Yükleniyor...

Tarihçi

Bot/Robot

Yazı Hakkında

Yazı Kategorileri
Yayınlanma Tarihi 25 Mart 2018 - 19:19
Son Düzenlenme Tarihi 25 Mart 2018 - 19:19
TÜRK İHTİLALİNİN DÜSTURLARI  II - MAHMUD ESAD BOZKURT

TÜRK İHTİLALİNİN DÜSTURLARI II - MAHMUD ESAD BOZKURT

"Hakimiyet bilakayd u şarf mil­letindir. İdare usulü halkın bizzat ve bilfiil mukadderatını idare et­mesi esasına müsteniddir. Millet­ler ali menfaatlarına, hürriyet ve hakimiyetlerine kasd eden müessesatı, tacidarlan, tarihde silahla
devirdiler. Ve devirirler... (Misak-ı Milli) ihtilalin ilk kıvıl­cımı idi. Türk İhtilali bununla mukaddes hedeflerinin en esaslı­larından birisini teşkil etmiş bulu­nuyordu. Türkiye en son hukuk telkinatına tevfikan yeni bir dev­let halinde tecelli ediyordu. (Misak-ı Milli) Türk İhtilali için oldu­ğu kadar hukuk-u beynelmilel ve onun tarihi için de, Türkün eliyle yazılmış muazzam bir eserdi. Mil­liyet prensiblerine göre devlet teş­kili, beşeriyete bir (ideal) idi. Yir­minci asır diplomasisi bunu kav­rayamamış, kavramak işine elvermemişdi. Türk milleti (Misak)ın bu büyük görüşünü fiiliyat saha­sına koymağa azm etmiş bulunu­yordu. (Misak-ı Milli) esasatına göre, eski Osmanlı İmparatorlu­ğunun Türklerle meskun kısımla­rı (elviye-i selase de) dahil olmak üzere yeni Türkiyeyi teşkil edi­yordu. Yeni Türkiye kamil bir istiklal ile (Avrupa hukuk-u düve­linden müstefid devletler sırası­na dahil oluyordu. Türk milleti böyle istiyordu. Bu başlı başına muazzam bir işdi. Türkiye Avru­pa hukuk-u düvelinden istifade edebilecek bir hale getirmek (Reşit Paşa)nın Tanzimatdan, (Ali Paşa)ların Islahat Fermanlarından, 1856 Paris Muahedesinden beri takib edilen programın intacıyla kabil olabilirdi. Bu da behemehal kapitülasyonların, mezhebi, ikti­sadi, adli ilh. imtiyazatın ilgasını istilzam ediyordu. Tam, kamil ve pürüzsüz bir istiklal başka türlü mümkün olamazdı. İnkılab, hü­kümet içinde hükümet kabul ede­mezdi. Türkiye, Avrupa hukuk-u düvelince (yarım medeni) tanınan Şark devletleri vaziyetinde kala­mazdı. Esasen memleket, başka türlü, yaşamak kabiliyetini de iktisab edemezdi.

Bütün bir tarih-i siyasimizin hal edemediği bu hayati meselenin halli mutlaka lazımdı. İmparator­luğun Misak-ı Milli haricinde ka­lan ve Türk olmayan unsurları, (Arablar ilh. ilh.) mukadderatını diledikleri gibi tayin edeceklerdi.
(Meçini) gibi hukuk-u düvel ale­minde devlet teşkilatını milliyet prensibleri esasma istinad etdiren sağlam düşünceli bir dahinin gaye-i hayali yümnlü Türk İhtilali­nin bükülmez eliyle tahakkuk edecekdi. İhtilal yalnız kendisi için
değil, bütün mazlum bir beşeriyetin felahını mucib olacak bir esası müdafaa ediyordu. (Fransa İhtilal-i Kebiri)nin süistimal etdiği bu prensib etrafında Türk milleti si­lahla harekete gelmiş bulunuyor­du. Garbi Anadoluda mücadeleye
fiilen geçilmiş bir avuç milli kuv­vet (Aydın)da Yunanlıları bir gü­zel haşlamışdı. Bu inkılabın ilk muzaffer darbesi idi. İlk parlayan muvaffak yıldızı idi. Baskınlar İz­mir önlerine kadar ilerliyordu. Marmara kenarlarından İskende­run sahillerine kadar her taraf ateşle yıkanıyordu. Bu anlara ka­dar Türk milleti, kısım kısım, bu­cak bucak, küme küme teşkilat yapıyor kendi kendini müdafaa ediyordu. Bu hengamede Türk hal­kı hiçbir kimseden muavenet gör­medi. Kendi işinin başında yap­yalnız çalışdı. Tarih, bu ilk hatıra­yı yaşamak azim ve kararında bu­lunan Türk milletinden biçilmiş bir örnek gibi yabancı milletlerin hafızasına tevdi edecek onlara ka­ra gün düsturu olarak ezberletecekdir.

Milletler büyük işleri dai­ma bir rehberin işaretiyle başardı­lar. Her vakit bir rehberin delale­tiyle harekete geldiler. Fakat Türk halkının ilk kıyamında rehber yal­nız hürriyet aşkı oldu. En güzide­lerinden en cahiline hatta şaki de­nilen insanlarına kadar efendilik aşıkı olan millet bu aşkın ilhamın­da silahla düşmanlara yürüdü. Hakkın ve istiklalin Türk kavmi nezdinde nasıl kıymetdar ve ilahi bir mevhum olduğu dünya mu­vacehesinde bir kere daha görül­dü. Türk milleti tekmil mehabe­tiyle harekete gelen canlı bir hür­riyet ve demokrasi halinde zulme tahakkümlere karşı yürüyordu.

Bütün bir Türk tarihi ayaklandı... Bu umumi kıyamlardan sonra Er­zurum Kongresi sabahı müjdele­yen çoban yıldızı gibi Şarkda par­ladı. Bunu Sivas içtimai takib et­di. Milletin davasını, yine kendi arzusu, kendi iradesi dahilinde
hal edebilmek için milli bir halk hükümeti halinde muntazam bir teşekkül lazımdı. Birinci (Türkiye Büyük Millet Meclisi) Ankarada toplandı. Tasdikine iktiran eden (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu) yeni devletin idare ve hukuk-u esasiye
şeklini tayin ediyordu. Bu kanım, "Hakimiyet bilakayd u şart mille­tindir. İdare usulü halkın bizzat ve bilfiil mukadderatını idare et­mesi esasma müsteniddir. "pren­sibini kabul etdi. İhtilalin büyük düsturlarından birini daha vazediyordu. Harici mücadelede esasatını vaz eden Türk milleti şimdi dahili cidalin en büyük hedefini tesbit etmiş oluyordu. Yedi asırlık bir tahakküme saray ve sultanlar ananesine hatime çekiliyordu.

Türk tarihinde yeni bir dönüm günü, Türkiye halk devleti tarihi başlıyordu. Saray ve tabileri bir avuç asiye karşı koyamayan hükü­metlerini indirib bindirmekle uğ­raşıyordu. Hadisatın ciddiyet ve azametden bihaber zevk ü sefahat
içinde yüzüyordu. Beri tarafda vatan ve Türk milleti kan ve yan­gın tufanları içinde hayat için, şe­ref ve namus için ölüyor. Yaşama­ğa doğru yürüyordu. Saray ve sultanlar milletin büyük bir fela­keti iktiham yolunda sarf etdiği
mesaiyi hem de düşman elleriyle kundaklamakla meşgul oluyordu. Onlarla elele çalışıyordu. Mücahid inkılapçıları asi telakki ediyor ve bunları tenkil için düşmanları teşci ve teşvikden geri kalmıyor­du. Bu vatana millete karşı kara
ve kanlı bir hiyanet silsilesi idi. Halkın iradesiyle toplanan Millet Meclisi önünde asıl asi ve tenkili vacib olan sarayın kendisi idi. Ve bu olacakdı. Saray cezasını çekecekdi. (Fransız îhtilal-i Kebiri) bi­dayetinde bir gün (Dük Doli Yan-
gor) (16. Lui)ye: "Haşmetmeab, bu bir isyan de­ğil, bir inkılabdır." demişdi. Bizde de hadisat bunun aynı idi. Esasen
gaflet, cibilliyetleri ve hasletlerin­den olan hainler bunu anlaya­mazdı. Fakat milletler, ali menfa­atleri hilafına yürüyen müessesatı, tacidarları tarihde silahla devir­diler. Ve devirirler."

MAHMUD ESAD BOZKURT, SADAY-I HAK, 26 MAYIS 1924

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+1
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.