Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yazı Kategorileri
Yayınlanma Tarihi 08 Haziran 2017 - 19:02
Son Düzenlenme Tarihi 08 Haziran 2017 - 19:11
TÜRK MİTOLOJİSİNDE "RUH"

TÜRK MİTOLOJİSİNDE "RUH"

JEAN PAUL ROUX

İnsanda bedensel olmayan, onun asıl özü, nefesi, tini, vücut öldükten sonra bireyden artakalan ve yaşayan şeyi nitelendiren çok sayıdaki Türkçe sözcük, ve diğer taraftan bu sayılan şeylerin değişik mekânlarda aynı anda var olması, ki bu her yerdelik değildir, ve nihayet karşılaştırılabilir çağdaş belgeler, Türklerin, birden fazla ruha sahip olduklarının bilincinde olduklarına işaret ediyor görünmektedir. Eğer daha yeni kaynaklara veya görünürde koşut Moğol olgularına dayanmayacaksak, bu durumda maalesef ruh ya da ruhlar kavramının çok belirsiz olduğunu itiraf etmek zorundayız. Çoğu kez değişik tercümelere dayanan değişik sözcüklerin incelenmesi dahi, arzu edilen açıklığa ulaşamama tehlikesiyle karşı karşıyadır. En fazla, kötü bir cin olduğu kabul edilen Yek, tesadüf eseri gezgin bir ruh olmuş olabilir.

Daha ziyade Türkler tarafından sıkça kullanılan değişik sözcükler arasında tin, öz, üzüt, yuh yer almaktadır. Abacı ve
elkin ya da yelkin kavramlarıyla ise, kelimenin dar anlamıyla cinler ve hayaletler anlatılmakta, fakat Türklerin bu kavramlarla ne kastettiklerini biraz daha açık bir biçimde belirtmek gerekir.

Tin, Kâşgarlı Mahmud tarafından "nefes", "nefes almak" olarak tercüme edilmektedir (örneğin: soluğu tümüyle kesilmek). Kâşgarlı Mahmud'a ait bu tercüme, Kıpçak sözlüklerinde "n</zların" anlamının belirsiz olmasına veya Codex Cumanicus'da yer alan "anima spiritualis" veya "spiritus sanctus"a rağmen, en güvenilir olandır. Daha sonra meydana gelen anlam değişmelerine rağmen, tin'in ruhu nefes olarak nitelendirdiğini (Moğolca'daki az çok kesin karşılığı amin'dir) ve ölüm anında vücudu terk ettiğini ihtiyatla kabul edebiliriz.

Öz, "nefis", "vücut", "yaşam", "kişi" anlamına gelmektedir. Her ne kadar "kişinin nefsi" ifadesinin anlamı Codex Cumanicus'da teyit ediliyorsa da, Kâşgarlı Mahmud bu sözcüğü "nefis"in dışında, ayrıca "ruh, kalp" ve yine "nefes"
olarak tercüme ederek, biraz farklı çeşitlemeler sunmaktadır. Uygurca bir metinde, öz konuğun vücut içinde yaptığı gezintiler ele alınmaktadır: Onun, bulunduğu yeri her gün değiştirdiğini görmekteyiz; bir bakmışız gözlerde, bir bakmışız kulaklarda, göğüste, kollarda, uyluklarda vb. Üzüt (veya özüt) öz'den türetilmiş olabilir. Gerçi von Gabain, bu sözcüğün genel anlamının "ruh, tin" olduğunu belirtiyorsa da, sözcük Orta Çağ'a ait sözlüklerde merhum kişiyi, ölüyü nitelendirmektedir. Bu sözcük çok erken dönemlerde, gezgin birer ölü oldukları düşünülen kötü cinleri nitelendirmek için kullanılırdı. Uygurca Turfan Metinlerinde belirtildiğine göre, "ölümün ardından vaktiyle içinde yaşamış oldukları eve geri dönenler, ölülerin ruhlarıdır". Nihayet, "alev", "meşale" anlamına gelen ve Kâşgarlı Mahmud tarafından alıntılanan yula sözcüğü, oldukça belirsiz bir şekilde ruhu çağrıştırmaktadır.

Her ne kadar kesin olarak kanıtlanmadıysa da, "yaşam gücü", "Viatikum" anlamına gelen Kutun, vaktiyle Gökten gelmiş ve ölümün ardından tekrar oraya geri dönen bir ruh olduğu akla yalan geliyor.

Ruhların ölümden somaki akıbeti "ahiret" maddesi altında ele alındığından, burada ruhların ölümsüz olduğunu
saptamakla yetinebiliriz. Buna ne zaman inanıldığını kestirmek zor olsa da, işin tuhaf yam ruhlar, gökte yaşayan kuşun
şekline girmiş olarak enkarnasyonlarıyla birlikte yaşıyorlardı. Belli ruhların ya da belli bir ruhun Hayvan şekline girdiği, "onun öldüğü" anlamına gelen "o akbaba oluyor" ifadesiyle ve "cennetin" varlığı ile ölünün yaşamaya devam ettiğine olan inançla açık seçik bir şekilde kanıtlanmaktadır. Ruhların Kan ile olan bağları, hükümdarların ve hayvanların kanlarını dökme yasağı ile vurgulanmaktadır. Kemikler ve iskelet ile olan bağları ise, ölü gömme ritüelleri, kafatası kültü ve kemik iskeletinin muhafaza edilmesiyle vurgulanmaktadır. Her şeye rağmen, ruhlar anlaşılmaz bir şekilde plasenta (Umay) ile bağlantılıdır. Yukarıda belirtilen simgelerin her birinin (ve daha başkalarında) belli bir ruhla ilgisi olduğuna neredeyse kesin gözüyle bakılıyor. Öte yandan ruhun kendisi ise, değişik organlara bağımlıdır.

Ruhların akıbetinin her zaman aynı olmadığını da var sayabiliriz; bunun nedeni ahlâkî bir değerlendirme değil, aksine
ruhlar arasındaki doğal farklılıklardır.

JEAN PAUL ROUX, ESKİ TÜRK MİTOLOJİSİ, BİLGESU YAYINCILIK, 1.BASKI - 2011, s. 111-114

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+8
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.