Atatürk ve Dış Türkler

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email

Dil devriminin önemli bir dönüm noktasına gelmiş olduğumuz günlerde idik. Dil Kurumu yönetim kurulu üyeleri sık sık Çankaya’ya çağırılıyorlardı. Sofra sohbetlerinde en çok dil konusu ele alınmakla beraber, dünya barışını ilgilendiren siyasi olaylara da arasıra temas ederdi. Bir akşam, o yılın son aylarındaki Rus – Japon münasebetlerinden söz açıldı. yeni konular ortaya çıkınca Ahmet Cevat Emri ile şakalaşmaktan hoşlanırdı. O gün gene Ahmet Cevat’a:

“Siz Harbiye’de okudunuz. Askerlikten anlarsınız. Japonlar Ruslara karşı savaşa girecek olurlarsa hangi istiette harekete geçeceklerini tahmin edersiniz?”

diye sordu. Ahmet Cevat Emre:

“Muhakkak ya istietinde hareket ederler”

cevabını verdi. bu tahmini yanlış olduğunu söyledi; ve

Japonların Moğolistan üzerinde lerle meskun ülkelere doğru hareket edeceklerini belirtti;

bunun beşeri, askeri sebeplerini birer birer açıkladı.

Sofrada olardan Prof. Saim Ali Dilemre Japonların son yıllarda yayınladıkları lı Uluslar Haritası”na dair bilgi sundu; kendilerini ırkından sayarak Malezya ırkıyla münasebetleri olmadığı iddiasında bulunduklarını ilave etti. iddianın emperyalist devletlerce uluslara medeniyet götürdüklerini ileri süren sömürgecilerin şimdi taktik değiştirdiklerine dikkatimizi çekti. Bu taktik gereğince ırk kardeşliği, yahut mahkum zümrelere, ezilmiş proleter sınıflara içtimai adalet temin etmek gayreti güder davranılarak büyük kitlelerin iğfal edilmesine uğraşıldığını izah etti.

’ün eski arkadaşlarından Müfit Bey yanımdaydı. Ben öteden beri kendisiyle konuşur, lük davasında dertleşirdim. O da bana eski bir Osmanlı ve çü olduğunu söyleyerek gönlümü alırdı. Bu toplantıdan birkaç gün sonra aynı konuya temas etmiştik. Ben:

“Eski bir Ocaklı ve çü olduğunuzu söylüyorsunuz ama, neden hükümet mülteci lerin hürriyet ve istiklal davası uğrunda yayımladıkları dergileri kapatırken kimse ağzını açmıyor; mecliste bir tenkit sesi yükselmiyor; üstelik siz de kendi payınıza susuyorsunuz”

demiş, biraz sitem etmiştim. Müfit Bey o akşam münakaşa hararetlenince benim söylediklerimi hatırladı ve yumuşacık bir şekilde nakletti. gülümseyerek yüzünü bana çevirdi:

“Demek Abdülkadir Bey bizi protesto ediyor, öyle mi?”

diye latife etti. Sonra sakin, ikna edici bir eda ile konuşmaya başladı. ’nin durumunu, Dünya lüğünün tarihi ve kültürel münasebetlerini tahlil etti. Şu dakikada o tahlillerinin zengin teferruatını hatırlamıyorum. Yalnız umumi mealini, yanılmadığımdan emin olarak, özetleyebilirim. fikirlerini şöyle açıklamıştı:

’dan bize sığınan siyaset adamları soydaşlarımız, kardeşlerimizdir. Dünyanın gittikçe karışan ve gittikçe tehlikeli bir istikbale yönelen tutumu muvacehesinde bizim durumumuza hususu bir istikbale yönelen tutumu muvacehesinde bizim durumumuza hususi bir önem vermelerini beklemek hakkımızdır. Şunu da takdir etmeleri lazımdır ki, kurtuluş savaşından beri, hatta bu savaşa atılırken bile, mahkum milletlerin hürriyet ve istiklal davalarıyla ilgilenmeyi, o davalara müzaheret etmeyi benimsemiştir. Böyle olunca kendi soydaşlarının hürriyet ve istiklallerine kayıtsız davranması elbette tecviz edilemez. Fakat milliyet davası şuursuz ve ölçüsüz bir dava şeklinde mütalaa ve müdafaa edilmemelidir. Milliyet davası siyasi bir mücadele konusu olmadan önce şuurlu bir ülkü meselesidir. Şuurlu ülkü demek müspet ilme, ilmi usullere dayandırılmış bir hedef ve gaye demektir. O halde propagandalardan müspet usullere müracaat etmek şarttır. Hareketlerin imkan sınırları ve sıraları mutlaka hesaba katılmalıdır. dışında kalmış olan ler ilkin kültür meseleleriyle ilgilenmelidirler. Nitekim biz lük davasını böyle bir müspet ölçüde ele almış bulunuyoruz. Büyük tarihine, dilinin kaynaklarına, zengin lehçelerine, eski eserlerine önem veriyoruz. Baykal ötesindeki Yakut lerinin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz.”

bu noktadan başlayarak kültürel çülük meselesinin muhtelif cephelerine geçti; sonra tahlillerini birer birer toplayarak tekrar dil konusuna döndü.

O gece, her zaman olduğu gibi, Büyük ’ün fikir, iman irade çağlayanı halinde taşan sözlerini hayranlıkla dinledim. Onda dinmek bilmeyen lük sevgisinin vecidli ifadelerine bugün vakit vakit dönmekle tatlı bir teselli buluyorum. İlerleyen yaşımın durgunluğu içinde o sözlerin derin yankıları gönlümü ferıyor. Bana hayatın büyük bir ı olduğunu kabul etn, bu manayı milletimizin parlak istikbalinde aratan, o istikbale kendim erişemeyecek olsam bile imanımı, güvenimi artıran hep ’ün bendeki güzel hatıralarıdır. O hatıraların ruhumda sönmez güneşi olarak parlayan ’ün diri, genç, enerjik yüzünü, çelik bakışlarını daima içimde buluyor, seyrediyorum; tunç sesini gönlümde işitiyorum. O bakışların ve o sesin kuvvetiyle yaşıyorum.

Kaynakça
Makale yazarı :
Abdülkadir İnan
Bibliyografya :
Kaynak :

Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü, Kasım 1963, Atatürk ve Dış Türkler, Cilt: II, Sayı: 13, s. 114-115

Bu makale, yazının sonuna doğru “Kaynakça” ismiyle yer alan kısımda belirtilen yerden alınmıştır. Türkçe Tarih, toplumda farkındalık ve tarih bilinci oluşturmak amacıyla, tarih ve dil ile ilgili bilimsel araştırmaları derleyerek, herkesin kolayca olaşabilmesi için çalışmaktadır. Eğer bu makalenin yazarı veya sahibiyseniz ve kaldırılmasını istiyorsanız, lütfen bizimle iletişime geçin; içeriğinizi derhal kaldıracağız. Anlayışınız ve işbirliğiniz için önceden teşekkür ederiz.

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email
Takip et
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Benzer içerikler

Düşmanlarımıza hizmet edenler!

Efendiler, mevcudiyetimizi muhafaza için, geleceğimizi, bağımsızlığımızı temin için, mevcut olan düşmanların emellerini yakından biliyoruz ve

Türkçe Tarih'e hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Daha Fazla Oku