Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yazı Kategorileri
Yayınlanma Tarihi 19 Haziran 2017 - 19:02
Son Düzenlenme Tarihi 19 Haziran 2017 - 19:02
TÜRK MİTOLOJİSİNDE "TENGRİ"

TÜRK MİTOLOJİSİNDE "TENGRİ"

JEAN PAUL ROUX

Gök, tanrı, gök tanrı. Bu sözcük için en eski tanıt, Hiung-nular ile ilgili Çin yıllıklarında, tcheng-li biçiminde
geçer ve bu, şüphesiz iki heceli bir sözcük olan tengrinin Çince çevriyazısıdır. Sonraları, Çinliler tengri için teng-ningli (ya da teng-yi-li) biçiminde üç heceli bir sözcük ortaya atarlar: Ortadaki ı'nin düşmesi normal, fakat bu üç heceli
sözcük için daha sonraları Türkçede (ve Moğolcada) tanıt bulunurken, bu sözcük eski metinlerde geçmemektedir. Bu-
güne kadar hiçbir etimoloji genel kabul görmemiştir: Sümercedeki dingir, Çincedeki t'ien ve "döndürmek" anlamına
gelen Türkçedeki teng- fiil gövdesi önerilmiştir. Bu ise kısmen tatmin edici bulunmuştur.

Eski Türklerin nesnel gökyüzü ile bir tamı olarak gökyüzü arasında bir ayrım yapıp yapmadıkları kesin değildir. Fakat kimi belgeler bizde, burada dinsel bir tasarımın söz konusu olmadığı izlenimini uyandırmaktadır. Barlık III Yazıtında "gökyüzünde bulunan Güneş"in ve Elegeş Yazıtında ise "Mavi gökyüzünde bulunan güneş ve Ay"ın bahsi geçmekte. "Orhun'un Genesis'i"nde, gökyüzü ve yerin oluşumu betimlenmektedir. Ne var ki, sadece iki kozmik bölgenin mi, yoksa aynı zamanda tanrıların da mı kastedildiği bilinmiyor (Evren Doğumu). Ne de olsa, gökyüzü ölülerin de ikametgâhıdır.

Büyük tanrımn muhtemelen özel tezahür biçimleri olan birçok tali tanrımn varlığı bilinmektedir. Onlara da tengri denmektedir. Bunlar özellikle zaman tanrısı (Örf Tengri) ve yol tanrısıdır (Yo/ Tengri). Şüphesiz, Çince çevriyazısında
yer tanrısı (Yer) anlamında bir Boz Tengriyi görmek mümkündür. Ayrıca, tengri ile birleşik bazı coğrafi sözcükleri de
bilmekteyiz: Çinlilerin T'ien chan olarak adlandırdığı Dağlara, Türkçede Tengri Tag (göksel dağlar) denmektedir.
Sıfat olarak tengri, T'u-küelerin hükümdarı tanrısal Bilge Kağan'ı (tengri bilge kağan) ve Türklerin ülkesini nitelendirmektedir. Irk Bitig, yaşlı tanrısal bir kadım tengrilig kurtga diye adlandırmaktadır.

Pantürk kökenli büyük gök tanrıyı, Kuzey Moğolistan'daki büyük yazıtlarda çok belirgin bir şekilde görmek mümkün-
dür. Aynı şekilde, onu yabancı kökenli raporlarda da görmekteyiz. O, öncelikle boyu, mavi rengi ve gücüyle öne
çıkmaktadır. Metinlerde sık sık karşılaştığımız üze sözcüğü, "yukarıda", "yukarısında" anlamını taşımaktadır. Bu söz-
cük, şüphesiz tengriyi aynı zamanda evrenin bir unsuru ve bir kurum olarak nitelendirmektedir. Üze'nin ("yukarıda")
karşısmda aşa ("aşağıda") yer almaktadır. Bu, yerküre için kullanılan bir yer zarfıdır. Muhtemelen bu, Orhon, Ongin
ya da Ugbat III Yazıtlarında görülen ve kesinlikle Türklere ait transendental bir tasarımın ifadesidir. Buna göre, nihayetinde her şeyin üstünde, kendisinden umut kesilmeyen büyük tanrı yer almaktadır. "-+Mavi" anlamındaki kök sözcüğü tıpkı üze sözcüğü gibi iki anlamlıdır; öncelikle maddi ve bir de tinsel anlamı vardır. Hiçbir şey, sonraki Oğuzname'de çok sık geçiyor olmasından ötürü, kök sözcüğünün arkaik bir kültür durumuna işaret ettiğini iddia eden Banzarov veya Holmberg'e katılmamıza müsaade etmez. Biz bu sözcükte, yağız ("karanlık") olarak nitelendirilen yer ile bir karşılaştırma yapıldığını düşünmekteyiz, ki buna daha önce değinilmişti. T'u-küelerin kendilerine taktıkları kök Türk (Mavi Türkler) adı, bir ongun hayvanı olan mavi kurdun (kök —>böri) varlığı ve gökyüzünü nitelendirmek için fcöfc sözcüğünün daha somaları sistematik bir biçimde kullanılmış olması, göğün maviliğine verilen değerin kanıtıdır: Codex Cumanicus'da, kök sözcüğü caelum ve tengri sözcüğü deus olarak tercüme edilmiştir. Kiic sözcüğü, dinsel metinlerde göğün gücünü ve kudretini ifade etmeye yarar. Neredeyse, tanrı her müdahalesinde bu güç aracılığıyla tezahür etmektedir. Ne var ki, bu gücün yegane sahibi Tengri değildir, çünkü eğer dilerse onu insanlara da vermektedir: Metinlerde, "Tengri onlara o gücü verdiğinden, Türkler bunları bunları yaptılar" diye geçer. Moğol döneminde rastladığımız "ebedi" sözcüğünün yokluğu, bizleri şaşırtmakta ve göğün sadece ezeli değil (metinler aksini iddia etmektedir), ayrıca ebedi olduğuna da inanıp inanmadıkları sorusunu akla getirmektedir. Ebedi kavramı özellikle Taş için söz konusudur, fakat vaktiyle gök için kullanıldığına ilişkin kesin bir kanıt yoktur.

Tengri bir milli tanrının tüm özelliklerine sahiptir. Türkler dünyanın ortasında, doğrudan göğün altında yaşamaktalar,
dolayısıyla gökyüzü onları özellikle korumaktadır. Metinler açık seçik bir biçimde, onun yabancı halkların değil, Türklerin tanrısı (Türük Tengrisi) olduğunu belirtmektedir. Bazen, imparator anlamına gelen kağan sıfatını taşır. O özellikle halkını korur. Daha başka güçlerle birlikte, "Türk halkının mahvolmaması, yeniden bir halk olması" için emir vermektedir. O, "Türk halkının adı ve itibarının zarar görmemesini" sağlamaktadır. Onun müdahalesi sayesinde hükümdar şöyle diyebilmektedir: "Ben, ölüm döşeğinde yatan halkı sağaltarak tekrar yaşama döndürdüm. Çıplak halkı
giydirdim, fakir halkı varlıklı kıldım ve küçük halkı büyüttüm." Dolayısıyla, halk onu kendine ait olarak görebilir ve
onu "tanrım" (Tengrim) olarak adlandırabilir. Ne var ki, daha düşük seviyelerdeki tanrılara ilgi duyan asıl kitlelerin,
görünüşe göre Tengri ile doğrudan bir ilgileri yok. Onun adı ve faaliyetleri esasen hükümdarlara ait yazıtlarda yer al-
maktadır. Onu prens ve beylere ait yazıtlarda daha seyrek görmekteyiz. Hükümdarlar ona benzerler, tıpkı "onun
gibi"dirler (tengri-tag) ve onun tarafından görevlendirilmişlerdir. "Ben ki, Tengriye benzerim, Tengriden geldim" diyen Bilge Kağan, bir başka yerde ise "Ben ki, Tengriye benzerim, Tengri tarafından görevlendirildim" der. Halka hükümdarlarını veren odur. Tonyukuk Yazıtında görüldüğü üzere, Tengri "Sana bir kağan verdim" der. Tahta çıkma törenlerinde, hükümdar ile gök arasındaki ilişki ritüellerde görülür: Hükümdar keçeden bir halının üzerinde havaya kaldırılır. Çin nüfuzunun çok güçlü olduğu dönemde, hükümdarın göğün gerçek oğlu olduğundan pek şüphe yok. Ayrıca yüksek makam sahipleri de gök tanrı tarafından göreve getirilmekteler: "Tengrinin buyruğu üzerine ben on dört yaşında kağan oldum."

Eğer yaşam iksiri (Kut) ve merhametli —»Kader, yani şans, doğrudan Tengri tarafından veriliyor olmasa da, ki çoğu durumda bu böyledir, yine de bunlar ona bağlıdır ve bir şekilde ondan kaynaklanmaktadır. Çoğu kez şu iki ifade,
doğrudan tanrının adının ardından gelir: "Tengrinin buyruğu üzerine" ve "kut ve ülüg sahibi olduğum için" bunu
yapabildim. Kut en azından tanrı tarafından onaylanmalı ya da insanlara onun tarafından verilmeli. Eğer bir hükümdar
görevini yapmazsa, tanrı kutu onaylamaz. Bu konuda Çin tasarımlarına çok yakınız. Tanrı sıkça insanların yaşamına müdahale eder, çoğu kez yeryüzündeki temsilcileri olan hükümdarlar ve prensler aracılığıyla müdahale eder. İnsanları etkiler, onlara cesaret verir. "Her ne kadar sayımız çok az olsa da, tanrı buyurduğu için korkmadık." Çoğu kez buyruklarım (yarlık) iletir ve yerine getirildiklerinden emin olur. Verdiği cezalar insafsızdır. Volga Bulgarlarında, Tengri hiddetini Yıldırım ile açığa vurmaktadır. Görünüşe göre, 11. yüzyılda hâlâ benzer bir tasarım mevcuttu, çünkü Kâşgarlı Mahmud, yıldırımın ışımasını sağlayanın o olduğunu belirtmektedir. Fakat o, eğer bir suç işlediyse tüm halkı da mahvedebilir. T'u-küelerin isyan edip de, kendilerine yollamış olduğu kağanı tahttan indirmeleri üzerine, Tengri on-
ları yok etti. Onun bu karakteri, hükümdar ile gök arasındaki sıkı bağı açığa vurmaktadır: Bu nedenledir ki, halk
kendini tanrının hizmetkârı olarak görür. Üç kez "Ben ki, Tengrinin hizmetkârıyım, bunu yazdım." diye tekrarlayan
Gürbelcin'e (8. yüzyıl) ait küçük bir metinde, İslâmın etkisini görmek asla imkansızdır.

Görünüşe göre, tanrının yaratıcı gücü ne T'u-küelerde ne de genel olarak eski dönemlerde vurgulanmıştır. Yazıtlarda,
buna ilişkin en ufak bir şey bulmak mümkün değildir. Theophylaktos Simokatta'ya ait "Türkler, tanrıyı göğün ve yerin yaratıcısı olarak nitelendiriyorlar." tümcesi de inandırıcı değildir. Fakat 10. yüzyılda, artık bu düşüncenin yayıldığını
görmekteyiz. Makdisi tarafından aktarılan bilgilerden şüphe duymamamız gerektiğine inanıyorum: "Türkler bir Tengri, yani tanrı birdir derler [•••] Kimilerine göre, Tengri göğün mavisine takılmış addır ... Daha başkalarına göre ise, Tengri göğün kendisidir. Türklerde yaratıcının adı, en varlıklı anlamına gelen Balıg Bayat'hr." Betimlenmiş olan kavim birliklerinde, göğün bir "deus otiosus"a dönüşmeye başladığı ve daha sonra yerini, hepimizin bildiği şekliyle evrenin yaratıcısının alacağı düşünülebilir. Fakat Kâşgarlı Mahmud'a göre, Tengri bitkileri büyütebilme kudretine sahiptir.

Batı ve Doğu T'u-küelerde, Tengri kültünü pek ayrıntılı bilmiyoruz. Ibn Fadlan'ın daha sonra Oğuzlar için belirttiğine
benzer bir şekilde, dua kısa bir yakarıştan ibaret olmalı. Arap yazar tıpkı Makdisi gibi tanrının birliğini vurgulamakta ve kötü bir şeyle karşılaştıklarında, Oğuzların başlarını göğe kaldırıp "tanrı birdir." dediklerine inanmaktadır.
Oğuzname'de bahsi geçen dua yüzeysel bir İslâmlaşmaya dayalı olabilir, fakat bu dua muhtemelen var idi. Irk Bitigde
dua edenler insanlar değildir, aksine Hayvanlardır: Tanrıya yönelip dua eden bir karga, göğe doğru bağıran bir Geyik. Fakat işin ilginç tarafı, tanrı her iki örnekte de "duayı işitmiştir". Başlangıçta, göğün tanrısına sunulmadığını söyleyebileceğimiz Kurban, metinlerde sıkça yer almaktadır. Fakat bunun nasıl cereyan ettiği konusunda, fazla bir şey bilmiyoruz.

JEAN PAUL ROUX, ESKİ TÜRK MİTOLOJİSİ, BİLGESU YAYINCILIK, 1.BASKI - 2011, s. 126-131

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+49
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.