Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 05 Mayıs 2015 - 14:00
Son Düzenlenme Tarihi 06 Mayıs 2015 - 14:04
Türkistan’da Yeni Arkeolojik Keşifler

Türkistan’da Yeni Arkeolojik Keşifler

Türkistan’da Yeni Arkeolojik Keşifler

Dünya Gazetesi, 11 Ağustos 1957

Son yirmi yıl içinde Sovyet arkeologlarının Türkistan’da ve genel olarak Orta-Asya’da yaptıkları araştırma ve kazılarda, orta-Asya, hele Türk tarihi için olağanüstü değerli belgeler elde edilmiştir. Altaylarda yapılan kazılarda bulunan “Donmuş mezarlar” kültürü bilim dünyası için bir sürpriz olmuştu. Milattan önce I. bin yıl ile tarihlendirilen birinci “donmuş mezar” da ölü bulunmadığından bu kültürün hangi ırka ait olduğu kestirilemiyordu. Kazıyı yapan Profesör Rudenko bu kültürü bırakanların Ari İskitler olduğunu ileri sürmüştü. Birkaç yıldan sonra kazdığı ikinci “donmuş mezar”da çürümeden donmuş ölü bulundu. Bu ölünün tipi hakkında Rudenko şöyle diyor:

“Şaşılacak şey ki bu ölü mongoloiddir.”

Şimdi bu “donmuş mezarlar” kültürünün de Hun Türklerine ait olduğu kabul edilmektedir.

Türkistan’ın Yedisu bölgesinde Profesör Bernştam tarafından yapılan bir kazıda Milattan önce I. veya II. Yüzyıla ait olduğu sanılan bir Hun mezarı (bir erkekle kadın) bulunmuştur: toprağın kimyasal özelliği ölülerin çürümesine mani olmuş, naşları mumyalaşmış halde saklanmıştır. Bu durum ölünü ırkını tayin etmiye imkan vermiştir. Ölülerin üzerlerindeki çok nefis ipekli kumaştan yapılmış olan elbise ve iç çamaşırları da olduğu gibi muhafaza edilmiştir. Ayakkabıları bugünkü Orta-Asya köylülerinin ayakkabıları biçiminde olup çok iyi işlenmiş ince deriden yapılmıştır. Kadının yanında bulunan beşik bugünkü Kırgızların beşiklerinin tıpkısı olduğu görülmüştür. Elbisesine bakarak bu ölünün bir Hun beyi olduğu sanılmaktadır.

(Abdülkadir İnan, Makaleler ve İncelemeler, S. 518)

İkinci Dünya Savaşından sonra yapılan kazıların en önemlisi Semerkand şehrinden 60 km. uzakta bulunan Penckend harabesindeki kazılardır. Bundan birkaç yıl önce Semerkand şehrinden 120 km. uzaklıktaki Mugkale kazısında bulunan Semerkand Beyi Divastiç’in (ölümü 722) arşivindeki belgelerde Penckend adı çok geçiyordu. VII. Yüzyılın sonlarında ve VIII. yüzyılın başlarında Penckend şehri Sogd’un semerkanddan sonra en büyük şehri olduğu anlaşılıyordu. Gerçekten burada 6-7 yıl devam eden kazılar bu şehrin Semerkand kadar önemli merkez olduğunu göstermiştir.

05nda elde edilen kültür kalıntılarına dayanarak yazılan eserlerin verdikleri bilgilere göre arkeoloji bakımından en çok dikkati çeken alan Penckend’in merkez kısmını teşkil eden “Şehristan” kısmıdır. Bu “Şehristan” 19 hektarlık bir sahayı işgal etmektedir, etrafını çeviren duvarın uzunluğu 1800 m.dir. Bu alanda 60-70 kadar tepecikler bulunuyor. Bunların altında çok büyük ve muhteşem yapıların saray, tapınaklar ve özel evlerin yıkıntı ve kalıntıları bulunmaktadır. Yapıların çoğu iki ve üç katlıdır. Bir çoğunun duvarları resimlerle süslenmiştir.

Tapınakların duvarlarındaki resimler Orta-Asya resim sanatının şaheserleridir. Tapınkaların planları ve duvar resimleri bunların manihaistlerin dinine ait olduğunu göstermektedir. Bu resimler orta-Asya’nın İslam’dan önceki yerli dinini tetkik için en önemli kaynak teşkil ediyor. Saray ve özel evlerin duvarlarındaki resimler de o zamanın hayatını aksettiriyorlar. Duvar resimlerinde Sogd beylerinin muhteşem kabul törenleri, beylerin çarpışmaları, harpist (harp çalan) güzel kızlar tasvir edilmiştir. Bununla beraber şimdilik günlük hayat detayları tam olarak açıklanamaz, çünkü meydana çıkarılan resimler, kazı yapanların anlattıklarına göre ileride çıkarılacak resimlerin onda biri bile değildir. Bazı sahnelerde dans edenler ve müzik aletleri görülüyor. Duvarlardan birinde eski Türklerin yog (matem) töreni tasvir edilmiştir. Ölü, mahiyeti, anlaşılmıyan kubbemsi bir yapı içindedir. Bu daimi yapı mıdır, yoksa paviyon tipinde muvakkat bir yapı mıdır kestirmek güçtür.

Orhon yazıtlarında yog töreni için “süslü ve-bark” yapıldığı söylenmektedir ki bu resimdeki “pavyon” gibi bir yapı olabilir. Profesör A. M. Belenitsky “Penckend tapınaklarındaki materyallere göre Sogd’un ideolojisi ve kültleri” adlı etüdünde bu yog töreni sahnesini Arap kumandanı tarafından 738 yılında öldürülen Türk hanı Kürsul’un, Tabari tarihinde tasvir edilen yog töreniyle mukayese ederek tam bir benzerlik buluyor.

Bu kazılarda bulunan kültür kalıntılarının ışığı altında Orta Asya Türk tarihinin birçok karanlık noktaları aydınlatılacaktır.

(Abdülkadir İnan, Makaleler ve İncelemeler, S. 519)

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+8
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.