Galata Mevlevihanesi
Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email

KISACA MEVLEVİLİK TARİHÇESİ


Mevleviyye tarikatının kurucusu, 1207 tarihinde [1]dünyaya gelen mutasavvıf ve şair Mevlânâ
Celâleddîn-i Rûmî’dir. (Mesnevî’nin girişinde kendi yazdığına göre, Muhammed bin Muhammed bin
Hüseyin el-Belhî [2] ). 13. yy’da yaşayan Rûmî’nin, içinde bulunduğu coğrafya ve zaman itibariyle Moğol
saldırılarına maruz kalan Selçukluları, kardeş kavgaları ve entrikalar sebebiyle devlet gücü
sarsılmış; 1237’de ortaya çıkan Babaî ayaklanmaları sonucunda bir çok bilgin, şâir ve mutasavvıf
Anadolu’ya gelip yerleşmiş ve çeşitli tarikatların kurulup yayılmasına sebep olmuşlardır. Mevlana’da
bu mutasavvıflardan biridir. [3] Ortamın, siyasal ve toplumsal olarak karışık olmasına rağmen,
Mevlânâ’nın hoşgörüye dayanan söz ve düşüncelerinin insanlar arasında yayılması, onun geniş halk
topluluklarınca benimsenmesine ve Mevlevîliğin doğmasına sebep olmuştur.[4]

Mevlevîlik tarikatı, Anadolu’daki Moğol hakimiyeti ile başlayarak, öncelikle Karamanoğulları
ve ardından Ege’de Saruhanoğulları, Menteşeoğulları, Aydınoğulları gibi Anadolu’da kurulan diğer
Türkmen beylikleri üzerinde etkili olmuş.[5]Daha sonra da Osmanlılar arasında yaygınlık kazanmış.
Hatta, Germiyanoğlu Süleyman Şah, Sultan Veled’in kızı, Mevlânâ’nın torunu Mutahhara Hatunla
evlenmiş, bu evlilikten dünyaya gelen kızı Devlet Hatun da, 1378 yılında Yıldırım Bayezid ile
evlendirilmiş [6](Sakıb Dede, 1283: 524). Böylece Mevlevîlerle Osmanlı ailesi arasında bir akrabalık da
oluşmuştur. Yukarıda bahsettiğimiz beylikler döneminde düzenlenen sema törenleri, pek çok kişinin
tarikatla tanışmasına sebep olmuş; böylece bu beyliklerin himayesinde Mevlevîhaneler açılmıştır.

GALATA MEVLEVİHANESİ TARİHÇESİ

, II. Bayezid (1447 – 1512) döneminde 1491’de Afyon Mevlevihanesi Şeyhi
Divane (Semaî) Mehmed (Çelebi) Dede tarafından, İskender Paşa’nın Galata’daki arazisi üzerinde
kurulan ’un ilk Mevlevihanesidir.[7]

Evliya Çelebi’nin, 1683 Viyana bozgunu öncesi [8] , 26 milyon metrekarelik Osmanlı Devleti’ni
gezerek kaleme aldığı [9] ünlü eseri, “Seyahatname”de de bahsedilen [10] Galata Mevlevihanesi, detaylı
olarak, 30 Aralık 1835 yılında, babasının görevi sebebiyle İstanbul’a gelen ve burada 9 ay kalan Julia
Perdoe tarafından yazılmış, “The City of the Sultan and Domestic Manners of the Turks” (I-II,
Londra, 1837) [11] adlı kitabın, “Dancing Dervishes” isimli 1. cilt, 3. bölümü [12] , Galata
Mevlevihanesi’nin o günkü koşullarını, Mevlevihanenin yapısal özelliklerini, Mevlevi Dervişlerini ve
halkın din ve Dervişlere olan bakış açısını anlatmaktadır.


1491 yılında kurulan, Galata Mevlevihanesi, günümüze gelene kadar pek çok defa onarım
görmüş, bugünkü şeklini ise, Sultan Abdulmecid (1823-1861) dönemi, 1851 ile 1859 yılları arasındaki
imar faaliyetleriyle almıştır. [13]

Galata Mevlevihanesi, 1925 yılı Şubat-Nisan ayında ortaya çıkan Kürtçü-Nakşiendi (tarikatçı)
“Şeyh Sait Ayaklanması” sonrası, ’ün önderlik ettiği, Büyük Millet Meclisi tarafından 30 Kasım
1925 tarihinde kabul edilen, 677 sayılı Tekke, zaviyeler ve türbelerin kapatılmasına dair kanun [14]
olarak bildiğimiz, Devrim Kanunu gereğince, tüm yurt genelinde tekke ve zaviyeler ile birlikte
kapatılmıştır. 27 Aralık 1975 günü “Divan Edebiyatı Müzesi” olarak ziyarete açılmış [15] , 2007’de
yapılan restorasyon ile 21 Aralık 2011 tarihinde, “Galata Mevlevihanesi Müzesi” ismi ile tekrar
ziyarete açılmıştır.[16]

GÜNÜMÜZ GALATA MEVLEVİHANESİ MÜZESİ

Galata Mevlevihanesi Müzesi, Taksim İstiklal caddesinden Karaköy’e inen yolun hemen başında bulunmakta.
Kapıdan içeri girdiğinizde sağ tarafımızda, Halet Efendi’nin 19. yy’da yaptırdığı ve Muvakkithane’nin[17]üst katında yer alan bir kütüphane kalıyor. Ancak bu kısım ziyarete açık değil. Hemen sol tarafta ise, Halet Efendi ve Şeyh Kudretullah Efendi’nin türbesi bulunmakta. Biraz ilerlediğimizde ise Mesneviyi ilk şerh eden [18] Şarih-i İsmail Ankaravî ve Şeyh Galib Efendi’nin türbesini görüyoruz. (Bkz. Resim:2) Giriş kısmını geçtikten sonra, avlu kısmına çıkmış oluyoruz ve sağ

Kaynak :

Bu makale, yazının sonuna doğru “Kaynakça” ismiyle yer alan kısımda belirtilen yerden alınmıştır. Türkçe Tarih, toplumda farkındalık ve tarih bilinci oluşturmak amacıyla, tarih ve dil ile ilgili bilimsel araştırmaları derleyerek, herkesin kolayca olaşabilmesi için çalışmaktadır. Eğer bu makalenin yazarı veya sahibiyseniz ve kaldırılmasını istiyorsanız, lütfen bizimle iletişime geçin; içeriğinizi derhal kaldıracağız. Anlayışınız ve işbirliğiniz için önceden teşekkür ederiz.

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email
Takip et
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Benzer içerikler
Türkçe Tarih'e hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Daha Fazla Oku