Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 18 Nisan 2015 - 08:42
Son Düzenlenme Tarihi 25 Ağustos 2017 - 17:42
TÜRK MİLLİYETİNİN KURUCUSU METE

TÜRK MİLLİYETİNİN KURUCUSU METE

Nihal Atsız’ın son makalesi

Türk Milliyetinin Kurucusu METE

BÜYÜK Türk hakanı ve Türk milliyetinin kurucusu. Kun’ların ilk yabgusu olan Tuman Yabgu (M.Ö. 220-209) nun oğludur.

Bu büyük hakanın Türkçe adının ne olduğu bilinmiyor. Çince'de iki işaretle yazılan bu ad, sinologlar tarafından “Mete”, “Mode”, “Mado”, “Modok”, “Motun”, “Maotun” şekillerinde okunuyor. Hangi okunuşun gerçeğe daha yakın olduğunu kestirmeye imkan yoktur. Bazı bilginler bunun Türkçesi’nin “batur” olacağını söylüyorlar. Bu doğru olmasa gerektir. Çünkü “batur”un eski şekli “bagatur” olup Gök Türk’ler çağında da bu unvanı alan kağanlar bulunmuş fakat Çinliler bunu “mo-ho-to” şeklinde yazmışlardır. Memleketimizde bu kelime ilk defa “Mete” şeklinde yazılıp kabul olunduğundan pek çok Türk “Mete” adını almış bulunduğundan biz de “Mete” şeklini kabul etmiş bulunuyoruz.

Çin’in “Tsin” Sülalesi imparatorlarından Şi-huang-ti (M.Ö. 247-210) zamanında Çin Devleti çok kuvvetlendiğinden bugünkü Orta ve Batı Moğolistan’la Ordos’a hakim olan Tuman Yabgu daha kuzeye çekilerek Çin’in taarruzlarından korunmak istemiş, milattan önce 214’te de Çinliler meşhur Çin Seddi’ni tamamlamışlardır.

Bu sırada Doğu Moğolistan’da Tunguzlar (ki içinde Türk ve Moğol unsuru da pek boldu), Kunlar’ın güney batısı olan Kansu’da Türk soyundan Yüeçi’ler, Çungarya ile ile ırmağı boyunda bir Türk devleti olan Usunlar, Orta Tiyanşan’da da yine bir Türk devleti olan Saka’lar bulunuyordu. Bunların arasında, o sırada, en güçsüzü Kunlar’dı.

Fakat M. Ö. 210’da Çin’de yine iç savaşlar başlayınca Kunlar Sarı Irmağa kadar olan yerleri yeniden işgal ettiler. Bununla beraber Yüeçiler daha kuvvetli olmakta devam ediyorlardı.

(Nihal Atsız, Hayat Tarih Mecmuası, Mart 1976, Türk Milliyetinin Kurucusu Mete, Sayı: 3 Sayfa: 48)

Tuman Yabgu’nun başka bir zevcesinden olan diğer bir oğlu daha vardı. Bu zevce, veilaht olan Mete’yi bertaraf ederek kendi oğlunu veliaht yapmak için tuman Yabgu’yu sıkıştırıyordu. Tuman bu baskıya karşı koyamayarak oğlu Mete’yi güney batı komşuları olan yüeçiler’e rehine olarak gönderdi. Kuvvetli Yüeçiler’in saldırısından böylece kurtulmuş oluyordu. Fakat ikinci zevce, Tuman Yabgu’yu bir defa daha kandırarak Yüeçiler’e savaş açtırdı. Yüeçiler de ellerinde barış rehinesi olan Mete’yi öldürmek istediler. Mete, durumu farkedince Yüeçiler’in atlarını çalarak kendi yurduna kadar gelmeyi başardı. Babası, oğlunun bu başarısına sevinerek veya sevinmiş görünerek onu 10 000 çadırlık bir halkın başına geçirdi. Mete ise babasından, üveyanasından ve kardeşinden öç almaktan başka bir şey düşünmedi.

10 000 atlıdan oluşan bir ordu kurdu. Atılırken ıslık sesi çıkaran bir ok icad ederek askerlerini bununla atıcılığa ve buyruklara kayıtsız şartsız itaate alıştırdı. Islık çalan oklarla önce kuşlara atış yapıldı. Mete nereye ok atarsa askerleri de oraya atmaya mecburdu. Aksi halde ölümle cezalandırıyordu. Bir gün ıslık çalan oku kendi atına attı. Bu, mühim bir olaydı. Çünkü, milattan iki üç bin yıl önce Türkler tarafından ehlıleştirilip yük ve binek hayvanı olarak kullanılan at onların hem en büyük serveti, sevgilisi, aynı zamanda atalar ruhuna kurban edilen kutsal bir varlık haline gelmişti. Bu sebeple askerlerin bazısı kendi atlarına ok atmaya cesaret edemedi. Mete bunları ölümle cezalandırdı.

Daha sonra askerlerinin sadakat ve cesaretini son ve müthiş bir denemeden geçirmek için Mete okunu sevgilisine attı. Askerlerine de eşlerine ok atmaları buyruğunu verdi. Bir takımı dehşet içinde kalarak bunu yapmadı. Mete bunları da idam ettirdi. Ondan sonra bu kadar sadık, disiplinli ve nişancı askerlerle babasına karşı harekete geçti. Tuman Yabgu öldürüldükten sonra, üvey anasını, kardeşini ve babasına sadık olanları da yok eden Mete milattan önce 209’da Kun tahtına oturdu ve “Tanrıkut” unvanını aldı ki bugünkü “majeste”nin karşılığıdır.

Bu iç savaş, komşulara göre zaten güçsüz olan kunlar’ı daha da zayıflatmıştı. Çok kuvvetli olan doğu komşuları Tunguzlar, Kun ülkesinde gayrımemnunların koğalamasından faydalanmak istediler. Elçi yollayarak Tuman Yabgu zamanından kalan ve çok hızlı koşan bir atı istediler. Mete Yabgu, beğleriyle konuştu. Beğler, Kunlar’ın hazinesi olan bu atı vermemek düşüncesinde idiler. Mete, bunun savaşa yol açacağını düşünerek “bir milletle komşu olarak yaşadıktan sonra onlardan bir atı kıskanmak nasıl olur” diyerek atı verdi.

Tunguzlar cesaretlenerek yeni bir elçi gönderip Mete’nin zevcelerinden birini istediler. Beğler bu hareketi vicdansızlıkla suçlayarak vermek istemediler. Mete “madem ki komşuyuz, onlardan bir kadını esirgemek nasıl olur” diye bir kadına olan sevgisinin teb’asını korkun komşularla neticesi şüpheli bir savaşa sürükleyecek kadar olmadığını söyledi ve evdeşlerinden birini gönderdi.

(Nihal Atsız, Hayat Tarih Mecmuası, Mart 1976, Türk Milliyetinin Kurucusu Mete, Sayı: 3 Sayfa: 49)

Bunun üzerine Tunguz kralı çok gururlandı. Kunlar’la Tunguzlar’ın sınırında, şimdiki Kalgan’ın güney batısındaki kum çölüne raslayan ve Kunlar’a ait olan boş araziyi istedi. Mete Yabgu, beğlerini toplayarak düşüncelerini sordu. Birkaçı bu çorak toprağı verip vermemenin bir olduğunu söylediler. Tarıkut bunu söyleyenlere karşı büyük bir öfke gösterdi: “Toprak devletin temelidir. Nasıl olur da verilir” diyerek vermek fikrinde bulunanları idam ettirdi. At ve kadın kendisinin olduğu için verebilirdi. Fakat toprak şahsına ait değildi.

Derhal hareket emrini vererek ordusunu yürüttü. Kunlar’ı hala güçsüz sanarak böyle bir taarrruzu beklemeyen ve hazırlıksız olan tunguzlar’ın üzerine ansızın saldırdı. Onları gafil avlayarak krallarını öldürdü. Mallarını zaptetti. Teb’asının bir kısmını tutsak etti. Kurtulanlar Pekin’in kuzeyinde, bugün Karçin denilen vilayetteki dağlara kaçtılar. Orada ikiye ayrılarak “Siyanpi” ve “Uhuan” adlarını aldılar.

Mete, doğu komşularını ortadan kaldırdıktan sonra ordularını güney batı komşuları olan ve Çin’in bugünkü Kansu eyaletinde oturan Yüeçiler’e yürüttü. Onları yendi. Fakat Yüeçiler’e çok güçlü olduğu için ortadan kaldıramadı. Sonra Ordos’ta bulunan dağınık Türk beğlerini de itaate aldı. Tsin Hanedanı’nın vaktiyle Kunlar’dan almış olduğu bütün yerleri kurtardı.

Daha sonra kuzey ve kuzey batıya yönelerek içlerinde Kırgızlar da bulunan bir çok Türk ve Turanlı urukları devletine kattı. O zaman Tuman Yabgu taraftarı olan Kunlar da Mete’nin gücünü ve başarısını görerek ona katıldılar (M.Ö. 201). Kun Devleti çok güçlendi.

Bu sırada Çin’in başına yeni geçmiş olan Han Sülalesi Çin’in birliğini yeniden sağlamış, imparator “Kao-ti” kuzey sınırlarının korunması için “sin” adında bir generalini görevlendirmiş, Sin de “Maye” şehrinde karargahını kurmuştu.

(Nihal Atsız, Hayat Tarih Mecmuası, Mart 1976, Türk Milliyetinin Kurucusu Mete, Sayı: 3 Sayfa: 50)

Türk birliğini kurmuş olup Çin’le hesaplaşmaya bahane arayan Mete Yabgu, sınırı aşarak Maye’yi kuşattı. General Sin, Mete’ye karşı duramayacağını bildiği için Çin Devletinden yardım istemişti. Fakat onun bu isteğine değer vermedi. Hatta Kunlar’la anlaşmış olacağından şüphe edilerek kendisine bir tevbihname gönderildi. Buna çok kızan Sin, tevbihnameyi getirenleri öldürerek Maye şehrini kunlar’a teslim etti. Bu mühim yeri ele geçiren Kunlar daha güneye kadar ilerlediler. Kunlar’ın öncü birliklerine General Sin kumanda ediyordu.

Bu durum karşısında gerçeği anlayan Çin İmparatoru Kao-ti, ordularının başına geçerek Kunlar’a doğru ilerledi. General Sin’in kumanda ettiği Kun öncülerini püskürttü (M.Ö. 200).

Kış çok sert oldu. Fakat imparator, askerlerinden bir çoğunun parmaklarının donmasına rağmen ilerlemekte devam etti. Mete Yabgu ise Ta-tung-fu’da karargah kurmuş ve Çinliler’i aldatmak için tertibat almıştı. Şöyle ki: Karargahta kötü atlarla zayıf efradı bırakarak asıl ordusunu gizlemişti. İmparatorun gönderdiği casuslar bu hiyleye aldandı. Bunun üzerine imparator çoğu yaya olan 320 000 kişilik ordusundan ayrılarak bir kısım kuvvetle ilerlemekte devam etti. Fakat bir yandan da ihtiyatı elden bırakmayarak bir generalini yine keşfe gönderdi. Bu general gerçek durumu öğrenip imparatora rapor edince bu sefer imparator kızdı. Ordunun maneviyatını bozuyor bahanesiyle bu akıllı generalini zincire vurdurdu. İmparatorun asıl kuvvetten ayrılmasını fırsat bilen Mete, 30 000 seçme askeriyle imparatoru bastırıp dört yandan kuşattı. Atların rengi cihetlere göre değişikti. Kuzey kolunun atları kara (yağız), doğudakilerin boz, güneydekilerin kızıl, batıdakilerin ak (kır) dı. Kuşatma yedi gün sürdü. İmparator asıl ordusundan en yardım, ne de yiyecek alamadı.

Bu tehlikeden kurtulmak için Yabgu’nun evdeşinin şefaatine başvurmaktan başka çare bulamadı. Gizlice memurlar göndererek kadını kandırmaya çalıştı. Kadın, Mete’ye Çin’i alsa bile orada yaşayamayacağını, bu işi iyi düşünmesini söyledi. Mete, kadının düşüncesini kabul etti. Fakat asıl sebep, kendisine sığınmış olan Çinli General Sin’in buyruğundaki iki Çinli kumandanın, önceki karara rağmen kendisine katılmamış olmasıydı. Mete Yabgu, bunların tekrar Çin’e dönmüş olmasından şüphelendi. Bu şüphe doğru değildi, ama Mete bu sırada hakikati bilmiyordu. Bu sebeple kuşatmayı gevşetti. Çin imparatoru Kao-ti de generallerinedn biri ve en iyi askeriyle sisten faydalanıp kaçarak asıl ordusuna gelebildi. Zincire vurdurmuş olduğu generali hapisten çıkararak taltif etti. Mete’nin hiylesine aldananları idam ettirdi.

İmparator çekilirken Mete de çekildi. Fakat barış yapılmamış olduğundan Kunlar derhal akınlara başladılar. Hatta Çin’in kuzey valilerinden birisi vilayeti Kunlar’a bırakarak Çin’e kaçmaya mecbur oldu.

Daha önce Mete’nin savaş hiylesini keşfetmiş olan Çin generali Mete gibi sert bir hükümdara karşı hiyle kullanmak gerektiğini, savaş yerine onu Çinli bir prensesle yenmek lazım geldiğini söyledi. İmparator da Mete Yabgu ile savaşmanın ne demek olduğunu öğrenmiş bulunduğundan razı olup Mete’ye saray beğlerinden birinin kızını göndermek, her yıl belli mikdarda ipek kumaş, pamuk, şarap, pirinç yollamak şartıyle M.Ö. 198’de barış yapıldı. Böylece Çin İmparatorluğu haraca bağlanmış oldu. Bu barışla Sarı Irmak’ın güneyindeki bir bölüm toprak da Kunlar’a geçmiş oluyordu. Çin’in o zamanki başkenti Siganfu şehri Kun sınırından 350 kilometre kadar uzaklıkta kalıyordu ki Kun orduları için üç günlük yoldu. Çinliler bunda tehlike gördüklerinden Çin’in en cesur halkından ir milyon kişiyi Siganfu ile sınır arasındaki bölgeye yerleştirdiler.

M.Ö. 195’te Çin’in Yan valisi 10 000 kişiyle Kunlar’a sığınınca Kun akınları yine başladı. Bu sırada Çin imparatoru ölmüş, Çin’i Mete’nin nefret ettiği İmparatoriçe Tai-heu idare etmeye başlamıştı.

M.Ö. 192’de Mete Yabgu, bu imparatoriçeye çok ağır bir mektup yazdı. Bu mektupta imparatoriçeyi bataklıkta doğmuş, atlar ve öküzler arasında büyümüş öksüz ve köhne bir padişah olarak tavsif ediyor, kendisini de, memleketini de almak istediğini söylüyordu.

(Nihal Atsız, Hayat Tarih Mecmuası, Mart 1976, Türk Milliyetinin Kurucusu Mete, Sayı: 3 Sayfa: 51)

Bu harakete son derece kızan imparatoriçe, mektubu getiren elçileri öldürtmek ve Kunlar’a savaş açmak meselesini konuşmak üzere meclisi topladı. Bu mecliste, birkaç yıl önce Kao-ti’nin nasıl kuşatıldığı, ne büyük tehlikeler geçirildiği, o zaman yaralananların daha yeni iyileştiği konuldu. Neticede savaşılamayacağına karar verilerek Mete’ye zelılane bir mektup yazıldı. Bu mektupta imparatoriçe, Tanrıkut Mete’nin mektubuyla dehşet içinde kaldığını yazıyor ve kendisine müsamaha gösterilmesini istiyordu. Mektupla birlikte iki tane padişah arabası ve sekiz at, hediye olarak Mete Yabgu’ya gönderildi.

Mete bu mektuba da cevap vererek şimdiye kadar Çin’den nezaket görmediğini, kendi sertliğinin imparatoriçe tarafından mazur görüldüğü için memnun olduğunu ve teşekkür ettiğini bildirdi. Böylece M. Ö. 181’de Kunlar’la Çinliler arasında barış yapıldı

M.Ö. 189’da imparatoriçe öldü. Yerine geçen imparator Hiao-ven-ti barışı yeniledi.

M.Ö. 177’ye kadar Mete Yabgu, o zamana kadar Kun Devleti’ne katılmamış olan dağınık Türk boy birliklerini de devlete katarak Yayık, belki de İdil ırmağına kadar olan yerleri ele geçirdi. Böylece Türk birliği tarihte ilk defa olarka gerçekleşti.

Mete, yalnız fütuhatçılıkla kalmadı. Devleti teşkilatlandırdı. Ülke önce “sol” ve “sağ” olarak ikiye ayrıldı. Kunlar esas duruşu yüzleri güneye dönük olduğu halde düşündüklerinden “sol” demek “doğu” demek oluyordu. Böylece “sağ” (=batı) ın başında birer beğlerbeği vardı. Bunlar daima Yabgu ailesinden olur ve devletin veliahdi “sol” (=doğu) beğlerbeğliği makamında bulunurdu.

Ayrıca, bu iki beğlerbeğliği altışara bölünerek idare edilir, bu suretle devlet 12 idarı bölgeye ayrılmış olurdu. 12 parçanın her biri de kendi arasında ikiye ayrıldığından devlet 24 bölümlü ve beğler tarafından yönetilen bir şekil alıyordu.

Bu 24 beğle ikinci, üçüncü derecede bulunan bütün beğler ki her birisinin idari, askeri, adlı vazifeleri vardı, her yılın ilk ayında Yabgu’nun karargahındaki tapınağa gelirlerdi. Orada törenle kurbanlar kesilirdi. Beşinci ayda da başka bir yerde yine toplanırlar; göğe, yere, ruhlara ve atalara kurbanlar keserlerdi. Güzün, yine başka bir yerde toplanıp devlet mülkü olan ormanları dolaşır, yoklar, insanlarla hayvanların sayısına bakarlardı.

Mete’nin babasıyla mücadelesi, büyük fütuhatı, ülkesini sol ve sağ diye ikiye ayırıp bunları da 24 parçaya bölmesi ve kanunlar koyması Oğuz destanındaki Oğuz Han ile babası Kara Han arasındaki mücadeleye benzemekte, Oğuzlar’ın da 24 boya ayrılışı Kunlar’ın teşkilatını akla getirmektedir. Bunlardan çıkan sonuç şudur: Kunlar, Oğuzlar’ın doğrudan doğruya atalarıdır ve Mete, Oğuzlar’ın hatırasında “Oğuz Han” olarak yaşamıştır.

Mete’nin orduyu 10,100,1000 ve 10 000 kişilik bölümlere ayırarak bunların başına onbaşı, yüzbaşı, binbaşı ve tümenbaşılar getirmesi Türk ordu teşkilatında ufak tefek değişikliklerle günümüze kadar sürüp gelmiştir.

Ordusuna aşıladığı kayıtsız şartsız itaat duygusu da daha sonraki devirlerde Türk ordularının geleneği haline gelmiş, Türk askerinin savaş gücü ve disiplin inanca Türk devlet ve milletinin yaşamasını sağlamıştır.

Mete için yalnız birleşik Türk devletini değil, Türk milletini de yaratan adam demek yanlış olmaz. O katı disiplin olmasaydı, Türkler’in yaşadığı uçsuz ve merhametsiz bozkırlardaki insanları büyük bir devlet haline getirmek mümkün olmaz, uruklar ve boylur birbirlerini yok etmekle uğraşan yiğit, fakat şuursuz yığınlar olmaktan ileri gidemezdi. Mete, Türkler’e büyük devlet fikrini verdiği gibi toprağın kutlu olduğu düşüncesini de aşılamış, evdeşini verdiği halde çorak bir toprak parçasını, vatan parçasıdır diye vermemiştir.

Milattan önce 174’te öldüğü zaman yerine oğlu “Ki-yo” geçti. “Kiok” şeklinde de okunan bu isim Türkçe “kök” (=gök, mavi) ve “kayı, kayıg” olabilir. Fakat bunun sadece bir ihtimal olduğu unutulmamalıdır.

(Nihal Atsız, Hayat Tarih Mecmuası, Mart 1976, Türk Milliyetinin Kurucusu Mete, Sayı: 3 Sayfa: 52)

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+31
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.