Vahdettin, tahtı ve İngilizler

 

30 Ekim 1918 günü Osmanlı Devleti ve İtilaf Devletleri arasında Mondros Mütarekesi imzalandı. Mütareke, Osmanlı Devleti için hem savaşın bitişi anlamına geliyordu hem de devletin yıkılışı. Artık işgaller başlayacak ve Osmanlı Devleti kaçınılmaz sonu yaşayacaktı. Burada önemli olan Padişah ve İstanbul hükümetinin Türk halkı için ne fedakârlıklar yaptığıydı. Soru bu olunca insan düşünüyor tabi ne yaptılar. Aslında hiçbir şey. Çünkü padişah burada vatanı kurtarmak çok tahtını ve kendini kurtarmakla meşguldü. Vatanı tahtından ibaret olmak bu olsa gerek. Vahdettin işgal sürecinde özelliklerle İngilizler yakınlaşarak kendine bir güven ortamı oluşturmaya çalıştı kimi zaman bizzat kendi görüştü kimi zaman adamları aracılığıyla İngilizler bağlantı kurdu. Bu yazımızda Vahdettin’in İngilizlerle yaptığı görüşmelerden onlardan isteklerinden ve İngilizlerin ondan isteklerinden kısaca bahsedeceğiz.

Vahdettin İngilizlerle iyi bir ilişki kurup tahtını garanti altına alma çabasına işgaller başlar başlamaz girişmiştir. 24 Kasım 1918 tarihinde İngiliz The Daily News gazetesindeki bir röportajda şu ifadeler yer almıştır:

İngiliz milletine kuvvetli sevgi ve hayranlık duygularımı babam Sultan Abdülmecit’ten miras aldım. Memleketim ile Büyük Britanya arasında öteden beri mevcut dostane münasebetleri yenileyip kuvvetlendirmek için elimden geleni yapacağım. Diyebilirim ki Türk milleti İngiltere’ye karşı aynı duygularla, hem de umumiyetle çok daha kuvvetle duygulanmaktadır” [1]

Vahdettin İngiliz Yüksek komiserleri ile yakın ilişki kurmuştur.

General Milne’nin 16 Aralık 1918’de İngiltere’ye gönderdiği raporda ise şu ifadeler yer almaktadır:

Padişahın Sami Bey’i Ordu Genel Karargâhına gönderdiğini,Türkiye’nin idaresini mümkün olduğu kadar çabukele alması için Britanya Hükümeti’nden istirhamda bulunduğunu, barışın beklenilmesi halinde geç kalınmış olacağım söylediğini, Britanya memurlarının kontrol maksadıyla memleket içine gönderilmesini ve bu takdirde Britanya subaylarının idareye yardımda bulunmalarını rica ettiğini” bildirmiştir. [2]

Vahdettin her fırsatta kendini güvenceye almak için İngilizlere yanaşmayı denemiştir. Burada özellikle İngiliz Yüksek Komiser ya da komiser yardımcılarının İngiltere yolladığı raporlar çok önemlidir. Örneğin İngiliz Komiser Yardımcısı Amiral Webb’in Dış İşleri Bakanlığından R. Graham’a gönderdiği mektupta: “Görünürde memleketi işgal etmediğimiz halde şimdi valilerini tayin ediyor veya görevlerinden uzaklaştırıyoruz, polislerini yönetiyor, basınlarını denetliyor, zindanlarına girerek Rum ve Ermeni tutukluları işledikleri suçlara aldırmaksızın serbest bırakıyoruz, demiryollarını sıkıca murakabemizde bulunduruyoruz ve istediğimiz her şeyi müsadere ediyoruz. Politikamız, süngünün keskin ucuna dayanıyor. Halife elimiz altında bulundukça İslam dünyası üzerinde ek bir denetleme aracına sahibiz… Bildiğiniz gibi Padişah bizi buraya yerleştirmek istiyor” ifadeleri yer almıştır. [3]

Yine Amiral Calthorpe 19 Ocak 1919 tarihli yazısında “Padişah, Türkiye’de yerleşmemiz için pek arzulu” demiştir. [4]

Tutuklamalar ve işgaller devam ederken işgal kuvvetlerinin yaptığı çeşitli baskılara dayanamayan Tevfik Paşa istifa etti. Daha sonra güçlü bir İngiliz yanlısı olan ve tamamen teslimiyetçi politika izleyen Damat Ferit Paşa kabinesi kuruldu. 30 Mart’ta Sadrazam Damat Ferit ile İngiliz Yüksek Komiseri uzun bir görüşme yaptılar. Yüksek Komiser Amiral Calthorpe 1 Nisan’da Lord Curzon’a gönderdiği raporda bu görüşmenin detaylarını aktarırken şunları söylemiştir: “Vahdettin’in amacı, Osmanlı Devleti’nin İngiliz hükümetine tam itaatini sağlamaktı. O, İngiltere’den başka yardım edecek bir devlet göremiyordu” raporun devamında Damat Ferit’in Türkiye’nin itaatini bildirdiğini ve İngiliz yardımını rica ettiği belirtilmiştir. Yine 9 Mart tarihinde İstanbul’dan Londra’ya gönderilen bir başka raporda, Damat Ferit’in, Vahdettin ile kendisinin bütün ümitlerinin önce Tanrıya sonra İngilizlere dayandığını söylediğini belirtiliyordu. [5]

30 Mart 1919’da Damat Ferit Vahdettin ile yaptığı görüşmeler sonucunda İngilizlere bir teklif yapacak. Bu teklif aslında her şeyin göstergesi dertlerini vatan değil taht ve mevki makam olduğunu açık açık gözler önüne seriyor. Peki, bu teklifin içeri nelerdir. Aynen aktarıyorum:

-Ermenistan’a özerklik ya da bağımsızlık verilecek.

-İngiltere istediği yeri 15 yıllığına işgal edebilecek.

-İngiltere her vilayete bir konsolos atayacak ve konsoloslar valilere müşavirlik yapacak.

-İngiltere gerekli gördüğü bakanlıklara müsteşar atayacak.

-Seçimler İngiltere kontrolünde yapılacak.

-Türk ekonomisi İngilizlerin kontrolünde olacak. [6]

Vahdettin’in Damat Ferit aracılığıyla İngilizlere yaptığı bu teklik vatanı satmaktan başka bir şey değil de nedir? Verdiğimiz örneklerde de görüldüğü gibi Vahdettin kendini kurtarmak için ülkeyi İngiliz himayesine bırakmayı göze almıştır. Ancak Vahdettin’in faaliyetleri bunlarla sınırlı değildir.

19 Mayıs 1919 9. Ordu Müfettişi olarak Samsun’a giden Mustafa Kemal Paşa kurtuluşun Anadolu’da başlayacak mücadele ile olacağına inandığı için burada faaliyetlerine başladı. Yayınladığı bildiriler ve düzenlediği kongreler ile kısa sürede İngilizlerin dikkatini çekmiştir. İngilizler Mustafa Kemal’e engel olabilmek adına Vahdettin’e baskı yapmaya başlamıştır. İngilizlerin baskısı ile Mustafa Kemal Paşa İstanbul’a geri çağırılmış ancak Mustafa Kemal Paşa çok sevdiği askerlik mesleğinden bile vazgeçip halkı örgütleyerek vatanı kurtarma yolunu seçmiştir. Vahdettin’in bundan sonraki girişimleri kendini kurtarmak için hem İngilizlere daha da yanaşmak hem de Mustafa Kemal’in başlattığı Milli Mücadeleye son vermeye çalışmak olacaktır. Nitekim Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları hakkında yakalama ve idam kararı çıkarmıştır.

12 Eylül 1919’da Vahdettin İngilizlerle bir antlaşma imzalamıştır. O antlaşmanın içeriği de şu şekildedir:

-İngiltere, Türkiye’nin bütünlüğünü ve bağımsızlığını tanıyacak,

-Boğazlar ve İstanbul, İngiltere’nin denetimi altında olacak,

-Türkiye bağımsız bir Kürdistan’ın kurulmasına karşı çıkmayacak,

-Türkiye, İngiltere’nin Suriye ve El Cezire (Kuzey Mezopotamya) üzerindeki egemenliğini, gerekirse fiili olarak sağlamasına yardımcı olacak ve hilafet gücünü,Müslümanların bulunduğu İngiliz sömürgelerinde, İngiltere’den yana kullanacak,

– Milliyetçi akımları önlemek ve yönetimi korumak için İngiltere bir zabıta kuvveti örgütleyecek,

– Türkiye, Mısır ve Kıbrıs üzerindeki bütün haklarından vaz geçecek,

– Bu anlaşma gayr-i resmi nitelikte olup İngiltere, Osmanlı delegelerinin bu esaslara uygun taleplerini desteklemeyi kabul eder,

– Barış koşullarına dönüldükten sonra Padişah, İngiliz hükümeti ile

4.maddedeki esasları genişletip genelleştirecek gizli bir anlaşma yapacak. [7]

Erzurum ve Sivas kongrelerinden sonra, Mustafa Kemal ve milli mücadelenin gittikçe ivme kazanmıştır. İngiliz yüksek komiseri Amiral De Robeck 10 Ekim’de Lord Curzon’a gönderdiği telgrafta; milli hareketin günden güne geliştiğini belirterek, Mustafa Kemal’in prestijinin arttığı ve onun karşısında İngiliz aslanının prestijinin sarsıldığından söz ederek şu çarpıcı cümleleri kurmaktadır: “Mütarekeyi imzalayan Türkiye’nin yerine bugün bambaşka bir Türkiye doğmuştur ve bu yeni Türkiye’ye barış şartlarını dayatmak kolay olmayacaktır” 1919 yılının sonlarına gelinirken, Vahdettin İngilizler ile yoğun teması sürdürerek onlara güven duymaya devam etmekteydi. [8]

15 Aralık’ta İngiliz Yüksek Komiseri Robeck, İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği gizli telgrafta şöyle diyordu:

‘Kısa bir süre önce Padişah, soru sormak için değil, kendi makamını ve durumunu düşündüğü için benimle görüşmek istemişti. Fransız ve İtalyan Yüksek Komiserlerine danıştım. Padişahla görüşmenin yararsız olacağını söylediler. Padişah, kendisini bize teslim etmiştir; çünkü tek dayanağı İngiltere yönetimidir ve barışın gerekliliğinden çok, Türkiye’nin bugünkü durumunun sürmesi onu düşündürüyor. [9]

1920 yılı Anadolu için hayati mücadelelerin verildiği bir yıldır. Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki Türk halkı vatan ve bağımsızlık için mücadele ederken. İşbirlikçi Damat Ferit ve Vahdettin her zaman olduğu gibi yine kendilerini düşünerek faaliyetlerini bu yönde sürdürmüşlerdir.

Damat Ferit Vahdettin’in onayı ile Milli Mücadeleye resmen savaş ilan etmiştir. Tabi bunu yaparken İngiliz desteği her zaman yanında olmuştur. Örneğin Milli Mücadele’ye karşı çıkarılan Anzavur İsyanın da Damat Ferit Anzavur’a göndermek için General Milne’den izin alarak tüfek ve mühimmat hazırlamıştır. [10]

16 Mart’ta İstanbul işgal edildiğine Vahdettin yine tahtının derdine düşmüştü. İşgal haberinin padişah Vahdettin’e bildirilmesi üzerine, Vahdettin İtilaf temsilcileriyle her zaman işbirliği yapmayı dilediğini, işgalden üzüntü duyduğunu ve işgal bildirisinde kendi yetkisiyle ilgili güvenceyi takdir etiğini belirtti. [11] Anadolu’da mücadele devam ederken San Remo’da barış antlaşması için konferans toplandı. Nitekim görüşmeler sonucunda Sevr antlaşması Vahdettin başkanlığında toplanan Saltanat Şura’sı tarafından imzalandı. Sevr Antlaşması bir barış antlaşması olmaktan çok Türk milletinin ölüm fermanı niteliğindeydi.

Yüksek Komiserler, Vahidettin’i, ancak Sevr Antlaşmasının Osmanlı temsilcileri tarafından imzalanmasından sonra 21 Ağustos 1920 günü ziyaret etmişlerdir. O güne kadar ilişkiler, aracılar yardımıyla yürütülüyordu. Amiral de Robeck’in, o günkü görüşme hakkındaki raporundan şu ifadeler yer almıştır: Sultan, içinde bulunduğu ânı, mesut geleceklerin ışıklı bir başlangıcı olarak kabul ettiğini söyledi. Macera düşkünü bir avuç insan tarafından memleketin felakete sürüklendiğini acı bir dille tenkit etti… Geleneksel İngiliz dostluğunu da çiğnemişlerdi… Türkiye, yaşayabilmek için bir dostun yardımına muhtaçtı. Bu yardım İngiltere’nin desteğişeklinde olmalıydı. [12]

Vahdettin vatanı olan tahtını kurtarmak için son ana ana kadar İngilizlerle işbirliği içinde olmuş ve Milli mücadeleye her zaman karşı çıkmıştır. İngilizlerle yaptığı her görüşmede Milli Mücadeleye son vermek istediği dile getirmiştir. Hatta Büyük Taarruz öncesinde Mustafa Kemal Paşa’yı ve Milli Mücadele taraftarlarını her zaman olduğu gibi yine İngilizlere şikâyet etmiştir. Vahdettin İngiltere Yüksek Komiseri Rumbold’a şunları söylemiştir:

“Millici liderler bir hükümet değildin bir isyancılar ve bir ihtilalciler topluluğudur. Onlar İttihat Terakkinin canlandırıcılarıdır. Çeşitli adlar altında ki bunların sonuncusu milliyetçilerdir kişisel çıkarları için ülkede egemenliklerini kurmaya çalıştılar. Masum halkın vatanseverliğini ve iyi niyetini sömürdüler. İnançları ve politikaları bakımından onlar Bolşevik’ten başka bir şey değildirler. Ben ve hükümetim barış yapmaya ve bu yolda özverilerde bulunmaya hazırdır… Millicilerin gücü abartılıyor. Onları gücü, Yunan’ın Türk arazisini işgal altında tutmasından ve merkezi hükümetin sözünü geçirme olanaklarından yoksun bırakılmasından ileri gelmektedir. Yunan’ın geri çekilmesi ve boşalan arazinin kısım kısım meşru hükümete teslim edilmesi Millicileri güçsüz bırakacaktır. [13]

Sonuç olarak Milli Mücadele başarı ile sonuçlanmıştır. Damat Ferit ya da Vahdettin’in tüm planları bozulmuş Türk halkı hakkı olan bağımsızlığı kazanmayı bilmiştir. Yukarıda bahsettiğimiz birçok rapor Vahdettin’in İngilizlerle işbirliği içinde olduğunun açık göstergesidir. Tek derdi tahtı ve kendi can güvenliği olan birinin zaten vata için bir şeyler yapması beklemezdi Dedik ya vatanı tahtından ibaret olanlar. Atatürk Nutukta Samsun’a çıktığındaki genel durumu anlatırken Vahdettin’den şu şekilde bahseder: “Saltanat ve hilafet mevkiini işgal eden Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını temin edebileceğini tahayyül ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın riyasetindeki kabine; ikiz, haysiyetsiz, korkak, yalnız Padişah’ın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını koruyabilecek herhangi bir vaziyete razı.” [14]

Vahdettin Saltanatın kaldırılmasının ardından 17 Kasım 1922’ yine İngilizlerin yardımıyla Malaya adlı zırhlı ile İstanbul’dan kaçmıştır. Bu hareketi de zaten derdinin vatan olmadığın göstergesidir.

[1] – Mehmet Kıbıl, İngiliz Belgelerinde Milli Mücadele ve Vahdettin, 3. Uluslararası Avrasya Sosyal Bilimler Kongresi, 2019, s.1162

[2] – Sinan Meydan, Cumhuriyet Tarihi Yalanları, C.1, İstanbul,2010. s,138

[3] – Salahi R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, C1, 1987, s,44

[4] -Turgut Özakman, Vahidettin, Mustafa Kemal ve Milli Mücadele, İstanbul,1997, s,38

[5] – Kıbıl, İngiliz Belgelerinde Milli Mücadele ve Vahdettin, 3. Uluslararası Avrasya Sosyal Bilimler Kongresi, 2019, s.1164

[6] – Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, İstanbul,2010

[7] – Özakman, Vahidettin, Mustafa Kemal ve Milli Mücadele, İstanbul,1997, s,392

[8] – Kıbıl, İngiliz Belgelerinde Milli Mücadele ve Vahdettin, 3. Uluslararası Avrasya Sosyal Bilimler Kongresi, 2019, s.1168

[9] – Salahi R. Sonyel, Gizli Belgelerde, Mustafa Kemal, Vahdettin ve Kurtuluş Savaşı, Ankara, 2010, s.80

[10] – Kıbıl, İngiliz Belgelerinde Milli Mücadele ve Vahdettin, 3. Uluslararası Avrasya Sosyal Bilimler Kongresi, 2019, s.1170

[11] – Sercan Yılmaz, İşgalden Kurtuluşa İstanbul, İstanbul, 2020, s.85

[12] – Özakman, Vahidettin, Mustafa Kemal ve Milli Mücadele, İstanbul,1997, s,396

[13] – Meydan, Cumhuriyet Tarihi Yalanları, C.1, İstanbul,2010. s,158

[14] – Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk

Kaynakça

  • Mehmet Kıbıl, İngiliz Belgelerinde Milli Mücadele ve Vahdettin, 3. Uluslararası Avrasya Sosyal Bilimler Kongresi, 2019
  • Sinan Meydan, Cumhuriyet Tarihi Yalanları, C.1, İstanbul,2010
  • Salahi R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, C1, 1987
  • Turgut Özakman, Vahidettin, Mustafa Kemal ve Milli Mücadele, İstanbul,1997
  • Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, İstanbul
  • Salahi R. Sonyel, Gizli Belgelerde, Mustafa Kemal, Vahdettin ve Kurtuluş Savaşı, Ankara, 2010
  • Sercan Yılmaz, İşgalden Kurtuluşa İstanbul, İstanbul, 2020
  • Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 

Haber Bültenimize Kaydolun

Türkçe Tarih'in yeni içeriklerinden en önce siz haberdar olun.

Bunları da okumak isteyebilirsiniz

Boğazlar Meselesinden Montrö’ye

Jeopolitik açıdan dünyanın en önemli yerlerinden biri olan ve Osmanlı’nın elinde bulunan Boğazlar, Karadeniz’i Akdeniz’e bağlamaktadır. 1453’te İstanbul’un fethiyle birlikte tamamen Türklerin kontrolüne girmiştir. Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan…