Yükleniyor...

Tarihçi

Bot/Robot

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 05 Haziran 2018 - 19:00
Son Düzenlenme Tarihi 05 Haziran 2018 - 18:49
SULTAN MURAD'IN ÖLÜMÜNÜ NASIL HABER ALDIK ?- ALİ FUAT CEBESOY

SULTAN MURAD'IN ÖLÜMÜNÜ NASIL HABER ALDIK ?- ALİ FUAT CEBESOY

Boğaziçi’nin Rumeli sahilinde bu gün sadece enkazı kalmış olan Çırağan Sarayı, Kuzgun­cuk’tan bütün güzelliği ile görünürdü. Dört milyon altın lira­ya yapıldığı söylenen sarayın dış manzarası harikulâde idi. Mustafa Kemal bizde misafir kaldığı günlerden birinde:

— Ne güzel saray, yazık ki, içinde talihsiz bir hükümdar mahbes hayatı yaşıyor.

Demişti. Çırağan Sarayı’nda yirmi küsûr yıldanberi mahlû Hakan Beşinci Murad oturuyordu. Dışarısı ile her türlü irti­batı kesilmişti, içli besteler yaptığı söyleniyordu. Bu şarkılar zamanımıza kadar gelmiş midir, bilmiyorum. Tanzimat devrinin üç güzide simasından hayatta kalan Âli Paşa da 1871 yılının eylül ayı ikinci yarısında ölmüş, bundan sonra Sultan Aziz müstebit bir idareye yönelmiş, bilahare sa­daret makamına gelen Mahmut Nedim Paşa, padişahın dik­tatörlük hislerini büsbütün körüklemişti. Abdülaziz tahtta kal­dıkça, meşrutî bir idareye geçmenin imkânsızlığını çok iyi kavrayan aydın fikirli devlet adamları ve kumandanları, ha­zırladıkları bir planla kimsenin burnu kanamadan Abdülaziz’i hal’ etmişler, 30 mayıs 1876’da Beşinci Murad’ı tahta çıkar­mışlardı. Babam o tarihlerde Harp Akademisi’nin son sınıfın­da talebe idi ve olayı ayrıntıları ile biliyordu. Mustafa Kemal ile bana bütün çıplaklığıyle anlatmıştı. Hal’ olayında en önemli rolü, Mekâtib-i Askerîye (Askerî okullar) Nazırı Süleyman Hüsnü Paşa oynamıştı. Harbiyeli lerin başında olarak sarayı o basmıştı. Tarihlerimizde adı “Şıpka Kahramanı” olarak geçen ve pek çok değerli eser yaz­mış olan Türk milliyetçisi Müşir Süleyman Paşa bu zattır. Ba­bam kendisini yakından tanımıştır. Dedem Müşir Mehmet Ali Paşa ile Moskof Savaşında Tuna Orduları Başkumandanlığın­da halef selef olmuşlardı. Birbirlerini çok sevdiklerini babam söylerdi. Süleyman Paşa’dan daima sevgi ve takdirle bahse­derdi:

— Her bakımdan büyük insandı. Ne yazık ki, Sultan Hamid’in hışmına uğradı.

Derdi, Askerlik tarafını da överdi. Murad, tahta yorgun, sinirli ve hasta olarak çıkmıştı, içkiye fazlaca düşkün olması genç yaşında asâbı üzerinde de­rin tesirler bırakmıştı. Amcası Sultan Aziz’in intiharını haber aldığı zaman sinirleri büsbütün bozulmuştu. İlk cinnet belir­tisi, huzuruna çıkan nazırları kucaklamak, kendisini havuza atmak gibi gayrıtabiî olaylar olmuştu. Hastalık günden güne ve süratle artmıştı. Devletin başına, aklı başında bir hüküm­dar getirilmesi çareleri aranmıştı. Ağustos ayı içinde Mütercim Rüştü ve Mithat Paşalar
veliaht Abdülhamid Efendi’yi, Maslak’taki kasrına giderek ziyaret etmişlerdi. Veliaht istibdat idaresine taraftar olma­dığını, meşrutiyetin ilanını candan istediğini, padişah olur­sa Kanunu esası (Anayasa) yi derhal ilân edeceğini söylemiş, teminat vermişti. Bunun üzerine Beşinci Murad 93 gün süren bir saltanattan sonra hal’ edilmiş ikinci Abdülhamid tahta çıkarılmıştı. Abdülhamid, Anayasayı ilân ve parlamentoyu açmış olma­sına rağmen bilâhare sözünden dönmüş, meclisi bir daha açıl­mamak üzere kapatmış, hürriyet taraftarlarnı sürdürmüş, Sultan Aziz’den daha şiddetli bir istibdat idaresine yönelmiş­ti. Bu arada Murad da Çırağan Sarayı’na kapatılmıştı. Fikir ve siyaset hayatımızın önemli şahsiyetlerinden biri olan Ali Suavî, Abdülhamid’i tahttan indirmek ve memleketi daha iyi idare edeceğini sandığı Murad’ı tekrar tahta çıkarmak için 1878 yılı mayısının ikinci yarısında cüretli bir teşebbüse geç­mişti. İstanbul’da bulunan Rumeli göçmenlerinden mürekkep bir kafile ile Çırağan Sarayı’na gelmiş, içeriye kadar girmeğe muvaffak olmuş, fakat tam bu sırada olay yerine yetişen Be­şiktaş Muhafızı Haşan Paşa’nın sopası altında can vermişti. Bu olay Sultan Hamid’in vehimlerini büsbütün arttırmıştı. Çırağan Sarayı’nın etrafında çok sıkı muhafaza tertibatı aldırt­mıştı. Öyle zamanlar olmuştu ki, değil Sultan Murad’dan bahsetmek, bu adı telâffuz etmek bile suç sayılmıştı. Analar babalar, 1877’den sonra doğan erkek çocuklarına Murad ismini koymaktan bile korkmuşlardı. Mesela ne bizim sınıfta
ve ne de bizden sonraki sınıfta Murad adını taşıyan hiç bir talebe yoktu. Murad, hal’ olunduktan bir müddet sonra iyileşmiş, fakat
mahbesinden kurtulamamıştı. Mtustafa Kemal, Çırağan Sarayı’nı uzaktan da olsa gördükçe bu talihsiz hükümdara acırdı. Ben, Murad’ın hazin âkıbetini tuhaf bir tesadüfle öğrendim. Haftabaşı tatillerinin birinde idi. Annem Zekiye Hanım’ın sütkardeşi Ömer Naili Paşa’nın oğlu olan Süvari Yüzbaşısı Ha­şan Bey, babamı ziyaret için Kuzguncuk’a gelmişti. O anlattı. Davutpaşa kışlasında bir Ertuğrul ve bir de Mızraklı Süvari Alayı vardı. Bu alayların birinde neferlikten yetişmiş, ferikliğe (korgeneralliğe) kadar yükselmiş yaşlı bir paşa kumandandı. Haşan Bey adını söylemişti ama, şimdi hatırıma gelmedi. Yaşlı paşa, iki üç gün önce akşam üzeri kışladan atiyle eve dönerken Yenicami civarında karşı taraftan cemaati çok az bir cenazenin getirildiğini görmüş, arkasından kendisini takîb eden at çavuşuna cenazenin kime ait olduğunu öğrenmesi em­rini vermişti. At çavuşu, cemaatten birine yaklaşarak sormuş­tu:

Sultan Murad efendimizin cenazesidir.

Cevabım alınca, Paşa’ya durumu bildirmişti. Dindar bir zat olan kumandan, atından inerek cemaate karışmış ve ce­naze namazını kılmıştı. Sonra vapura binmek üzere köprüye doğru yoluna devam etmişti. Bu sırada bir inzibat subayı ge­lerek kendisini Aziziye Karakolu’na çağırmış ve derhal Kara­kol Kumandanı Mustafa Paşa’nın huzuruna çıkarmışlardı. Adamcağızı bir hayli sıkıştırmışlar, Sultan Murad’ı eskiden tanıyıp tanımadığını sormuşlardı. Soruşturma saatlerce sür­müştü. Yüzbaşı Haşan Bey, hikâyenin burasında biraz durdu.
Çünkü yaşlı paşa, kendisinin kumandanı idi ve ona karşı say­gısı vardı. Sözlerini:

— Zavallı adamı menfaya gönderdiler.

Diye bitirdi. Yüzbaşı Haşan Bey, Milî Mücadele başların­da yaverlerimden biri olan Üstteğmen Saim’in (Emekli Ge­neral Saim Önhon) babasıdır. Ertesi günü Akademi’ye döndüğüm zaman, Mustafa Ke­mal ile Tevfik Selanik’i bir kenara çekerek durumu anlattım,
hayretler içinde kaldılar. Mustafa Kemal:

— Yazık, dedi, çok yazık. Bir padişahın cenazesi böyle mi kaldırılır?

Sultan Hamid hakkındaki fikirlerimiz biraz daha berrak­lık kazanmıştı. Padişah, biraderinin cenazesini böyle gizlice kaldırtmakla, ölümünü milletten saklıyordu. Çünkü milletten korkuyordu.

SINIF ARKADAŞIM ATATÜRK OKUL VE GENÇ SUBAYLIK HÂTIRALARI , GENERAL ALİ FUAT
CEBESOY, S. 66-69

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+2
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.