Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yazı Kategorileri
Yayınlanma Tarihi 07 Mayıs 2017 - 18:58
Son Düzenlenme Tarihi 07 Mayıs 2017 - 18:58
TÜRK MİTOLOJİSİNDE "MANTIK"

TÜRK MİTOLOJİSİNDE "MANTIK"

JEAN PAUL ROUX

Kehanette bulunmak Türklerde her zaman önemli bir rol üstlenmiştir. Bu her ne kadar bir devlet işiyse de, herkesi
ilgilendirir, hükümdarı ilgilendirdiği gibi begı de ilgilendirir, halktan birini ilgilendirdiği gibi sosyal toplulukları da
ilgilendirir. Bütün güçlere danışılmakta, Gök Tanrı, daha düşük seviyelerdeki tanrılar, ruhlar, bitkiler, Hayvanlar,
muhtemelen içinde güç barındıran her şeye danışılmaktadır. Mantık aynı anda hem tüme varımcı hem de sezgiseldir,
bazen ruhsal bir çaba, bazen de karışık ritüeller ve önemli araçlar gerektirmektedir. Fakat aynı şekilde her işaretten is-
tifade etmek için çaba sarfetmektedir ve çevremizde olan her şey böyle bir işarettir.

Türk dünyası son derece önemli bir müesseseye sahiptir, tek sahibi kendisi değildir, ancak kesinlikle gelişmesine katkıda bulunmuştur: Şamanizm. Bugün hâlâ Şamanizm mevcuttur; bilinmeyeni sorgulayan ve hayatın sorunlarını
çözen bir araç olmaktan çok daha fazladır. Vaktiyle bu gerçekten böyleydi ve Kâşgarlı Mahmud gibi böylesine seçkin
bir uzmanın, aynı şekilde Avicenna, Marvazi, Bar Hebraeus veya Ğuvaini gibi çoğu yabancı gözlemcinin Şamanizmi
özellikle bir kehanette bulunma tekniği olarak görmeleri anlamlıdır. Çoğu durumda, şamanlardan mı yoksa daha başka
"sihirbazlar"dan mı söz etmemiz gerektiği konusunda zor karar verebildiğimiz doğrudur. Kesin olmamakla birlikte
muhtemelen, Theophylaktos Simokatta'mn bahsettiği ve Türklere gelecekte neler olacağından haber veren rahipler
de birer şaman olmalıydı. Mantık için Şamanizmin gerçekten taşıdığı anlam ne olursa olsun, gelecekten haber vermek
konusunda en azından daha birçok başka yöntem kullanılmıştır.

Elimizde, Uygur alfabesi ile yazılmış ve Turfan'da bulunmuş olan, kaynağından hiç de emin olmadığımız birkaç tuhaf kısa metin bulunmakta. Bu metinler ile kişinin nasıl hapşırdığına, kas hareketlerine, tırnaklarının ve saçlarının kesim şekline göre kehanette bulunulmaktadır. Çoğunlukla Hint astroloji yazılarıyla oldukça benzerlik gösterirler, fakat
yabancı bir ülkeden alınmış olsalar bile, dünya dinlerine direnmiş olan toplumları derinden etkilemişlerdir. Bu falcılık
metinlerinin en ilginci, şüphesiz 10. yüzyılın ikinci yarısına ait, "Run alfabesi" ile yazılmış ve adına "Alâmet Kitabı"
anlamında Irk Bitig demlen metindir. Bu, 65 kısa metin parçacığının biraraya getirilmesinden ibaret olup, her bir metin
parçasını olumlu ya da olumsuz bir sonuç izlemektedir. Önce zar atılır, sonra kitaba bakılırdı; zarda çıkan sayılar hangi
sayfaya bakılması gerektiğine işaret ederdi. Zar atarak belirlenen öyküyü muhtemelen bir uzman yorumluyordu.
Aynı dönemlerde Uygurlarda astrologların (Yıldız Tasarımları) etkisi artmaya başlar ve kısa bir süre sonra şamanlarla rekabete girişirler. İlk başta bilinen yegâne önemli bilgi, yıldızların konumu veya -»Ayın biçimine bakıp bilgi almadan, Türklerin hiçbir şeye girişmedikleri şeklinde sıkça tekrarlanan söylentiydi. Fakat biz, özellikle budist kültlerle ilintili gibi görünen bu astrolojik kehanetleri pek bilmiyoruz.

Orta Çağ'dan günümüze gelmiş, Türklere ait bir rüya tabirleri kitabı bulunmasa da, Şamanizmle kesinlikle ilişkili olan
rüya yorumlama konusunda, ayrıntılı betimlemelerden ziyade yüzeysel ifadeler mevcuttur. Kâşgarlı Mahmud sadece, rüyaların yorumlanabileceğini saptamakla yetinir. Ancak sonraki dönemlerde, görülen rüyalar ve onların yorumları aktarılır. İslamiyet öncesi Türk yazınına ait en önemli rüya, Paris'deki Oğıızname'de geçer. O zamanlar Oğuz yakınlarında "ak sakallı ve ak saçlı ihtiyar bir adam yaşardı.

Görmüş geçirmiş biriydi. Ona 'Ulu Türk' derlerdi. Günlerden bir gün uykusunda bir yay ve üç gümüş ok görür. Yayın bir ucu güneşin doğuşu, diğer ucu güneşin batışına uzanmaktaydı. Üç gümüşten ok ise, gecenin içinde uçup giderler. İhtiyar adam uyanınca, Oğuz Kağan'a gördüğü rüyayı anlatır ve ona şöyle der: Ey Kağanım, mavi gökyüzü [Gök Tanrı] bana rüyamda göstermiş olduğu toprakları senin boyuna bağışlayacak." Bu yazının son satırlarında, Oğuz'un ölmeden önce çocuklarına bir yay ve üç ok dağıtması ilginçtir. Dolayısıyla, hükümdarlık sembolleri olan yay ve ok aynı zamanda eski falcılık araçlarıdır.

Mutlaka bununla ilintilendirilmesi gereken, söğüt ağacından yapılmış küçük ok ve çubukların atılması bir falcılık
tekniğiydi. Türklerden önce bile var olan bu tekniğe İskitler ve Hunlar da işaret etmişlerdir. Bu tekniklere, eski Türklerin karakteristik özelliği (G. Nagy) olarak bakılmıştır, ancak Haçlı Seferleri sırasında bile kullanılmıştır. Michael der Syrer, Türklerin "üç kola ayrıldıktan sonra, havaya üç çubuk atarak kaderlerini sorguladıklarım" anlatır: Çubuklardan biri güneye düşer ve öncü birliği Hindistan'a yönelir. Diğerleri de aynı şekilde, Türk yayılmacılığının ana yönlerini belirlerler. Aynı yazar bir başka vesileyle, Türklerin yetmiş beyinin yere bir daire çizdiğini ve her birinin bu dairenin etrafında elinde bir çubukla dizildiğini anlatır. Elindeki çubuk dairenin içine düşecek olanların kral seçileceği konusunda kendi aralarında anlaştıktan sonra, ellerindeki çubukları havaya atarlar.

Orta Asya'da yaygın olan bütün o eski falcılık teknikleri arasında, skapulomanti en iyi bildiğimizdir. Şüphesiz ondan daha eski ve daha sık kullanılmış, üstelik de günümüze kadar kullanılmış bir başka teknik yoktur. Kâşgarlı Mahmud tarafından değinilen bu falcılık tekniği, yagrıncının (daha yaygın olan Moğolca karşılığı dallacıdır) uzmanlık alanına girmekteydi. Ancak bu teknik şamanların ve hükümdarların ilgisini çekmiş ve nihayetinde kesin olarak kamusal
alana girmiştir. Öyle görünüyor ki, bu falcılık tekniği esasen Türk kültürünün bir ifadesidir. Bu ifade o kadar güçlüdür ki, rivayete göre bu falcılık tekniğinin mucidi efsanevi bir şahsiyettir, Yafes'in oğlu olan Türk'tür. Timur'un ordusunda hâlâ kâhinler bulunmaktaydı. Bunlar bir koyunun (kızartılmış ve kopartılmış) kürek kemiğine bakarak, "olabilecek mutlu şeyleri ve felaketleri önceden görebiliyor, üstelik bulundukları bu kehanetlerde hiç yanılmıyorlardı". Bu kısa, ancak ayrıntilı betimleme, sahip olduğumuz eski ya da yeni bütün betimlemelerle örtüşmektedir.

Tıpkı skapulomanti gibi, hayvanın vücudunun içinde yerleşik bulunan güce hitap eden kurban teşhirine çok daha ender rastlanır. Üstelik bu falcılık tekniğinin kullanılmış olduğu inkâr bile edilmektedir. Doğrusu, elimizde gerçek bir Türkçe belge yok, fakat buna rağmen bu falcılık tekniğinin bozkırlardaki göçerler tarafından kesinlikle kullanılmış olu-
şu, Türklerin bu tekniği bilmiyor olmasını şüpheli kılmaktadır.

Bitkilerin ve daha çok hayvanların yaşamına ilişkin olayların her zaman kesin bir anlamı olmuştur. Henüz Irk Bitig'de
olgunlaşan ekin, yeşeren çayır ve çalı iğdesinin çoğalması birer hayır alâmeti olarak görülmüştür. Evcil veya yaban
sürülerin çoğalması, boyun varlığa kavuşacağım ve ailelerde gerçekleşecek doğumları müjdelemektedir. Fakat belki
de, burada söz konusu olan Mantıkdan çok daha başka bir şeydir. Eğer Hayvanların belli birtakım davranış biçimleri
insanları belli bir doğrultuda hareket etmeye sevk ediyorsa, Mantığın smırındayız demektir. Lider hayvan konusu ile
Oğuzname'de karşılaşmaktayız; ordunun başına bir Kurt geçmiş ve yol göstermektedir. Uygurlarda da durum pek
farklı değildir, zira Atların kişnemesi, Köpeklerin havlaması, yırtıcı hayvanların uluması, sürülerin böğürmesi,
kuşların şakıması ve çocukların ağlamasına kulak verip, bundan yollarına devam etmeleri gerektiği sonucunu çıkarmaktalar. Volga Bulgarlarında, köpeklerin havlamaya başlaması şüphesiz doğurganlığın, zenginliğin ve şansın bir belirtisi kabul ediliyordu. Hing-nulardan bu yana, meydana geleceklerden hayvanların insanlardan önce haberdar olduğunu ve buna göre davrandıklarım bilmekteyiz. Dolayısıyla, insanların da aym şekilde davranmaları tavsiye edilmektedir.

Kehanette bulunmak konusunda bu az sayıda örnek elbette tüm Türk Mantığını kapsamayacak, ancak ana hatlarıyla
yansıtacaktır. Daha başka falcılık teknikleri ancak tek tük görülmektedir ve biz bunların tesadüfi mi, yoksa zaman ve
mekanla sınırlı olmayan bir anlamlan var mıydı, bilmiyoruz.

JEAN PAUL ROUX, ESKİ TÜRK MİTOLOJİSİ, BİLGESU YAYINCILIK, 1.BASKI - 2011, s. 96-100

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+8
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.