Generic selectors
Sadece birebir eşleşmeler
Başlıkta ara
İçerikte ara
Yazılarda ara
Sayfalarda ara

Sağlık Hizmetlerinde Dr. Refik Saydam

Türkiye Cumhuriyeti eski Başbakanı tr:Refik Saydam
Kaynak: Wikimedia Commons'tan Özgür medya deposu
Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email

, halkın sağlığını korumak ve herkese sağ­lık hizmeti götürmek için uğraş vermenin “gerçek hekimlik” olduğunu anlayan ve yaşamını bu yola adayan kahramanı­mızdır. O, hekimlik mesleğine onur verenlerdendi.

büyük söylevinde 1919 yılı 19 Mayıs ‘ında ülkemizin perişan durumunu anlatır. ‘ın Sağlık Bakanı olduğu yıllarda ülkemiz sağlık yönünden aynı ölçüde perişandı. var olmayan bir sağlık ordusu ile ülkenin sağlık hizmetlerini geliştirmek için görevlendirilmişti. Sıtma, tiflis, trahom, su ve besinle bulaşan hastalıklar ülkemizi kasıp kavuruyordu. Dr. Lutfi Aksu 1925 yı­lında yayınladığı kitabında durumu şöyle anlatır:

“Sıtma 1924 yılında köylüleri tarlada ve yolda yerlere serdi. Harmanlar yüz üstü kaldı. Kasaba ve kentlerde yoksul, zengin bütün halk perişan oldu. Bazı yerlerde okulları hastane gibi kullanma zorunluğu doğdu.”

Var olan sağlık insan gücüne gelince; 1927 yılında ‘Türkiye’de 1059 hekim (13000 kişiye bir hekim), 139 hemşire, 347 diplomalı ebe ve 1036 sağlık memuru vardı. Mali duruma gelince, 1927 yılında hükümetin bütçesi 42 milyon lira, sağlık harcaması 2,9 milyon lira idi. Tüm bütçenin yüzde 6.9’u Bugünün, göreceli olarak çok zenginleşen Türkiye’sinde sağlık bütçesinin genel bütçenin yüzde 2.5 ‘i olması ‘m ne kadar güçlü bir bakan olduğunun kanıtıdır.

Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda halkın sağlık kültüründen yoksunluğu da büyük bir sorundu. 1938 yılında Adana’da sıtma savaş kursuna katılmıştım. Deneyimli sıtma savaş uzmanlarıdan Dr. Abdurrahman Bey bir konuşmasında:

“Arkadaşlar sıtma savaşında bizim en büyük başarımız köylüye sıtmanın ilacının kinin olduğunu öğretmemiz olmuş­tur” demişti.

‘m halkımızın sağlığına yaptığı hizmeti değerlendirecek olanlar, bugünü değil, bin dokuz yüz yirmi li yıllardaki durumu göz önünde tutarak yargıya varmalı­dırlar. O zaman ‘ın yaptığının “yoktan var etmek” olduğunu anlayabilirler. , sağlık yöneticiliğini yaparak öğrenenler­dendir. Osmanlı hükümetinin sağlık örgütünü, Türkiye Cumhuriyeti ‘nin il ve ilçe örgütlenmesine göre yeniden düzenleyerek halk sağlığı hizmetlerini hükümet tabipleri ve sağlık müdürlükleri eli ile yürütme ilkesini kabul etti. Gözlemleri ona salgınları önlemenin ve sağlığı korumanın en önemli sağlık hizmeti olduğu gerçeğini öğretmişti. Bu nedenle sıtma, trahom ve frengi ile savaş için özel bir örgütlenmeye gitti. Hastane hizmetlerini özel idare ve belediyelerin hizmeti olarak kabul etti. Yol gösterici olmak için 5 Numune Hastanesi kurdu. Evde ve ayakta hasta tedavisini hastane polikliniklerinde, dispanserlerde ve özel muayenehanelerde yapılacak hizmet olarak düşündü. Kamu görevlisi hekimlerin çalışma saati dışında özel muayenehane açmalarını kabul
etmek zorunda kaldı.

Laboratuvar hizmetlerini geliştirebil­mek için, Merkez Hıfzıssıhha Enstitüsü’nü ve hekimleri halk sağlığı ve sağlık yönetimi konusunda eğitmek için Hıfzıssıhha Okulunu kurdu. Ana ve Çocuk sağlığı hizmetlerini geliş­tirmek için Doğum ve Çocuk Bakım evleri kurmayı planladı. Ancak Bakanlığı süresinde bu hizmette önemli gelişme olmadı. Türkiye ‘de lepra olmadığı görüşünde idi. Bu nedenle yirmili yıllarda Deri hastalıkları profesörü olan Dr. Reşat Bey’le arası açıldığı söylenir.

sağlık hizmetlerinde atılım yapabilmenin yalnız örgüt kurmak ile değil, hizmet üretecek kişileri yetiştirmek ve çalıştırmak ile olabileceğini değerlendirecek kadar deneyimli bir devlet adamı idi. Hekim açığını kapamak için 1932 yılında Tıp Öğrenci Yurtlarını açtı. 1930-1946 arası Tıp Fakültesi ‘nde okuyan sivil öğrencilerin çok büyük bir bölümü bu yurtlarda kalarak eğitimlerini tamamladılar. Ben de onlardan biriyim. Ben tıp öğrencisi iken, Sağlık Bakanı idi. Başbakan iken ben Sağlık Bakanlığı ‘nda çalışmağa başladım. Bu benim için, kendisi ile birlikte çalışanlardan la ilgili çok şey duymamı sağlamıştır.

Bakan iken hükümetin hekimlere uyguladığı ücret politikasından günümüzün devlet adamları ders almalıdır. Koruyucu hekimlik hizmetlerinin ancak tam süre çalışan hekimler eli ile yürütülebileceğini kabul eden , sıtma, trahom ve frengi savaşında çalışan hekimlere o zamanın maaş baremine oranla çok yüksek ücret ödeme ilkesini hükümete kabul ettirmişti. Bir Vali 60-70 lira aylık alırken, sıtma savaş hekimlerinin aylığı 100 liradan başlardı. Trahom savaş örgütünü kuran Dr. Nuri Fehmi Ayberk, bir gün bana kendi öyküsünü anlatmıştı. Nuri Fehmi Bey, İstanbul’un tanınmış göz hastalıkları uzmanların­dandı. , Nuri Fehmi Bey’i Ankara ‘ya çağır­mış, “Nuri Ayıntepe gidecek ve trahom savaşını yürüteceksin” demiş. Nuri Bey’in kararsızliğını görünce “Sana 750 lira aylık vereceğim” demiş. O zaman Milletvekillerinin maaşı 250 lira imiş.

Sağlık Müdürleri ve müfettişIer, ‘ın en çok onurlandırdığı hekimlerdi. Bir hastane uzmanının erişeceği en yüksek maaş derecesi 7 iken, sağlık müdürü kadrolan 6 ‘ıncı dereceden başlardı. Bakanlıkta 4 kişi, müsteşar, teftiş kurulu başkanı, hıfzıssıhha enstitüsü müdürü ve hıfzıssıhha okulu müdürü 2’ci derece kadroda idi. ‘ın bu maaş politikasını iyi değerlendirebilmek için kendisinin kişisel yaşamında cimri denecek kadar çok tutumlu olduğunu bilmek gerekir. ’ın hemşire politikası gözden geçirilirken, hemşire ve ebe yetiştirilmesine önem vermediğini belirtmek gerekir. 1219 sayılı yasa ile diplomasız ebelerin doğu­ma yardım edemeyeceklerinin kurala bağlanmasına karşın, Bakanlığı sırasında ebe yetiştirme düşünülmemiştir. Meslek yaşamının ilk 20 yılını orduda geçirdiği ve kadın personel ile hiç çalışmadığı için bu konuya önem vermemiş olabilir.

‘ın örgütlenme, hekim yetiştirme, salgın hastalıklar ile savaş yanında, sağlık mevzuatımızın yapıcısı olarak da saygı ile anılması gerekir. 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı terasına Dair Kanun, 1593 sayı­lı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, 1262 sayılı İspençiyarı ve Tıbbi Müstahzarlar Kanunu ve daha birçok önemli kanunlar onun Büyük Millet Meclisi ‘nde savunduğu ve kabul ettirdiği kanunlardır. Bu kanunlar günümüze kadar önemli değişikliğe uğramamıştır.

Yazımı, ’ın ölümünden birkaç gün önce İstanbul’da bu Devletin Başbakam olarak söylediği sözleri yineleyerek bitirmek istiyorum:

“Bu memlekette herşeyi A’dan Z’ye kadar değiştirmek gerek'”

Belki de bu yargısı yaşamına maloldu. Sayın Saydam, ru şad olsun. 1942
den buyana çok şey değişti ama Z’ye varmak için çok uğ­raşmak gerek.

Kaynakça
Makale yazarı :
Prof. Dr. Nusret H. FİŞEK
Bibliyografya :
Kaynak :

Toplum ve Hekim, Aralık 1897, s. 4-5

Bu makale, yazının sonuna doğru “Kaynakça” ismiyle yer alan kısımda belirtilen yerden alınmıştır. Türkçe Tarih, toplumda farkındalık ve tarih bilinci oluşturmak amacıyla, tarih ve dil ile ilgili bilimsel araştırmaları derleyerek, herkesin kolayca olaşabilmesi için çalışmaktadır. Eğer bu makalenin yazarı veya sahibiyseniz ve kaldırılmasını istiyorsanız, lütfen bizimle iletişime geçin; içeriğinizi derhal kaldıracağız. Anlayışınız ve işbirliğiniz için önceden teşekkür ederiz.

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email
Takip et
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Benzer içerikler

Sarmatların Özellikleri

Bozkır kavimleri içerisinde önemli bir yere sahip olan Sarmatların yaşam biçimleri, adetleri ve kültürleri İskitlere

Türkçe Tarih'e hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Daha Fazla Oku