Yükleniyor...

Tarihçi

Bot/Robot

Yazı Hakkında

Yazı Kategorileri
Yayınlanma Tarihi 07 Mart 2017 - 18:00
Son Düzenlenme Tarihi 07 Mart 2017 - 18:00
TÜRKLERDE ATEŞ KÜLTÜ

TÜRKLERDE ATEŞ KÜLTÜ

JEAN PAUL ROUX

Türklerdeki ateş kültüne ilişkin, elimizde çok sayıda parçalar halinde belge mevcut. Theophylaktos Simokatta tarafından aktarılan en eski belgelerden biri, 6. yüzyılda batıdaki T'u-küeler hakkmdadır. Theophylaktos, T'u-küelerin
dinlerine ayırdığı o kısa bölümde şöyle yazar: "Türkler ateşe fevkalade büyük saygı gösterirler [...], fakat sadece gök ve yerin yaratıcısına dua ederler ve onu tanrı diye adlandırırlar." Orhon ve Yenisey Yazıtlarında ateşi işaret eden hiçbir
şeyin bulunmayışı, yukarıda anlam rapordaki açık seçik durum ile bir tezat oluşturmaktadır. Fazla düşünmeden, bundan doğudaki T'u-küelerin ateş kültünü bilmediği ve batıdaki T'u-küelerin ise onu eski İranlılardan devraldıkları sonucunu çıkardılar. Ateş kültünün eski İranlılardan devralındığı kesinlik kazandığı takdirde, T'u-küelerin bu kültü
tüm Türk dünyasına çok hızlı bir şekilde yaydığı da aynı şekilde gerçeklik kazanır. Çinliler, sınır komşuları olan Türk-
lerin "ateş tanrısı" olan ot tengriyi bildiklerini ve ona her sabah dua ettiklerim söylerler. 10. yüzyılda Hudud al'alam'da,
Kırgızların ateşe taptıkları belirtilmektedir. Marvazi ise bu amaçla, Kafkas halkları için, Kimekler ve komşuları için
şüphesiz abartılı bir ifade olan "dua etmek" sözcüğünü kullanmıştır. 12. yüzyılda İdrisi Türk halklarının bir listesini
çıkarır, bunların "neredeyse hepsi ateşe dua etmektedir". Daha sonra Preslav Bulgarları olan Adh-Kaslar, Oğuzlar ve
başkaları bulunur. Dolayısıyla eski Türk kaynaklarında bu konuda bir bilgiye rastlanmayışı tesadüfi olsa gerek.
Ateşe yakışünlan kültü bilmiyoruz, ancak onun arındırıcı kabul edildiğinden eminiz. Menander'e göre, "Türk büyücüleri Roma elçisini alevlerin arasından yürüterek onu arındırıyorlardı". Daha başka birçok yabancı ve yeni tanıştıkları nesneler zaman içinde böyle bir seremoniden geçmiştir: Bu, Orta Asya'daki eski halklar arasında yaygın olan ve hiç değişmeyen geleneklerden biri olsa gerek. Birçok gözlemci bundan, aynı arınma kaygısıyla bazen ölülerin de yakıldığı sonucunu çıkarmıştır: Bu duruma, Hudud al-'alam'm yazarı şu sözleriyle işaret etmektedir: "Onlar ateşe tapmakta ve ölüleri yakmaktalar." Başka yazarlar daha ayrıntılı bilgi vermektedirler. Makdisi, "Onlar, ateş in ölüyü bütün kirlerinden arındırdığına inanıyorlar" ve Marvazi "Onlar, ateşin ölülerini arındırdığı ve temizlediği gerekçesiyle ölülerini yakıyorlar" diyerek, bu durumu teyit ederler. Gökten (yıldırım biçiminde) gelen ve (duman biçiminde) geri dönen ateşten, göğe giden yolu ölüye hazırlamak için faydalanılıyor olması mümkündür. Peçenekler yabancıları zorla ele geçirerek, onları kendi ölüleri ve köleleri olan Bulgarlarla birlikte yakmaya çalışmışlardır. Ölüye ait yeryüzündeki bütün anıların silinebilmesi için, ölünün tüm kemiklerinin yakılması gerektiği bugün bilinmektedir. Demirle uğraşan demircinin dinsel işlevi ile ateşin dinsel işlevi büyük ölçüde birbirine bağlıdır. Evdeki ocak ateşine ilişkin kült, ailenin "ateş prensi" anlamında ot-tegin [Moğolca otcigin] diye adlandırılan en küçük oğlu tarafından yürütülmeliydi. O, babadan kalacak malların doğal varisiydi.

JEAN PAUL ROUX, ESKİ TÜRK MİTOLOJİSİ, BİLGESU YAYINCILIK, 1.BASKI - 2011, s. 39-41

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+76
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.