“İnkılabın nuru bir cemiyette kadınlar vasıtasıyla akseder.”

 

Ömer Seyfettin ‘eğitimli anneler’ vurgulamasıyla, 19. yüzyıl ortalarından itibaren başlayan kadınlarla ilgili dönüşüm hareketlerinin ve konuyla ilgili teklif ve tasarıların paralelinde bir konumu benimsemiş görünür. Zira dönemde konuyla ilgili olarak söylenebilecek en önemli tespitlerden ilki, kadınların acilen modernize edilmesiyse ikincisi, bu modernizasyonun Osmanlı medeniyetinin belirleyenleri etrafında gerçekleştirilmesidir. Dönem aydınlarının tamamı tarafından benimsenen bu ortak endişenin, içten içe Ömer Seyfettin ve Türkçüler tarafından da paylaşıldığı söylenebilir. Milliyetçilik bunu kadının yüklendiği sembolik anlamlar dünyası (vatan-kadın-namus üçlemesi) üzerinden yaparak daha geçerli ve kabul edilebilir kılar.

“Kadınlar ve Maarif” başlıklı yazı bu sebeple, kaya kovuklarından modern yaşama kadar devam eden sosyalleşme sürecinde kadınlarla erkekler arasında bir farkın olmadığı görüşüne vurgu yaparak başlar. Yazar birer ‘unsur-ı mühim’ olan kadın ve erkeğin birbirinin tamamlayıcısı olduklarını, birinin “…vazife ve hak nokta-i nazarından yekdiğerine karşı, hiçbir … rüçhaniyet-i fıtrisi, bir insaniyet-i cibillisi …” (Ömer Seyfettin 2001a: 97) olamayacağını söylerse de Endülüs’ün akıllara hayret veren terakkisinin temellerinde bir taraftan kadınlık görevlerini icra eden diğer yandan “… âlem-i fünunun tabakat-ı âliyesini istila …” eden kadınların varlığına dikkati çeker. Yani kadınlar bir yandan biyolojik kimliklerinin gereklerini yerine getirip bu doğrultuda hayatlarını biçimlendirmeye devam ederlerken diğer yandan da bilim âleminin en yüce noktalarına isimlerini yazdırmalıdırlar. Yazarın bununla bir süredir eğitim alarak hayata katılma sancılarını yaşayan kadınların etraflarında dönüp duran toplumsal rollerle ilgili tartışmalara cevap verdiği düşünülebilir. 1923 Haziranında Kadınlar Halk Fırkası’nın kuruluşu sırasında bile kadınların aynı endişe ve direnişlerle karşılaştıklarına bakılırsa, bütün gelişmelere rağmen bu sorunun gerek erken dönem gerekse Cumhuriyet milliyetçiliğinde varlığını sürdürdüğü sonucuna varılabilir. Konuyla ilgili çalışmalar, bu yaklaşımın sonraki yıllarda da sürdürdüğüne işaret etmektedir. Örneğin Arat’ın Tekeli’ye dayanarak yaptığı tespit şöyledir:

“… Tekeli’ye göre, kadınların birincil rolleri milliyetçi söylemde aydın bir annenin çocuk yetiştirmesi olarak tanımlanmaya devam etti ki bu da modern eğitim için en büyük gerekçeyi oluşturuyordu.” (akt. Kandiyoti 2005: 113)

Ömer Seyfettin de -Ziya Gökalp gibi- kadınlardan bir ihtilal bekler. Üstelik kadınların gerçekleştireceği bu ihtilal, erkekler için de çok önemli olacaktır. Zira bu ihtilal, kadınların eğitimde istenilen seviyeye geldikleri, kendilerine güvenmeye başladıkları hatta aldıkları eğitimi içselleştirdikleri anlamına gelmektedir. Böylece erkekler, kadına ve terakki fikrine karşı taşıdıkları tereddütlü durumdan kurtularak daha emin ve rahat hareket edebilme kabiliyetini kazanacaklardır.

Ömer Seyfettin ölümünden dört ay kadar önce, Aralık 1919’da -yani konuyla ilgili ilk yazılarından hemen hemen 10 yıl sonra- yazmış olduğu “İnkılaplarda Kadın” başlıklı makalesinde, kadın konusuna dönüş yapar. Söz konusu makale yazarın, köklü dönüşümün kadınlarca gerçekleştirildiği düşüncesine ulaştığını göstermektedir. Öyle ki terakki ve eğitim yolunda erkeklere emanet edilmiş kadınlar artık bu seviyeyi aşmış, kendilerini ifade edecek yeni alanlar açmışlardır. Artık milliyetçilik kadınların da dâhil oldukları ve yönlendirdikleri bir akım hâline gelmiştir. Yazar, “Bizim son asırdaki en ciddi inkılabımız -ki ciddî bir harekettir- yeni milliyet cereyanı en büyük kahramanlarını kadınların arasında buldu.” (Ömer Seyfettin 2001b: 234) der. Bundan sonra da, Halide Edib’in Yeni Turan ve Müfide Ferit’in Aydemir isimli romanlarını Türk kimliğinin inşasına katkıları açısından değerlendirmeye geçer.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 

Haber Bültenimize Kaydolun

Türkçe Tarih'in yeni içeriklerinden en önce siz haberdar olun.

Bunları da okumak isteyebilirsiniz

Boğazlar Meselesinden Montrö’ye

Jeopolitik açıdan dünyanın en önemli yerlerinden biri olan ve Osmanlı’nın elinde bulunan Boğazlar, Karadeniz’i Akdeniz’e bağlamaktadır. 1453’te İstanbul’un fethiyle birlikte tamamen Türklerin kontrolüne girmiştir. Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan…