulun çe’ye asla benzemez. Hatta eserleri lisanımıza tercüme olunabilir. Onların eserlerindeki alacalı bulacalı terkipli ve meldi lisan çesi olmak şöyle dursun hatta çe bile değildir. Bunu uzun uzadıya ispat etmeye hacet yok. Herkes tecrübe edebilir. Konuşurken dikkat eder, hakikî çe’de terkip ve med olmadığının farkına varır. Yahut eski ediplerin eserlerindeki terkipli cümlelerden bir tane kullanır. Etrafında nasıl gülündüğünü alay edildiğini görünce bu lisanın ictim’î hakikate ne kadar zıt ve muhalif olduğunu anlar…

“Daha var”

Kaynakça
Makale yazarı :
Ömer Seyfettin
Bibliyografya :
Kaynak :

Türk Sözü, Yıl: 1 Sayı: 15, 17 Temmuz 1933 Perşembe

Bu makale, yazının sonuna doğru “Kaynakça” ismiyle yer alan kısımda belirtilen yerden alınmıştır. Türkçe Tarih, toplumda farkındalık ve tarih bilinci oluşturmak amacıyla, tarih ve dil ile ilgili bilimsel araştırmaları derleyerek, herkesin kolayca olaşabilmesi için çalışmaktadır. Eğer bu makalenin yazarı veya sahibiyseniz ve kaldırılmasını istiyorsanız, lütfen bizimle iletişime geçin; içeriğinizi derhal kaldıracağız. Anlayışınız ve işbirliğiniz için önceden teşekkür ederiz.

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email
Takip et
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Benzer içerikler

Uygurca 41. Ders

Qiriq birinçi (41-) Ders – Orxun Şecerisi Kırk Birinci (41.) Ders – Orhun Şeceresi Perhat

Uygur Türk şiiri

Adḳaşu turur ḳat ḳat taġda amıl aġlaḳ aranyadanta Sıra sıra kat kat dağlarda, sakin (ve)

Yafes’in Oğlu “Türk”

Yafes, öleceği sırada büyük oğlu Türk’ü yerine oturtup diğer çocuklarına dedi ki: Türk’ü kendinize padişah

Türkçe Tarih'e hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Daha Fazla Oku