Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yazı Kategorileri
Yayınlanma Tarihi 11 Haziran 2017 - 19:04
Son Düzenlenme Tarihi 11 Haziran 2017 - 19:04
TÜRK MİTOLOJİSİNDE "ŞAMANİZM"

TÜRK MİTOLOJİSİNDE "ŞAMANİZM"

JEAN PAUL ROUX

Şamanizm bugün, büyük dünya dinlerinden birini benimsememiş Türk halklarının inançlarının asıl karakteristik özelliği olarak görülmektedir. Eskiden de bunun böyle olduğu kesin değildir. Fevkalade dikkat çeken husus, bu
konuda eski Türk yazıtlarının suskun kalıyor olması ve ancak arkeolojik deliller ile yabancı gözlemcilerin aktardıkları
bilgiler aracılığıyla şamanizmi az çok tanıyor olmamızdır. Her ne kadar, şaman iznim milâttan sonraki birinci yüzyılın
ikinci yarısmdaki karakteristik özelliklerinin, bin yıl sonraki özellikleri ile aynı olması çok muhtemel görünse de, bu konuda elimizde kesin bir delil bulunmamaktadır. Üstelik, şamanizmın bariz bir şekilde gelişmiş olması ihtimal dahilindedir. Bu nedenle, genelde şamanizm ile ilgili araştırmalar konusunda temel teşkil edebilecek şeylerden söz edemeyiz:

Özellikle güçlerin aranması, bizim için tümüyle meçhul kalmaktadır. Hem ayrıca, önemli şamanist ifadeler gizemlerini
korumaktadır. Göğe yapılan yolculuğa ilişkin doğrudan bir kanıt bulunmamaktadır. Juan-juanlar hakkındaki Çin
raporlan, şamanizmın bu halk tarafından tatbik edildiği ve dolayısıyla ardılları olan T'u-küeler tarafından da tatbik
edildiği izlenimini uyandırmaktadır. Ne var ki, biz onlarda sadece hükümdar ve eşinin tahta çıktığını görmekteyiz. Yu-
karı kaldırmak için, Tengri onları yakalar. Belki de kozmik sınıflarla olan bağlantı belli bir grup sihirbazın değil,
aksine hükümdarların bir ayrıcalığıdır.

Güçlüklerden biri de, muhabirlerin şaman ya da daha başka büyücülerden söz edip etmedikleridir. Eski Türklerin, yalvı büyüsü yapan yalvıcılar ile Pantürkçe isimleri kam (çeşitlemesi gam) olan şamanları birbirinden ayırdıklarını biliyoruz. Kam sözcüğü çok eskidir, zira T'ang yıllıklarında, Kırgızlar ile onların sihirbazları bağlamında geçmektedir. Nemeth, Hiung-nularda bir atakam ve bir eşkamm varlığından bahsetmiştir, ancak bunların anlamı belirsizdir. Bu sözcük ancak 11. yüzyılda yaygınlaşır, örneğin Kâşgarlı Mahmud'un sözlüğü olan Kutadgu Bilig ve Codex Cumanicus'da geçer.

Özellikle Kâşgarlı Mahmud, kısalığı açısından ilginçtir. Dört kez böyle bir kişiden bahseder. Birinde, kam'ı yorumsuz bir şekilde "kâhin" olarak tercüme eder. Bir başka yerde ise, kam'ın fal açtığını ve Kaderi sorguladığını öğreniyoruz;
başka bir deyişle çok sayıda anlaşılmayan sözcükler söylediğini ve nihayet büyü yaptığım öğreniyoruz. Görünüşe bakılırsa, o dönemde ve takip eden yüzyıllarda, Moğol İmparatorluğu'nun kuruluşuna kadar Şamanizm Uygurlarda ve
doğudaki değişik Türk halkları arasında büyük önem taşımıştır. Bar Hebraeus Moğolların, Uygurların ülkesini fethettiklerinde, orada kam diye adlandırılan büyücülerle karşılaştıklarını anlatır. Ğuvaini, her iki inanç sisteminin üstünlüklerini test etmek için, şamanlar ile budist rahipler arasında münazaralar düzenlendiğini, /camların bu yarışmada yenildiğini ve bunun üzerine Uygurların Budizme geçtiklerini anlatır. Doğulu gezginler sık sık kam adını anarlar, fakat kam ve ham karıştırırlar. Plano Carpini, Kumanların bu sözcüğü kullandığını fark eder. Wilhelm von Rubruck, bir halka hükmetmek kehanete bağlı olduğundan, bütün kâhinlerin kam diye adlandırıldığını belirtir. Raşidad-Din Fadlallah, kâmân biçimini zikreder. Bu, daha modern olsa gerek.

Eski Türkçe metinlerde, işlevi bilinmeyen bazı kişiler yer alır. Bunlar muhtemelen şaman olabilir. Hoytu Tamir Yazıtlarında iki adamdan bahsedilir: "kahraman adam" anlamındaki Alp Er ve "adam" anlamındaki Er. Görünüşe göre,
bu ikisi ritüelleri yerine getirmek ve belki de Kurban sunmak için bu tehlikeli geçitte dururlar. Irk Bitig'de, bir
kâse ve bir kupası bulunan, bunlar yamnda olmadan fazla uzağa gidemeyen, uzun giysileri olan bir adamdan; yağ
dolu bir kaşığı yaladığında, tekrar dirilen yaşlı bir falcı kadından; ve (şamanların meşhur bir âleti olan) aynasını kaybetmiş, uzun giysiler içinde ikinci bir adamdan bahsedilir.

Oğuzname ise, büyük bir Türkten bahseder. Bu, ihtiyar bir kahramandır, bilge biridir, hükümdarın rüya yorumcusudur.
Yabancı muhabirler, şamanların asıl işlevinin geleceği okumak olduğu şeklinde bir izlenimi aktarırlar. Theophylaktos Simokatta şöyle yazar: "Türklerin, kendilerine geleceği okuyan rahipleri var." Çok sonradan Marvazi, (Minorsky'nin Soğdca bir sözcük olduğunu düşündüğü) faghinum adında bir adamın her yıl belirli bir günde Kırgızlarca çağrıldığını anlatır. "O bayılmakta, vücudu sarsılmakta, ve kendisinden gelecek yılın tüm olaylarım okuması rica edilmektedir. O bunun üzerine, ekinin kıt mı yoksa bereketli mi olacağını, yağış alacaklar mı yoksa kuraklık mı olacağını, ve buna benzer konularda bilgi vermektedir. Dinleyiciler ise, onun bu dediklerinin gerçekleşeceğine inanırlar." Marvazi, bu şamanın yanı sıra şarkıcı ve müzisyenlerden de bahseder. Biz onları, henüz 576 yılında Bizans elçisi Zemark'ın Dilzibul'un Sarayı'nda kabul edilişinde görmekteyiz. Gardizi de, Marvazi tarafından betimlenen faghimım'dan bahseder. Tabari, rüyaları yorumlayan bir büyücüyü uzun uzun konuşturur. Ğuvaini, Uygur /camlarının kendilerini kötü cinlere kaptırdıklarını ve bu cinlerin, bilmek istedikleri her şeyi
kendilerine söylediğini belirtir. Orta Çağ'da, Şamanizm konusundaki en kayda değer betimlemeyi, trans olayını anlatan Avicenna yapmıştır. Kendisi şöyle der: "Bir falcıya danışan ve kendisinden kehanette bulunmasını isteyen bir Türkmen boyundan söz edilir. Bu falcı süratle her yöne doğru koşmaya başlar ve nefes nefese kalarak nihayet bayılır. Kendisi bu haldeyken, hayal dünyasındaki şeyleri olduğu gibi sözcüklere döker ve dinleyiciler, onun bu söylediklerinden hareket ederek, gerekli önlemleri alırlar."

Bugün, Orta Asya ve Sibirya'daki şamanların en dikkat çekici faaliyeti olarak görülen mucizevi tedavi, bizim elimizdeki belgelerde pek vurgulanmamaktadır. Fakat görünüşe bakılırsa, bu mucizevi tedavi şekli şüphesiz var olmuş olmalıdır. Papa Nıkolaus'un Bulgarlara, hastalıkları belli dualar ve sargılarla tedavi etmenin yasak olduğu yolunda
verdiği cevaptan, kesin bir şey çıkarsamak mümkün değilse de, Hudud al-'alam bizi bu konuda bilgilendirmektedir. O
şöyle der: "Oğuzlar büyücü hekimleri çok takdir eder ve onları görünce hürmette kusur etmezler. Bu doktorlar yaşamlarının yönünü belirlerler." Minorsky haklı yere, bunların kam olduğunu düşünür. Ğuvaini bütün mektuplarında,
Omların hastalıkları tedavi ettiklerini belirtir.

Büyücülerin daha başka birçok güce sahip oldukları belirtilir; bunlar ise bizlerin onları birer şaman olarak algılamamızı sağlar. Bulgarlar likantropi ile suçlanmaktadır. Bu, şamanlarm kılık değiştirmesini anışürabilir. 7. yüzyılda Doğu Türklerinde rastlanılan ve "kötü cinlerin rahipleri" tarafından gerçekleştirilmiş olan atmosferle ilgili mucizelerin, daha çok yatçılardan (--»Yat) kaynaklanabileceği düşünülmektedir. Matthaus von Paris'in anlattığı iki büyücü kadının nasıl sınıflandırılacağı pek bilinmez; bunlar, "üfürükçülük ve şeytanca marifetleri sayesinde savaş makinelerini saf dışı bırakmaları için, Arapların Kudüs kuşatmasına gelmelerini sağlarlar".

Somadan çok iyi bildiğimiz, demirci ve şaman arasındaki ilişki, T'u-küe devletinin başlarmda da bir rol üstlenmiş olmalıdır. Bu ilk tarihi Türkler hakkında, Altay dağlarında Juan-juanların vasalları olmalarının dışında, bir şey bilmiyorsak da, hiç olmazsa onların demirci olduklarını öğreniyoruz.

Rahipler ile şamanlar arasındaki ilişki her zaman tartışmalıydı. Şamanların çoğu kez rahiplerin işlevini üstlendiklerini
var saysak dahi, üstünde çalıştığımız dönem için bunu açıkça kanıtlayanlayız. Irk Bitig ya da Hoytu Tamir'de olduğu üzere, bunu en fazla anıştırmalardan çıkarsayabiliriz. En yüksek seviye, örneğin T'u-küelerin hükümdarı söz konusu
olduğunda, en üst kurban rahibi hükümdarın kendisiydi.

JEAN PAUL ROUX, ESKİ TÜRK MİTOLOJİSİ, BİLGESU YAYINCILIK, 1.BASKI - 2011, s. 116-121

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+82
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.