Türkçe Tarih

Birinci Meşrutiyet Döneminde Meclis-i Mebusan ve İstizah (Gensoru)

Konuşma hürriyetleri mebuslar kadar bile olmayan vükelanın, [1] memuriyetlerinde veyahut mesuliyetlerinde yaşanan aksaklıkları talep olunması halinde mebuslara izah etmesi Birinci Meşrutiyet Parlamentosunda istizah olarak addedilmektedir. Kavram mebuslar tarafından “sual etmek” ve “cevab-ı kafi almak” olarak tanımlansa da, [2] yürütmenin denetimine dair herhangi bir motivasyon barındırmamaktadır. Aksine Bâb-ı Âli arz makamı statüsündedir [3] ve birçok mebus için padişahın bekâsı ve memnuniyeti say u gayret önceliğidir. [4] Hukuki formu 1876’da Kanun-i Esasinin 38. maddesiyle oluşturulan istizahın, işleyişi 1877’de Heyet-i Mebusan Nizamname-i Dâhiliyesinin29-30-31. maddeleriyle şekillendirilmiştir. Kanun-i Esasi muhataplarını, mecliste oy çokluğu ile karar verilerek mebusun kendisi ya da emri altındaki memurlardan biri istizahın çerçevesi dâhilinde vekil heyetinden, yahut heyete mensup birinden gelecek sorulara cevap vermek, memur gerekli olduğu takdirde sorumluluğu kendinde olmak suretiyle cevabı iletmekle yükümlü kılmıştır. [5]

İstizahı kullanacak mebusun başkanlık makamına istizahın sebebini beyan eden bir önerge iletmesi zaruridir. Beyan edilen önergenin meclis oturumlarında değerlendirilmesinin akabinde görüşme yapılmaksızın kabul-red oylaması gerçekleştirildiği görülmektedir. Önergede oy birliği ile mutabakat sonucunda incelenmek üzere gün ataması yapılmış ve atanan günde istizah sunacak nâzırın kendisinin yahut emri dahilindeki görevli memurlardan birinin mecliste bulunması hasebiyle davetname kaleme alınmıştır. [6] Söz söylemede öncelik sıralaması şu şekildedir; ilk olarak istazaha yanıt vermesi gereken nâzırın konuya ilişkin izahatını yapması, akabinde önerge sahibi mebusun söz hakkı, son olarak sair mebusların yaklaşımları. [7] Bahis bağlamında tarafların tümü dinlendikten sonra konuya ilişkin savunma, görüşlerin kifayeti hakkında oylama gerçekleştirilmiştir. Oylama sonucunda esas beyan edilmesi talebi olması hâlinde, nâzır esası içeren yazılı belgeyi başkanlık makamına iletmelidir. Esas talebinin olmaması kaydında, bizatihi talep merkeze alınarak oylama tahakkuk edilir.[8] Mebus yetkileri arasında nâzırlara soru sorma, cezai yükümlülükte bulunma gibi başlıklar da yer almaktadır. Fakat soru yöneltilen nâzırın sunacağı yanıtı süresiz erteleyebilme hakkı, bu yetkinin bütünüyle işlerlik kazanmadığını göstermektedir.

İstizah hususunda Birinci Meşrutiyet mebusları çeşitli davranış refleksleri göstermiştir. Bahsi edilen refleksleri muhteviyatına göre, “biz vükelayı himaye etmek için kırk milyon ahali tarafından seçilmedik; biz adaleti meydana çıkarmak için buraya geldik” [9], “sözümüzün değeri büyüktür” [10], “izahat talebine teşebbüsle ahvali teftiş ve tahkik etmeye meclisimizin her zaman salahiyeti vardır” [11], “…yazmalı; izahat versinler. Buraya gelsinler, bu şikayet değil, bir istizahdır” (12), “biz burada hürriyet davası ediyoruz”[13] gibi oldukça idealist nitelik taşıyanlar, “Heyet-i Vükelanın kabahatini bulmaksızın isnad etmek caiz değildir. Evvela hata bulalım da sonra söyleyelim” [14], “gıyaben hükmetmekten dinlenmeli, tahkik ve taharri (araştırma) etmeliyiz” [15] gibi oldukça çekimser ve istizahın tabiatına aykırı nitelik taşıyanlar olarak değerlendirmek mümkündür. Hiç şüphesiz ki mebusların istizah uygulamasına çekimser yaklaşım sergilemelerinde 1876 öncesi sorgulamanın rütbe esasına bağlı şekilde üstten aşağıya, ters, dikey biçimde kaideleştirilmesi, bireylerin/grupların askeri sınıfa mensup bir memura sual sormasının devlet otoritesi hilafına bir teşebbüs olarak görülmesi ve bu hususlarda uygulanan yaptırımlar önemli bir etkendir.

Kaynakça:

[1] – “Mebuslar belirlenen sınırlar dahilinde açıklamalarından sorumlu değillerdir.” Bkz. Kânûn-i Esâsî Madde 47. Düstûr, I. Tertip, c. IV, s. 9.

[2] – Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi: 1293/1877, c. 2, (der. Hakkı Tarık Us), İstanbul: Vakit, 1954, s. 91.

[3] – Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi: 1293/1877, c. 2, s. 45.

[4] – “Hay hay sedaları…” Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi: 1293/1877, c. 2, s. 39.

[5] – Kânûn-i Esâsî Madde 38. Düstûr, I. Tertip, c. IV, s. 8.

[6] Heyet-i Mebûsan Nizâmnâme-i Dâhilîsi Madde 29. Düstûr, I. Tertip, c. IV, ss. 41-42.

[7] – Heyet-i Mebûsan Nizâmnâme-i Dâhilîsi Madde 30. Düstûr, I. Tertip, c. IV, s. 42.

[8] – Heyet-i Mebûsan Nizâmnâme-i Dâhilîsi Madde 31. Düstûr, I. Tertip, c. IV, s. 42.

[9]Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi: 1293/1877, c. 2, s. 60.

[10] – Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi: 1293/1877, c. 2, s. 36.

[11]Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi: 1293/1877, c. 2, s. 148.

[12] – Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi: 1293/1877, c. 2, s. 33.

[13]Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi: 1293/1877, c. 2, s. 36.

[14]Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi: 1293/1877, c. 2, s. 35.

[15]Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi: 1293/1877, c. 2, s. 36.

Düstûr, I. Tertip, c. IV, İstanbul: Matbaa-i Amire, 1296 (1879).

Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi: 1293/1877, c. 2, (der. Hakkı Tarık Us), İstanbul: Vakit, 1954.

Exit mobile version