Mursallılı İsmail Efe ve Destanı

Mursallılı İsmail Efe -
Oturanlardan sağdan dördüncü kişi -
Necat Çetin arşivi
Mursallılı İsmail Efe - Oturanlardan sağdan dördüncü kişi - Necat Çetin arşivi
Mursallılı İsmail Efe ve Destanı
Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email

(1883-1942)

1.Dünya Savaşı başlayınca 1914 yılında Aydın’a asker olarak gitmiş, acemilik eğitimini tamamladıktan sonra Ödemiş Askerlik Şubesi’ne verilmiş, biraz şubede çalıştıktan sonra sivil jandarma görevine atanmıştır. Ödemiş’te tütün ticareti ile uğraşan yerli Rumlardan Çolak Andon ile Angelaki’nin, kadınlarının namusuna musallat olduklarını öğrenmiş ve onlarla bu konuyu konuşmuş ve uyarmıştı. -Bakın arkadaşlar, kadınlarımıza kötü gözle baktığınız, hatta bazılarını sözlü tacizde bulunduğunuzu öğrendim! Bir daha böyle bir şey duyar ve görürsem ikinizi de gebertirim! Rumlar bunu ciddiye almış gibiydiler. -Size yanlış bilgi vermişler İsmail Bey, bizim o işlerle alaız yoktur! -Vallahi benden uyarması, gerisini siz düşün gayri! Hadi elimden bir kaza çıkmadan çekin gidin, sizi bir daha gözüm görmesin, tamam mı? -Tamam ama… -Kesin sesinizi de def olup gidin! Hadi… Ancak, bir süre sonra aynı namussuzlukları işlemeye devam ettiklerini öğrenince Mursallı İsmail doğru Rumların genellikle gelip-gittikleri sokağın başında beklememeye başlamıştı. Bir süre sonra iki kafadar içkili bir vaziyette sallana sallana geldiler. -Ulan namussuzlar, hani söz vermiştiniz bir daha kadınlarımızı ve kızlarımız rahatsız etmeyecektiniz? -Ne yapacaksın şimdi? Sizin kızlarınız ve kadınlarınız da çok işveli bakmasınlar o zaman! Mursallı İsmail’in tepesi atmış, çekmiş tabancasını ve ikisini oracıkta öldürmüş, sonra da Mursallı dağlarına kaçmıştır. Zaptiye Subayı Edip Bey, İsmail’i bulmuş ve teslim olmayı ikna etmiş, İzmir’de yargılanarak mahkûm olmuş ama 1918 yılında ilan edilen aftan yararlanarak hapishaneden çıkarak Mursallı köyüne dönmüştür. İstanbul’un İngilizler tarafından işgale edilmesi ve İzmir’in de Yunanlılar tarafından işgal edilmesi haberi üzerine, halkı direniş hareketine hazırlamak için örgütlenmesi sağlamak amacıyla Ödemiş’e gelen Galip Hoca () ve Edip Bey, Mursallı ismail’in evine gelirler ve Ödemiş Kuvayı Milliyesi’nim kurulması için çalışmaya başlarlar. Bir süre sonra Ödemiş’te olduklarının Yunan işgal komutalığı tarafından belirlenmesi ve takibat başlatılması üzerine, Mursallı İsmail onları Karhat’daki Gökçen Hüseyin ’nin yanına götürür ve orada direniş çalışmalarını örgütleme devam ederler. İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edilmesi üzerine, Mursallı İsmail de kendi müfrezesini oluşturmaya başladı. Jandarma mülazımı İbrahim Bey’in yardımıyla Ödemiş’ten 200 civarında tüfek temin etti. Ödemişli Kuvayı Milliyeciler Hacı İlyas (İlkkurşun) Cephesindeki mücadeleden sonra geri çekilmeye başlayınca; Mursallı İsmail , kardeşi Ali , oğulları Alim ve Hüseyin leri de yanına alarak, diğer kızanlarıyla birlikte Bozdağ Halkapınar Yaylası’na çıkar, oradaki ulu çınara Bayrağı asarak halkı düşman işgaline karşı direnişe çağırmaya başlar. Zaman zaman birliğinin sayısı 1000 kişilere ulaşır ve Yunan’a karşı vur-kaç taktikleriyle Bozdağlarda iyi bir direniş sergileyen Mursallı İsmail , Yunanlıların büyük bir saldırıya geçmeleri üzerine Salihli Üçtepeler civarına geçer. Anzavur İsyanı’nın bastırılmasına katılır ve birliğinin adı “ Akıncı Kolları” adını alır. Mursalı İsmail ve kızanları bir ara Bursa’ya kadar giderler ve İsmail , Mustafa Kemal Paşa ile de görüşür. Bursa’dan Bilecik’e, oradan da Bolu İsyanının bastırılması için görev verildi, Düzce’de bir süre kaldıktan sonra da Adapazarı’na geçti ve Hendek’te rya ırmağı kıyılarında cephe oluşturarak mücadeleye devam etti. Bilecik tarafında, 13 Yunan Erzak yonunu ele geçirme başarısı gösterince, terfi ettirildi ve 3.Kolordu lığı’na Fahri Süvari Alay ı unvanıyla dahil oldu, rya Savaşı’na katıldı. Daha sonra Büyük Taarruz’daki birliklerimiz arasında yer alarak Afyon’a geldi. Oradan yine Bursa civarına geçti ve savaş bitince de 150 kişilik akıncı birliği ile köyüne döndü ve silahlarını teslim ederek çiftçilikle uğraşmaya başladı. Soyadı Kanunu kabul edildikten sonra “” soyadını alan Mursallı İsmail 1942 yılında 59 yaşında vefat etti. [1] Mursallı İsmail Kaymakçılı Molla Mehmet ndi ile Mursallı’dan Koca Mustafa’nın kızı Şerife Hanım evlenmişler ve 1880 yılında İsmail dünyaya gelmiştir. Ödemiş’te yetişmiş, sıbyan mektebini (ilkokul) giderek okuma yazma öğrenmiştir. Evlenme yaşına gelince Nalbant Ömeroğullarından Hamide Hanım ile evlenmiştir (1901). Bu evlilikten Alim Mehmet(1902) ve Hüseyin (1906) adında iki oğlu dünyaya gelmiştir. Annesinin Ödemiş’in Mursallı Köyünden olması sebebiyle, halk ona lâkap olarak Mursallı demeye başlamıştır. [2]

Mursallılı İsmail ’nin nüfus kayıt örnekleri
İsmail her ne kadar Mursallılı olarak lakabıyla anılsa da babası aslında Kaymakçılıdır. Annesi Mursallı köyündendir. Bu da annesinin Osmanlı kadını olduğunu göstermektedir. Ama İsmail nin kaydı eski adı “Yazı” bu günkü adı ise “İnönü” Mahallesindedir. [3] Hane reisi olarak 1. Sırada babası “Hacı Alim beslemesi Mehmet [4] ” tir. BSN:2 oğlu İsmail [5] , BSN 3: kardeşi Ali, [6] BSN 4: oğlu Ali Mehmet [7] ,BSN5:annesi Şerife [8] , BSN 6 : eşi Hamide [9] , BSN7: oğlu Hüseyin [10] , BSN 13: eşi Fahriye [11] , BSN 14 kızı Saide [12] . Muhtemelen İsmail ’nin kızı saide Kuvayı Milliyeci lerin görevlendirildiği Bolu –Düzce –Hendek isyanlarının bastırılması sırasında Düzce’de doğmuştur. Çünkü nüfus kaydına göre böyle bilgiye ulaşılmaktadır.. Aile fertleri bu gün ödemiş ilçesindedir.

Ödemişli İsmail destanı


Gezici destancılar: “Başlangıçta yalnız İstanbul’a özgü bir iş iken zamanla diğer şehirlere de yayılmış, günümüzde ise ancak bazı Anadolu şehirlerinde görülmektedir

19 yy’da İstanbul’da her alanda görülen yenileşme atılımları, toplumdaki haberleşme isteğini de çılamıştı. Gazetelerin bir haberleşme ve bilgilenme aracı olarak 19. yy’ın ikinci yarısında yaygınlık kazanması, öteden beri söyledikleri la buna benzer bir görev yapmakta olan aşıkları destan türüne daha fazla ağırlık vermeye yöneltti.

İstanbul’da gezici gazete satıcılarının öncülüğünü yapmış olan destancılar, yanık sesli, başıboş ve biraz da gösterişli gençler arasından çıkardı. İstanbul’da ilk gazeteler sucu, tütüncü dükkânlarıyla bazı lerde satılırken destancılar kollarına aldıkları, tek yaprak üzerine basılmış bir deste destanı kalabalık yerlerde yüksek sesle tanıtıp, yanık yanık okuyarak başlarına biriken meraklılara satarlardı.

Bu dönemi yaşayanlardan yazar Sermet Muhtar Alus, bir destan satıcısı delikanlıyı tanıtırken giyim kuşamını şöyle tasvir eder: Başta kalıpsız bir fes vardır, kaküller perişan ve perçemler afilidir. Omuzdan düğmeli yelek, ucu belden aşağı sarkık, bacakta yarım Fransız pantolon, genellikle çıplak
ayaklarda yumurta ökçeli terlik yemeni karışımı bir ayakkabı bulunur. Destancı, bakışları baygın, gözleri mahmur, lı tıraşsız olmalı; yayık ağız ve çatlak sesle, bazen malı okuyanları da görülmekle birlikte, bağırmalıydı.

Kolunda beyaz, sarı, pembe, yeşil gazete ya da helvacı kâğıdına basılmış destan yaprakları ile Galata Köprüsü’nün üstünde ya da iki başındaki meydancıklarda, Yeni Caminin arkasında, Mahmutpaşa Yokuşu’nda, Kapalıçarşı’nın içinde ya da kapı önlerinde, Bitpazarında ve Balık pazarı, Galata, Tophane, Beyoğlu gibi külhanbeylerinin, ayak takımının uğrak yeri olan meyhanesi bol semtlerde destancılara rastlamak mümkündü. Özellikle toplumun her kesiminden insanların ilgi duyacağı yeni bir olay olmuşsa destancı âşıkların herkesten önce haber alıp bunları destan haline getirmeleri uzun sürmezdi. Halk arasında acısı unutulmayan olaylar için de güncelliği uzun süre devam eden yazıldığı olmuştur.

19 yy’da Destancılık destan yazan ve bastıran destancı Aşıkların yönetimindeydi. Bir tür gazete yayımcısı gibi çalışan tanınmış destancılar vardı. ına numara verenler, destan yaprağının altında dağıtım adresi belirtip mührünü basarak mühürsüz nüshaların sahte olduğunu duyuranlar da vardı. Destancı Aşık ını kendisi de bastırıp satabileceği gibi gezici destancılara toptan satarak bir tür üreticilik de yaparlardı. genellikle yaprak halinde basıldığı gibi 4, 8, 16 sayfalık risaleler halinde basıldıkları da olurdu.

özen gösterilip toplanmadığı ve ceplerde, kuşak aralarında saklanıp yıpratıldığı, güncelliği geçtikten sonra bir köşede unutulduğu için günümüze çok azı ulaşabilmiştir. Elde bulunan ın incelenmesiyle bu işi meslek haline getirmiş destancı âşıklardan bazılarının adlarını tespit etmek mümkün olmaktadır. Bunlar arasında güncel olayları çok iyi izleyerek 19. yy’ın sonlarından 20. yy’ ın ilk çeyreğine kadar uzun bir süre destancılık yapmış olan Eyüplü Mustafa Şükrü eserleriyle ön plana çıkmaktadır. Bunun dışında önemli destancı âşıklardan Mehmed Kemâli, Mehmed Safvet, Vasıf Hiç, Âşık Razî, Destancı Behçet, Fıtnat gibi isimler belirlenmektedir.

Destancılık artık günümüz İstanbul’unda unutulmuştur. Ancak 1980’li yılların sonuna kadar zaman zaman Trabzon, Samsun, Bolu, Adapazarı gibi şehirlerde bastırdıkları ı, boyunlarına astıkları teyplerden etraflarına biriken meraklılara dinleterek satan son destancılara Yeni Cami arkası, Beyazıt Meydanı gibi yerlerde arada sırada rastlanırdı. Son yıllarda bunlar da görülmez olmuştur.

İstanbul’da destancılık Ermeni aşıklar tarafından da sürdürülmüştür. Özellikle Nâmi, Bidari(, Lisânî gibi aşıkların Arap ya da Ermeni harfleriyle yaprak ya da risale halinde basılmış ı, bu şairlerin de İstanbul hayatının güncellik taşıyan her yönüyle ilgilendiklerini göstermektedir.

Destancılık 19. yy’ın son çeyreğinde şarkı, ü ve kanto sözü satıcılığı gibi yeni bir mesleğin doğmasına da yol açmıştır. Yeni çıkan ya da çok beğenilen şarkıları tek yaprak üzerine ya da risale halinde bastıran şarkı sözü satıcıları son yıllara kadar varlıklarını korumuşlardır. [13]

Ödemişli İsmail destanı ile ilgili bilgiler. Destan Ali Rıza Dedebaş’ın Ödemiş’te bulunan evinde kendisi tarafından bulunmuştur [14] . Sarı gazete kağıdına basılıdır. 32X48 Cm. boyutundadır. Muhtemelen ali Rıza beyin babası veya dedesinden kalmış olmalıdır. Destanın en alt kısmında “ Bilgi
Matbaacılık Anonim Şirketi İzmir” ibaresi vardır. Bu destanın İzmir’de basıldığını göstermektedir. Destanın içersinde yazarının “Urlalı Mustafa Fevzi” Olduğu anlaşılmaktadır. Desten toplam 27 beyitten oluşmaktadır. Destanın sağ tarafında “ Koşma düşersin düşün ki beşersin” ortasında İsmail nin kıyafeti ve mavzeri ile bir fotoğrafı sol tarafta ise “ Cani cezasız kalmaz Arslan jandarma hiç yılmaz” ibaresi bulunmaktadır. Destanın ilk beyiti ortada tek, hemen altında ise 2. Ve 3. Beyiti ondan sonraki beyiler yani 4. Beyitten itibaren 3 sütun halinde verilmiştir. Her sütunda 8 beyit bulunmaktadır. Olay 1928 yılında bayramın üçüncü günü olmuştur. Emmi bahçesi mevkiinde Topal celil adlı bir kişi tarafından suikasta uğramış, yaralanmış ve destan bu olayı anlatmaktadır.

“ Koşma düşersin düşün ki beşersin” sağ taraf – Necat Çetin arşivi
Mursallılı İsmail – Necat Çetin arşivi
“Cani cezasız kalmaz Arslan jandarma hiç yılmaz” Sol taraf – Necat Çetin arşivi
Birinci beyit: Dinleyen acı bir vaka-yı —– eyleyeyim. Sizlere ayan /netice-i hali dahi bir tafsil-i ayanile edeyim beyan /Mezkur hadise Ödemişte bayramın üçüncü günü eyliyor cereyan / Saklasın cümleyi de düşman şerrinden sahip yezdan – Necat Çetin arşivi
İkinci beyit: 1928 senesi Ramazan Bayramının üçüncü pazar günü / müthiş bir kasta sahne oldu Emmi Bahçesi önü / söz birlik ederek iki yobaz nankör deni / olmuşlar. İnsan suretinde yi zehirlemek için birer yılan – Necat Çetin arşivi
Cani cezasız kalmaz Arslan jandarma hiç yılmaz Koşma düşersin düşün ki beşersin – Necat Çetin arşivi

1 – Dinleyen acı bir vaka-yı —– eyleyeyim. Sizlere ayan netice-i hali bir tafsil-i ayniyle? edeyim beyan Mezkur hadise Ödemişte bayramın üçüncü günü eyliyor cereyan Saklasın cümleyi de düşman şerrinden sahip yezdan

2 – 1928 senesi Ramazan Bayramının üçüncü pazar günü müthiş bir kasta sahne oldu Emmi Bahçesi önü söz birlik ederek iki yobaz nankör deni olmuşlar. İnsan suretinde yi zehirlemek için birer yılan

3 – İsmail , Sadullah Bey ile birlikte çiftliğinden Ödemiş’e gelirken akşam ezanı idi, değil idi o kadar pek erken , Emmi bahçesi önünden araba içinde konuşarak geçerken patlamış derakıb? birçok silahlar sür’atle hemen.

4 – bir suikasta maruz kaldığını derhal anlamış Sadullah Beyi dahi unutmayıp bir hendeğe saklamış kendiside tabancasını boşaltarak arabadan atlamış, lakin firar ederek derhal kaybolmuş Topal Celil Mervan

5 – Cesur koşup yetişmek istemiş ise de hayati yaralanmıştı. Ayaklarından aksi gibi ne yapsın fakat olsa idi alçaklarda bir az olsun insaniyet hilkat-ı reva? görmezler idi. Muhterem ye bu vahşeti hiç bir zaman

6- Vaka üzerine arabacıya şehre çek emrine vermiş kurşunlar arabayı birçok yerlerinden dahi delmiş. Aksi tesadüf bir kaç kurşun ayaklarına gelmiş. Kapladı o dakika Ödemiş havalisini bir kara duman.

7 – yazıhanesine getirilerek derhal yatırıldı. —- doktorlar gelerek yaraları sarıldı. Cesur müteessir olmayın diye evlatlarına darıldı. Olmuştu o dakika yazıhanesinin önü bir mahşer’ül-meydan.

8 – Bu acıklı vaka derhal yayıldı. Ödemiş havalisine mecruh istirahat için götürüldü hanesine ertesi gün sür’at katarıyla? İzmir memleket hastanesine yatırılarak aranıldı. nin derdine hakiki bir derman.

9 – yazıhanesine giderken bir sal üzerinde, o muhterem vücut taşınıyordu yüzlerce el üzerinde, hiç eser-i telaş gözükmüyordu nin gözlerinde nin kardeşi arslan Kara Ali meyus olmuştu pek yaman

10 – Hadise üzerine nin oğulları Alim Hüseyin silaha sarıldı. Kara Ali ile birlikte yüzlerce jandarma ahali takibe yayıldı. Birçok nineler ihtiyarlar ağlamaktan bitti bayıldı. Bakınız ne acıklı vaka gösteriyor o hain fiilin devran?

11 – Cesur ağır yaralarına nazaran hiç bozmadı kendisini. Bakınız ne hilkattir katletmek istiyor hem ndisini. muavenet ederek birçok felaketten armış kendisini. yokmuş gaddar Topal Celil de zerrece merhamet iman

12 – Kendi halas-ı menfaati için nin katline yürümüş, İhtimal hainlerin gözlerini ecel dumanı bürümüş, Saf kalpli zaten halet-i rüyasında görürmüş, Fakat bilinmez kazanın anı yarın mı bugün mü belki de hemen.

13 – nin ayağı kesildi diye yazınca gazete alem dedi eyvah cani cezasız kalmaz emin olunuz bu aciz söze billah. Çünkü bu vahşete razı olmaz hemde hazret-i Allah buldular hainlerin cezalarını geçmeden hatta pek çok zaman.

14 – Derdestleri için şiddetli emir vermiş vali paşa jandarma kumandanımız (*) buyurmuştur. Kur’an-ı Kerim azm-i zişanımız hainlerin derhal kahr edileceğine esasen var idi imanımız. Zira adil cumhuriyetimizin arslan jandarma teşkilatı pek yaman.

15 – Cesur Jandarmamız hainlerin bırakmamış hiç arkası. Mel’unlar —- istisal edildi geçmeden ikinci haftasını. Boğazlarına geçirdiler bin lanetle nefret yaftasını. Teşhir edilerek aleme silindi üzerlerinden mübarek din-i iman.

16 Caniler Dereköyü semtinde bir kavleye meğerse eylemişler ihtifa-ı müsademe başlamışlar. Bulamayınca dertlerine bir şifa arslan jandarmalarımız vazifelerini eylemişler hakkıyla ifa fakat şehid olmuştur kahraman Durmuş Çavuş gibi bir nev-civan

17 – Ayrıca iki nrimiz dahi bu uğurda öldüler mecruh kalktı dünya yüzünden iki mel’un vücut mekruh olmaz olsun böyle insan böyle hilkat böyle ruh gösterme artık acıklı vaka bizlere ey devran-ı zaman.

18 – Kahraman Durmuş çavuş yapmıştı hem vazifesini altınla yazacaklar elbet taşına şanlı künyesini aziz ruhuna meydan kaldı Ödemiş hemde muhterem sini yoldaşı olsun kahraman Durmuş Çavuşun sure-i Kur’an.

19 – Mukadder Nihat Necati Beyler hücum için vermişler kıta bir emir sanki o dakika açılmış idi aynı bir harb-i kebir kahraman jandarmalarımız o anda kesilmişler ateşten bir demir canilerin maktul düşmesiyle hitam bulmuş bu acıklı imtihan

20 – Şakilerin üzerinde mevcut imiş bir hayali bu meballeri hatta cephane dolu imiş hainlerin yedek torbaları temizlendi. Alçaklardan Ödemişin gülistan şirin ovaları yad edilsin bu acıklı hadise hatra geldiği zaman.

21 – Ateşin jandarmalarımız Ödemişe pek şerefli döndüler. Kaffe-i hulki? sevinçle pek istikbalde gördüler. Binlerce din-i İslam şehidin tabu yüz sürdüler. Olsun Durmuş Çavuş’un gayr-ı ruhuna fatihalarımız nümayan

22 – Çok geçmeden miz eyler inşallah iade-i afiyet kalmadı yanlarına. Gördüler cezalarını alçaklar nihayet nin kalbinde türlü olduğu için her zaman safiyyet düştü. Bu zalim pusmaya hiç ümit etmediği bir zaman.

23 – Ödemiş’in sevgili cesur hem de maruf bir siması hakkın ve ün aziz makbul merhametli bir binası? afiyet-i ihsan eder ye bedbahtların senası kıldı Ödemiş halkını bu vaka pek perişan pek püryan?

24 – nin vuku-u hali müteessir etti. Bütün kalbleri olan işle geçen ömür mümkün değil gelmez aslah geri. Hainlerin mahşere kadar teşhir edilseler vardır hem yeri. Zira bu mel’unlar pek nankörmüş çok gaddarmış çok yaman.

25 – Alçak Topal Celil yaptığına eylemiştir elbet yüz kere nedamet kahpeliktir yapılan bu suikast değildir zinhar bir şecaat ağır yaralarına nazaran göstermemiştir inkar edilmez metanet çünkü şahit eder kendisinin Sadullah Beyle bütün cihan

26 – Canilerin şiddetli takibine olunmuş idi o dakika ibtidar muhterem Ödemiş o havalisine kalmak üzere ebedi bir yadigar hadise-i delhun? bir tafsil yarılarak yapıldı aynı bir destan

27 – Arzu-yu eshab ve ruy-u muvaffakat üzere tahrir ettim hemen daha ilave edecek idim müsait değil idi şuun-u zaman olduğu için vu vaka Ödemiş havalisinin pek müthiş pek yaman onun için yazdı bu destanı Urlalı Mustafa Fevzi -i divan

Alim (Bana fotoğrafları ulaştıran sayın Hüseyin ’ye teşekkür ederim. – Necat Çetin arşivi
Alim – Necat Çetin arşivi
Alim – Necat Çetin arşivi
Alim
İsmail
Ödemiş Zungurlu mezarlığında aile kabristanlığı – Necat Çetin arşivi
Ödemiş Zungurlu mezarlığında aile kabristanlığı
Ödemiş Zungurlu mezarlığında aile kabristanlığı – Necat Çetin arşivi
Kaynakça

[1] – Bazı araştırmalarda efenin doğumu 1880 ve ölümü ise 1943 yılı yazılıdır. Ancak nüfus kayıtlarına göre 1883 doğumlu olup 1942 yılında vefat etmiştir. Vefat ettiğinde 59 yaşındadır.

[2] – ALİ AKSAKAL www.haberhurriyeti.com /

[3] – Yazı (İnönü)Mahallesi nüfus esas defteri cilt 2 hane 105 sayfa 120

[4] – Babası: Hüseyin, Annesi: Ayşe. Kaymakçı,1273 (1857) doğumlu. Tahrir tarihi:31/7/1320(1904) . Ölüm tarihi:28/12/1324(1908)

[5] – Soyadı: EFE. Babası Mehmet Anası: Şerife Ödemiş 1299/1883 doğumlu. 1920 yılı evlenme 7/7/1942 ölümü.

[6] – Soyadı: EFE. Babası Mehmet Anası: Şerife Ödemiş 1309/1893 doğumlu. . 1925 yılı evlenme 25/11/ 1957 ölümü.

[7] – Soyadı: EFE. Babası:İsmail Anası: Hamide, Ödemiş 1318/1902. 25/5/1924 evlenme, 15/5/1981 ölüm.

[8] – Soyadı: EFE. Babası:Mehmet Anası:Ayşe, Mursallı 1278/1862 doğumlu.

[9] – Soyadı: EFE. Babası: Mehmet anası: Dudu, Ödemiş1296/1880 doğumlu. 22/12/1957 ölümü.

[10] – Soyadı: EFE. Babası:İsmail Anası: Hamide, Ödemiş 1321/1906. 18/25/1939 evlenme 12/10/1962 ölümü

[11] – Soyadı: EFE. Babası:İbrahim Anası: Fatma, Bergama 1318/1902. 1920 evlenme

[12] – Babası İsmail Anası Fahriye Düzce 1921 Evlenme:3/2/1938.

[13] – http://www.kulturelbellek.com/destan-anlatma-gelenegi/ (Erişim tarihi:25/01/2017) (gezici destancılar- Sabri Koz)

[14] – – Destanı tarafıma ulaştıran ve yayınlanmasına izin veren sayın Ali Rıza Dedebaş’a teşekkür ederim.

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email
Takip et
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Benzer içerikler
Türkçe Tarih'e hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Daha Fazla Oku