Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 01 Haziran 2018 - 14:00
Son Düzenlenme Tarihi 01 Haziran 2018 - 10:04
Tokuz Oğuzlar - Faruk Sümer

Tokuz Oğuzlar - Faruk Sümer

İ.A. Tokuz Oğuzlar Maddesi, Faruk Sümer, Cilt. 12 -I-, s. 420-427. sayfalarından alınmıştır)

TOKUZ OĞUZLAR

DOKUZ OĞUZLAR, (Orhun kitabelerinde, Tokuz Oğuz; islam müelliflerinin eserlerinde, Toğuz Guzz) Gök-Türkler ve Uygurlar devrindeki en tanınmış Türk kavimlerinden biri. Yukarı yenisey’de Barlık çayı kıyısında bulunan kitabelerden birindeki bir ibareyi Radloff (Atlas, LXXVI, şekil I ve 2, s. 307 – 310) ve H. N. Orkun (Eski Türk yazıtları [TDK], Ankara, 1940, III, 61), “Altı – Oğuz budunda” şeklinde okumuşlardır. Bu okunuş doğru ise, Tokuz Oğuzlar, VII. asrın ilk yarısında, Tula (Togla) boylarındaki yurtlarından önce Barlık çayı kıyılarında oturmakta idiler. Nitekim Orhun bölgesindeki Edizler de bazı kitabelere göre (H. N. Orkun, ayn. esr., III. 80), daha önce Barlık kıyılarında, Oğuzlara komşu olarak yaşamışlardır. Hatta, vakıalara bakarak bu iki kavmin (Altı Oğuz ve Edizler) birlikte hareket edip Tula ırmağı boylarına ve onun garbındaki yerlere geldiklerini söylemek mümkündür. Ancak, Radloff ve Orkun’un okuyuşları, bu güne kadar te’yid edilmemiştir.

A. Göktürkler devrinde Oğuzlar. Göktür şehzadelerinden kutlug, Göktürk devletini yeniden kurmak için harekete geçtiği esnada Oğuzlar, anlaşıldığına göre, Göktürklerin şimalinde, tula ırmağı ile onun garbında yaşıyorlar ve Orhun bölgesinin en kuvvetli devletine sahip bulunuyorlardı. Oğuz devletinin başında Baz Kağan vardı. Oğuzlar, Kutlug’un gittikçe gelişen faaliyetlerinden endişe, edip Çin’e ve Kıtaylara elçiler göndererek, birlikte Göktürklere saldırmak teklifinde bulundular. Fakat Göktürkler bunların birleşmesine meydan vermeden Oğuzların birleşmesine meydan vermeden Oğuzların üzerine yürüdüler. Tula ırmağı kıyısında yapılan savaşta Oğuzlar ağır bir mağlubiyete uğradılar. Oğuzlardan bir çoğu suya düşüp, boğuldu; büyük bir kısmı da kaçarken öldürüldü. Bunun üzerine, Oğuzlar Kutlug’a itaat etmek zorunda kaldılar. Bu başıradan sonra Ötügen havalisi fethedildi. İl-Tiriş ünvanını alan Kutlug, atalarının bu eski kağanlık merkezinde yerleşti (682). Bu savaş dolayısı ile, Oğuzların başındaki Baz Kağan’ın akıbeti hakkında, kitabelerde bir şey söylenmediği gibi, onların yeni bir faaliyetinden de bahsedilmiyor. Yalnız Tonyukuk kitabesinin sonlarında İl-Tiriş Kağan methedilirken, onun Oğuzlar ile beş defa savaştığı söyleniyor. Bunlardan dördünün, mezkur savaştan önce mi, yoksa sonra mı olduğu hakkında kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Bununla beraber, Baz Kağan Tula savaşında öldürülmüş olabilir. Bilge Kağan kitabesinde, Baz Kağan heykelinin İl-Tiriş Kağan için “balbal” olarak dikilidği bildiriloyr. Bu hussu ne olursa olsun Oğuzlar, İl-Tiriş Kağan zamanında tamamen itaat altına alınmış ve muhtemelen idari bakımdanda doğrudan-doğruya kağanlığa bağlanmışlardır. Böylece Oğuzlara, Türklerin yanında devletin dayandığı ikinci bir unsur gözü ile bakıldığı anlaşılıyor. Bu sıfatla, İl-Tiriş Kağan’ın halefi Kapağan Kağan zamanında yapılan Kırgız seferine (697) Oğuzlar da katılmışlardır. Oğuzlar bu seferde Göktürk ordusunun öncü kuvvetini teşkil etmişlerdir.

Kapağan’dan sonra İl-Tiriş’in büyük oğlu kağan oldu (716) ki, bu, kitabelerdeki Türk Bilge Kağandır. İl-Tiriş’in oğullarının kağanlığı ele-geçirmeleri, amca oğulları ile yaptıkları çetin bir mücadele neticesinde mümkün olmuştur. Bu mücadele devlete gevşek bir şekilde bağlanmış olan “bunudların” tabilik bağlaranı koparmalarına sebeb olmuş, bu arada Oğuzlar da isyan bayrağını kaldırmışlardı. Kitabelerde Oğuzların ayaklanmalarına, her tarafta karaşıklıklar çıkmasının ve kıskançlığın amil olduğu söyleniyor. Fakat şurası muhakkaktır ki, Oğuzlar bir türlü Göktürk kağanlarına ısınamamışlardı. Onların harekete geçmelerinde, istiklallerini elde etmek gayesini güttükleri aşikardır. Bilge Kağan ve Göktürk ordusunu sevk ve idare eden kardeşi Kül-Tegin, İzgilleri te’dib ettikten sonra Oğuzlar üzerine yürüdüler ise de, onları İzgiller gibi kolayca yola getirmek kabil olmadı ve bir yılda beş defa savaşıldı. Çuş-Başı’nda yapılan savaşta Göktürk ordusu Oğuzlar karşısında yılgın bir duruma düştü ise de, Kül – Tegin yetişerek Oğuzları püskürtmeye ve hatta Tonra (aş. bk.) boyunun beyi Yılpagut ile on eri esir almaya muvaffak oldu. Bu savaşta bir netice alınamadığı için, iki kardeş kavim Ezgenti Kadaz’da tekrar karşılaştılar; fakat, yenişemediler. Ertesi yılın baharında (717 ?) Bilge Kağan, Oğuzlar üzerine yeniden ordu sevketti ise de, Oğuzların üç-Oğuz kolu (Üç-Oğuz süsi), Bilge Kağan’ın ordugahını basarak büyük bir tehlike yarattı. Kağanın ailesi efradı esir alınmak üzere iken, Kül-Tüegin bu tehlikeyi önledi. Fakat, Oğuzlarla yapılan harplerin bir türlü sonu gelmiyor ve oğuzlar her defasında kendilerini toparlayarak, şark komşuları Tokuz-Tatarlar ile birlikte, Göktürklerin karşısına çıkıyorlardı. 718 yılında Bilge Kağan, Oğuzara karşı daha başarılı bir sefer yaptı. Fakat Oğuzlar, kağana tabi olmak istemeyerek göç edip, Çin idaresine girdiler. Artık Bilge Kağan’ın kitabesinde bir daha onlardan bahsedilmiyor. Yalnız 720 yılında dikildiği kabul edilen Bilge Tonyukuk kitabesindeki “Türk Bilge Kağan Türk sir budununu ve Oğuz budununu iyi idare ediyor” sözleri ve Bilge Kağan’ın Türk budununun ve beylerinin yanında Oğuz budununa ve beylerine de hitab etmesi, Oğuzarın bilahare yurtlarına dönerek kağana tabi olduklarını gösteriyor.

B. Uygurlar devrinde Oğuzlar. Bilge Kağan’ın ölümü (734)’nden, Ozmış’ın kağanlığa geçmesi (743)’ne kadar olan zamanda Oğuzların durumu hakkında malumat yoktur. 743 yılında, Oğuzların başında Uygur hükümdarının oğlunun bulunduğu ve Uygrular ile Oğuzların beraberce Göktürk hükümdarı Ozmış Kağan’ın üzerine yürüdükleri görülüyor. Uygurlar eskiden beri Selenge ırmağı kıyılarında oturmakta idiler; mühim bir siyasi kuvvet olmadıkları için, başları “El-Teber” gibi mütevazı bir unvan taşıyor ve Göktürklere tabi bulunuyordu. Anlaşıldığına göre, Uygurlar, Bilge Kağan’ın ölümünden sonra, Göktürklerin gittikçe zayıflamalarından faydalanarak kuvvetlenmişler, Oğuzları da kendilerine müttefik yapmışlar veya tabi kılmışlardı. Mezkur yılda Uygur-Oğuz kuvvetleri Göktürkleri büyük bir hezimete uğrattılar. Öyle ki, o zaman Oğuzların başında bulunan müstakbel Uygur hükümdarı “Tanrı’da Bolmış il Etmiş Bilge Kağan”’ın ifadesi ile: “Türk budun anda magaru yok boldu” (Türk kavmi orada tamamiyle [?] yok oldu). Bu zafer üzerine Uygur hükümdarı, Ötügen bölgesine yerleşti ve “Kül-Bilge Kağan” ünvanını aldı. Bundan sonra Üç Karluk ile savaşan Kül-Bilge Kağan onları garba, On-Okların ülkesine çekilmeye mecbur etti. Fakat, çok geçmeden Domuz yılında = 747 veya daha sonra) Kül Bilge Kağan öldü. Yerine Oğuzarın başında bulunan oğlu geçti ve “Tanrı’da Bolmış İl Etmiş Bilge Kağan” ünvanını aldı. Bu Uylgur hükümdarı, Türk Bilge Kağan gibi, Oğuzlar için “budanım” (kavmim) demekle beraber, kağan olur-olmaz Oğuzların ezici çoğunluğunu kendisine düşman buldu. Bunlar, bizzat bu Uygur kağanına ait kitabede “Sekiz-Oğuz” olarak anılırlar ki, böylece ancak bir boy kağana sadık kalmış oluyordu. İsyan eden Sekiz-Oğuzların başında yabguları Tay Bilge Tutug olup, “Yabgu” ünvanını ona Kül-Bilge Kağan vermişti. Oğuzların, Göktürk kağanlarına olduğu gibi, Uygur hükümdarlarına da daha başlangıçtan itibaren isyan etmelerinin istiklallerini kazanmakla ilgil olduğundan şüphe edilemez. Oğuzlar bu maksatla, Göktürkler devrinde de yaptıkları üzere, şark komşuları Tokuz Tatarlar (Naymanların ataları olmalıdır [?]. Nayman Moğulca sekiz demektir) ile birleşmişlerdi. Uygur kağanı müttefikleri yendi. Ertesi gün yapılan ikinci bir savaşta Oğuz ve Tatarlar yeniden mağlub oldular. Bu mağlubiyet neticesinde Oğuzların halk tabakasından mühim bir kısmı esir düşmüş ise de, Uygru kağanı onlara merhamet göstererek, “göçkün” ve davarlarına bir şey yapmamış, belki ileri gelenlere ceza (kıyın) vermişti. Fakat, buna rağmen Oğuzlar, Uygur hükümdarının kendisine itaat etmeleri teklifeni yanaşmadılar; bu yüzden Burgu’da yapılan savaşta kağan onları ağır bir bozguna uğrattı ve pek çok esir ve ganimet ele geçirdi. Oğuzlar, Göktürk kağanlarına karşı yaptıkları gibi, Uygur kağanına da, uğradıkları yenilgilere rağmen, çetin bir mukavemet göstermekte idiler. Nitekim, Uygur hükümdarı seferin sonunda onlardan ancak bir kısmını itaat altına alabilmişti. Bars yılı (750)’nda Kem ırmağı kıyılarında oturan Çiklere karşı yapılan bir seferden sonra, kitabede Oğuzların adı yeniden geçiyorsa da, kitabenin bu kısmı maalesef aşlınmış bulunduğundan, onların ne münasebetle zikredildiği iyice anlaşılmıyor. Bununla beraber, Oğuzların Kırgızlara ve Çiklere elçiler göndererek, onları Uygurlara karşı birlikte harekete geçmeye davet ettikleri tahmin olunabilira. İl Etmiş Kağan’ın Çiklere karşı yeni bir sefere çıkması bu husus ile alakalı olmalıdır: kağan bu seferden sonar basmıllar ve Karluklar ile savaşırken, Çin’e sığınmış olan Oğuzlar ve Göktürkler de harekete geçip kağanın düşmanları ile birleşmişlerdi. Bu malumatın kaynağı olan “Tnarı’da Bolmış İl Etmiş Bilge Kağan”’ın kitabesinin sonunda Üç Tuğlu Türk budun, Sekiz-Oğuz ve Tokuz – Tatarların, mağlup kavimler olarak, adları geçiyor. Fakat dirayetli Uygur kağanı “Tanrı’da Bolmış İl Etmiş Bilge Kağan” en sonunda kuvvetli düşmanları Karluk ve basmılları kat’i bir mağlubiyete uğratıp, birincileri garba, On-Okların ülkesine göç etmeye mecbur etmişti. Bu başarılar üzerine Oğuzların, daha birçok Türk ve Moğul kavimleri ile birlikte Uygur kağanına itaat ettikleri ve Uygurların yanında eski mevkilerini aldıkları muhakkaktır. Bu tarihten sonra mühim kitabelere sahib olmadığımız için Orta-Asya’nın siyasi ve kavmi tarihine dair Çin ve islam kaynaklarının bizi tatmin etmeyen kayıtları ile iktifa etmek mecburiyetinde kalıyoruz.

C. Tokuz Oğuzların boy teşkilatı. Oğuzlar, kitabelerde bazan Tokuz Oğuz şeklinde anılıyorlar ki, islam müverrihlerinin Toğuz Guzz sözü buradan gelmektedir. Buradaki “tokuz” sözü kitabelerde emsali olduğu gibi (mesela: üç-Karluk, Üç-Kurıkan, Otuz-Tatar, Tokuz-Tatar, Sekiz-Oğuz, Üç-Oğuz), Oğuzların dokuz boydan meydana geldiklerini göstermektedir. Bu boylardan ancak Tonra ve Kum (Kunu) adlı ikisi bilinmektedir. Müstakbel İl-Tiriş Kağan’ın faaliyetlerini genişletmesi üzerine, bir üçlü ittifak vücuda getirmek için, Oğuzlar, Tonra boyundan Sem’i, Kıtaylara ve Kunı’dan da Sengün’ü Çin’e elçilikle göndermişlerdi. Bilge Kağan’ın ilk hükümdarlık yıllarında, tonra boyundan Yılpagut (Alpağut?)’un, yapılan savaşlarda Kül-Tegin tarafından esir alınarak Göktürklerden Tunga Tegin’in cenaze töreni (yuğ)’nde öldürüldüğünü biliyoruz. Tokuz Oğuzlar, Uygur kitabesinde, evvelce de işaret edildiği gibi, bazan Sekiz-Oğuz olarak anılmışlardır ki, bu bir boyun daimi veya muvakkat olarak onlardan ayrılması ile ilgili olmalıdır. Barlık kitabelerinden birined geçen Köni (Köni Tirig=Könü boyundan Tirig-Diri) ile bu Kunı’nın aynı olduğunu iddia etmek her halde mümkün değildir. Dikkate şayandır ki, Tokuz Oğuzların şark komşuları ve müttefikleri olan Tatarlar da, kitabelerde “Tokuz – Tatar” olarak anılırlar. Bunlmarın da zamanla bir boylarını kaybedip, Türkçe Sekiz – Tatar ve Moğulca Nayman olarak anılmaları muhtemeldir. Çünkü, Naymanların en fazla Uygur gelenek ve hatırasını saklayan ve devam ettiren bir Moğul kavmi olduğunu biliyoruz.

Ç. Tokuz Oğuzlar ile Göktürk ve Uygurların münasebetlerinin mahiyeti. Kitabelerden pek sarih bir şekilde anlaşılıyor ki, Göktürk kağanları Türk (Törük = Türük) adlı kavme (buduna) mensiptkurlar. Hatta, Bilge Kağan kendini çok defa Türk Bilge Kağan (bunun da manası Türk kavmine mensup Bilge Kağan demektir; Salur Kazan Bey, Salur boyuna mensup Kazan Bey, Büğdüz Emen, Bügdüz boyuna mensup emen; Türk Ahmed Paşa, Çerkes Mehmed Paşa gibi olarak tanıtmaktadır. Böyle olmakla beraber, Bilge Kaan “Tokuz Oğuz budun kentü budunım erti, Oğuz budun menüm budun erti” (Oğuz kavmi benim “kendi” kavmim idi) ve “Türk, Oğuz beyleri, budun eşidin” (Türk ve Oğuz kavimleri ve beyleri işitin) demektedir. İşte bundan dolayı Barthold, Minorsky ve diğer bazı müellifler, Göktürk imparatorluğunu bir Oğuz devleti olarak vasıflandırmışlardır. Fakat, Uygur kağanı da Oğuzlar için, “Tokuz Oğuz budunımın tirü kobratı altım" (Dokuz Oğuz kavmimin hesini topladım) demekte (H. N. Orkun, ayn. esr., Şine-Usu yazıtı, s. 164, şekil 5; asıl metin, s. 165. şekil 5), diğer bir yerde de onlar hakkında: "Kentü budunım tidim" (kendi kavmim dedim) ifadesini kullanmakta (H. N. Orkun, ayn. esr., s. 168, şekil 2; asıl metn, s. 169, şekil 2), bunlardan başka yine Oğuzları kastederek "Tay Bilge Tutuk yablakın üçün, bir iki atlığ yablakın üçün, Kara Kamığ budunım öltin, yetdin" (Tay Bilge Tutuk'un kötülüğü yüzünden, bir iki atlının [?] kötülüğü yüzünden, avam halkım öldün, mahvoldun) sözünü söylemektedir. Diğer taraftan, kitabelerde Türk isminin ancak tek bir kavmin adı olduğu ve Göktürk kağanlarının da bu buduna mensup bulundukları hususu apaçık bir hakikattir. İşte bundan dolayı, bilge Kağan’ın Oğuzlara dair sözleri, doğrudan-Doğruya kavmi bir akrabalığı değil, siyasi ve hukuki bir münasebeti ifade etmektedir. Yani Bilge Kağan, Oğuz kavmi bana ait, benim idaremde bulunuyor ve vergisini de bana veriyordu demektedir. Bilge Tonyukuk kitabesinde “Türk Bilge Kağan Türk Sir budunığ, Oğuz budunığ igidü olurur” (Türk Bilge Kağan Türk müttehid [?] kavmini ve Oğuz kavmini iyi idare ediyor) sözü, Türk ve Oğuzların birbirinden ayrı kavimler olduklarını çok açık bir şekilde gösteren diğer bir delil olarak kayda değer. Bu sözler, aynı zamanda, Türk adının Türkçe konuşan topluluklardan bir kısmı için dahi kullanılan bir tabir manasını kazanmamış olduğunu da ifade etmektedir.

Tokuz Oğuz-Uygur münasebetine gelince, bu da anlaşılacağı üzere, Göktürk devrindeki durumdan farklı olmamıştır ve onun tam bir devamından başk abir şey değildir. Bilge Kağan kitabesinde, Uygurların Selenge’de oturan El-Teber’inden yani reislerinden ayrıca bahsedilmektedir. Uygur hükümdarı “Tanrı’da Bolmış İl Etmiş Bilge Kaan”’a ait kitabede”... anda kalmış budun On Uygur Tokuz Oğuz üze yüz yıl olurup” denilmektedir (H. N. Orkun, ayn. esr., Şine-Usu yazıtı, s. 164. şekil 2; asıl metin s. 165, şekil 2). Kitabenin aynen nakledilen şu satırlarından, Uygurların, Oğuzların ve Türklerin Göktürk kitabelerinden de istidlal edildiği gibi, ayrı kavmi teşekküller olduğu, Uygurların on boydan ve Oğuzların da, bildiğimiz gibi, dokuz boydan meydana geldiği açıkça anlaşılıyor. On Uygur sözü, IX. veya X. asra ait olduğu sanılan Koço’da Mani yazısı ile yazılmış Türkçe bir metinde de görülmektedir (J. Hami’ton, Toquz Oğuz et On Uygur, J. A, Paris, 1962, sayı 250, s. 39 v.d.). Bunlara ilave olarak On-Uygurlar ile Tokuz Oğuzlar’ın bir arada yaşadıklarının hatırası Cami al-tavarih’te de görülmektedir. Bu hatıraya göre, Orhun bölgesinde on ırmağın kıyısında yaşayanlara On-Uygur, dokuz ırmağın kıyısında yaşayanlara da Tokuz Uyguz denilmekte idi. Buradaki Tokuz Uygur’un aslında Tokuz Uguz (Tokuz Oğuz) olacağı aşikardır. On-Uygru şu boylardan meydana gelmişti: Ebişlek, Ötünger, Bukız, Öz Kundur (yahut Ork’dur), Tular, Tardar, Adar, Uç Tabin, Kalancu (yahut Ork’dur), Tular, Tardar, Adar, Uç Tabin, Kalancu (Yahut Kamlancu), Ötiken (cami’ al-tavarih, nşr. Berezin, Petersburg, 1858, s. 125 v.d.; Moskova, 1965, s. 334 v.d.). Hammilton bunları Çin ve diğer kaynaklarda geçen el ve boy adları ile karşılaştırmıştır (ayn. makale, s. 45-50).

Kitabelerdeki bu çok açık ifadelere rağmen, bunları ilk defa okuyan V. Thomsen ile J. Marquart ve diğer bazı alimler, Tokuz Oğuzlar ile Uygurların aynı kavim olduklarını ileri sürmüşlerdir. Bunların bu görüşleri, IX. ve X. asırlardaki islam müelliflerinin Uygurlardan, Toğuz Guzz adı ile bahsetmeleri ve Çin kaynaklarının da Huey-Hu dedikleri Uygurların dokuz boydan meydana geldiklerini söylemeleri ile ilgilidir. Hatta Çin kaynakları bu dokuz boyun adlarını da vermişlerdir. Ancak, ne bunların asıl Uygur boylarını ifade edenleri arasında ve ne de Cami’ al-tavarih’tekiler içinde Tokuz Oğuzların Tonra ve Kunı boylarının adları bulunmakta veya onlara benzeyen isimler görülmektedir.

D. İslam müelliflerine göre Tokuz Oğuzlar. VIII. asrın ikinci yarısından itibaren Orta-asya’daki siyasi hakimiyeti,başlıca, şarkta müslümanların Toğuz Guzz dedikleri Uygurlar ve garpta da Karluklar temsil etmeye başladılar. Bunlardan Uygurlar, birçok Türk ve Moğul idareleri altına almak, geniş bir ülkeye sahip bulunmak, Çin’e karşı kuvvetini hissettirmek ve Orhun kültürünü devam ettirmek suretiyle, Göktürklerin varisi sayılmak vasfına layık iseler de, Karluklar için aynı hükmü vermek mümkün değildir. Filhakika bu kavim, Garbi Göktürk devleti ve birliğine son vermekle beraber, hiçbir suretle kuvvetli bir siyasi varlık gösterememiştir. Bu sebeple, Karluklar, On-otkların dağılmalarını önleyemedikleri gibi, islamların IX. asırda Türk ülkesine yaptıkları istila ve fetih hareketlerine de karşı duramamışlardır. İslam müellifleri, Tokuz Oğuzların Türk aleminin en kuvvetli kavmi olduklarını biliyor ve doğru olarak sadece onların hükümdarlarını hakan ünvanı ile anıyorlardı. Ya’kubi (Tarih, nşr. M. Th. Houtsma, Lugdunum-Batavorum, 1883, II, 478; Barthold, Turkestan down to the Mongol Invasion, London, 1928, s. 202)’ye göre Abbasi halifesi al-Mahdi, Orta-Asya’daki hükümdarlara ve bu arada Tokuz Oğuz hakanına elçi göndererek, onlardan kendisine tabi olmalarını istemişltir. Yine aynı müellif (ayn. esr., II, 528), Emevilerin son Horasan valisi Naşr b. Sayyar’ın torunu Rafi’ b. Lays’in Maveraünnehr’de isyan hareketiğne giriştiğe zaman kendisene yardıma gelen Türk kuvvetleri arasında Tokuz Oğuzlar’ın da olduğunu yazmakta ise de, mesafenin uzaklığını göz-önüne alarak, bunların, Barthold (ayn. esr., s. 201)’un da işaret ettiği gibi, Sır-Derya boylarındaki Oğuzlar olmasından şüphe edilmez. Tabari (Tarih al-muluk va’l-rusul, Leyden, 1880, III, 1044; Barthold, ayn. esr., göst. Yer.), Tokuz Oğuzar’ın 820 yılında Üsruşene’ye kadar geldiklerine delalet eden bir hadiseden bahseder ise de, buradaki Tokuz Oğuzların Sır-Derya Oğuzları olması muhtemeldir. IX. ve X. asırlara ait islami eserlerde Uygur ve Kırgız devletlerinin yıkılışı gibi en mühim siyasi hadiselerden ve bunlar ile ilgili göçlerden bahsedilmez. Fazla olarak, verilen tasviri bilgilerin hangi zamana ait olduğunu tayin etmek de güçtür. Tokuz Oğuzlara dair anlatılan haberler, onların hem Orhun, hem de Beş-Balıg bölgesindeki hayatları ile ilgili görünmektedir. Tokuz Oğuzlara seyahat ettiği rivayet edilen Tamim b. Bahr al/-Muttavi’i’nin verdiği bilgilerin (V. Minorsky, Taminm b. Bahr’s Journey to the Uyghurs, BSOS, 2 kısım, XII, 278-282, trc., 283-285), Orhun’daki Uygurlara ait olduğu muhakkaktır. Hvarizmi (ölm. 847’den sonra, Kitab şurat al-arz, nşr. H. Von Mzik, Leipzig, 1928, s. 105) de Tokuz Oğuz sözü ile, şüphesiz, Oruhn Uygurlarını kastetmektedir. Bunun gibi, Cahiz’in (ölm. 869), Tokuz Oğuzların Türk kavimlerinin en kudretlisi iken, Mani dinine girdikten sonra kudretini kaybedip, Karluklara yenildiklerine dair kaydı da (r. Şeşen, Eski Arablar’a göre Türkler, Türkiyat mecmuası, 1968, XV, 34), 840 yılından önceki zamana ait olacaktır (krş. V. Minorsky, Hadad al-‘alam, London, 1937. s. 268). Uygurlar’ın, Kırgızlar tarafından Orhun’dan çıkarıldıktan sonra, ancak 860’larda Beş-Balıg bölgesinde yerleştiklerini, bu vesile ile hatırlatkmak isteriz. İbn Hurdazbeh (K. almamalik va’l-masalik, nşr. M. J. Dre Goeje, Lugdunum-Batavorum, s. 30 v.d.), Tokuz Oğuz Türkleri yurdunun en geniş Türk ülkesi oludğunu, hakanın on iki demir kapılı büyük şehrindeki (Ordu-Balıg?) halkın Mani dinine mensub olduğunu yazdıktan sonra, hükümdarın sarayının damında beş fersahlık yerden görülen ve yüz kişi alan altından bir çadır bulunduğunu ilave etmektedir ki, bu haber, Tamim’in raporunda da vardır (Minorsky, ayn. makale, s. 279). İbn Hurdazbeh’in daha sonraki coğrafyacılar tarafından nakledilen bu sözlerinin 840 yılından önceki zamana ait oludğu muhakkaktır.

İbn al-Fakih (Muhtaşar kitab al-buldan, nşr. M. J. De Goeje, Lugdunum-Batavorum, 1885, s. 329), İbn Hurdazbeh’in bazı sözlerini tekrar ettikten sonra, Yada taşının Tokuz Oğuz hükümdarının elinde bulunduğunu ve Tokuz Oğuzların “Türklerin Arabı” olduğunu söyler. İstahri (kaynağı her halde Balhi), Tokuz Oğuzların Tibetk, Karluk, Kırgız ve Çin olmak üzere komşularını sayarak ülkelerinin yerini tarif eder. (K. al-Mamalik va’l-maşalik, nşr. M. J. De Goeje, ikinci tab’ı, Leyden, 1929, s. 10). Mas’udi (Muruc al-zahab, nşr. Barbier de Meynard-Pavet de Courteille, Paris, 1891, I, 288, telifi 943), Tokuz Oğuzlardan daha yiğit, daha güçlü ve devletleri daha kuvvetli bir Türk kavmi olmadığını, hükümdarlarının Ayır Han ve mezheplerinin Mani mezhebi olup, başkabir Türk kavminin bu mezhebe mensup bulunmadığını kaydeder. Mas’udi durumun, kendi zamanında böyle olduğun söyler ise de, bunu kabul etmeye imkan yoktur. Bu tarihte Beş-Balıg Uygurlarının kudretli bir devletleri olmadığı gibi, hükümdarları da han ünvanını değil, siyasi hüviyetine uygun olarak, İdikut ünvanını taşıyordu (bk. Hamilton, Les Ouighour a l epoque des Cinq dynasties d’apres les documentes Chinois, paris, 1955). Mas’udi bu sözleri ile ancak Orhun Uygurlarını anlatmaktadır. Fihrist müellifi ibn al-Nadim’e sgöre, Horasan emirinin, Semerkand’daki beş yüz kadar Mani dini mensubunu öldürmeye kastettiğini öğrenen Çin hükümdarı, Tokuz Oğuz hakanı ile birlikte Horasan emirine haber göndererek, memleketinde, Semerkand’da yaşayan Mani dini mensuplarının iki misli Müslüman bulunduğu,u onlardan birine dokunulduğu takdirde ülkelerindeki müslümanları öldürüp, camileri harab edeceğini bildirmişti (Kahire tab’ı, 1348, s. 472).

372 (982)’de telif edilmiş olan Hudud al-‘alam ‘da, Tokuz Oğuzların aslında kalabalık bir kavim olup, eski zamanlarda bütün Türkistan hükümdarlarının onlardan neş’et ettiği söylenmektedir. Aynı kaynakta Beş-Balıg bölgesinde onlara ait bazı şehirlerden de bahsediliyor (nşr. Menuçehr-i Studa, Tahran, 1340 s. 76 v.d., İng. trc. Minorsky, The Regions of the World, s. 94 v.d.). Yine Hudud al-‘alam’da, Tatarların Tokuz Oğuzların da kaydediliyor. Tatarlardan, yani Moğolca konuşan kavimlerdenbir kısmının (başta Tokuz-Tatarlar olmak üzere) Uygur kağanlarının hakimiyeti altında bulunduklarını ve bunun hatırasını uzun bir zaman taşıdıklarını biliyoruz.

Gardizi’derk kavimlerine dair olan bilgilerin Cayhani’nin (921’de hayatta idi) eserine dayandığ umumiyetle kabul edilmiştir. Bu eserde Kür Tegin’in, Tokuz Oğuz hükümdarlığını kardeşinin elinden almasına dair bir hikaye anlatılmaktadır. Bu Kür tegin tanınmış bir hükümdar olmalıdır. Fakat, Cuvayni ve Raşid al-Din tarafından nakledilen Uygur rivayetlerinde bu isim görülemiyor. Gardizi’de, Tokuz Oğuzların ceza hukuku ile ilgili bazı misaller verilmektedir. Yine orada Tokuz Oğuz hakanının bin muhafızı (çaker) olduğu söylenir. Mas’udi de, başka bir eserinde (bk. Cahiz, Hilafet ordusunun menkıbeleri ve Türkler’in faziletleri, Türk. Trc. Ramazan Şeşen, Ankara, 1967, s. 35). Tokuz Oğuzların dokuz boydan müteşekkil olduğunu belirttikten sonra, tokuz Oğuz hükümdarının bin adam seçip, bunları sıra ile kendisine nedim yaptığını kaydeder. Şine-Usu kitabesinde geçen “bina” sözü “binlik” olarak tercüme edilmiştir (H. N. Orkun, ayn. esr., s. 164-172, 174). Buna göre, Gardizi’deki” Bin çaker tabiri ile, hakanın bu “binlik” yani hassa veya muhafız kuvveti kasdedilmiş olabilir. Yine Gardizi’de bu muhafız kuvvetinin günde üç defa yemek yediği ve üç defa şarap içtiği söylenir ki, bunun daha sonra da devam eden yaygın bir Türk geleneği olduğunu biliyoruz. Marvazi’deki Tokuz Oğuzlar ile Sır-Derya Oğuzlarına ait bilgiler karışık olarak verilmiştir. Burada da, Gardizi’deki Tokuz Oğuzlara ait bilgilerden bazılarına rastlanmaktadır (Tabayt al-hayavan, nşr. Minorsky, London, 1942, Arapça metin, s. 18; İng. trc. S. 29 v.d.: Marvazi’nin de bu hususta Gardizi gibi Cayhani’denf aydalandığı anlaşılıyor (V. Minorsky, ayn. esr., s. 6). al-Biruni, al-Tafhim (yazılışı 1029)’de, altıncı iklimde yaşayan kavimler arasında Tokuz Oğuzları da zikrediyor (nşr. C. Humayi, 1318 ş., s. 200) ki, bu hususta onun eski müelliflerin te’siri altında kalmış olduğu anlaşılıyor. Fakat aynı müellifin, al-Tafhim’den bir yıl sonra kaleme aldığı al-Kanun al-Mas’udi’de Tokuz Oğuz’un yerini Uygur adının almış olduğu görülür. Orta-Asya’daki Türk kavimleri hakkında, müşahede ve işittiklerine dayanarak bilgiler veren Kaşgarlı Mahmud’da ise, yalnız Uygur adı geçer.

E. Tokuz Oğuz-Yağma ve Kara-Hanlılar. X. asırdaki Türk kavimlerinden biri de Yağmalar olup, başlıca Kaşgar ile Narin ırmağı arasındaki bölgede yaşıyorlardı. Bunlar kalabalik Türk kavimlerinden biri idiler. Gardizi, Tokuz Oğuzlardan olan Yağmaların kaçıp Karlukların ülkesinde yerleştiklerini ve Karlukların da onlara dokunmadıklarını yazar (s. 260). Hudud al-'alam'da, Yağma hükümdarlarının, Tokuz Oğuz kağanının oğularından oludğu söylenir (s. 79; V. Minorsky, ayn. esr.; s. 95 v.d.). Mucmal al-tavarih'te de (Tahran, 1318 ş., s. 421),Yağma hükümdarının Buğra Han ünvanını taşıdığı kaydedilir ki, bütün bu kayıtlar birbirini tamamlamaktadır. Çok kalabalık olduğu ifade edilen (1.700 tanınmış kabileden müteşekkel deniliyor, Hudud al-'alam, göst. Yer.) bu kavmin adı, Türk kitabelerinde geçmek. Bu sebeple Yağmaların kitabelerde adı geçen, fakat akıbeti meçhul Türk kavimlerinin birinden gelmiş olmaları muhtemeldir. Bu kavmin de Türk (Göktürk ve Uygur) kitabelerinde geçen Tokuz Oğuzlar olması imkansız değildir. Tokuz Oğuzların başında ise, Göktürk devletini yıkan Uygur kağanının oğlunun bulunduğunu evvelce görmüştük. Yağmaların Kaşgar bölgesine 840 yılında, Uygur devletinin yıkılması üzerine gelmiş olmaları en kuvvetli ihtimaldir (İbn Hurdazbeh'teki Türk kavimleri arasında Yağmaların adı geçmez). Diğer taraftan Kara-Hanlı hükümdarlarının Buğra Han ünvanını da taşıdıklarını ve bu hanedanın Kaşgar şehri ile de çok yakın bir münasebeti olduğunu, kağanların mezarlarının bu şehirde bulunduğunu biliyoruz. Esasen Orta-Asya'da, 840'ten önce, Uygur hükümdarlarından başka, "kağan" (hakan) ünvanını taşıyan tanınmış başka bir Türk hanedanı da yoktu. Bu sebeple, Kara-Hanlı devletinin Yağmalar tarafından kurulduğundan şüphe edilemez. Kara "Hanlı hükümdarlarının "Kağan" ünvanını taşımaları da bu suretle kolayca izahp edilebilir. Barthold, ilk önce Kara-Hanlı devletinin Yağmalar tarafından kurulduğunu söylemiş ise de (History of Semirechye [İng. trc. V.-T. Minorsky], Leiden, 1956, s. 93), sonradan bu fikrinden vaz geçerek, kurucuların Karluklar olduğunu ileri sürmüştü (Orta Asya Türk tarihi hakkında dersler, İstanbul, 1928, s. 66 v.dd.). Fakat, Karlukların Kara-Hanlı devletini kurmuş olmaları pek azç muhtemeldir. Çünkü Karluklar, yukarıda da işaret edildiği gibi, 766'da Türgiş devletine son verdikten sonra, kuvvetli bir siyasi varlık gösterememişler ve bu yüzden de Samanilerin, Balasagun da dahil olmak üzere, Talas bölgesini fethetmelerini önleyememişlerdir. Karlukar parçalanmış bir halde idiler; hükümdarları da Oğuzlarınki gibi, "yabgu" ünvanını taşıyordu ve hatta Kara-Hanllar devrinde, XII. asırda Karluk başbuğlarındanbirinin "yabgu han" ünvanına sahib olduğunu biliyoruz. İslam müelliflerinin, Karlukları, yakışıklı ve uzun boylu oldukları kadar, munis, cana yakın ve terbiyeli bulmaları da onların mücadeleci ruhlarını kaybedip, rehavete düşmeleri ile ilgili olabilir.

İslam müellifleri, Mısır'da devlet kuran Tolun-oğlu Ahmed'in babasının, Tokuz Oğuzlardan olduğunu yazarlar. Kendisi islam ülkesinde doğmuş ve tahsil etmiş olmakla beraber, inanılır bir kaynakta Türkçe şiirler söylediği kaydedilir.

Sultan Melikşah devrinde halifelik divanınca hazırlanmış bir tevkide, Selçukluların ataları kabul edilen Tokuz Oğuzların Abasi ailesine en sadık kavimlerden biri olduğuna dair bir hadis zikredilmektedir (Ali Sevim, Sultan Melikşah devrinde Ahsa ve Bahreyn Karmatilerine karşı Selçuklu seferi, Belleten, sayı 94, s. 220).

F. Yer adlarında Tokuz Oğuz XVI. asırda Sultanönü sancağındaki Karacaşehir kazasına bağlı bir köy, Tokuz Oğuz adını taşımakta idi. (F. Sümer, Oğuzlar, s. 203). Bu adın, tarihi Tokuz Oğuzlar ile ilgili olarak verilip-verilmediği hususunda, pek tabii kat'i bir şey söylenemez.

Neticeler: I- Kitebelerin yakından ve mukayeseli bir şekilde tetkik edilmesi sarih bir surette gösteriyor ki, Türk adı, denildiği gibi, kat'iyyen siyasi bir manada değil, sadece tek bir topluluğu ifade etmek üzere, kavmi manada kullanılmıştır. Tokuz Oğuzlar Uygurlar bile, Göktürk kağanlarının kavmi için "türk budun" diyor (brk. H. N. Orkun, ayn. esr., I, 102, 166, 176, 182.). Kitabelerdeki pek vazıh ifadelere rağmen bazi ilim adamlarının, Türk adının kitabelerde hala siyasi bir manada kullanıldığını ileri sürmeleri gerçekten hayret vericidir.

2- Tokuz Oğuzlar, Türk ve Uygur budunlarından siyasi ve kavmi bakımlardan tamamen müstakil ir kavim olup, II: Göktürk devletinin kuruluşundan önce, başında Baz Kağan'ın bulunduğu bir devlete sahip idiler. Göktürkler bu devleti yıkarak, Oğuzları hakimiyetleri altına almışlardır.

3- On boydan müteşekkil olan Uygurların, Çin kaynakları dokuzunu, Raşid al-Din ise hepsini zikreder. Tokuz Oğuzlar, Uygurlar ile birleşerek veya Uygur kağanının oğlunu başlarına geçirip, onlara tabi olarak, Göktürk devletinin yıkılmasında amil olmuşlardır. Onlar nasıl Göktürklere karşı isyan etmişlerse, Uygurlara karşı da aynı şeyi yapmışlardır. Hatta bu isyan hareketinde, onların başında Uygur devletinin kurucusu Kül Bilge Kağan'ın "yabgu" ünvanını verdiğini gördüğümüz Tay Bilge Tutuk bulunmuştur (H. N. Orkun, ayn. esr., I, 164, 166 v.d.).

4- İslam müelliflerinin Uygurlara Tokuz Oğuz (Toğuz Guzz) demelerine gelince, bu, Uygur adının Oğuz (Uguz=Guzz)'a benzemesi ile ilgili olsa gerektir. Tokuz Oğuzların eski bir maziye sahib olmaları, Uygurlar ile birlikte Göktürk devletine son vermeleri ve Uygur devletinin dayandığı iki unsurdan birini teşkil etmeleri bunda amil olabilir.

5- Kara-Hanlılar devleti, Tokuz Oğuzlara mensup Yağmalar tarafından kurulmuştur Kaşgarlı'nın Hakaniye Türkçesi dediği, Yağmaların lehçesi olacaktır. İslam müelliflerinin Tokuz Oğuzlara dair verdikleri haberler ise şöyle hülasa edilebilir: "hakan" ünvanını yalnız onların hükümdarları taşıyordu. Tokuz Oğuzlar Mani dinini kabul etmişlerdi ki, bu, şüphesiz yalnız hükümdar ve çevresindekiler ile ileri gelenlerin bu dinde olduklarını gösterir. Hakanın, altından yüz kişilik bir çadırı vardı. Bunun bir gerçeği ifade ettiği ve Uygur kağanlarının bu altın çadırlarının çok tanınmışo lduğu, bir Çin kaynağı tarafından da te'yid edilmektedir (bk. Minorsky, Tamim b. Bahr's Journey to the Uyghurs s. 295). Tokuz Oğuzlardan bir kavim olan Yağmaların "Buğra Han" ünvanını taşıyan hükümdarları da Tokuz Oğuz hanedanından idi.

Bibliyografya: I. Kaynaklar: V. Thomsen, Inscriptions de l'Orkhon (Helsingfors, 1896), s. 105, 112, 115, 122, 124 v.d., 127; ayn. mll., Moğolistandaki Türkçe kitabeler [TM], (Türk trc. Tagıb Hulusı), III, 81-118; H. N. Orkun, Eski Türk yazıtları [TDK], (İstanbul, 1936), I, 22 34 v.d., 40, 48, 50, 62-67, 85, 102-105, 108, 120 v.d., 128 v.d., 138, 156, 164 v.dd., 168 v.d., 172, 176, 182 E. Chavannes, Documents sur les T'ou-kiue (Turcs occidentaux (Petersburg, 1903), s. 286, 297, 305; Ya'kubi, Tarih (nşr. M. Th. Houtsma), 1883, II, 568; Tabari, Tarih al-muluk va'l-rusul (nşr. M. J. De Goeje), Leyden, 1881, s. 1044; al-Hvarizmi, Kitab şurat al-ar (nşr. H. von Mzik), BAHG, Leipzig, 1926, s. 105; İbn Hordazbeh, Kitab al-Masalik va'l-mamalik (nşr. M. J. De Goeje) Lugdunum-Batavorum, Bag, s. 16 v.d., 30 v.d.; İstahri, Masalik al-mamalik (nşr. M. J. De Goeje), BGA Leyden, 1885, s. 9 v.d.; Mas'udi, Muruc al-zahab (nşr. ve Frans trc. Barbier de Meynard – Pavet de Courteille), Paris, 1891, I, 288, 305; al-Nadim, Fihrist (Kahire, 1348), s. 472, 492 v.d.; Hudud al-‘alam (nşr. M. Sutuda), Tahran, 1340 ş., s. 76-79; İng. trc., V. Minorsky, The Regions of the World, GMNS (Ylondon, 1937), s. 94 v.dd.; al-Biruni, Kitab al-tafhim (nşr. C. Humayi), Tahran, 1318 ş., s. 200; ayn. mll., al-Kanun al-Mas’udi (Hnaydarabad, 1374, II, 574, 579; Gardizi, Zayn al-ahbar (nşr. A. Habibi), Tahran, 1347 ş., s. 260, 266 v.dd.; Mahmud Kaşgari, Kitab divan lugat al-Turk (nşr. K. Riat), İstanbul, 1333-1335, I, 28, 30, 33, 59, 85, 93, 128, 342; III, 25 v.d. 102; Türk. Trc. B. Atalay [TDK], İstanbul, 1939-1941, I, 4, 19, 28, 30, 32 61, 92, 101, 108, 142, 144, 408; III, 3, 34, 72, 139, 224, 249, 252; Marvazi, Tabayi’ al-hayavan (nşr. ve İng. trc. V. Minorky), London, 1942, . 17 v.d., 29 v.d.; Mucmal al-tavarih, va’l-kısas (Tahran, 1318 ş.), s. 421; İdrisi, Nuzhat al-mustak (Frans, trc., A. Jaubert), Paris, 1840, I, 401; Yakut, Mu’cam ald-buldan (nşr. F. Wüstenfeld), Leipzg, 1867-1868, I, 24 v.d.; II, 840; F. Mubarakşah Marvarrudi, Tarih (nşr. E. Denison Ross), London, 1927, s. 39 44 v.d., 47; Zakariya al-Kazvini, Aşar al-bilad (Beyrut, 1380), s. 575, 582; Raşid al-Din, Cami al-avarih (Moskova, 1965), s. 331-338.)

II. Tedkikler: Orta-Asya’daki Türk kavimleri ve burada Tokuz Oğuzlar hakkında başka W. Barthnold, J. Marquart hakkında başka W. Barthold, J. Marquart, V. Minorstky ve Z. V. Togan tarafından birçok araştırmalar yapılmış ise de, en mühim mes’elelerin hallinde bile görüş birliğine varılamamıştır. Bunun, sadece eldeki malzemenin kifayetsizliği ile ilgili olmadığına işaret edelim.

W. Barthold, Turkestan down to the Mongol invasion, GMS, 1928, s. 200 v.dd., 211, 254; ayn. mll., Orta Asya Türk tarihi hakkında dersler, (türk trc.) İstanbul, 1927, s. 66, 76, 78; ayn. mll., Four studies on Central Paris, 1955); ayn. mll., Toquz-Oğuz et On-Uygur, JA (Paris, 1962), sayı 250, s. 23-63; M. Fuad Köprülü, Osmanlı imparatorluğu’nun etnik menşei mes’eleleri, belleten (Ankara, 1943), VII, 221, 223, 254, 256; J. Marquart, Osteuropaische und Ostasiatische Streifzüge (Leipzig, 1903), s. 81, 390; ayn. mll., Überdas Volkstum der Komanen (Berlin, 1914), s. 35 v.dd., 201; V. Minorsky, The Regions of the World, GMNS, London, 1937, s. 263 282; ayn. mll., Sharaf al-Zaman; Tahir Marvazi, On China, The Turks and India (London, 1942), s. 14, 2729, 67 v.d., 71, 74, 96; E. G. Pulleyblank, Some remarks on the Toquzoghuz problem, Ural-Altaische Jahrbüchar, 1965, XXVIII, s. 35-42; F. Sümer, Oğuzlar, DTCFY (Ankara, 1972), ikinci tab’ı, s. I-25; Z. V. Togan, Umumi Türk tarihine giriş (İstanbul, 1946), s. 43, 49, 55, 408; ayn. mll., ibn al-Fakih’in Türklere ait haberleri, Belleten, XII, 11-16; Ramazan Şeşen, Eski Araplar’a göre Türkler, Türkiyat Mecmuası (İstanbul, 1968); XV, 11-36; EI, mad., TOGHUZGHUZ.

(FARUK SÜMER)

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+6
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.