Hattiler, Hititler ve Güneş Kursu

Geyik figürlü güneş kursu anıtı, Ankara.
<a href="//commons.wikimedia.org/wiki/User:Metan59" title="User:Metan59">Metan59</a> - <span class="int-own-work" lang="tr">Yükleyenin kendi çalışması</span>, CC BY-SA 4.0, Bağlantı
Geyik figürlü güneş kursu anıtı, Ankara. <a href="//commons.wikimedia.org/wiki/User:Metan59" title="User:Metan59">Metan59</a> - <span class="int-own-work" lang="tr">Yükleyenin kendi çalışması</span>, CC BY-SA 4.0, Bağlantı
Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email

Belediye Başkanı Vedat Dalokay’ın başkentin Sıhhiye meydanında diktirmekte olduğu “gümüş kursu” çeşitli yorumların yapılmasına yol açtı. Bu konuda birbirine ters düşen bazı demeçler ve bunların yanı sıra büsbütün ayrı anlam taşıyan eleştirirler konuya güncel bir nitelik dırdı.

Tartışmalara bir uzmanın katılmasında ve soruna bir arkeolog ve tarihçi olarak yaklaşmasında yarar olduğu düşüncesindeyim.

Söz konusu anıt, ’da m.ö. 2500-2000 arasında yaşamış olan Hatti krallarının egemenlik “Alem”lerinden birinin büyütülmüş bir örneğidir. Anıta örneklik yapan bronuz eserleri her aydını okul tarih larından tanımaktadır. Onları ‘ün başlattığı ilk Tarih kurumu kazılarından biri olan Alacahöyük’te remzi arık ve Hamit Koşay gün ışığına çıkarmışlardır. Şimdi ’daki “ medeniyetleri si”nde yer almaktadırlar.

Boğa boynuzunun Üstünteki Evren:

Belleğimizi iyice yoklarsak, kimi ayrıntıları gümüş ya da altınla kaplı bu bronz alemlerde boğa ve geyik gibi hayların çelenk biçimli bir çerçeve içinde durdukları gözümüzün önünde canlanacaktır. Bunlardan bir taneside bir çift boğa boynuzu üstünde türü pek belli olmayan bir hayın etrafını çevrine çelenkten, ışınlar çıkmakta olup alemin toptan görünüşü güneşi andırmaktadır. Bu örnek göz önünde tutularak söz konusu eserlerin evreni canlandırdıkları kabul edilmiştir. Nitekim, ’da daha sonra yaşamış olan ve kendilerini “Güneş”olarak adlandırılan Hitit krallarının güneş anlamına gelen hierogliflerinde etrafı ışınlarla süslü bir çember yer almıştır. Kaldı ki ışınsız çelenk biçimli alemler de gerçekten gökyüzü yuvarlağının çember biçimindeki görünümünü yeterince canlandırmaktadır Bu evren çemberinin ortasında yer alan heykelciklerinden her biri bir tanrıyı simgelemektedirler. Boğalar en büyük erken tanrıyı, geyikler ise in “Vuruşemi” diye adlandırdıkları en yüce kadın tanrıyı temsil etmekteydiler. Rahipler dinsel törenler sırasında bir sopanın ucuna taktıkları bu simgeleri alay geçidinin önünde taşıyorlardı. Alemlerin bir çoğunda, evrendeki yıldızları tasvir ettiklerini düşünebileceğimiz sopanın ucundaki alemleri salladıkları zaman bu sallantılar ses çıkarmaktaydılar. Belki de böylece dikkatleri üzerlerine çekiyorlar, yerine göre de bir duanın bittiğinin ya da başlayacağını vurguluyorlardı.

Bütün bu kral alemlerinin hemen hepsi bir çift boğa boynuzu üstünde yer almakta yani onlar tarafından taşınmaktadırlar. Bu durumu gözününde tutan bu satırların yazarı söz konusu alemleri bugünü bile yaşayan bir masalla bağlamıştır.

Hemen hepimiz bize anlatılan masallar arasında şu bir tanesi de dinlemişizdir; “Dünya bir öküzün boynuzları üzerinde duru ve öküz başını salladığında yer sarsıntısı olur.”

kimdir?

, hint – Avrupa ya da Sami dillerle ilişkisi olmayan kendilerine öz bir dil konuşuyorlardı ve bütün görüntülere göre yerli bir kavmiydiler, çok yüksek bir uygarlık düzeyinde oldukları için M.Ö. 2000 yıllarında ’ya gelen ve kendilerini egemenlikleri altına alan ’i büyük çapta etkilemişlerdi. Öyle ki, din ve mitoloji konularında bile önemli ölçüde den esinlenmişler, devlet ve sarayla ilgili tören kurallarını den almışlar, ’in kent, dağ ve kral adlarını kullanmışlar Hatti sözcüklerini yalnız eklerle Hititleştirmişlerdir. Söz gelimi, ’in merkezi olan Hattuşa sözcüğünün aslı Hattuş olduğu gibi hitit Kralı Hattuşili’nin adı da yanı Hattuş sözcüğünden gelir. Hatti etkisi o denli büyük olmuştur ki egemenlikleri altına aldıkları ’dan söz ederlerken bile “hatti ülkesi” deyimini kullanmışlar ve bu yüzden Boğazköy’de ilk ele alınan metinlerde yalnızca bu ada rastlandığı için bu dili çözen bilim adamları aslında “Nesi” adını taşıması gereken bu Hint-Avrupalı kavmi “Die Hethiter”, “Les hittites”, “The hittites” biçiminde adlandırmışlardır. Bizde önce Eti sözcüğü kullanılmış şimdi de Hitit adı yer etmiştir.

böylece, söz konusu eserlerin ’le değil onlardan önce ’da yaşamış olan le ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Demek ki, ’da Sıhhiye meydanında dikilecek olan anıt ’nun adı bilinen en eski ve yerli kavim olan ve bu topraklarda 2500-2000 tarihleri arasında büyük bir uygarlık yaratmış olan ’le ilgidir. Böyle olduğuna göre başkentimizde onlarla ilgili bir anıtın dikilmesini eleştirmek yerine, alkışlamak gerekmektedir. Bu topraklara bağlılığımızı Hatti uygarlığının mirasçısı olduğumuz belirtmekle anlamlı bir biçimde dile getirmiş oluruz.

Nitekim Halkı devrinde ortaya konmuş olan Etibank örneğine uyarak bu anlamlı davranışı çoktan benimsemiştir. Kimi yiyecek, giyecek ve içeceğin, kimi kullanma arasının adı bugün Eti ya da Hitit adını taşımaktadır. Hacettepe Üniversitesi’nin stilize edilmiş hay biçimindeki simgesi de Hatti örneklerinden esinlenerek oluşturulmuştur. Yerli otobomillerimizden birinin belirteci “alameti farika”sı ’in en büyük dişi tanrısı, nun adı bilenen en eski ilahesi, Vuruşemu’nun simgesi olan geyiktir.

Ya ?

Hint-Avrupalı olan ’ya 2000 yıllarında gelmiş ve bu topraklarda büyük ölçüde Hatti Uygarlığı temelleri üzerine kurdukları ve M.Ö. 1200 yıllarına değin yaşayan özgün bir uygarlık oluşturmuşlardır. ’in olmadıkları bir gerçektir. Ancak ’nun birçok yörelerinde katıksız diyebileceğimiz ölçüde bugün bile yaşamaktadırlar. Bugünkü ulusu, eski ’da yaşamış kavimlerle lerin kaynaşmasından ortaya çıkmıştır. Bir başka Deyişle iye leri, canları kanları ile ’ludurlar. Hiç bilinmez,

Belki de bu anıtın dikilmesini yadırgayan yazarlardan kimilerinde Hatti ya da hatti ya da Hitti kanı bile bulunabilir.

ve onlar ölçüsünde bizim atalarımız, biz de onların torunlarıyız. Böylece rık bakımından bile bağlı olduğumuzu eski topluluklarının her çeşit kalıntısı bizim kültür mirasımızdır. Bu kutsal emaneti korumak onu sevmek ona saygı göstermek ulusal ödevimizdir.

Kaynakça
Makale yazarı :
Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal
Bibliyografya :

8.11.1977 tarihli Milliyet’ten

Kaynak :

Hattiler, Hititler ve Güneş Kursu, Belleten Nisan 1977, Cilt: XLI, Sayı: 162, Sayfa: 421

Bu makale, yazının sonuna doğru “Kaynakça” ismiyle yer alan kısımda belirtilen yerden alınmıştır. Türkçe Tarih, toplumda farkındalık ve tarih bilinci oluşturmak amacıyla, tarih ve dil ile ilgili bilimsel araştırmaları derleyerek, herkesin kolayca olaşabilmesi için çalışmaktadır. Eğer bu makalenin yazarı veya sahibiyseniz ve kaldırılmasını istiyorsanız, lütfen bizimle iletişime geçin; içeriğinizi derhal kaldıracağız. Anlayışınız ve işbirliğiniz için önceden teşekkür ederiz.

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email
Takip et
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Benzer içerikler

Türk savaş gemileri

Türk Donanması’nın eski önemini kaybetmiş olduğu XVIII. asır başlarında bile Türk savaş gemileri dünyanın en

Kür Şad

Gök Türk sülalesinden olan Kür Şad, tarihimizin baş kahramanlarındandır. O; eşsiz zaferler Kazanmış bir kumandan

Uygurca 17. Ders

On yettinçi (17-) Ders Etigenlik derstin kéyin, ikki oquğuçi özliriniñ yéñi oqutğuçilirini körsitip çüştin kéyinki

Uygurca 55. Ders

Ellik beşinçi (55-) Ders – Muhebbet Dégen Néme Elli beşinci (55.) Ders – Aşk Nedir

Mustafa Kemal bir yiğittir!

Mustafa Kemal’e son günlerde yapılan saldırılara bir cevap “Mustafa Kemal Anafartalarda doğmuştur” diyen Akşam’ın bir

Türkçe Tarih'e hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Daha Fazla Oku