Generic selectors
Sadece birebir eşleşmeler
Başlıkta ara
İçerikte ara
Yazılarda ara
Sayfalarda ara

Kemalizm ve Kemalizm’in Geleceği

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, yanında İsmet İnönü, Fevzi Çakmak ve kadrosunun diğer üyeleriyle birlikte TBMM'den çıkıyor. (29 Ekim 1930)
Kaynak: Wikimedia Commons'tan Özgür medya deposu
Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, yanında İsmet İnönü, Fevzi Çakmak ve kadrosunun diğer üyeleriyle birlikte TBMM'den çıkıyor. (29 Ekim 1930) Kaynak: Wikimedia Commons'tan Özgür medya deposu
Kemalizm ve Kemalizm’in Geleceği
Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email

“Esas, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla temin olunabilir. Ne kadar zengin ve müreffeh (refah ve varlık içinde yaşayan) [1] olursa olsun, bağımsızlıktan mahrum bir millet, medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık olamaz.

Yabancı bir devletin himaye ve kollayıcılığını kabul etmek, insanlık vasıflarından mahrumiyeti, acz ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Hakikaten bu derekeye düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.

Halbuki Türk’ün haysiyet ve izzetinefis (öz saygı) [2]ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun evladır(daha iyidir)!

Dolayısıyla, ya istiklal ya ölüm!

İşte hakiki kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktı.” [3]

Dergideki ilk yazım, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 92. yıl dönümüne denk geldi. Bu vesile ile ve silah arkadaşlarının, bağımsızlık mücadelesinde hayatlarını ortaya koyan büyük Türk ulusunun aziz hatıralarını bir kez daha yad etmek isterim.

Gelin ve ’in bugünkü durumuna bir göz atalım..

“Bugün Türk devletinin bir sorunu varsa, bu da aslında in değişmez bir değerler paketi olarak var olmayı sürdürmesidir.” [4]

Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın, eski Milli Haberlama Konseyi yardımcı başkanı, aynı zamanda Amerikan RAND [5]  siyasi strateji ve düşünce kuruluşunun daimi politik danışmanı Graham Fuller, 2000’li yıllarda ortadoğu ve Türkiye üzerine fikir üretmeye devam ediyordu ve in Türk Devleti’nin en büyük sorunu olduğunu söylüyordu. Asıl amacı fikir üretmek olan RAND Şirketi’nin daimi patronlarından Fuller, Türkiye’nin daimi müttefiki olan ülkenin bir vatandaşı olarak, sağ olsun Türk Devleti’nin de sorunlarına el etmış. Amerika’da yayınlanan, “Ulusal Çıkar” anlamı taşıyan National Interest isimli dergide birkaç yazı yazan Fuller, Türkiye’nin neden hala Avrupa Birliği tam üyesi olamadığı sorusuna, bakın ne cevap veriyor:

“Türkiye, Balkanlar, Ortadoğu ve Müslüman dünyasında en başarılı ülkelerden birisi olmasına rağmen, hala Avrupa Birliği’ne tam üyelik kriterlerini yerine getirmekte ciddi problemlerle karşı karşıyadır. Bu problemlerin özünde kemikleşmiş yatmaktadır. in 6 ilkesi arasında yer alan devletçilik, bugün geniş anlamıyla ülkenin gelişiminin önündeki en büyük engeli teşkil etmektedir.” [6]

“Amerikan Ulusal Çıkarları” değil de, sanırım “Türk Ulusal Çıkarları” için, Amerika kıtasından “Ulusal Çıkar” adlı dergi vasıtasıyla bizlere seslenen Fuller, Türk milletine bağımsızlığını kazandıran Kemalist Devrim düşüncesinden oldukça rahatsız olmuş. Elbette bu rahatsızlığı duyan sadece Fuller değil. “Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması” adlı kitabın yazarı Samuel P. Huntington da, ‘den yakınanlardan…

, ülkemizde kendisini liberal aydın olarak görenler tarafından, statükocu (değişime direnen), jakoben (tepeden inmeci), Marksist, sosyalist, komünist düşünce yapısına sahip kişiler tarafından faşist, kendisini İslamcı olarak tanımlayanlar için ise bir din (aynı zamanda İslamdan uzaklaşmış bir dinsizlik) gibi görülmektedir.

Mesela Helsinki Yurttaşlar Derneği’nin kurucularından ve aktif üyelerinden ve halen Taraf gazetesinde yazarlık yapan, ülkemiz solcularından Murat Belge’ye göre nedir?

“Bizde de Cumhuriyet’le birlikte oluşan ideoloji tamamen seküler bir alternatif değildir. bir ibadet biçimidir.Dünya tarihinde kısa bir yer tutsa da, bu sekülarizasyon sürecine girmiş olmak, Allah’ı kaybetmiş olmak demektir…” [7]

Murat Belge, iş adamı ve Demokrat Parti milletvekili Burhan Belge’nin oğlu. Kendisi ülkemiz şartlarına göre çok iyi bir eğitim almış. Nişantaşı Anadolu Lisesinde yatılı öğrenim gören Belge, American Field Service (AFS) öğrenci değişim programı ile Amerika’da Massachusetts eyaletinde öğrenimini tamamlamış. Ama şunu da belirtmeliyiz ki Nişantaşı Anadolu Lisesi’nin ismi 1979 yılına kadar “English High School For Boys”. Çünkü okul, 1905 yılında, İstanbul’daki yabancıların ve özellikle İngiliz topluluğu mensuplarının çocuklarına sağlıklı bir ticari eğitim ve öğretim verebilmek amacıyla, okul açma girişimi aynı yıl Londra’dan bir müdür ve müdür yardımcısı getirilerek ve Fransızca ve Türkçe öğretmenleri de İstanbul’dan temin edilerek, eğitim kadrosunu Londra’dan getirterek kurulmuş. [8]

Belge’nin faydalandığı AFS değişim programını da, ülkemizde Türk Kültür Vakfı üstlenmiş durumda. American Field Service öğrenci değişim programı ilk olarak 1952 yılında ülkemizde faaliyet göstermiş. [9] Türk Kültür Vakfı’nın destekçilerinden biri de United States Department of State yani ABD Dışişleri Bakanlığı. [10]

HYD kurucularına bir göz atmak gerekirse Murat Belge’nin yanında, Adalet Ağaoğlu, Ali Bulaç, Mehmet Ali Birand, Mete Tunçay, Murat Karayalçın, Orhan Pamuk gibi isimleri görmekteyiz. [11] Bir Sivil Toplum Kuruluşu olarak derneğin amacı, temel hak ve özgürlükler, barış, demokrasi, çoğulculuk alanlarında çalışmalar yapmak olarak betimleniyor. [12]  Derneğin kurulması ise, Helsinki Yurttaşlar Meclisi (Helsinki Citizens’ Assembly)’ne dayanmaktadır.

Helsinki Yurttaşlar Derneği, İnsan Hakları Ortak Platformu üyesidir. Bu platform’a üye olan diğer kuruluşlar ise, İnsan Hakları Derneği (İHD), İnsan Hakları ve Mazlumlarla Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) ve Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi’dir.

HYD’nin kurucularından Adalet Ağaoğlu, aynı zamanda İnsan Hakları Derneği’nin kurucuları arasındadır ancak Ağaoğlu, 2005’te, “..kamuoyunda İHD’nin insan haklarını tek yanlı, etnik gruplar ağırlıklı olarak sahip çıktığı inancının değişmediği izlenimi edindim.” [13] diyerek İHD’den istifa etmiştir. Bir nevi kendisinin kurduğu kuruluşu, kendisine şikayet etmiştir.

Adalet Ağaoğlu’nun Kemalistler hakkındaki düşünceleri nelerdir acaba diye merak ediyoruz… Ama kendi tabiri ile “**faşist çüler”** olarak yazarsak daha iyi olacak sanırım. 15 Mart 2009 tarihli Taraf gazetesine verdiği röportaja bir göz atalım:

“[…] Türkiye Cumhuriyeti’ni bir ayağı eksik topal bir masa gibi görüyorum. Altı okun içinde her şey var ama, demokrasi yok, düşünce özgürlüğü yok, hep bir güdüm altında, kuruluştaki üniformalı İttihat Terakki zihniyeti neyse sürüp gidiyor. Bir değişim elbette var. Türkiye ekonomisinin dikte ettirdiği anlamda, onun ahlakını yerleştirmek için var. Kendi kuşağım adına söylüyorum, bütün bu yasaklar ortamında düşünen adamlarımız yetişti. Bir avuç da olsa. Dünya çapında aydınlık insanlarımız var, korkusuzca işlerini yapabiliyorlar. Ama umudum var. Dokunulmazlık yavaş yavaş yırtıldı. Yasaklar, tabular, ona dokunulmaz, şuna dokunulmaz kalkıyor. Ergenekon tamamen açıklanmadıkça yüzde 100 böyle olmayacak. Benim bir beklentim vardı, hayalci Adalet’in umuduydu. Mecliste solun tek temsilcisi Ufuk Uras’a da söyledim, “Neden TBMM Darbesi olmuyor?” [14]

Çok değil, birkaç sene sonra yapılacak 12 Eylül Cumhurbaşkanlığı ve Anayasa değişikliği için yapılacak olan referandum ile ilgili şunları söylüyor Ağaoğlu:

“Ben açıkçası darbe anayasasını gayrı meşru saydım. Başından beri… Hele 12 Eylül referandumunda ne kadar umutlandık. Oradaki umut kırıklığı beni çok etkiledi. Bu benim belki de son enayiliğimdi.[15]

12 Eylül darbesinin yıl dönümünde yapılan referandum için “yetmez ama evet” oyu kullanan Ağaoğlu, pişmanlığını dile getiriyor. Ama maalesef son pişmanlık fayda vermiyor. Durum böyle olunca ister istemez değerli tiyatrocu Müjdat Gezen’in bir lafı akla geliyor; “Verdiniz ‘evet’i, alın size demokrasi..!”

Başka bir örnek verecek olursak, Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Partisi (TİKKO) adlı terör örgütü kurucularından İbrahim Kaypakkaya “Kemalist diktatörlük, sözde demokratik, gerçekte askeri faşist bir diktatörlüktür.” [16] diyerek ’i faşist bir diktatörlük olarak betimlemiştir.

’i faşist bir düşünce yapısı olarak gören sadece komünist taraf değildir. Bir başka örnek verecek olursak, bir zamanlar ’ün manevi mirasına hakaretten yargılanan, Gülen cemaatinin yayın organı Zaman gazetesi yazarlarından Atilla Yayla, 8 Mayıs 2009 tarihli yazısında, soykırımcı Adolf Hitler resmi kullanarak, “Liberaller, Kemalistler ve faşizm” [17] adlı bir yazı yazmış ve ile faşizmi bağdaştırmaya çalışmış, Kemalistlerin Türkiye’nin en zayıf entelektüel kanadını teşkil ettiğini iddia etmiştir.

Bir diğer Zaman gazetesi yazarı, aynı zamanda 2011 Genel Seçimlerinde, AKP İstanbul milletvekili aday adayı olan ancak AKP tarafından milletvekilliğine aday gösterilmeyen ancak boşandığı eşi 23. dönem AKP milletvekili olan Mümtaz’er Türköne, 2012 yılının 11 Kasım günü yazdığı yazıda “En son 10 Kasım’da her sene olduğu gibi tekrarlanan “ dini” saçmalığının, artık ne işe yaradığını adamakıllı sorgulamanın vakti gelmedi mi?[18] diyerek, ’in ilkelerini bugünün dünyasına uyarlayabilmek için şizofrenlerin zengin hayal dünyasına ihtiyacımız olduğunu iddia etmiştir.

Ne kadar acı bir olaydır ki, ***‘i bir din olarak* gören bu zat, AKP kurucusu ve şimdiki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yönetim Kurulu üyeliklerine getirilmiştir. Ama gelin görün ki, geldiği makamı görünce sanırım kendisi de şaşırmış olacak ki, çıktığı bir televizyon programında “**çü olmayı hakaret sayarım[19] diyerek düşüncelerini özetlemiş oldu. Kendisine göre 19 Mayıs kutlamaları da İtalya’dan alınan faşist bir kutlamadır.

Tesadüf müdür bilinmez, çü düşünceyi, ilke ve inkılâplarını bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak ve bu konularda yayımlar yapması asıl amacı ile kurulan Araştırmaları Merkezi’nin [20] son dönem başkanlığına, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun, Yakınçağ Tarihi esas sertifikası ile, Doğu Dilleri’nden Arap Dili ve Edebiyatı, Fars Dili ve Edebiyatı; Felsefe Bölümü’nden Türk-İslam Düşüncesi Tarihi sertifikalarına sahip, üzerine tek akademik çalışması dahi olmayan Prof. Dr. Mehmet Ali Beyhan [21] getirilmiştir. Bu kuruma hangi kriterlere göre, başkan ve yönetim kurulu seçildiğini bilemiyoruz ancak, umarız bu mevkide iken önümüzdeki günlerde üzerine bir bilimsel araştırma yapabilir, sayın hocamız.

Tabi, fikri üzerine daha da ileri giden insanlarımız da var.. Mesela, AKP Manavgat İlçe Örgütünün bir sosyal paylaşım sitesinde açıkladığına göre , “İşte Kemalist demek Vatan haini demek şerefsiz demek!” [22]İkinci Cumhuriyetçiler denilen takımın bayraktarlığını yapan Mehmet Altanın abisi, eski Taraf gazetesi yazarı Ahmet Altan ise ’in ne olduğunu ve“yıkılmakta” olduğunu şu satırlarla bizlere açıklıyor:

“Önce “tek partiyle” sonra da “tek parti zihniyetiyle” yönetilen, ceza yasasını “faşist” İtalya’dan alan, Kürtleri, Alevileri, dindarları, solcuları, demokratları bazen öldürüp, bazen hapseden, kendi halkıyla sorunlar yaşayan, kendi halkını “psikolojik bir savaşın” hedefi yapan, “asker-sivil bürokrasiyi” devlet gibi, milleti ise bir “sömürge halkı” gibi gören, sadece devletin istediği gibi düşünülmesini, devletin istediği gibi yaşanılmasını, devletin istediği gibi ibadet edilmesini dikte ettiren, halkını ezen, sindiren, bastıran bir sistem yıkılmaya hazırlanıyor. Yıkılmakta olan bu sisteme “” deniyor.” [23]

Pek hayret edici bir şey değil, “Bana Hrant Dink’in Türk kanına pis dediğini söyledi”diyen biri tarafından [24]  19 Ocak 2007’de öldürülen, Ermeni gazeteci Hrant Dink, 13 Şubat 2004’te yayımlanan bir makalesindeki “Türk”ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur.[25] sözleri yüzünden Ceza Kanunu’nun 301. maddesinden yargılanıp 6 ay hapis cezası almıştı. Benim merak ettiğim konu ise, 12 Mart 2012 tarihli köşe yazısında, ’in bir zehir olduğunu düşünen Ahmet Altan, herhangi bir ceza almış mıdır? Oysa ki, Hrant Dink, yazısında zehirli kanın Türklerde bulunduğunu değil, Diasporanın her Ermeni çocuğa daha doğuştan aşıladığı Türk düşmanlığı olduğunu ifade etmiştir.

“Bizim “modernler” dinden ve dindardan korkarlar. Dinden korkacak bir şey yok. Tehlike, dindarların gerçekten dindar olmaması, o dindar kisvenin altında milliyetçi bir bedenin bulunması, asıl büyük tehlike din değil milliyetçiliktir çünkü. Neticede, dindarı da, moderni de, Sünni’si de, Alevi’si de, Türk’ü de, Kürt’ü de Kemalist olan bir ülkede yaşıyoruz, hepsi de “sadece kendi benzerlerinin” başta olacağı bir iktidarı hayal ediyor, hepsi de kendine benzemeyene düşmanlık besliyor, hepsi de “tek adam” anlayışına tapınıyor, hepsi de kendi ırkını bir damga gibi alnına vuruyor.
Hepsi de bağımlısı. Bir gün bu zehirden kurtulabilirler mi?[26]

Elbette ki, kimsenin düşüncelerini açıkladığı için ceza almamalı. Çünkü herkes düşüncelerini özgürce dile getirebilme hakkına sahiptir. Bu anayasal bir haktır. [27] Bunun kullanılması engellenmemelidir. Ancak ’e bu şekilde yaklaşmak, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesine karşı açıktan saldırmaktan başka bir şey değildir. Ayrıca evet, bu ülkede yaşayan herkes Kemalist olmak zorunda da değildir. Ama ’i bir zehir olarak tabir etmek kimsenin haddine de değildir!

Hatırlayalım, 2007 yılında yapılan genel seçimlerden tam 6 gün sonra, AKP’nin hukuk geçmişi olan milletvekili Zafer Üskül, Sabah gazetesine verdiği röportajda, anayasada ve milletvekili yemininde bulunan öğretisinin yansımaları olan “ milliyetçiliği” ve “ ilke ve inkılapları” gibi kavramların yer almasının gereksiz olduğunu söyledi. [28]

Yani, AKP Mersin milletvekili Üskül, 6 gün önce ettiği yeminin değiştirilmesini talep etti. Peki ettiği yeminin değiştirilmesini isteyen bir milletvekilinin, millet namına ettiği “demokratik ve laik cumhuriyete ve ilke ve inkılaplarına bağlı” kalmasını bekleyebilir miyiz? Şuanki anayasamızın 3. Kısım, 1. Bölümünde yere alan 81. maddesi, milletvekillerinin nasıl yemin edeceğini bizlere söylemektedir:

“Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik cumhuriyete ve ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasa’ya sadakatten ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim.” [29]

Bu düşünceye destek veren sadece AKP milletvekilleri değildir elbette ki. “Ben böyle bir açıklama yapamam. Örgüte bölgede destek var. Bize oy verenler arasında bunların aileleri var[30] diyerek PKK’ya terör örgütü demeyi reddeden [31] DTP eski eşbaşkanı Ahmet Türk’te, Zafer Üskül gibi yeni anayasada ilke ve inkılaplarının yer almaması düşüncesine katıldığını beyan etti. [32]

5 yıl sonra da, AKP, yeni anayasa çalışmaları sonucunda, yemin metnini kesinleştirmiş. Yemin metninden

ilke ve inkılapları, laik Cumhuriyet, Türk milleti önünde” ifadelerini çıkartacaklarmış. [33]

’e göre “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halka Türk Milleti denir”. [34]

Anayasamızın 66 maddesine göre de Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.[35] ama “Türk Milleti önünde” yemin edemeyen “milletin vekillerine” ne denir onu bilemiyoruz… Meclis kürsüsünden, bölünmüş bir Türkiye haritası gösterenlere ne denir bilemiyoruz. Kendileri 13 bin Türk Lirası maaş alırken, “800 lira büyük para” diyen millet vekillerine ne denir bilemiyoruz. Bilemediğimiz hala pek çok şey mevcut iken, bildiklerimiz bizlere yol göstersin.

“Türkiye, kendisine din olarak i almış, başka hiçbir dine hayat hakkı tanımayarak kitlelere zorla dikte ettirmiştir. Oysa en üst belirleyici İslam’ın ilkeleridir. Her şey ona göre belirlenir.” [36]

Peki nedir bu ?

‘in Türkiye’deki varlığı, Amerikalı müttefiklerimize, onların yerli destekçilerine neden bu kadar dokunuyor? , ilerici sol bir düşünce midir yoksa, iddia edildiği gibi ırkçı, gerici ve dinsiz bir düşünce midir? Öyle ya, Amerikalı CIA ajanları, diplomatlar, yerli marksist, sosyalist ve komünist sol gruplar, yine sağ kesim içindeki İslamcılar, Kürtçülük yapan ama ırkçılık yapmayan özgürlükçü liberaller, sanki hepsi anlaşmışlar gibi, ortak bir elden ‘e saldırıyor! Nedir ‘i bu kadar tehlikeli kılan?

çülüğün ne olduğunu bizlere sanırım en iyi Uğur Mumcu özetlemektedir:

çülük (); Türk Milleti’nin bugün ve gelecekte tam bağımsızlığa, huzur ve refaha sahip olması, devletin millet egemenliği esasına dayandırılması, aklın ve ilmin rehberliğinde Türk kültürünün çağdaş uygarlık düzeyi üzerine çıkarılması amacıyla temel esasları yine tarafından belirtilen devlet hayatına, fikir hayatına ve ekonomik hayata, toplumun temel müesseselerine ilişkin gerçekçi fikirlere ve ilkelere “çülük” denir.

çülük; emperyalizmin düşmanıdır, anti-emperyalisttir. Tam bağımsız Türkiye’den yanadır. Özgürlükçüdür. İnsan Hakları savunucusudur. Her türlü terörün karşısındadır. Yobazların, Vurguncuların, Çıkarcıların düşmanıdır…

çülük; yirminci yüzyılın yüz akı, ulusal direnişlerin temelindeki “tam bağımsızlık” harcıdır.

çülük; ulusal bağımsızlık demektir, ulusal kurtuluş demektir, antiemperyalist bilinç demektir!

çülük; aşırı sağa ve aşırı sola ödün vermeyen, kişi haysiyet ve onuruna inanan, ulusal, akılcı ve insancıl bir görüştür.

çülük; ’ü bütün yönleriyle ve eserleriyle tanımak, sevmek, benimsemek, tanıtmaya ve sevdirmeye çalışmaktır. Başka bir ifadeyle ’ün ideolojisini, ülkü ve eserlerini eksiksiz öğrenip tam olarak gerçekleştirmek, yüceltmek ve aynı yoldan Türk Ulusu’nu Çağdaş Uygarlık Düzeyine ulaştırmak için bütün gücümüzle çalışmaktır, diyebiliriz.

çülük; siyasi bir öğreti değil, bir dünya görüşüdür. Türkiye’nin ve Türk Ulusu’nun gerçeklerine, gereksinimlerine ve yeteneklerine en uygun gelen, denenmiş başarılı sonuçları alınan bir öğretidir.

çülük; herhangi bir yabancı siyasal akım ya da ideoloji ile açıklanamaz. çülük, Türk halkının ve Türk yurdunun tabiatından, tarihinden doğmuştur.

çülük; Türkiye’nin gerçeklerinden doğmuş bir düşünce sistemidir. Türk Milleti’nin iradesiyle oluşmuş, tarihi bir gelişmenin ürünüdür. çülük, herşeyden önce millete haklarını tanıma ve tanıtmadır; millet egemenliğinin ifadesidir. çülük bir kurtuluştur, milletçe bağımsızlığa kavuşmadır. çülük, modern bir toplum hayatı yaşama demektir.

çülük; “halkçılık”, “laiklik”, “cumhuriyetçilik”, “devrimcilik”, “devletçilik” ve “milliyetçilik” olmanın ötesinde, değişen nesnel koşullar karşısında, bu ilkeler çerçevesinde sürekli tutumlar takınmaktır. çülük, kesinlikle salt ileriye açık bir ideolojidir. çülüğü yorumlarken bazı farklı noktalara varılabilmesi olasıdır. Ancak çülük’te olmayan şey; “tutuculuk” ve “statükoculuk”tur. ’ün düşünceleri nesilden nesile aktarılacak bir put değil; yönlendirici bir dünya görüşü ve dünyanın dinamik bir yorumudur.

Acaba günümüz “çü”lerinden kaç tanesi 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal’i Samsun’da karşılamaya giderdi? Kaç tanesi O’nun peşinden Ankara’ya gelirdi? Ve acaba kaç tanesi Galata Köprüsü’nde müttefiklere alkış tutardı?…[37]

İbrahim Kaypakkaya ile beraber aynı dönemde yaşayan, sol mücadelesi içerisinde yer alan Mahir Çayan ise üzerine düşüncelerini “Kesintisiz Devrim” adlı eserinde şu şekilde açıklamıştır:

, emperyalizmin işgali altındaki bir ülkenin devrimci-milliyetçilerinin bir milli kurtuluş bayrağıdır. in özü, emperyalizme karşı tavır alıştır. i bir burjuva ideolojisi, veya bütün küçük-burjuvazinin veyahut asker-sivil bütün aydın zümrenin ideolojisi saymak kesin olarak yanlıştır. , küçük-burjuvazinin en sol, en radikal kesiminin milliyetçilik tabanında anti-emperyalist bir tavır alışıdır. Bu yüzden, soldur; milli kurtuluşçuluktur. , devrimci-milliyetçilerin, emperyalizme karşı aldıkları radikal politik tutumdur.[38]

Türk Tarih Kurumu Başkanlığını yürütmüş değerli tarihçi Enver Ziya Karal, ile ilgili şunları söylemekte:

“[…] Türk Devrim Tarihi, dünyanın büyü devrimleri arasına geçmiştir. Orijinaldir. 20 nci yüzyılın en büyük hareketidir. Bu devrimden çülük doktrini veya isterseniz şimdiki gibi söyleyelim. ilkeleri çıkmıştır. Yani, ilkin ilkeler ortaya konmuş, sonra devrim yapılmış değildir. İlkin devrim yapılmış, ondan ilkeler çıkarılmıştır. Bu, Türk devriminin bir özelliğidir. Başka devrimlerde bunun tersini görürüz. İlkin ilkeler, sonra devrim.
[…] ilkelerine batıda “ adı verilmektedir. terimi batı çıkışlı bir terimdir. Niye denmiştir? Bakmışlardır, sosyalizme benzemiyor, Faşizme benzemiyor. Hitlerizme benzemiyor. Demokrasi denilen ve çok eskiden beri gelen bir meslek-i siyasete de benzemiyor, buna ayrı bir isim vermek zorunluluğu duyulmuştur ve denilmiştir.[39]

Görüldüğü üzere ’in dayandığı en büyük fikir tam bağımsızlık ilkesidir! Tam bağımsız bir ülke olmak demek, yaşadığın topraklarda bayrağını dalgalandırabilmek ile başlar… Ekonomisi, eğitimi, sosyal yapısı, kültürü, tarihi ve buna benzer pek çok niteliğe sahip olmak ile devam eder. Bunların herhangi birisinin noksanlığında tam bağımsız bir ülke ve toplumdan söz edilemez. Bunun içindir ki, Kurtuluş Savaşı’nı kazanan kadro, Mustafa Kemal ’ün önderliğinde, yeni kurulan Türkiye’yi her alanda ileriye, yani tam bağımsızlığa taşıdılar.

Bana göre , Türk toplumunun sahip olduğu, her türlü maddi ve manevi kaynağı sömürüye karşı, milletin içinde bulunduğu gerçeklerden ortaya çıkan, boş inanç ve safsatalar yerine, aklın ve mantığın rehber edinildiği, tam bağımsızlığı savunan, bilimsel ve vatansever bir düşünce sistemidir. Bu düşünce sistemi, ulaştığı her alanda devrim yaparak, çağın gereklerine uyumlu bir gelişim sunmuş, millete onuruyla tam bağımsız bir şekilde yaşama fırsatı vermiştir.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu üyeliğine atanan, ama atandığı bu kurulun ne iş yaptığını bilmeyen [40] Mümtaz’er Türköne’ye göre “***, CHP’nin altı okudur. Ne olduğu bellidir. Bir parti programıdır. Bir parti kendisini bu altı okla ifade edebilir. Ama çülük çok farklı bir şey. 1960 darbesinden sonra icat edildi. Darbenin, askeri vesayetin gerekçesi olarak ilan edildi. Darbeciler meşruiyet problemini çözmek için, gasp ettikleri iktidara dayanak bulmak için ’e sığındılar. Darbeyi yapıyorlar. Sonra da “Bu haltı nasıl savunuruz?” telaşına düşüyorlar. ’e sığınıyorlar.***çülük darbecilerin ideolojisidir. Darbe ideolojisidir.[41]

çülük adı altında, askeri darbe savunuculuğu yapmak başkadır, bunu kamuoyuna açıklamak başkadır, ancak “çülük, darbe ideolojisidir” demek çok başkadır. ve her zaman demokrasi ve gerçek anlamda insan haklarından yana olmuştur.

’e yapılan tüm bu saldırıların altında elbette ki sayısız sebep vardır. Bu sebeplerin doğurduğu sonuçların tümünü ele alarak değerlendirebilmek de tabi ki olanaksız. Biz sadece, elimizden geldiği kadar çok hatırlatma yaparak, hafızalarımızın canlı tutulmasından yanayız.

Halbuki daha 1930’larda Türkiye Cumhuriyeti Matbuat Umum Müdürlüğü (şimdiki ismi T.C. Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü) tarafından, Türk Kültürü ve yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Kemalist Devrimleri anlatmak için, iki ayda bir olmak üzere, Fransızca, “La Turquie Kemaliste” [42](Kemalist Türkiye) dergisi çıkartmıştır. [43]  kavramı, ilk baskısı 1932’de, ikinci baskısı ise 1933’te yapılan ve liselerde tarih derslerinde okutulan, “Tarih IV” kitabında, 1931 tarihli CHP Büyük Kongresi’nde oluşturulmuş olan parti programındaki altı ilke açıklandıktan sonra, şu şekilde dile getirilmiştir:

“[…] İşte yabancı yazarların Büyük Millî Reis’in adıyla ilişkili olarak dedikleri Türk devrim hareketinin temel prensipleri bunlardır. Bu prensiplere dayanan devlet sistemi Türk milletinin tarihine, ihtiyacına, toplumsal bünyesine ve ülküsüne en uygun olduğu kadar, bütün dünyadaki sistemler içinde de en sağlam ve en mükemmel olanıdır” [44]

Görüldüğü gibi ,1930’lu yıllarda yetişen genç kuşaklar için öğretilebilecek ve kavranabilecek bir düşünce yapısı olarak ortadadır. Türk Devrimi’nin temel prensiplerini açıklamaya yönelik olan bu ideololi, ilk kez somut olarak, altı okun tanımlandığı ve adının konulduğu yer, CHP’nin, 1931 tarihli Üçüncü Büyük Kongresi ile 1935 tarihli Dördüncü Büyük Kongresi olmuştur. 1935 CHP Parti Programı Giriş kısmı şu şekildedir:

“Cumhuriyet Halk Partisinin programına temel olan ana fikirler, Türk Devrimi’nin başlangıcından bugüne kadar yapılmış olan işlerle yalın olarak ortaya konmuştur.
Bundan başka, bu fikirlerin başlıcaları, 1927 yılında Kurultayca da kabul olunan Parti Tüzüğü’nün genel esaslarında ve aynı Kurultayca onaylanan, Genel Başkanlığın bildiriğinde ve 1931 Kamutay seçimi dolayısiyle çıkarılan bildirikte saptanmıştır.
Yalnız birkaç yıl için değil, geleceği de kapsayan tasarlarımızın ana hatları, burada, toplu bir halde yazılmıştır.
Partinin güttüğü bütün bu esaslar “Kamâlizm Prensipleri”dir.” [45]

Dikkatinizi çektiyse eğer, programda, 1927 nizamnamesinde (tüzüğünde) de, genel esasların ortaya konduğu vurgulanmış. Yani bu demek oluyor ki, , 1935 tarihli parti programında açıklandığı üzere, atılan tüm adımların, ortaya konan tüm işlerin ismidir. çülük düşüncesinin bir darbenin ürünü olarak çıktığı veya darbeleri destekleyen bir öğreti olduğu gibi söylemler gerçeği yansıtmamaktadır. Kendilerini çü olarak betimleyen insanların, darbelerin içinde olması ya da bunu bizzat desteklemeleri ise ’in bir darbe öğretisi olduğunu göstermez.

Gazi Mustafa Kemal bu durumu, CHP’nin II. Büyük Kongresi’nde 15 Ekim 1927 Cumartesi günü yaptığı konuşmada şu şekilde açıklamıştır:

“[…] Ancak dokuz senelik faaliyet ve icraatımız bir mantık silsilesi ile incelenirse, ilk günden bugüne kadar takip ettiğimiz genel istikametin ilk kararın çizdiği hattan ve yöneldiği hedeften asla sapmamış olduğu kendiliğinden ortaya çıkar.” [46]

Temmuz 1919 tarihinde ise, Erzurum Kongresi öncesi, Bitlis Valisi ve bir Kuvay-i Milliyeci olan Mazhar Müfit Kansu’ya, kurtuluşun sağlanacağı zaferden sonra yapacağı işleri adım adım not ettirmiştir:

Zaferden sonra şekli hükümet Cumhuriyet olacaktır[47]

Neden Cumhuriyet sorusu ise ancak bu şekilde açıklanabilir:

“Binaenaleyh (bundan dolayı) demokrasi prensibinin en asri (çağdaş) ve mantıki tatbikini (uygulamasını) temin eden hükümet şekli cumhuriyettir.” [48]

O halde rahatlıkla söyleyebiliriz ki, , demokratik bir halk rejimidir. Altı okun içerinde “demokrasi oku”nun olmadığını söyleyen aydınlarımıza önce bunu anlatmalıyız. Zira Altı ok içerisinde “tam bağımsızlık” oku da yoktur. Ama‘i var eden en büyük unsur olan tam bağımsızlıkçı ruhu kimse görmezden gelemez.

Kaynakça

[1] – Türk Dil Kurumu, Büyük Türkçe Sözlük

[2] – TDK, a.g.e.

[3] – Mustafa Kemal Atatürk, Atatürk’ün Bütün Eserleri, 2. bs., Nutuk I, Cilt 19. s. 30, (İstanbul: Kaynak Yayınları, 2011)

[4] – Graham Fuller, “Atatürk ve Sonrası”, National Interest, Eylül 2000. Makalenin ilgili bölümlerinin Türkçe çevirisi için bkz, “Fuller: Kemalizm aşılmalı”, NTV-MSNBC Arşiv, 26 Eylül 2000

[5] – 1946 yılında Amerikan silahlı kuvvetleri için araştırma ve geliştirme yapması maksadıyla Project RAND ismiyle kurulmuş, daha sonra ABD hükümetine, Milli güvenlik konularında yön gösterici stratejiler çalışmlarla üretmektedir. Özgün ismi: RAND Cooparation

[6] – Graham Fuller, a.g.m.

[7] – Murat Belge, “Linç Kültürünün Tarihsel Kökeni: Milliyetçilik, Söyleşi: Berat Günçıkan”, Agora Kitaplığı, Mart 2006, s. 15

[8]Nişantaşı Anadolu Lisesi Tarihçesi

[9]Türk Kültür Vakfı Tarihçesi

[10]Türk Kültür Vakfı Destekçiler 

[11] – Helsinki Yurttaşlar Derneği Kurucu Üyeleri 

[12] – “İHD, PKK’cı artık istifa ediyorum“, Hürriyet, 30 Temmuz 2005

[13]İHD, PKK’cı artık istifa ediyorum“, Hürriyet, 30 Temmuz 2005 

[14] – Ayça Örer, “Meclis çıkıp “Sivillere karışmayın” dese ya…“, Taraf, 15 Mart 2009

[15] – “Adalet Ağaoğlu’ndan ‘yetmez ama evet’ itirafı: ‘Son enayiliğimdi’“, Haber Sol, 13 Nisan 2014

[16] – İbrahim Kaypakkaya, “Kemalist Türkiye, Gittikçe Daha Çok Bir Yarı-Sömürge

[17] – Atilla Yayla, “Liberaller, Kemalistler ve faşizm”, Zaman, 8 Mayıs 2009

[18] – Mümtaz’er Türköne, “Kemalizm ne işe yarıyor?“, Zaman, 11 Kasım 2012

[19] –  “Türköne: Atatürkçü olmayı hakaret sayarım“, Milliyet, 2 Ocak 2012

[20] –  Atatürk Araştırma Merkezi Tarihçe 

[21] –  Prof. Dr. Mehmet Ali Beyhan Özgeçmiş

[22]  –AKP: “Kemalist demek şerefsiz demek“, ODA TV, 22 Eylül 2013

[23] – Ahmet Altan, “Suç”, Taraf, 17 Kasım 2009

[24] – “Dink’in Katil Zanlısı: Yasin Vur dedi vurdum“, Hürriyet, 21 Ocak 2007

[25] – Hrant Dink, “Ermeni Kimliği Üzerine”, “8 – Ermenistan’la Tanışmak“, Agos Gazetesi, Sayı 411, 13 Şubat 2004

[26] –  Ahmet Altan, “Nevruz, Kemalizm ve din“, Taraf, 21 Mart 2012

[27] – Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 2. Kısım, 2. Bölüm, Madde 26 : “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı,resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü,radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.”

[28] – “Ak Partili Üskül, Kemalzim’i tartışmaya açtı“, NTV-MSNBC, 28 Temmuz 2007

[29] – Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 3. Kısım, 1. Bölüm, Madde 81 

[30] – “PKK terör örgütü demem“, Yeniçağ, 26 Ekim 2007

[31] – Halbuki PKK, sadece Türkiye’de değil, başta Birleşmiş Milletler, Amerika ve Avrupa Birliği’nin de kabul ettiği terörist örgütler listesindedir. Ancak şu sıralar Avrupa’da “PKK’yı, terör örgütü listesinden çıkartalım” sesleri yükselmekte

[32] – “DTP Meclis’te Grup başvurusunu Yaptı“, CNN-Türk, 30 Temmuz 2007

[33] – “Ak Parti, Laiklik ve Atatürk’ü yeminden çıkartıyor“, Hürriyet, 15 Kasım 2012

[34] – Afet İnan, Medenî Bilgiler ve M. K. Atatürk’ün El Yazıları, 1969, s. 18.

[35] – Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 2. Kısım, 4. Bölüm, Madde 66 

[36] – Metin Sever ve Cem Dizdar, 2. Cumhuriyet Tartışmaları – Yeni Arayışlar, Yeni Yönelimler, (Ankara: Başak Yayınları, 1993), s.

[37] – Uğur Mumcu, Devrim, 16 Şubat 1971

[38] – Mahir Çayan, Bütün Yazılar, (İstanbul: Boran Yayınevi, 2004), s. 408

[39] – Enver Ziya Karal, Atatürk ve Devrim (Konferans ve Makaleler), (Ankara: TTK Yayınları, Modern Türkiye ve Atatürk, 1980), s. 148

[40] – “Mümtaz’er Türköne: Atatürkçülük darbecilerin ideolojisi“, Vatan Gündem, 26 Aralık 2011

[41] – “Atatürkçülük darbecilerin ideolojisi“, Habertürk, 26 Aralık 2011

[42] – Bu yayının koleksiyonu, bugün Milli Kütüphane’de, “1968 SB 5″ yer numarasıyla muhafaza edilmektedir. “La Turquie Kemalist” dergisine, internet ortamında göz atmak isteyen okuyucular, http://www.boyut.com.tr/ltk/default.asp adresinden dergilerin tıpkı basımlarına ulaşabilirler.

[43] – Prof. Dr. François Georgeon, “Kemalist Dönemde Türkiye’de Fransızca Yayın Yapan Basına Toplu Bir Bakış (1919-1938)”, çev. Prof. Dr. Niyazi Öktem, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı: 17, Cilt: VI, Mart 1990, Sayfa 321-335

[44] – Tarih IV, Kemalist Eğitimin Tarih Dersleri (1930-1941), (İstanbul: Kaynak Yay., 2001), s.188.

[45] – CHP Parti Programı, Mayıs 1935 Partinin Dördüncü Büyük Kurultayı Onaylamıştır, (Ankara: Ulus Basımevi, 1935)

[46] – Mustafa Kemal Atatürk, Atatürk’ün Bütün Eserleri, Nutuk I, Cilt 19.,2. bs., s. 32, (İstanbul: Kaynak Yayınları, 2011)

[47] – Mazhar Müfit Kansu, Erzurum’dan Ölümüne kadar Atatürk’le Beraber, (Ankara: TTK., 1986) s. 131.

[48] – Afet İnan, Medeni Bilgiler, (İstanbul: TTK, 1931), s. 53-55

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email
Takip et
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
2014 yılında Türkeli Dergisinde yazarlık yapmaya başlayan yazar, derginin kapanmasıyla birlikte, Türkçe Tarih Dergisi‘ne kuruculuk etmiş ve halen bu dergide yazılarını yayınlamaktadır. Yazar Türkçe Tarih sistemi üzerinde genellikle Milli Mücadele, Atatürk ve Türk Devrimleri üzerine yazılar yazmaktadır. Uzun bir süredir, Rıza Nur ve Hatıratı üzerine araştırmalar yapmakta ve bu çalışmaları ile tanınmaktadır.
Benzer içerikler

Kasım-ı Kamberalp Meseli

Ağzından kaymak köpük saçaraktan, tozu dumana kataraktan, baştan ayağa gök tere bataraktan, bir alay yoldaşını

Türk oğlu, Sinanoğlu

2015, öyle sanıyorum ki, Türkiye’ye çok fazla şey kaybettirdi. Yitirdiğimiz en son değer ise, dünyaca

Türk’ün Ata Sporu Güreş

Koşay Han, Molla İzzet, Koca Yusuf, Recep Kara, Ali Gürbüz gibi çayır güreşinde dünyaya nam salmış Türk pehlivanlar olduğu gibi bugün minderde de Yaşar Doğu, Hamza Yerlikaya, Rıza Kayaalp, Taha Akgül, Cenk İldem, Mehmet Özal gibi dünyaya rüşdünü ispat etmiş, başarılı isimlerle Türk’ün güreş geleneği dünyaya adını duyurmaya devam etmektedir.

Türkçe Tarih'e hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Daha Fazla Oku