Yükleniyor...

Tarihçi

Bot/Robot

Yazı Hakkında

Yazı Kategorileri
Yayınlanma Tarihi 23 Ağustos 2018 - 18:50
Son Düzenlenme Tarihi 23 Ağustos 2018 - 18:50
SUCU MEHMET

SUCU MEHMET

Düşman topunu dayamış Budin’e

Ateş saçar durmadan Türk yiğidine

Sucu Mehmet, düşman hendeğine inince

Toplar kanatlanıp, uçtu Budin'e

Yeniçeri ağası, güllelerin açtığı delikleri onaran askerlerin arasında dolaşıyordu. 1684 yılının sıcak bir Temmuz gecesiydi. Budin kalesi, Şarl dö Loren kumandasındaki Haçlı ordusu tarafından kuşatılmıştı. Yeniçeri ağası, yıkılmış bir mazgalın önünde durdu, gözleri karanlıklara daldı, kendi kendine mırıldandı:

-Kör olası kâfir topları, şunları elime geçirsem parça parça ederdim.

-Ben de aynı şeyi düşünüyordum ağam.

Yeniçeri ağası, şaşırmıştı. Duvarın içinden gelmişti bu ince ses. Mazgala yaklaştı ve Sucu Mehmet’i gördü.

Mehmet, taşların üstüne oturmuştu. Simsiyah gecede güçlükle seçiliyordu. Yeniçeri ağası:

-Ne yaparsın burada? diye sordu.

Mehmet, doğruldu, mazgal duvanndan, ağanm yamna atladı:

-Düşmanı seyrediyordum ağam dedi.

-Bu karanlıkta bir şey göremezsin, gidip uyu daha iyi. Yarın gene çetin bir gün olacak.

-Bir şey göremedim ama, şu topları hayal edip düşündüm durdum ağam.

Yeniçeri ağası meraklanmıştı. Kalede Suculuk yaptığı için Sucu Mehmet diye tanınan 12 yaşındaki bu oğlanın çok akıllı olduğunu bilirdi.

-Uzatma da söyle bakalım kafandan geçenleri, dedi.

Mehmet tekrar mazgala yaklaştı, eliyle kalenin önün de uzanan karanlığı işaret ederek heyecanlı bir sesle konuştu:

-Düşmanın kale önünde 6 topu var. Budin’i bu toplar hırpalıyor, onları yok edersek, kâfirin sesi soluğu kesilir. Yeniçeri ağası gülümsedi, Mehmet’in başını okşadı.

-Yorgunluk başına vurmuş dedi. Böyle, olmayacak şeylere kafa yoracağına sözümü tut da git uyu. Kale kapısını açamıyacağınuza göre, topları yok edemeyiz.

Bu sözler Mehmet’i çok kırmıştı. Başını önüne eğdi, gözleri yaşla doldu:

-Niçin olmasın ağam dedi. Kale kapısı açılmaz; bunu bilirim. Ama, belime ip bağlayıp duvardan aşağıya beni sarkıtabilirsiniz. Kuvvetli halatları da aşağıya sallarsanız ben uçlarına topları bağlarım. Sonra askerlerimiz halatlara asılırlar, topları kaleye çekerler. Hâtta, halatların ucunu kapı makamlarına takarsak onları kuş gibi uçururuz.

Yeniçeri ağası Sucu Mehmet’i dikkatle dinliyordu. Çocuğa haksızlık ettiğini anlamıştı. Alçak gönüllü, mert bir adamdı:

-Kusurumu bağışla Mehmet, dedi. Çok güzel bir iş olur bu, ama seni tehlikeye nasıl atarız? Tek başına düşman arasına nasıl girersin?

Mehmet, fikrini, Yeniçeri ağasının beğendiğini anlâyınca çok sevindi, heyecanla konuştu:

-Ben tehlikeden korkar mıyım ağam? N’olur hemen harekete geçelim. Gece yarısı olmadan topları kaleye alırız evvel Allah. Kaleden indiğimi, kâfirin ruhu bile duymaz, izin ver hemen gideyim.

Yenîçeri ağası, bir an düşündü, sonra kararını verdi :

-Haydi Paşaya gidelim, dedi. Ona danışmamız gerek.

Budin Beylerbeyi Abdurrahman Paşa, kahraman bir ihtiyardı. Yıllarını serhad boylarında, kanlı savaşlarda tüketmişti. Fakat Mehmet’in arzusu içini titretti. Çocuğa hayran hayran baktı, sonra kendi kendine mmldandı:

-Ulu Allahım, bu millete ne yaman kullar nasibeylemişsin. Şu sübyanın yaşına bak, bir de atılmaya hazırlandığı işe...

Yeniçeri ağası ile Mehmet heyecanla, Paşanın vereceği kararı bekliyorlardı. Nihayet Abdurrahman Paşa ayağa kalktı:

Yiğit yavrum, dedi. Senin gibi evlâtları yaşadıkça bu milletin sırtı yere gelmez. Başarıya ulaşacağına eminim. Hepimizin bildiği gibi, Budin’i çeviren düşman, sayıca çok ve kuvvetli. Kalede ise cephanemiz, askerimiz az. Ama onların toplarını yok edersek, güçlerini kırarız. Göreyim seni Mehmet...

Sucu Mehmet’in görevi gece yarısından bir kaç saat evvel başladı.

Kale duvarmdan aşağıya 10 kangal kadar halat sarkıttılar. Mehmet kale duvarından aşağıya indi. Başta Budin Paşası olmak üzere kaledeki bütün kumandanlar, subaylar ve askerler gecenin zifiri karanlığı içinde bu tehlikeli işe atılan kahraman çocuğun başarısı için dua ediyorlardı. Karanlığa saplanan gözler bir şey görmüyor, yürekler heyecanla çarpıyordu. Yalnız, sarkıtılan halatların arada bir aşağıdan çekildiğini hissediyorlardı.. Çocuk gecenin sessizliği içinde bir şeyler yapıyordu.

Mehmet sürünerek, toplara yaklaştı. Nöbetçiler, hiç bir şey hissetmemişlerdi. Zaten topların başında kimse yoktu. Kaleden bir tehlike gelebileceğini akıllarından geçirmedikleri için, geceleri sıkı bir korunma tertibatı almıyorlardı. Mehmet beline bağladığı 6 halat ucundan birini çözdü, yanına vardığı ilk topun gövdesine sıkı sıkı bağladı. Sonra, öteki toplara doğru süründü. Düşman topçu topları, kale hendeğinin gerisine, yakın aralıklarla sıralandığı. için Mehmet’in işi kolaylaşmıştı, Çok vakit kaybetmeden 6 topu da halatların ucuna iyice bağladı. Bundan sonrası kaledekilerin gücüne kalıyordu. Halatların öbür ucu büyük makaralara takılmıştı. Mehmet, beline bağlı urganı sallayarak kaleye işaret verdi. O anda makaralar dönmeye başladı. Yeniçeriler, ağalar, erler makaraların kollarına insan üstü bir güçle asılmışlardı. Halatlar gerildi, toplar büyük bir gürültüyle sürüklenmeye başladı. 6 koca top havalanmak üzereydi. Yalnız birinin halatı yana kaymştı, yükselirken bağından kurtulabilirdi. Mehmet topun üstüne atıldı, beraber sürüklenerek halatı düzeltmeye çalıştı. O sırada aklına belindeki urgan geldi. Hemen çözdü, topun art kollarından birine bağladı. Havalanmaya başlayan topun üstünden hendeğe atladı.

Gürültüye koşan nöbetçiler, bağırıp çağırmaya başlamışlardı. Biraz sonra, düşman askeri uyanmış, ne olduğımu anlıyamadığı için korkuya kapılmıştı. Nöbetçiler ellerinde meş’alelerle topların bulunduğu yere geldikleri zaman hayretten donakaldılar. En çok güvendikleri silâhları, kalenin burçlarına doğru yavaş yavaş yükseliyordu. Bu akıl almaz olay nasıl olmuştu?

Hendeğin içinde bir kayanın arkasına gizlenen küçük Mehmet, topların kale burçlarına varışını ve içeri alınışını zevkle seyrediyordu. Kahraman çocuk, tek başına düşmânın içinde kaldığının farkında bile değildi. Kendini savunacak silâhı da yoktu.

Kaledekiler, Mehmet’in kendi urganmı da topa bağladığını farkettikleri vakit üzüntüden ne yapacaklarını şaşırdılar. Yiğit yavruyu nasıl kurtaracaklardı. Abdurrahman Paşa, topları ele geçirmenin sevincini unutmuş, telaş içinde etrafına emirler yağdınyordu.

-Bırakamayız kâfir içinde yiğit oğlanı, Ele geçirirlerse parçasını koymazlar Mehmet’in. Neredeyse bularlar onu...

Budin Beylerbeyi Abdurrahman Paşa yanılmamıştı. Nöbetçilerin meş’aleleriyle gündüz gibi aydınlanan hendekte Sucu Mehmet’i buldular.

Hemen üstüne saldırıp yakaladılar. Hırsından kudurmuşa dönen Şarl dö Lören’in karşısına götürdüler, Düşman kumandanı, şaşkınlıktan sinirleri bozulan, paniğe kapılan askerlerini yatıştırmaya uğraşıyordu, Mehmet’i görünce, nöbetçilere hırsla bağırdı :

-Bula bula şu eniği mi buldunuz, kimbilir kaç kişiydiler? Çabuk araştırın hendekleri. Şu sıska iti de çadırıma götürün, işin nasıl olduğunu ondan öğreneceğim. Bu geceki nöbetçilerin hepsinin başmı uçuracağım.

Mehmet, etrafını çeviren askerlerin arasında, gururla, başı dimdik, sert adımlarla, düşman karargâhma doğru yürüdü.

Budin tepelerinde günün ilk ışıkları belirirken düşman karargâhınm en gerisindeki çadırda aralıksız kırbaç sesleri duyuluyordu. Çadırın orta direğine kollarından bağlanmış küçük vücuda durmadan inen yağlı kayışın sesleriydi bunlar.

Elinde tuttuğu kırbacı kullanmaktan yorulan kocaman gövdeli adam :

-Bu konuşacağa benzemez, dedi.

Şarl dö Loren’in hain yüzlü, emir subayı kaba bir sesle emretti.

-Konuşuncaya kadar devam edeceksin.

Çadırın sessizliği içinde kırbaç tekrar şaklamağa başadı.

Küçük Mehmet bir saatten beri devam eden bu işkenceye hiç ses çıkarmadan dayanmıştı. Fakat artık nefes alışları sıklaşmıştı. Burnundan gelen kan, ince bir şerit haljnde göğsünden süzülüp, yere damlıyordu. Sırtının ve göğsünün etleri parça parça olmuştu. Düşman subayı birden Mehmet’in saçlarını avuçladı, çocuğun bitkin başım sarstı:

-Konuş, toplarımızı nasıl çaldınız? Kalede ne kadar asker var ne kadar cephaneniz var söyle.

Mehmet güçlükle gözlerini açtı, şiş dudakları kıpırdadı:

-Konuşacağım, dedi

Şarl dö Loren’in emir subayı, memnun, gülümsedi

-Çözün şunu...

İşkence ustasının iki yardımcısı, Mehmet’in kolunu çözdüler. Küçük Türk, bitkindi, fakat yere yıkılmadı. Bütün gücünü harcıyarak vücudunu dikleştirdi, başını kaldırdı, sesi, sert ve kuvvetliydi:

-Kalede en az sizin üç misliniz asker var. Mahzenler cephane dolu, halkın yiyeceği içeceği bol. Dün gece toplarınızı aldık, bu gece de kellelerinizi alacağız.

-Yeter, susturacağim seni köpek yavrusu,

Mehmet’in sözleriyle çılgına dönen düşman subayı, belindeki hançeri çekti ve çocuğun üstüne atıldı. Sivri uçiu hançer, Sucu Mehmet’in küçük göğsüne gömüldü. Yiğit Türk çocuğu, sessizce dizlerinin üstüne çöktü, vücudu hafifçe titredi ve yere uzandı.

Kahraman Mehmet’in uğrunda canını verdiği toplar Budin kalesini düşman kuşatmasmdan kurtardı. Toplarını kaybetmek düşman askerinin direncini kırmıştı. Küçük Mehmet’in ölmeden evvel söylediği sözler de kumandan Şarl dö Loren’i ürkütmüştü. Haçlı ordusu, iki gün içinde toplandı ve Budin önlerinden çekildi. Kale tekrar mutlu günlerine kavuşurken Türk tarihinin kahraman çocukları arasına katılan küçük şehidin hâtırası, Budin göklerinde ölmezleşiyordu.

ŞENER NURAN, TÜRK TARİHİNDE ÇOCUK KAHRAMANLAR, MİLLİYET KÜLTÜR KULÜBÜ, 1966, S. 81-87

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+3
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.