Generic selectors
Sadece birebir eşleşmeler
Başlıkta ara
İçerikte ara
Yazılarda ara
Sayfalarda ara

Geldikleri Gibi Giderler!

Geldikleri Gibi Giderler!
Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email

Türkçe Tarih sayfamızdaki bir takipçimiz, “Geldikleri gibi giderler!” konu başlığımızın altına, bu sözün ’e ait olmadığını ama çok güzel ve ’e uygun bir söz olduğunu yazarak, diğer takipçilerimizin bir kafa karışıklığı yaşamasına sebep olmuştur. Bu konudaki iddialarını da ’ın “Efendiler” kitabına ve ’e dayandırmıştır.

Arkadaşımızın bahsettiği ’ın “Efendiler” kitabı sanırım “Efendi – Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı” isimli kitabı olsa gerektir. Çünkü “Efendiler” ismiyle bir yok. Kaldı ki, 2 seri olan lar içinde “Geldikleri gibi giderler!” sözü ile ilgili bir bahiste yoktur. Olmuş olsa bile Yalçın Küçük gibi bir üfürükçü tarihçinin eteğinin dizinde büyüdüğünü her fırsatta dile getiren birisinin larını, yazılarını dikkatlice okumak gerekir kanısındayım.

İkinci kaynağı ise . Arkadaşımız, bu “Geldikleri gibi giderler!” sözünün ’e ait olmadığını Araştırmaları Merkezi Kurucu Başkanlığı yapmış değerli tarihçi ’e dayandırıyor.

Ama işin iç yüzü tam tersi!

Utkan hoca “Kaynakçalı Günlüğü” isimli eserinin 118. ve 119. sayfalarında “Geldikleri gibi giderler!” sözünün kaynağını, hikayesini ve alıntılamıştır. Olayı ’in anılarından nakletmiştir. Dinleyelim:

13 Kasım 1918

, bu sahneyi hatıralarında şöyle anlatmaktadır:

“İstanbul’a geldiğimiz günü hiç unutmam. Şehrin çok hazin bir hali vardı. İstanbul, düflman donanmalarının limana girmeleri felâketinin matemini tutuyor, bu büyük matemine ’ü de ortak ediyordu. ’le ben, askerî ulaşıma ait bir köhne motor ile deniz ortasında yaslanan bir çelik ormanının içinden geçiyorduk. ’ün zarif dudaklarından “Geldikleri gibi giderler!” cümlesini işittiğim zaman, mütarekenin doğurduğu derin ve elemli ümitsizliği derhal unutmuştum. Cevabımda acele ettim: “Size nasip olacak, siz bunları kovacaksınız Paşam!” dedim. Gülümsedi, aziz başının içinde şekillenmeye başlayan vatanı kurtarma plânlarını bir an için yeniden geçiriyor gibi daldı, sonra: “Bakalım!” dedi.” [1]

Utkan hoca bu bilginin kaynağını ve buradan yapılan alıntıları da aktarmıştır:

Ebedî Şef, Kurtarıcı ’ün Zengin Tarihinden Birkaç Yaprak, , 1939 s. 164-165;
1918 Bırakışması Sırasındaki Tinsel Durum ve Mustafa Kemal’in iki Demeci, Hikmet Bayur, 1968 s.479;
Hayatı ve Eseri, Yusuf Hikmet Bayur, 1963 s. 188;
, Sadi Borak, 1973 s.179-180;
Millî Mücadele (Ulusal Kurtuluş Savaşı), cilt: I, Sabahattin Selek, 1970, s.76;
İslâm Ansiklopedisi, maddesi, 10. Cüz, 1960 s.730;
Rauf Orbay’ın Hatıraları, Rauf Orbay, Yakın Tarihimiz Dergisi, cilt: 1-4, Sayı: 1-52, 1962-1963, c.ll, sayı: 26, s.400;
Kemal ve Millî Mücadele Tarihi, Enver Behnan Şapolyo, 1958, s.272-273;
Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Ergün Aybars, 1984, s.120

O zaman “Geldikleri gibi giderler!” sözünün ’e ait olmadığı yalanını kim ortaya atmıştır? Cevap çok basit: üfürükçü (tarihçi olmayan) yazar !

Ne diyor Armağan:

“Geldikleri Gibi Giderler!” sözü Cevat Abbas’ın bir palavrasıdır!

Aman yarabbi! Ne kadar muhteşem bir tarihçilik örneği!? Bakıyorsunuz acaba nereden ulaşmış bu ulvi düşünceye? İşine gelen hatıra kırıntıları, eğilip bükülmüş gerçek dışı beyanatlar “muhteşem vesikalar” olarak kabul ediliyor, işine gelmedikleri palavra!

Acaba gerçek palavracı kim?

“96 yıl önce bugün İtilaf devletleri İstanbul’u işgal ettiler. İlginç olan Mustafa Kemal’in de işgalcilerle aynı gün İstanbul’a gelmiş olması

Mustafa Kemal neden 13 Kasım 1918’de İstanbul’a gelmiştir? Kronoloji biliminden bihabersen, olayları tarihi akış içerisinde değerlendiremezsen böyle absürt konuşmalarla halkın gözünde işgalcilerle aynı seviyeye getirmeye çalışırsın tabi Milli Kahramanları!

30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Bırakışması imzalandı. Aynı gün , ’in yürüttüğü Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı’na atanır.

Aynı günün gecesinde bu görevi devralmak için Adana’ya hareket eder. , ertesi gün Adana’ya ulaşır ve görevi devralır.

3 Kasım 1918 günü Sadrazam ’ya telgraf çekerek imzalanan Bırakışma’nın açıklanmasını ve içeriği hakkında bilgi ister:

“…Toros tünellerinin müttefikler tarafından işgali hakkındaki maddenin açıklanması lâzımdır. …işgalin mahiyeti, tünel işletmesini de kapsamakta mıdır? Yoksa muhafaza tertibatından mı ibaret kalacaktır? Toros tünellerini tutacak işgal kuvvetinin miktarı nedir ve nereden gelecektir?”

Ertesi gün ’e cevap gelir:

“Toros tünellerinin İtilâf Devletleri’nce işgali yalnız bir koruma niteliğindedir. ..İşgal kuvvetlerinin nereden geleceği ve miktarı İngiliz Komutanlığı tarafından bildirilir (!)”

5 Kasım tarihinde , Ali Fuat Paşa ile Adana’da görüşür ve Kurtuluş Mücadelesi ile ilgili plan yaparlar:

“…Artık milletin bundan sonra kendi haklarını kendisinin araması ve koruması, bizlerin de mümkün olduğu kadar bu yolu göstermemiz ve bütün ordu ile beraber yardım etmemiz lâzımdır”

Aynı gün Sadrazam ’ya tekrar telgraf çekerek şöyle diyecektir:

“…Pek ciddî ve samimî olarak arz ederim ki, mütareke şartları arasında yanlış yorum ve anlamayı ortadan kaldıracak önlemler alınmadıkça, orduları terhis edecek ve İngilizlerin her dediğine boyun eğecek olursak ihtiraslarının önüne geçmeye imkân kalmayacaktır”

Ama işgal kuvvetleri türlü bahaneler ile emellerini gerçekleştirmeye devam edeceklerdir. ’e şu telgrafı çeker:

“İngilizlerin İskenderun limanından -liman ve şehrin kendilerine terk edilmesi söz konusu olmadığından- faydalanmalarında bir mahzur görmediğini ve bu görüşünün Suriye’deki İngiliz Ordu Kumandanı’na tebliğini(…)”

’ün bu telgrafa cevabı ise komutası altındaki kuvvetlere, İskenderun’a asker çıkarılması halinde, gerekirse silâh kullanılarak bu durumun men edilmesidir!

, verdiği emri Sadrazam’a iletilince, 6 Kasım tarihinde kendisine şu uyarı gelir:

İskenderun’a çıkacaklara karşı tarafınızdan silâh kullanılmasının emir verilmiş olması, devletin siyasetine ve memleketin menfaatlerine kesinlikle aykırı olduğundan bu yanlış emrin derhal düzeltilmesi tavsiye olunur(!) …Ateşkes Antlaşması’nda bize bu uygunsuz hükümleri kabul ettiren, gaflet değil kesin mağlubiyetimizdir(!)”

Bunun üzerine, 7 Kasım 1918 tarihinde Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı ile 7. Ordu Karargâhı Padişah iradesiyle ve yapılan bırakışma anlaşması uyarınca kaldırılır. de Harbiye Nezareti emrine verilir.

bunun üzerine ’ya şu telgrafı çeker:

“(…) Acz ve zafımız derecesini pekâlâ bilirim. Bununla beraber devletin yapmaya mecbur olduğu fedakârlığın derecesini de belirleme ve sınırlama gerekeceği kanaatini muhafaza ederim. (…) İngilizlerin elde edebilecekleri neticeyi onlara kendi yardımımızla bahşetmek tarihte Osmanlılık için, bilhassa bugünkü hükümetimiz için kara bir sayfa oluşturur. (…) Bilhassa yüksek şahsiyetinizce yakinen malûm bulunmuştur ki, âcizleri her ne hal ve vaziyette bulunursam bulunayım doğru olduğuna kani bulunduğum ve gerekenlere söylemeyi ve ulaştırmayı memleketin selâmeti gereği kabul ettiğim görüşlerime tâbi olmaktan nefsimi men etmeğe gücüm yetmez”

Bunun üzerine , Sadaret’ten ’e bir telgraf çekerek kendisine ihtiyacı olduğunu ve İstanbul’a gelmesi gerektiğini söyler.

Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı lağvedilince, 10 Kasım akşamında Adana’dan tren ile İstanbul’a hareket eder ve 13 Kasım 1918 tarihinde de İstanbul’a varır. [2]

İşte ulaştığı Osmanlı Başkenti’nde işgal gemilerine gördüğünde: “Geldikleri gibi giderler!” diyecek ve yurdu düşman işgalinden temizleyecektir!

Gerisi boş laf ve palavradır!

Kaynakça

[1] – Prof. Dr. Utkan Kocatürk, Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, Ankara: AKDTYK Atatürk Araştırma Merkezi, 2007, 2. Basılış, s. 118, 119
[2] – Prof. Dr. Utkan Kocatürk, a.g.e., s. 115 vd.

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email
Takip et
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
2014 yılında Türkeli Dergisinde yazarlık yapmaya başlayan yazar, derginin kapanmasıyla birlikte, Türkçe Tarih Dergisi‘ne kuruculuk etmiş ve halen bu dergide yazılarını yayınlamaktadır. Yazar Türkçe Tarih sistemi üzerinde genellikle Milli Mücadele, Atatürk ve Türk Devrimleri üzerine yazılar yazmaktadır. Uzun bir süredir, Rıza Nur ve Hatıratı üzerine araştırmalar yapmakta ve bu çalışmaları ile tanınmaktadır.
Benzer içerikler

İskilipli Âtıf

Öyle zamanlara denk geldik ki, Milli Mücadele zamanında kim milletin yanındaysa onlar artık hain! O

Kasım-ı Kamberalp Meseli

Ağzından kaymak köpük saçaraktan, tozu dumana kataraktan, baştan ayağa gök tere bataraktan, bir alay yoldaşını

Türk oğlu, Sinanoğlu

2015, öyle sanıyorum ki, Türkiye’ye çok fazla şey kaybettirdi. Yitirdiğimiz en son değer ise, dünyaca

Türkçe Tarih'e hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Daha Fazla Oku

Gericilik