Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 15 Nisan 2015 - 19:54
Son Düzenlenme Tarihi 28 Nisan 2016 - 14:15
Türklerde Defin Merasimi

Türklerde Defin Merasimi

ALTAYDA PAZIRIK HAFRİYATINDA ÇIKARILAN ATLARIN VAZİYETİNİN, TÜRKLERİN DEFİN MERASİMİ BAKIMINDAN İZAH:

Prof.Dr. ABDÜLKADİR İNAN

1924’te Altay’da antropoloji ve etnoğrafya tetkikleriyle meşgul olan ili heyet tarafından keşfedilen bir kurgan’da (yani höyükte) 1929 da Rus Devlet Etnoğrafya Müzesi tarafından hafriyat yapıldı. Bu kurgan (höyük) şarki Altay’da, Balıklı göl civarında, Yan Ulagan ırmağı sahilindeki Pazırık yaylasındadır. Sibirya, Altay ve Ortay Asya’da bugüne kadar tetkik edilen höyükler gibi Pazırık höyüğünün de pek eski zamanlarda mezar hırsızları tarafından soyulmuş olduğu görülmüştür. Bununla beraber, Sibirya ve Orta Asya hafriyatlarında tesadüf edilmeyen bir çok kıymetli eserler meydana çıkarılmıştır. Kablelmilat IV üncü veya III üncü asra ait olduğu tahmin edilen bu kurgan, ilk defin günün den itibaren, buz tabakası ile örtülü kalmış olduğundan, bulunan eşyalar ve at laşeleri, konulduğu gibi taze bulunmuşlardır.

Mezardan çıkarılan eşyalar meyanında kuş resimleri ve altın yaldızla tezyin edilmiş oyma tahta tabut, duvarlarında halıyı andıran ve üzerinde pars resimleri bulunan keçe ve sair altın yaldızlı tahta parçaları vardır. Mezarın şimal tarafındaki bir odasına hırsızlar tarafında dokunulmamıştır. İşte bu odada, bugün ölmüş gibi taze ve tam eyer takımlariyle beraber on at laşesi, iki tane geyik maskesi bulunmuştur. Eyer takımları ve geyik maskelerinin çok sanatkarane yapılmış olduğu görülmüştür. Madeni şeylerin hepsi bronzdandır. Demir devrine ait eser görülmemiştir. On atın renkleri aldır. Hepsi aygır olup kuyruk yele ve tırnak saçakları kesilmiştir. Kulaklarında, kesmek suretiyle yapılan, nişanlar vardır. Her aygırın nişanı ayrıdır.

Bu hafriyata dair ilk mufassal malumat, Maddi Kültür Tarihi akademisinin “Soobşçeniye” adlı mecmuasında antropohog Rodenko tarafından yazılan “Şarki Altay’da İskit Mezarı” adlı makalede verilmiştir: Bundan sonra bu hafriyatın ehemmiyeti hakkında İlimler Akademisinin “Arkeolojik Mesailer” adlı mecmuasında, başka hafriyatlara dair yazılan makale ve raporlarda hafriyattan da, dolayısiyle bahsedilmişti. En son yazılan eser, arkeolog Graiaznov’un “Pazırık Kurganı” adlı eseridir. Bizim matbuuatımızda “Hakimiyeti Milliye” gazetesinde neşredilen, “Şarki Altayda bulunan İskit Mezarı” adlı makaleden başka malumat yoktur.

Pazırık hafriyatından sekiz sene geçtiği halde bu hafriyatta elde edilen eserlere dair mufassal etütler yapılmamıştır, ve yakın bir zamanda yapılabileceği de şüphelidir. Malumdur ki, arkeoloji ilminde bir meselenin halli, beşeri ilimlerin diğer sahalarına nazaran büyü müşkülatla karşılaşır. Bu ilme ait bir çok keşifler ekseriya uzun bir zaman tarihçiler ve etnografyacılar için meçhul kalır. Bazı meseleleri bizzat arkeoloji alimleri, tarih ve etnografya bakımından izaha kalkışarak bir çok tahminler yaparlar. Onların yanlış ve bazan da saçma sapan mütalaaları, şöhret ve otoriteleri yüzünden, tarihi meraklıları için nas (dogma) gibi telakki edilir. Bazan kilise zihniyeti ve bazan siyasi entrikalar da bundan istifadeye kalkışarak, meseleyi bütün bütün karıştırır. Bu suretle arkeologların kıymetli keşifleri, hakikati arııyan müstakbel alimleri bekleyerek, müzelere kapanır. Buna bir misal olara, 1771 de keşfedilen Yenisey kitabelerini gösterebiliriz. Bu kitabelere dair 120 sene zarfında yazılan eserler bir ibret olmak üzere okunmalıdır. Bu Türk kitabeleri tam 120 sene rahmetli Tomson’u bekledi...

Pazırık kurganı hafriyatında çıkan eserlere dair yazılan etütlerde de acele verilen hükümler vardır. Rodenko’nun etüdünde şu satırları okuyoruz:

“Her halde bu mezar Türk veya Moğol ırkına ait değil, Aryani ırktan olan İskitlerindir.”

İskitlerin Türk ırkına mensup bir kavim olduğu isbat edilmiştir. Rodenko’nun bunları Türk saymaması ve Pazırık hafriyatında bulunan kültür eserlerini Türk olmayan İskitlere mal etmesi, eski mektebin yanlış telakkilerine kapılmasından ileri gelmiştir.

Bu hafriyata dair en son eseri yazan arkeolog Griaznov ise, ırk meselesini sükutla geçiyor.

Bu hafriyatta elde edilen eserlerin Türk tarihi ve dolayısiyle beşeriyet tarihini bazı karanlık noktalarını tenvire yardım edeceği şüphesizdir: Fakat muhtelif bakımlardan tetkik, salahiyettar mütehassıslarına aittir. Biz ise bu hafriyata çıkarılan atların bulunduğu vaziyeti, Türklerin defin merasim ve ayinlerine dair elimizde bulunan tarihi ve etnografik malumatlara dayanarak izaha çalışacağız. Çünkü, bugüne kadar yazılan etüdlerde, bu cihete hiç de temas edilmemiştir. Griaznov, atların nişanlarına bakarak, bunların on şahsa ait olduğu fikrindedir. Bütün mütalaa bundan ibarettir.

Bu atlarda bizim dikkatimizi celbeden noktalar şunlardır.

1) Adetlerinin on ve kulaklarındaki nişanların ayrı ayrı olması;

2) Ölü ile beraber gömülmeleri;

3) Atların kuyruk, yele ve topuk saçaklarının kesik olması;

4) Bu on atın hepsinin aygır olması

Şimdi biz, dikkatimizi celbeden bu noktaları madde madde ayırmak suretiyle tetkik edelim.

1) Pazırık höyüğü mezarında on atın nişanlarının ayrı ayrı olması on şahsa değil, on kabileye ait olduğunu gösterir.

Milattan önce III üncü asırda, Çin vakanüvislerine göre, bu havalide Hunlar bulunuyordu. Hunların Cuki unvanını taşıyan prenslerine 10 bin süvari (Yani bir tümen) tabi bulunurdu. Bütün bu Hun hakanları ve beyleri iyi ata malik olmaları ile Çin saraylarında meşhur idiler. bu habere nazaran, Pazırık höyüğünün Türk-Hunlardan bir tümen beyine ait olduğunu tahmin edebiliriz. Milattan sonraki devirlerde malum olan onlu teşkilatın (on Uygur gibi) milattan önceki devirlerde de mevcut olduğu muhakkaktır. Pazırık höyüğünün şarkında yaşayan ürenha Türklerinde Uugur ondar (onlar) yahut ondar Uygur oymağı, hala mevcuttur.

Pazırık hafriyatında bulunan tabut bakiyeleri de Çin vakanüvislerinin Hun hakanlarını defnetme merasimlerine dair verdikleri malumata uygundur.

Kulaklara vurulan nişanların muhtelif olması, bu atların on şahsa ait olduğunu değil, on kabileye ait olduğunu göstermektedir. Çünkü kulak nişanı in, en kabile hayatı, devrinde, şahsi mülkiyeti ifade edemez.

Türk kavimlerinde hayvanlara vurulan damgalara dair mühim tetkikler yapılmıştır. Aristov bu Türk damgalarını mukayese ederek, bir çok Türk kabilelerinin akrabalığını veyahut muayyen bir zamanda siyasi vahdet teşkil ettiklerini isbata çalışmıştı. Fakat bütün Türk kavimlerinde in (in, en) tesimye edilen ve kulağı kesmek suretiyle yapılan nişana dair bir tetkik yapıldığını bilmiyoruz. Türk kavimlerinde, bizim yaptığımız tetkikata göre, bu inler damga kadar mühimdir. Mogollar devrinde bildiğimiz inçü (=bir prense mahsus vilayet) ıstılahı da bu in kelimesiyle bağlıdır. Kırgız – Kazak ve Başkurt kabilelerinde in damga kadar mühimdir. İki, üç bin çadırdan ibaret olan bir kabile, at sürüleri için aynı in’i kullanmağa mecburdur. İn, son zamanlarda şahsi mülk alameti sayılıyorsa da, eski devirlerde kabile mülkiyetini ifade etmiştir.

İn (kulağa konulan nişan) bugünkü bütün Türk kavimlerince malumdur. Kabile hayatını bin seneden beri kaybeden Anadolu Tüklerinde bile bu kelime mevcuttur. “Divanü Lügat-it Türk” te in kelimesi mevcut değilse de inemek kelimesi vardır.

Kaşgari’nin izahına göre (c, III, 193) bu kelimenin manası koyunun kulağına nişan vurmak demektir. Her kabilenin in’i başka olduğuna göre, Pazırık höyüğündeki mezar sahibine hediye edilen atlarında on kabile tarafından takdim edildiği şüphesizdir. Griaznov’un dediği gibi on şahıs tarafından değildir.

Matem merasiminde her kabilenin ayrı bir kül olarak iştirak ettiğini biz, Altınordu hanlarından Mamay’ın defin merasiminde de görüyoruz.

Mayay devrinde On San Nogay ve Yedi San Nogay kabileleri vardı. maamy’ın defin merasimine Yedi San Nogay iştirak etmiş ve bunların her biri bir at getirmiştir.

“Aydındı Mamay öldü dep

“Beş avuldınğ şemi-yüzü sündü dep

“Yedi avul, eydi argıma (at) yeteklep

“Yensizlerin ters ilüp sığıtşılay kelgen gün”

M. Osmanov. Dialectes de Nogay, SPB. 1883, s. 61">

2) Ölüyü atiyle beraber defin, Türklerde çok eski bir adettir.

Bu adet son devirlere kadar Yakut ve Altay Türklerinde de devam etmiştir. İslam Türklerin hikaye ve destanlarında bu eski adeti pek açık görüyoruz. Manas destanının Yoloy Kan hikayesinde şu mısralar vardır:

Yakşı Bolot öldü dep

Ayga baan aksaray

Ak saraylap koyunğar!

........

bir semiz de bir arık

aygır baylap ketinğer!

........

menden kalgan Aç Budandı

başıma baylap koyunğar! 11 (Radloff, Proben, V, 519)

Kırgız – Kazaklarının destani kahramanlarından er Sayın arkadaşlarına:

“Karagaydan tabıtım Bekem kılıp salınğız!

“Tanğdap mingen kök attı Basıma mıktap baylanğız!” diye vasiyet ediyor.

Nogayların hamaset türkülerinde kahramanlar kıyamet gününde atlarının kendilerine geleceğini temenni ediyorlar:

“Kıyemat kün bolganda

“kuyruk yalınğ kınalap

“sen yolukkun yürügüm!”

Türkler hayatlarında büyük rol oynayan atın öteki dünyada da arkadaş olacağına inanmışlar ve ondan ayrılmak istememişlerdir. Türk kahramanları ve hükümdarlarının Al atlı, Kara atlı, Boz atlı gibi unvanlar taşıdığı da malumdur

3) Pazırık hagriyatında çıkarılan atların hepsinin kuyruk ve yelelerinin ne münasebetle kesilmiş olduğu, bizim bildiğimize göre, kimse tarafından izah edilememiştir.

At kuyruğunu kesmek Türkler’de matem alameti olduğu Türk tarihi ve etnografyası ile uğraşanlarca malumdur. Bu ameliyeyi ifade eden bir ıstılah da vardır: tullamak. Kırgızca’da bu kelime tuldamak şeklinde telaffuz olunur; yas ve matem tutmak manasını da ifade eder. Kumukça’da ise tullamak = matem alameti olarak, at kuyruğunu kesmek, demektir. Yakutça’da tuluyah = yetim, öksüz demektir. Bütün Türk lehçelerinde müşterek olan tul = dul kelimesi de matem alameti olarak at kuyruğunu tullamak (yani kesmek) adetinin pek eski olduğunu isbat etmektedir. Destani hikayelerin bize anlattıklarına göre, rüyada birinin bindiği atın kuyruğunu kısa veya kesik görmek, o adamın ölümüne işarettir. Er Sayın’ın karısı kaynanasına:

“Men bügün bir tüs kördüm,

“Cavrunum tola kara şaş

“Cayılınğkı köründü,

“Bederlengen bes tırnak

“Kanga malınğkı köründü...

“Cavda cürgön balanğdınğ

“Astındagı ak boz at

“kuyruğu kelte köründü”

Matem alameti olarak at kuyruğunu kesmek adetinin eski Anadolu Oğuzlarında da devam etmiş olduğunu biliyoruz. Dede Korkut hikayelerinin kahramanlarından biri ölürken:

“Yiğitlerim, yeryüzünden örü turunğ

“ag boz atumıng kurugunı kesinğ...”

“kaza benğzer kızı gelini ag

“cıkardı, kara giydi Ağ boz

“atının kuyrugun kestiler” denilmektedir.

Anadolu’da bu adet, Türkmen boyları arasında son zamanlara kadar devam etmiştir. Türkmen agıt-mersiye’lerinde şu beyitlere tesadüf ediyoruz:

“Doru atın yemlenemeyo

“Kesilmiş kuyrugu yellenemeyo

“Ali’nin ölümü yürek sızlatır

“Atınla anacığın söylenemeyo”

Görülüyor ki, matem alameti olarak at kuyruğunu kesmek, Anadolu7da son zamanlara kadar devam etmiştir.

Tul kelimesi matem münasebetiyle kuyruğu kesilmiş manasına geldiği gibi, harbe girmek için hazırlanmış at manasına da gelir. ki, bu son mana şüphesiz yenidir ve ölüme hazırlanma mefhumunu ifade etmiştir.

Matem alameti olarak at kuyruğunu kesmek yerine, bağlamak veyahut örmek te vardır. Rivayete göre Beltir Türkleri, eski zamanlarda ölünün sevdiği atı eyerleyip müteveffanın eşyalarını üzerine bağlarlardı. Sonra atın kuyruk ve kakülünü kadın saçı gibi örerler ve öldürüp mezarın üzerine bırakırlardı. İslam müverrihlerinin verdikleri malumata göre, malazgirt meydan muharebesine girerken, Alp arslan, defin merasiminde yapılacak adetleri yaptı, kendi eliyle atının kuyruğunu bağladı ve askerleri de onun gibi yaptılar.

4) Hafriyat esnasında bulunan atların hepsinin de aygır olması, kurban merasimi bakımından Türklerin malum bir adetiyle izah edilebilir.

Türk kavimlerinin anane ve adatına dair toplanan bütün materyellerden görülüyor ki ayin ve merasimde yalnız erkek hayvan makbuldür.

Kırgızların adat ve ananelerini tetkik ederek büyük bir eser yazan Kırgız-Kazak bilgini Velihan oğlu Çokan, Kırgızların dişi hayvanı kurban etmediklerini yazıyor. Bütün Türk destanları Çokan’ın bu sözlerini tasdik etmektedir. Nogay, kazak – Kırgız ve sair Türk kavimlerinde meşhur olan Çora destanında bir kahraman karısana deveden buğpa, attan aygır, sığırdan, buğa, koyundan koç keselim. Tanrıdan bir oğul istiyelim diyor. 24 (Zirgo, 1904, t. XXIX, s. 17) Dede Korkut hikayelerinde tavsif edilen kurban ayinleri, düğün ve doğum merasimlerinde hep attan aygır, deveden buğa, koyundan koç öldürüyorlar

Kahramanlar, oğullarına hitap ederken doğduğunda dokuz buğpa öldürdüğüm oğul! Diyorlar Kahramanlar ölürken aygır atım kesip aşım versin diye vasiyet ediyorlar Pazırık kurganı mezarında bulunan atların hepsinin de aygır olması işte bu Türk adet ve ananesiyle izah olunur.

Hülasa: Pazırık hafriyatında açılan mezardaki defin, ayin ve merasimlerini gösteren bütün eserler, ancak Türklerin defin, ayin ve merasimlerine ait anane ve adetleriyle izah olunmaktadır. Hafriyatta çıkarılan bütün eserler; Türklerin ortay Asya ve Altay’a kablemilat devirlerde inkişaf ettirdikleri kültürün mahsullerindendir.

Pazırık mezarının diğer bir eşi, şimali Mogolistan’da bulunan Noyın Ula mezarıdır. Bu mezarın birinci miladı asırda yaşayan şarki Hunlar’a ait olduğu kabul edilmektedir. Bu iki mezardan çıkarılan eşyalar üzerindeki iki resmin yek diğerine benzeyişi calibi dikkattir. Her iki resim bir fikir ifade ediyor. Bu iki mezarın aralarında mesafe itibariyle 1500 kilometre ve zaman itibariyle ancak iki veya üç asır vardır. Her iki mezardan çıkarılan eserlerin de ayın kültür merhalesine ait olduğu şüphesizdir. Binaenaleyh bunlardan birini Türk-Hun mezarı diğerini de güya Türklerle ırki alakası olmıyan diğer bir etnik zümreye ait mezar telakki etmek doğru değildir.

Orta Asya, Sibirya, Altay, Kafkasya, ve Anadolu’da yapılan hafriyatlarda elde edilen kültür eserlerini tetkik ederken, Türklerin cihan kültür tarihindeki rollerini ve Türk kavimlerinin etnoğrafyasını, folklor hazinesini daima göz önünde bulundurmak lazımdır. Bu cihet ihmal edilirse, bütün bu eserler ancak antika olarak kalır ve cihan kültür tarihin tenvir bakımından kıymetleri takdir edilemez.

Atatürk,

Bayanlar, Baylar,

Konferansımı, dinlemek lütfunda bulunduğunuzdan dolayı size teşekkürlerimi sunarım. Yalnız, mevzuumu bitirirken, daha birkaç söz söylemekliğime müsaadenizi dilerim.

Bu küçük konferanstan maksadım. Altay’da yani Türk’ün eski beşiğinde bulunan bir mezarın Türk mezarı olduğunu isbat ederek, Kültür tarihimiz için bir kazanç temin etmek değildir. Bitaraf ve hüsnüniyet sahibi alimler için bunu isbata lüzum olmadığı gibi kültür tarihimizin de bir mezar kazanmağa hiç de ihtiyacı yoktur. Bu konferanstan maksadım, atalarımızın bıraktığı bu gibi maddi kültür eserlerini tetkik ederken eski Türk rivayetlerinin, epopelerinin ve umumen folklor ve etnografya materyallerinin bu sahadaki ehemmiyetini göstermekten ibarettir.

Yazılı vesikalarla halledilmesi güç olan bazı meseleler, etnografya ve folklor bakımından tetkik edildiği zaman aydınlatılabilir. Nitekim, bu konferansım bunun bir küçük örneğidir. Bunun içindir ki, Türk gençliğinin tarih, arkeoloji ve antropoloji ile beraber etnoğrafya folklor sahasına da ehemmiyet vermelerini dileriz.

Atatürk’ün irşatlariyle tarih, antropoloji ve arkeoloji sahasında zaferler kazanan Türk ilmi, bu sahada da muhakkak muvaffak olacaktır. Atatürk’ün irşatları her muvaffakiyetin bir rehinesidir.

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+13
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.