Birinci Meşrutiyet Döneminde Meclis-i Mebusan ve İstizah (Gensoru)

Meclis-i Mebusan Çırağan Sarayındaki toplantı salonu, 1877 -  Kaynak: Wikimedia Commons'tan Özgür medya deposu
Meclis-i Mebusan Çırağan Sarayındaki toplantı salonu, 1877 - Kaynak: Wikimedia Commons'tan Özgür medya deposu
Birinci Meşrutiyet Döneminde Meclis-i Mebusan ve İstizah (Gensoru)
Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email

Konuşma hürriyetleri mebuslar kadar bile olmayan vükelanın, [1] memuriyetlerinde veyahut mesuliyetlerinde yaşanan aksaklıkları talep olunması halinde mebuslara izah etmesi Parlamentosunda istizah olarak addedilmektedir. Kavram mebuslar tarafından “sual etmek” ve “cevab-ı kafi almak” olarak tanımlansa da, [2] yürütmenin denetimine dair herhangi bir motivasyon barındırmamaktadır. Aksine Bâb-ı Âli arz makamı statüsündedir [3] ve birçok mebus için padişahın bekâsı ve memnuniyeti say u gayret önceliğidir. [4] Hukuki formu ’da Kanun-i Esasinin 38. maddesiyle oluşturulan istizahın, işleyişi 1877’de Heyet-i Mebusan Nizamname-i Dâhiliyesinin29-30-31. maddeleriyle şekillendirilmiştir. muhataplarını, mecliste oy çokluğu ile karar verilerek mebusun kendisi ya da emri altındaki memurlardan biri istizahın çerçevesi dâhilinde vekil heyetinden, yahut heyete mensup birinden gelecek sorulara cevap vermek, memur gerekli olduğu takdirde sorumluluğu kendinde olmak suretiyle cevabı iletmekle yükümlü kılmıştır. [5]

İstizahı kullanacak mebusun başkanlık makamına istizahın sebebini beyan eden bir önerge iletmesi zaruridir. Beyan edilen önergenin meclis oturumlarında değerlendirilmesinin akabinde görüşme yapılmaksızın kabul-red oylaması gerçekleştirildiği görülmektedir. Önergede oy birliği ile mutabakat sonucunda incelenmek üzere gün ataması yapılmış ve atanan günde istizah sunacak nâzırın kendisinin yahut emri dahilindeki görevli memurlardan birinin mecliste bulunması hasebiyle davetname kaleme alınmıştır. [6] Söz söylemede öncelik sıralaması şu şekildedir; ilk olarak istazaha yanıt vermesi gereken nâzırın konuya ilişkin izahatını yapması, akabinde önerge sahibi mebusun söz hakkı, son olarak sair mebusların yaklaşımları. [7] Bahis bağlamında tarafların tümü dinlendikten sonra konuya ilişkin savunma, görüşlerin kifayeti hakkında oylama gerçekleştirilmiştir. Oylama sonucunda esas beyan edilmesi talebi olması hâlinde, nâzır esası içeren yazılı belgeyi başkanlık makamına iletmelidir. Esas talebinin olmaması kaydında, bizatihi talep merkeze alınarak oylama tahakkuk edilir.[8] Mebus yetkileri arasında nâzırlara soru sorma, cezai yükümlülükte bulunma gibi başlıklar da yer almaktadır. Fakat soru yöneltilen nâzırın sunacağı yanıtı süresiz erteleyebilme hakkı, bu yetkinin bütünüyle işlerlik kazanmadığını göstermektedir.

İstizah hususunda Birinci Meşrutiyet mebusları çeşitli davranış refleksleri göstermiştir. Bahsi edilen refleksleri muhteviyatına göre, “biz vükelayı himaye etmek için kırk milyon ahali tarafından seçilmedik; biz adaleti meydana çıkarmak için buraya geldik” [9], “sözümüzün değeri büyüktür” [10], “izahat talebine teşebbüsle ahvali teftiş ve tahkik etmeye meclisimizin her zaman salahiyeti vardır” [11], “…yazmalı; izahat versinler. Buraya gelsinler, bu şikayet değil, bir istizahdır”(12), “biz burada hürriyet davası ediyoruz”[13] gibi oldukça idealist nitelik taşıyanlar, “Heyet-i Vükelanın kabahatini bulmaksızın isnad etmek caiz değildir. Evvela hata bulalım da sonra söyleyelim” [14], “gıyaben hükmetmekten dinlenmeli, tahkik ve taharri (araştırma) etmeliyiz” [15] gibi oldukça çekimser ve istizahın tabiatına aykırı nitelik taşıyanlar olarak değerlendirmek mümkündür. Hiç şüphesiz ki mebusların istizah uygulamasına çekimser yaklaşım sergilemelerinde 1876 öncesi sorgulamanın rütbe esasına bağlı şekilde üstten aşağıya, ters, dikey biçimde kaideleştirilmesi, bireylerin/grupların askeri sınıfa mensup bir memura sual sormasının devlet otoritesi hilafına bir teşebbüs olarak görülmesi ve bu hususlarda uygulanan yaptırımlar önemli bir etkendir.

Kaynakça
Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email
Takip et
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
1992 yılında Rize’de doğdu. Lise eğitimini Rize Lisesinde tamamladı ve akabinde Ondokuz Mayıs Üniversitesi Fen – Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 2014 yılında mezun oldu. 2017 yılında ise OMÜSBE Tarih Yüksek Lisans programını “Atatürk Döneminde Müteşebbis Sınıfın Geliştirilmesine Yönelik Tasarruflar” adlı tezi ile bitirdi. Halen İstanbul Üniversitesi Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Anabilim Dalında doktora eğitimine devam etmektedir. İleri derecede İngilizce bilmektedir.
Benzer içerikler

Türk’ün Ata Sporu Güreş

Koşay Han, Molla İzzet, Koca Yusuf, Recep Kara, Ali Gürbüz gibi çayır güreşinde dünyaya nam salmış Türk pehlivanlar olduğu gibi bugün minderde de Yaşar Doğu, Hamza Yerlikaya, Rıza Kayaalp, Taha Akgül, Cenk İldem, Mehmet Özal gibi dünyaya rüşdünü ispat etmiş, başarılı isimlerle Türk’ün güreş geleneği dünyaya adını duyurmaya devam etmektedir.

Uluğ Sultan

Kalonoros’un fethinden dönüyorlardı, zafer kazanmanın sarhoşluğu vardı üstlerinde. İntikâllerini bile ağır adımlarla ve gevşek yapmaktaydılar.

Türkçe Tarih'e hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Daha Fazla Oku