Reşit Galib’in Milli Eğitim Bakanlığına getirilmesi ve Andımız

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email

’in Milli Eğitim Bakanlığına getirilmesi uoyunda olumlu karşılanmıştı. Burhan Belge yeni bakandan geniş kapsamlı ve kısa sürede sonuç verecek bir terbiye(eğitim) planının beklendiğini söylerken , kökü köyde ve halkın bağrında olmayan hiç bir rejimin sağlam olamayacağını belirterek eğitim öğretimin köye ve halka götürülmesi gerektiğini belirtmişti. Burhan Belge ise, yeni bakandan kültür ve bilim adına beklenen hizmetleri Yeni Üniversiteyi Kurmak – Laik ve inkılapçı terbiyeyi hayat haline koymak – Mektepte müsbet kafayı herşeyden üstün tutmak diye sıralamıştı. Köycülüğü esas alan te verdiği ilk demeçlerde öğretimin her aşamasında köklü değişiklikler yapmak için çalışmalara başlandığını, her köyde okul açmaya olanak bulunmadığından Yatılı Köy Pansiyonları sayısının artırmaya çalışılacağını, Diyarbakır, Gaziantep ve Antalya’da da yeni liseler açılacağını söylemişti. Kısa bir süre sonrada başkent ’da Milli , ve ilimler ve lar Akademisi gibi ‘3’ önemli kurum açmayı kararlaştırdıklarını belirtmişti. Milli ’nin bir Anadolu si olması ve kazılarda çıkartılan Hitit dönemi bulgularının orada sergilenmesi öngörülmüştü. Böylece günümüzde dünyanın sayılı leri arasına giren Anadolu Medeniyetleri si onun bakanlığı döneminde tasarlanmıştı. ’nin bir milyon lık bir derlemeyi içerlemesi kararlaştırılmıştı. Bilimin ve güzel ların desteklenmesi, geliştirilmesi ve bu alanda çalışanların ödüllendirilmesi için açılması gerekli görülen ilimler ve Akademisi’nde ise yine ‘9’ raının uğurundan esinlenerek ‘9’ şube bulunması yeğlenmişti. Ancak bunlardan yıllar sonra 1948’de kurulabilmişti. Akademi’ye gelince, bu konuda değişik adlarla yapılan girimlerden sonra Bilimler Akademisi (TÜBA) kurulmuştur (1991). Ancak bunun, ’in öngördüğü Bilim ve Akademisi’nin kapsam ve niteliğinde olmadığını belirtmeliyiz. Bir ülkü ve ideal adamı olan , Milli Mefkure (Ulusal Ülkü) Parolası başlıklı yazısında Ata’ün öncülüğünde saptanan ‘6’ ilke’nin ulusunun “Medeniyet safında en ileri olmak” yolundaki istencinin ve özleminin yansıması olduğunu vurgulayarak bunların gerekçelerini ve amacını açıklamaya çalışmıştı. Ona göre, yeni devlette devlet başkanlığı hanedana ya da anayasa ile verilen verasete dayanmadığı için ülkücülüğü doğal olarak Cumhuriyetçi olacaktı. ulusunun refah ve saadeti için çalışma bütün insanlığa da hizmet etmek olduğundan bu ülkü Milliyetçi demekti. Halkçılık, ulusu sınıflara bölmeden bütün cihazları ve hücreleri sağlıklı normal bir vücut olarak ileri götürme ve yükseltme amacına yönelikti. ulusunun binlerce yıl onurla tuttuğu en ileri sırdan bir kaç yüz yıldır geri atan siyasal nedenlerin en suçlusu,din ile dünya işlerinin muhafazakarlık ve taassup lehine birbirine karıştırılması olduğu için Laiklik devrim ilkeleri içinde büyük önemle yer almıştı. Devletin ve bireyin çalışma alanları belirli sınırlar içinde ayrılmakla birlikte, kaybedilmiş olan mesafenin çabuk kazanılması için bütün devlet güçlerinin gerekli alanlarda ulusal yükseliş amacı emrine verilmesi gerektiğinden Devletçilik ilkesi benimsenmişti. Nihayet, devrimciliğin dinç ve atılgan ruhu hasta, gerici ve kararsız olan evrimci (teükü) ruhla sürekli çarpışma halinde olmadıkça dünya yürüyüşünde ön sıraya geçme olanağı bulunmadığından Gazi Mustafa Kemal kuşağı Devrimci olmuştu.

Bu değerlendirmelerden sonra yazısını devrimi ülkücülüğünün cennetine ancak topluma samimi ve özverili ruhla hizmet etmek yolundan girilebileceğini belirtmekteydi.

Bütün bunlar için yeni kuşakların bu ideallere ve ilkelere inanmış aydınlar olarak yetiştirilmesi gerekirdi. Bu görevde Milli Eğitim Bakanlığına düştüğünden ilkokuldan başlayarak öğrencilere bu ruhu aşılamaya yönelmişti. Cumhuriyet10. yılını doldururken 23 Nisan 1933 sabahı çocuklarına kendi yazdığı bir andı okutmuş ve o gün Çocuk Haftası açış konuşmasında da bu metni tekrarlayarak şunları söylemişti:

“Güzel yüzlü, güzel özlü yavruları!… Size bugün şu işi veriyorum.
Bayram biter bitmez, mekteplerinize döndüğünüzde ilk günden başlayarak
birinci derse girdiğiniz zaman sınıflarınızda hep birden ve her gün şu sözleri tekrarlayacaksınız:

üm, doğruyum, çalışkanım. Yasam: Küçükleri korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, budunumu özümden çok sevmektir. Ülküm: Yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım varlığına armağan olsun!”

Bu konuşmanın ardından Bakanlıkça yayımlanan bir genelge ile
Cumhuriyet’in 10. yılından başlayarak okullarda her gün hep bir ağızdan
okunan bu and, ne yazık ki son yıllarda yanlış yorumlamalar yüzünden
gereken ciddiyetle uygulanmaz olmuştur.

Kaynakça
Makale yazarı :
Prof. Dr. Şerafettin Turan
Bibliyografya :
Kaynak :

Dr. Reşit Galip’in Atatürk’e Yakınmaları, Tarih Araştırmaları Dergisi, c. 25, sayı. 39, ss. 1-25, May. 2006, s. 9-10

Bu makale, yazının sonuna doğru “Kaynakça” ismiyle yer alan kısımda belirtilen yerden alınmıştır. Türkçe Tarih, toplumda farkındalık ve tarih bilinci oluşturmak amacıyla, tarih ve dil ile ilgili bilimsel araştırmaları derleyerek, herkesin kolayca olaşabilmesi için çalışmaktadır. Eğer bu makalenin yazarı veya sahibiyseniz ve kaldırılmasını istiyorsanız, lütfen bizimle iletişime geçin; içeriğinizi derhal kaldıracağız. Anlayışınız ve işbirliğiniz için önceden teşekkür ederiz.

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email
Takip et
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Benzer içerikler

Şaman dualarında Erlik Kan

Ey kara beygir üzerindeki Erlik,Kara kunduzdan bir yatağın var,Kalçan o kadar geniş ki,Hiçbir kucak kuşatamaz,Güçlü

İt Başlı Ulus efsanesi

Kuzey ve Doğu Türklerinin folklorunda “İt başlı sığır ayaklı” bir ulus bulunduğu hakkında çok yaygın

Türkçe Tarih'e hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Daha Fazla Oku