Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yazı Kategorileri
Yayınlanma Tarihi 01 Mayıs 2017 - 18:00
Son Düzenlenme Tarihi 21 Haziran 2017 - 12:31
TÜRKÇÜLÜK ve KÜRTÇÜLÜK

TÜRKÇÜLÜK ve KÜRTÇÜLÜK

Nejdet SANÇAR

Türkçülük, Türk milletini maddi ve manevi alanlarda yükseltip en yüksek seviyeye çıkartacak fikir sisteminin adıdır. Bundan dolayı da, Türklerce bel bağlanacak ve ardından gidilecek tek ve en yüce fikirdir.

Türk milletine, Türkçülükten başka, fayda sağlayacak bir takım fikirler de olabilir. Fakat bunların hiçbirisini Türkçülükle kıyaslamaya imkan yoktur. Millet olarak, bu fikirlere de faydaları nispetinde ilgi gösterebiliriz. Fakat
hiç birisinin Türkçülük üzerine en ufak bir gölge düşürmesine razı olamayız. Çünkü Türkçülük, Türk milletinin yaşama felsefesidir.

Onun üzerine düşürülecek her gölge, Türklüğe karşı bir davranış olur. Bir insan için hava ve su ne ise, Türk soyu için de Türkçülük odur. Onun içindir ki Türkçülüğe karşı olan bütün fikirlere, Türklüğe kasdı olan hareketler diye bakmaya mecburuz. Çünkü Türkçülük Türklükten başka bir şey değildir.

Türkiye’de Türkçülüğe karşı, hatta düşman fikirler de vardır. Ve bunların sayısı gittikçe artmaktadır. Türkçülüğe karşı ve düşman fikirlerden birisi de kürtçülüktür.

Kürtçülük, Türkiye’nin doğusunda, müstakil bir Kürt devleti kurma davasının ideolojik adıdır. Bir memleketin, ister bütününü, ister bir parçasını hedef almış bir hareketin, o millete düşmanlıktan başka bir manası düşünülebilir mi? Bu bakımdan kürtçülük de, Türkiyemiz’e karşı bir düşmanlık hareketinden başka bir şey değildir.

Vatanımızın bir parçasını bizden koparmak isteyen bir düşmanca hareketin karşısına dikilmek, elbette ki, hem hakkımızdır hem de vazifemizdir. Bu hakkı ve vazifeyi herkesten önce yerine getirmek de, elbette ki, sorumlulara aittir. Fakat, Türkiye’de, yıllardan beri esen ve estirilen Türklük meselelerine sırt çevirmiş, milli şuurdan mahrum ve madde mihveri etrafında dönen hava, bu gibi hayati meselelerle ilgilenmeleri gerekenleri ya gevşetmiş, ya da vurdumduymazlar haline getirmiştir.

Bu gibiler, Türkiye’yi tehdit eden bütün tehlikelere karşı, bir heykel hissizliği içerisindedirler. Öylesine ki, tehlikeleri dışarıdan gören ve gösterenlerin uyarmaları da onları kendilerine getirememektedir.

Türk dünyasında, milli şuurun en kuvvetli temsilcileri bulunan Türkçüler, milli varlığımızı tehdit eden bütün düşmanca fikirler ve hareketler ile, yıllardan beri mücadele halindedirler. Bu düşman fikirlerin en korkuncu komünizmle, yıllardan beri mücadele etmekte bulunan Türkçüler, son yılların azgın kürtçülük hareketinin karşısına dikilmekten de geri kalmamışlardır.

Esasen Türkçülerin, yıllardan beri savaşmakta oldukları komünizm ile, son zamanlarda onun yanına katmak zorunda kaldıkları kürtçülük, birbirlerinden pek de ayrı şeyler değildirler.

Çünkü, Türkiye’nin doğusunda bir Kürt devleti kurma gayretleri de, milli(!) bir elbiseye büründürülmüş bir kızıl hareketten başka bir şey değildir. Ve artık bu, o kadar açık ve o derece küstah bir hale gelmiştir ki, bunu görmemek için körden de öte olmak gerekir.

Türkçüler, devletimizin büyük bir parçasını bizden koparmak isteyen bu ihanet hareketini, bütün çıplaklığı ile ortaya koymuş bulunuyorlar. Çünkü onlar, bunun, bir millet ve devlet vazifesi olduğunu bilmektedirler.

Fakat, devletimizin bir parçasında gözleri olanların paralı maşaları, kızıl sisteme uygun bir gürültü ve yaygara ile, bu Türkçü uyarmanın karşısına dikilmekten geri kalmamış bulunmaktadırlar. Ve bu yaygara ile de kafasız, bilgisiz ve şuursuz kişileri tesirleri altına almaya muvaffak olmaktadırlar.

Bu konuda en acı şey, bu gibi düşmanca hareketlere karşı en büyük vazifeleri, devleti koruyacak tedbirler almak olanların da bu yaygaraların tesirinde kalmalarıdır.

Bu gibilere sormak hakkımızdır:

Türkiye’de bir kürtçülük hareketi yok mudur? Bu hareketin hedefi, memleketimizin doğu topraklarında ayrı bir devlet kurmak değil midir?

Bunlar, iddialarını açıkça dile getiren dergiler de çıkarmamış mıdırlar? Bu hususta, hazırlanmış resmi raporlar da yok mudur? Ve bütün bunlardan sonra, devletimizin bir parçasını bizden koparmaya ve çalmaya çalışmak bir ihanet hareketi değil midir? Ve nihayet bu, müstakil Kürt devleti kurma gayretleri (hani şu dillerden ve kalemlerden hiç eksik edilmeyen) Anayasa’ya uygun bir davranış mıdır?

Türkçü, kürtçülük ihanetinin karşısına, bunu bir milli vazife bildiği için dikilmiştir. Tıpkı, yakın geçmişte, komünizmin karşısına dikildiği gibi...

Türkçü, yakın geçmişte, komünizmle mücadele ederken, hainlerin ve hainlerle iş birliği yapan zalimlerin,
müstebitlerin, dalkavukların, renksizlerin ve onlar seviyesindeki bütün yaratıkların kahbelikleri karşısında, Türklük vazifesinde gerilemiş miydi?

Bugün de gerilemeyecek ve devletinden parça yutmak isteyen hainin de, sanki o hainle birlikte imiş gibi kendisine
karşı yürümek gayretindekilerin de karşısına dikilecektir.

Hem de Bozkurtlar gibi...

ÖTÜKEN; AĞUSTOS 1967; 44. SAYI

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+1
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.