Yükleniyor...

Emel Esin

Bot/Robot

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 23 Temmuz 2015 - 12:09
Son Düzenlenme Tarihi 13 Ağustos 2015 - 08:27
Şol Türkleri - Şuli’ler - Emel Esin - Bölüm 3

Şol Türkleri - Şuli’ler - Emel Esin - Bölüm 3

III. İSLAMİ DEVİRDE DİHİSTAN VE CURCAN

a) CURCAN

Yazid b. Muhallab, “Şul” Tigin’i yenip, Curcan ile Dihistan’ı aldıkdan sonra, gayr-i Müslim Oğuzların sınırındaki bu çevrede; İslami toplumların teşekkülüne yardım için, çok sayıda mescidler ve yukarıda bahsi geçen Curcan şehrini inşa etmişdi. Curcan şehri, aynı adı taşıyan ırmağın bir başka dere ile birleşdiği kavşakda, denizden daha içerlek bir mevkide idi (bkz. Harita B) Curcan’da, Sıcak ve ratib iklimde yetişen, hurma, nar, ve narenciye gibi yemişler ve patlıcan gibi sıcak iklim bitkileri yanında, etrafdaki dağlarda, her mevsimde kar bulunurdu. Curcan ırmağı, şehri iki kısma ayırıyordu. Şehrin binaları balçıkdan idi (tin).

Sahmi’nin verdiği adlardan anlaşıldığı gibi, Curcan’da çok sayıda ulema vardı. Makdisi, Curcan ırmağının iki kıyısında, oturan cemaatler arasında, “mezheb asabiyetinden” doğan çekişmelerden bahs etmektedir. Hükm ediyordu. Ve Alevi tesirleri Curcan’da da hissediliyordu. İmam Cafar uş-Sadık’ın mezarının Curcan’da olduğu rivayet ediliyordu.

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 51)

Curcan ibrişimi ve ipek kozası mehur idi. Kiani’nin, Curcan’da yapdığı kazılardan öğrenildiği gibi, Curcan ilk İslami devirden beri, mühim bir keramik sanatı merkezi idi. Erken Curcan abidelerinden Kabus b. Vaşmgir (h. 366-403/976-1012) künbedi hala durmakdadır.

Selçuklu devrinde, Kazvini’nin tabiri ile “Melikşah’ın torunu” Curcan şehrini ve surlarını yeniden inşa etmişdi. Kiani, bu devirden kiremid kaplı bir sokak bulmuşdu. Curcan’da, keramik sanatı Selçuklu devrinde en yüksek mertebesine erdi. Curcan Moğallar tarafından yıkılacak idi.

Curcan’ın limanı, aynı adı taşıyan ırmağın munsabında, bugünki Gümeş-tepe çevresinde, Abaskun da bulunuyordu. (bkz. Harita B), Makdisi’nin verdiği H. IV / M. X. Yüzyıla aid bilgilere göre, hazar Hakanlığından gelen mallar; bab ul-Abvab’dan gemi ile Abaskun’a getirilerek, orada, Bağdad’a gitmek üzere başka gemilere başka gemilere yüklenirdi. Hazarlar ile Müslümanlar arasında, “Şakaliba” (Saklab’lar) tercümanlık ederdi. Bu isim ekseri “slav” olarak tefsir edilmekde ise de, Merhum Prof. Togan “Sakaliba” adı altında Etil kıyılarındaki Türk proto-Bulgarların söz konusu olduğunu göstermişdir. , 1 (not 3) ve 4 (not 2) Esasen Hazarlara tercüman olan Abaskun Şakbal’larının Türkçe bildiği aşikardı. Moğolların bu çevreyi istila edince, su bendlerini açması neticesinde Abaskun ve halkı boğulmuşdu.

b) DİHİSTAN

Dihistan adı. İslam devrinde de eskiden olduğu gibi, hem eyalete, hem de o eyaletteki muhtelif merkezlere verilmekde idi. Bu merkezlerden başlıcaları deniz kenarındaki Dihistanan-i Şur ile, daha şimaldeki Dihistan başkentleri olarak gözüken, Ahur ve Ribat şehirleri idi.

“Şul” seddini şimale doğru geçer geçmez varılan Hasan-kulı körfezi ve oradaki çıkışlar adlı yarım ada (bkz. Harita B.) yukarıda da kayd edildiği gibi, Barthold’un ve Minorsky'nin kanaatlerine göre “Şul” Tigin’in Buhairah adlı kalesinin bulunduğu yer idi. Hicri IV/M. X. Yüzyıl müellifleri, buraya belki, “Şul” kilemsinden muharref olarak, dihistanan-i Şur diyorlardı. Dihistanan-i Şur hakkında H. 372/982’de yazan Hudud Al’alam Müellif şöyle diyordu:

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 52)

“Dihastan'a bağlı bir ada (yarım-ada: Çıkışlar?) vardı. Orada avcı kuşlar ile su kuşları avlayan ve balıkçılık eden birkaç kişi yaşar.”

Curcan sahillerinin karşısındaki adalarda beyaz renkdeki atmacalardan Mas’udi de bahsetmekdedir. 128 (Mas7udi, I, 181)

İstahri ve onu takiben İbn Havkal şunları ifade etmekde idiler. Abaskun’den şimaldeki sahil boyu hep sahralık arazi idi ve 50 farsah mesafedeki Dihastan’a (limana) varıncaya kadar, başka hiçbir yerleşmeğe rastlanmıyordu. Dihistan limanı, dağların eteğinde, küçük bir kasaba idi. İbn Havkal devrinde (H. 359-969) şehrin valisi, hazret-i Fatima evladından bir Alevi idi. Abaskun’un mevkii şimdiki Güüş-tepe olduğuna göre, 50 urah şimale (250-300 km) ilerleyince, küçük Balhan silsilesine ve Hiyve körfezine, yani Rawlinson'’n 130 () bir şehir harabeleri bulunduğunu ifade ettiği Köhne-Pazar’a (veya ming-kışlak’a) varılmakdadır. Küçük Balhan silsilerinin eteğindeki (bkz. Harita B.) Köpne Pazar veya Ming-kışlak harabelerinde, madeni eşyadan başka, sırlı keramik ve cam bulunduğuna göre, bu şehir İslami devirdeki Dihistan limanı olabilirdi. Ne yazık ki, Rawlinson’un bahs ettiği harabeler, belki hazar denizi kıyılarındaki tabii değişiklikler neticesinde, Barthold'un devrinde yok olmuşdu.

İstahri ve diğerlerinin ifadesine göre, daha şimalde, siyah-kuh (muhtemelen Mangışlak: Bkz. Harita b.) adlı cCezire'de (ada veya yarım ada) boylarından ayrılmış bazı Oğuzlar yaşamakda idi. Yukarıda bahsi geçen, Mangışlak’daki otag şeklinde Türk tapınağı bu oğuzlara aft edilmekdedir. Siyah-kuh, büyük ve ormanlık bir ada idi. Ormanlarda vahşi hayvanlar yaşıyordu Siyah-kuh açığında denizde, tehlikeli bir girdab vardı (Rawlinson’a göre Kara-boğaz berzahı). Gemiler girdabda batarsa, Oğuzlar gemi enkazını çıkarıyor ve kazazede gemicier ile paylaşıyorlardı.

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 53)

“Şul” Tigin’in başkenti Dihastan’ın bulunduğu sanılan yerde, yani Rawlinson’un, Buhairah mevkii olarak kabul ettiği sahil boyundaki Gök-tepe’nin 65 km’ kadar doğusunda (bkz. Harita B.) Etrek ve Sumbar ırmakları munsabında, Ahur ile Ribat şehirleri bulunmakda idiler. Sınır boyunca inşa edilen ve gaziler ile murabit’lerin (din alimlerinin)yaşadığı kalelere ribat denirdi. Barthold’a göre Dihistan’da asıl merkez Ribat idi. Ve Ahur Ribat, yolcuların ahırı olarak başlayıp, sonradan şehir olmuşdu. Sahmi, H. 293/905 ve H. 300/912 tarihli rivayetlerde, ribat’daki Atik mescid”’den bir ziyaretgah ve murakebe yeri olarak bahs ettiğine göre, ribat bu tarihlerden önce inaş edilmişdi. Hudud ul-alam müellifi, Dihistan Ribat’ında Ali b. Sukkari (veya Sagri) adlı velinin medfun bulunduğunu söylemekdedir. Orta Asya’da Ribat müessesesi H. 106/927’de, Merv’de başlatılmışdı. (Kültür tarihi 151) İstahri, Dihistan’daki ribat şehrini şöyle anlatmaktadır:

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 54)

“Dihistan’daki Ribat’da bir minber (cami) vardır. Burası Türklerden oğuzların sınırıdır. Ribat’ın bulunduğu yer, Curcan’ın son (şimali) kısmı ile Hvarzim etrafındaki bozkırlardır. Türkler bu cihetten akın ederler.”

Hicri 359/969 yılında Ribat’a giden İbn Havkal ise, şu bilgileri vermekde idi:

“Ve (Curcan’da) Ribat Dihistan adlı, ziyaretgah, olan şehirde, bir minber (cimi-mescid) vardır. Ve bu yer Türklerden oğuzların sınırıdır. Fakat bu yerde bir karışıklık olduğundan şehir kuvvetinden kaybetti. Türkler ise, Curcan sınırlarındaki Hvarzim bozkırlarından akın ederler.”

Makdisi yine H. IV/X. Yüzyılda Ahur’deki abidevi tuğla minareden bahs ediyor ve Ribat’ı şöyle anlatıyordu:

“Bozkır başlangıcındaki Ribat’ın surlarını Sultan yıkdı. Surlar üç kapılı idi. (Ribat) mamurdur, güzel mescidleri ve sokakları, latif ikametgahlar vardır... Cuma mescidi yokdur. Buradaki Atik mescidin sütunları tahtadandır. Dandan-akan yolundaki (doğudaki) minareli (başka) mescid Hadis ehline aiddir . Şafiiler diğer mescidler hepsi Hanefilerindir”.

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 54)

“Şul Tigin’in başkentinin ve Ribat’ın bulunduğu yer sanılan harabelere . Şul Tigin’in başkenti: bkz. Yuk. Not 96. “Daxistan”, 213-27; Turkmenistan, 195) Meşhed-i Mişriyyan ve Türkmenlerce, Meşhed-i Mesturiyyan, veya Mest-devran denmekdedir. Biz, bu son adı tercih edeceğiz. Mest devrandaki surlu şehir, beş köşeli bir poligon şeklinde olup, köşeden köşeye mesafe 600 m kadar idi. Köşelerde, toparlak kesitli kuleler bulunuyordu. Şehrin surları çift idi ve surların etrafında hendek vardı. İki sur kuşağı arasına, düşmalara karşı tuzaklar hazırlanmışdı. En büyüğü cenuba nazır bulunan üç kapıdan şehre giriliyordu. Şehrin, kadim Merv gibi, beş köşeli poligon şeklinde olması ve surların aslen çiğ tuğladan inşa olup sonradan pişmiş tuğla ile kaplanmış bulunması keyfiyetleri, Pugacenkova’nın kanaatine göre, eski bir yapıya delalet etmekdedir. O halde “Şul” Tigin’in başkenti Dihistan, sonradan Ribat olarak ittihaz edilmişdi. Şehrin içinde, Cenub doğu köşesinde, hükümdara veya askeri amire mahsus bir kale bulunuyordu. İki mescid bir medrese bir hamam iki havuz sanatkar esnaf dükkanlrı ve az sayıda ve kalıntıları tesbit edilebilmişdir. Şehrin üç tarafını arabça rabaz dene, dış mahalleler sarmışdı. Şimal tarafında ise bir Hanefi mezarlığı ve bayram namazı için namazgah bulunuyordu.

Etrek ve Sumbar ırmaklarının munsabındaki bendlerden gelen arıklar ve pişmiş toprakdan geniş su boruları, şehrin her tarafını ve bağçeleri suluyordu. Muhtelif cihetlerden şehre erişen su bendlerinin uzunluğu 150 km. arıkların uzunluğu ise 60 km tahmin edilmekdedir. Bendler ediyordu. Su teşkilatı ve muhafaza kaleleri şebekesi de İslamiyet’ten önce olabilir.

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 55)

Pugaçenkova’nın kanaatine göre, bu çevrede İslam’ın ilk devrinden kalan tek eser, Mest-devran’ın 6 km şimalinde, Meşhed’deki mezarlık da bulunan, “Şir Kebir” adlı yapıdır (bkz. Lev III ve IV) Pugaçenkova, Meşhed’deki “Şir Kebir”i Ribat’ın “Atik mescidi” sanmakdadır Ali Sukkari adlı velinin türbesi de belki “Atik mescid”in anında idi ve Şir Kebir yapısını bugün Türkmenlerin ziyaretgah sayması artık yok olmuş bulunan türbenin hatırası olabilirdi. Filhakika, Makdisi’ye göre, “Atik mescid”in önünde, tahta sütunlu bir revam olmalı idi. Fakat, Pugaçenkova, bu kısmın zaman ile tahrib olup, M. XI-XII. Yüzyıllardan, pişmiş tuğladan giriş kısmının (lev. V/a) eski revamlar yerine ilave olduğunu tahmin etmekdedir. Pugaçenkova, “Âtik mescid” sandığı yapının (lev. III) bu tarz mimarinin en eski numunelerinden olduğuna dikkati çekmekdedir. Böyle dörk köşe planda olup, sekiz köşeli ve kemerli bir kasnak üzerine yükselen tek kubbeli mescid uslubu, M. IX. X. Yüzyıllarda, ancak Türkistan’da mevcud idi (mesela buhara’da Mağak-i Attar’ın Samani devrindeki şekli). Diğer mıntıkalarda, açık avlu ve revaklardan ibaret Arab mescidleri bulunmakda idi. Selçuklular ise, buharada ve Dihistan’Da alışdıkları tekkubbeli mescid uslubunu devlet kurdukları illerde, bu meyanda, XI yüzyılda Fars’a ve (Anadolu’ya) götüreceklerdi.

Pugaçenkova’nın Dihistan Ribat’ının “Atik mescidi” sandıı yapı (lev. II, IV), çiğ tuğla ve balçıkdan olup, iç tezyinatı ve mihrabı (lev. IV) oymalı ve resimli kaymak taşından idi. Kitabeler Türkmenistan’da klasik olacak, basık istifli Kuf hat ile yazılmışdı (lev. IV/e) resimler, beyaz üzerine gök ve kırmızı ile çizilmişdi. Tezyinatın unsurları iç-içe ve yan yana dizilmiş sivri ve oymalı kemerler, sekiz köşeli yıldız ve nar şekilleri idi. Kitabeler ve motifler, cenub dıvardaki, oymalı kaymak taşından mihrabda, da, tebarüz etmekdedir. Motiflerin bazısı bunların büyük çapda tutulmuş olmalar ıkeyfiyeti, türkistan zevkine delalet ediyordu (lev. IV/a, b) Selçuklu devrinde (M. XI-XII yüzyıllar) yapının dışı pişmiş tuğla ile kaplanacak idi (lev. V/a).

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 56)

Dihistan Ribat’ının bu ilk İslami abidelerini kim yapdırmış; İbn Havkal’ın H. 359/969 yılında bahsettiği Ribat’daki ihtilal kime karşı olmuş ve Hangi “sultan” Ribat’ın surlarını yıkmışdı? Bin Havakl Curcan ve Tabaristan’a H. 315-434/ 927-1042 sırasında hakim olan ziyarilerden kabus b. Vaşmgird’in (H. 366-403 /976-1012); Curcan ve dihistan’ın bir çok kalelerini elde edemeyip mıntıkaya hakim olamadığını ve bu illerin bazen “Reylilere” Rey’deki Buyi (H. 306-402/976-1029) bazen da Horasan’daki Samanilere tabi olduklarını söylemekde idi. Makdisi de Ribat’a bazen “deylemlilerin” (buyilerin), bazen “Türk-u Saman”’ın (Samanilerin Türklerinin) hakim olduğunu kayd ediyordu. Samanilerin (merkezi Naşapur olan) horasan valileri, H. 286-899’da başlamışv e az sona, H. 308/920’de, vali olan Kara tigin , 7, 17-8, 250 Dar ul-imara resimleri. C. K. Wilkinson, “The Iranian expedition 1937”, Bulletin of the Metropolitan Museum, XXXIII (1938), II, 4 (bu resimler halen Tehran müzesindedir e maalesef hatalı şekilde restorasyona tabi tutulmuş imiş). Adlı Türk’den sonra, Sımcur (veya Simcur) oğulları sülalesi dört nesil boyunca H. 310-77/922-87 arasında Horasan valiliği etmiş ve medrese ile saray gibi abideler yapdırmışlardı. (Nişapur’daki H. IV. /X. Yüzyıldan resimleri ile tanınmış Dar ul-imara, simcur oğulları devrindendir), Sülalenin müessesi, Abu İmran simcur ud-davati (öl. H. 336-947) Samani sarayında bir Türk memluku ike, “divit sahibi” (mühürdar) mekiine yükselip, Kuhistan eyaleti, ırsi olarak ona ve ahfadına ikta edilmişdi. Kuhistan adı muhtelif dağlık yerlere verilmekde idi. Söz konusu Kuhistan Nişapur’un cenubunda bulunan, İslam’dan önce Hayatila ve bir Türk Tarhanı idaresinde olan bir eyalet idi. . Simcur oğulları zamanında, Kuhistan’ın başkenti Kayin, seccadeleri ile meşhur bir şehirdi. Nişapur valisi bulundukları h. 310-77/M. 922-87 arasında, Simcur oğullarının Curcan ve Dihistan’da da abideler bina ettirmiş oldukları imkanı, sam’ani’nin şu ibaresinden, hatıra gelmekdedir:

“Abu İmran (sülalenin müessisi Simcur) emirlerin fazıl olanlarından ve devlet adamlarını akıllılarından idi. Oğlu Emir İbrahim b. Abi İmran edib (okumuş) bir kimse idi ve eserleri Horasan ilinde Rey’den Türk beldelerine kadar zahir idi.”

Nitekim H. 373/983’de Curcan ve Dihistan halkı, diğer rakib bir valiye karşı, Simcur oğullarının tarafını tutmuş ve H. 389/998’de Horasan ile Curcan ve Dihistan’ı idaresi altına alan Gazneli Mahmud, karşısında Simcur-oğullarını bulmuşdu.

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 57)

Selçuklu devri, Balhan ve Dihistan’da yeni bir oğuz akını ile başladı. Selçuklulara tabi bazı Oğuzların 416/1025’den önce balhan dağlarına hakim bulundukları, şu menkıbeden anlaşılmakdadır. Gazna Sultanı Mahmud, o tarihde Selçuklu beyi Arslan Yabguya kuvvetlerinin sayısını sorunca, Arslan Yabgu sadağından iki ok çıkarmışdı. Oklardan biri Maveraunnehr’deki kuvvetlerinin, diğeri ise Balhan dağlarındaki kuvvetlerinin timsali idi. Aynı yıl, Maveraunnehr’deki Selçuklu Oğuzları (bu devirde Türkmenler de deniyordu); Gazna sultanı Mahmud’un izini ile, Amuderyayı aşıp, Horasan’da, Curcan’ın cenub doğusundaki Bavard nsa ve Sarahsa’da yurt tuttular. Ancak, yerli halkın şikayeti üzerine, Gazna Sultanı Mahmud H. 419/1028’de oğuzlara hücum ile onları Balhan dağlarının doğusundaki Faraba’da yendi. Bazı selçuklu Oğuzlarının da dahil olduğu Oğuz boyları bu mağlubiyetneticesinde, aielerini terk etmeğe mecbur kalarak, Balhan dağlarına ve dihastan’a iltica etmişlerdi. Oğuz beyleri arasında bu sırada, buka, Kızıl, Köktaş ve Yağmur’un adları tarihlerde geçmekdedir. Gazna hizmetindeki Türk neslinden Emir Taş ul Farraş H. 422/1030’da, balhan Oğuzlarına karşı savaşarak; ayğmur’u öldürtmüşdü. Hiri 422-26/1030-1034 arasında dihistan ve Balhan’daki Oğuzlar, Gaznalıların öldürdüğü babalarını öcünü almak için, mükerreren, cenuba akın ediyorlardı. Selçuklu Oğuzları ise bu sırada Balhan dağlarını şimal doğusunda, Hvarzimde, Ürgenç (bkz. Harita A) yanındaki maşa’ya sığınmışlardı. Hicri 427/1035’de, Selçuklu Oğuzları da, Hvarizmden cenuba inerek Horasan’a geçdi. Gaznalı Sultan mes’ud üç Selçuklu beyine ikta vermek mecburiyetinde kaldı Dihistan ise çağrı Beg Davud'a ikta edildi. Beylik unvanı işareti olarak Gazna sultanı Selçuklu beylerine hediyeler yollamışdı. Hediyelerin bazısı, bu arada kulah-i dü-şah (çift dallı, veya çift tüylü, veya çift boynuzlu külah Gazna geleneğinde bir hediye idi. Selçuklular bu külahı istihfaf etmiş ve ayak altında ezmişdi. Diğer hediyeler ise Türk geleneğinde, bayrak, at, üstem” (altın, veya gümüş kemer tokası)) ve altınlı kemer idi.

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 58)

Böylece, H. 427/1035’de Dihistan’da ve H. 432/1040’da Selçuklular ile Gaznalılar arasında, dandan –akan savaşını Selçukluların kazanmasından sonra, bütün Horasan’da Selçuklu devri başladı. Selçuklu devri, H. 548/1153 de yer alan yeni bir oğuz akını neticesinde, Sultan Sancar’ın ölümü (H. 552/1157) ile sona erip, karışık bir safha başlayacakdı. Sultan Sancar’ın kız kardeşinin “Hakani Türk” sülalesinden Muhammed Arslan Han’la evlenmesinden doğan sultan Mahmud b. Muhammed Buğra Han’ı, ve oğlunu, bazı Oğuzlar kendilerine hükümdar seçmişler idi. Bu Oğuzlar başka Oğuzlara ve Sultan sancar’ın maiyyetinden Türk emirlerine karşı savaşıyordu. Böylece, Dihistan elden ele geçmekde idi. Sultan Sancar’ın emirlerinden ihtiyaruddin Aytak, dihistan’da Hükümdar iken, H. 55/1160’de Buğra Han idaresindeki Oğuzlar, Aytak’ı Hvarime kaçmağa mecbur etmişdi. Aytak, Türk neslinden Nuş tigin oğlu Hvarizmşaha iltica edip, onun yardımı ile, H. 558/1162’de Dihistanı geri aldı. Fakat H. 561/1165’de Hvarizmşahlar Dihistan’ı ilhak ettiler.

Hicri 427/1035 ila H. 552/1157 arasında, 122 yıl süren Selçuklu devrinde, Dihistan binaları tamir edildi ve yeni dini eserler vücuda geldi. Buyeni abiideler de artık çiğ değil pişmiş tuğladan inşa edilmeleri dışında, çok kerre, eski yapılardan pek farklı değildi. Dikkate değer bir husus. Dihistan mescidleri, Kılbeye değil, İslam’dan önceki yapılarda olduğu gibi, dört cihete nazır idi ve mihrablar cenubda yer alıyordu. Mest-devrandaki şehrin şimalinde bulunan namazgah’da Selçuklu devrinden bir mescidin, ortadaki kubbeli kısmı (lev. V/b, c) Meşhed’deki, “Atik mescid” sanılan Şir Kebir yapısana (lev. III, IV) o kadar benziyordu ki, bugünki Türkmenler, Selçuklu mescidine de aynı adı vermektedir. Ancak “Atik mescid” sanılan Şir-Kebir çiğ tuğladan, selçuklu devrinden Şir-Kebir ise pişmiş tuğladan inşa edilmişdi. Eski Şir-Kebir’in merkezi kubeli hücrsenin önüne, Selçuklu devrinde, bazı kubbesiz kısımlar ilave edilmişdi (lev. III/b; V/a). Yeni Şir-Kebir’de ise Kubbesiz kısımlar, merkezi Kubbeli hücrenin iki yanında kanat şeklinde idi (lev. V/b.c.).

Eski Şir Kebir’in bulunduğu Meşhed mezarlığındaki, Selçuklu devrinden sanılan 1-5 numerolu türbelerin de Dihistan’ın mahalli bir tarzını korudukları anlaşalmakdadır. Meşhed türbeleri (lev. VI) ekseriyetle çok köşeli idi. Kasnak kısmı, daha küçük bir çok köşeli yapı olarak, yükseliyordu. Kubbeler, bazen mahruti künbed şekline yaklaşmakda idi. Çok köşeli türbelerden 2 ve 5 numerolu olanların köşeleri, kuleler ile, takviye edilmişdi (lev. VI/a, b.) Mest devrandaki beş köşeli şehrin köşelerinde de kuleler olması keyfiyeti bu tarzın bir mahalli gelenek oludğuna işaret etmekdedir. Bu tarz türbeler Selçuklular tarafında Demavend ve Karagan’da da inşa edilecekdi (Hazar denizi cenubu)

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 59)

Dihistan’da mescid mimarisinin geleneğe sadık kaldığı yukarıda kaydedildi ve yine görülecekdir. , Ahur’ad M. X. Yüzyılda, pişmiş tuğladan, abidevi bir minarenin mevcudiyeti ide, dihistan’da Selçuklu ve Havarizmşah devirlerinde inşa edilecek minarelerin müesses bir yapı ananesine bağlandığını tahmin ettirmektedir.

Mest Devran’da kalıntıları mecud minarelerden (lev. VII/a, b), birinin kitabesindeki H. 495/1102 tarihi Selçuklu sultanı Berkyaruk devrine tesadüf etmekdedir. (lev. VII/b) Bu minarenin aid bulunduğu mescid, çokharab düşdüğünden, şekli anlaşılamamışdır. Harab mescidden kalan ancak son cemaat revaklarını sütunlarıdır. Bu sütunlar oymalı kaymak-taşı ile kaplı idi ve tezyinat büyük çapda nebati motifler arz ediyordu.

Mescidin şimal-batı köşesindeki 8 m. Kadar diametri olan minarenin göğdesi, pişmiş tuğla ile hendesi şekillerde oymalı pişmiş toprakdan kaplamalar ile ve iki kuşak kitabe . İle müzeyyen idi (lev. VII/b) Kitabelerde minareyi ve mescidi H. 495/1102 tarihinde, Ribat’ın amiri Abu C’far Ahmad b. Abu’l-Ağarr’ın emri ile “meşhur” (nabir) mimar Ali b. Ziyyad’ın inşa ettiği yazılıdır. “Şaklab” denen Etil kıyısındaki Bulgar (bkz. Harita A) Türklerinin Curcan’da bulunmasının bazı kültür cereyanlarına yol açabildiğini düşündüren bir keyfiyet de, Etil Bulgar şehrindeki XII. Yüzyıldan minarede olduğu gibi, Dihistan minaresinin de külahını sivri olmasıdır (Dihistan minaresinin külahı, ere düşmüş olarak bulundu.) O, devirde, sivri külahlı minareler nadir idi ve Türkiye minarelerinin bir hususiyeti olarak tebarüz edecek idi.

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 60)

Mest-devran’daki H: 495 tarihli Selçuklu mescidinin 120 m. Cenubundaki diğer mescid, abidevi kapısındaki kitabeden bilindiği gibi, Hvarzmşah Muhammad b. Tökiş (1200-1220) tarafından, baba-oğul gibi gözüken Abul l-Husayn b. Muhammad ve Muhammad b. Husayn ul-naka (Nakkaş?) adlı, iki mimara yapdırılmışdı. Hvarizmşah mescidinin kitabelerinin çoğu neshi hat iledir. Mescid binası, ortasında, büyük bir şadırvan bulunan bir avlunun cenubi tarafında yer almışdı. (lev. VIII). Havarizmşah mescidinin de, mest devrandaki ve Meşhed denen mezarlıkdaki daha eski mescidler gibi (lev. III, V/a,c) merkezi ksımı tek kubbeli bir yapı idi. Kitabeli abidevi kapı, kubbeli merkezi yapıya aid idi (lev. VIII). Kubbeli merkezi yapının, kemerler ile açılan iki tarafında, sütunlu revaklar bulunuyordu. Minre, avlunun cenub-batı köşesinde olup, H. 495/1102 tarihli Selçuklu minaresi ile aynı uslubda bulunmuş olduğu gözükmekdedir. Hvarizmşah mescidinin, daha eski yapılara kıyas ile hususiyeti, bu yapıda sırlı keramikden mozaikli kaplamaların da kullanılması idi.

Mest-devran surlarını batı kısmına yakın bulunan ve mahiyeti anlaşılmayan bir abidevi piştak 176 (“Daxistan” 224-25; Türkmenistan, 264-65) kalıntısı da Hvarizmşah Muhammed b. Tökiş mescidi ile aynı uslub ve yapı tarzındadır (lev. VIII/c)

Mest-Devran’daki şehrin cenubi surları dışında, Selçuklu zamanında, bir de yolcu hanı bulunuyordu. (lev. IX) Pugaçenkova bu yapıyı Melikşah devri hanlarına benzetmekdedir. Ahır kısmı, han binasının cenubi tarafında bulunan, yüksek dıvarlar ile çevrili, geniş bir avlu teşkil ediyordu. Avlunun şimali ucunda, yolcularamahsus han binasına, ahırdan geçilerek varılıyordu. Han binası kale şeklinde, köşelerinde kuleler olan dört-köşe planda bir yapı idi (lev IX),Hanın ortasında bir iç avlu ve dört yanda, o avluya açılan hücreler bulunmakda idi. İç dıvarların tezyinatı, oymalı kaymak taşından idi.

Hanın az ötesinde yine aynı devirden bir diğer yapıyı Pugaçenkova derviş tekkesi sanmakdadır. Çünki bu yapıda mescide benzer, fakat daha ziyade tekke meydanı mahiyetinde, kubbeli ve iç kısmı kaymak taşı üzerine gök rengide resimler ile süslü olan bir kısımyanında bir de iki katlı ikametgah bulunuyordu.

Temür ve ahfadı devrinde, kervan yolları üzerinde bir merhale olarak, yaşamağa devam eden, Dihistan Ribatı, XVI. Yüzyılda, Kalmuklar tarafından tahrib edilecekdi. Dihistan ribatı harabeleri, bugünki Türkmenistan’dadır.

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 61)

Bu uzun araştırmanın sonunda, varılan neticeler şöyle hulasa edilebilir:

A ) Hazar denizi batısı ile doğusu, ve bu arada Dihistan, asgari IV.V. yüzyıllardan beri, arabça tarihlerde “Şul” (Çöl? Çor?) şeklinde adlandırılan ve Oğuz oldukları anlaşılan Türkler ile meskun idi.

B ) H. II./VIII. Yüzyıl başında İslam’ı kabule başlayan “Şul” boyları, Müslüman olan ilk Türkler meyanında bulunuyordu.

C ) Türkistan Türkleri arasıda henüz Şafii mezhebi yaygın iken Selçuklu Oğuzların ilk merkezlerinden dihistan Ribat’ında, M. X. Yüzyılda, Hanefiler çoklukda idi. Bu keyfiyet, Selçuklu devrinde İmam Abu Hanife’ye “türklerin imamı” denmesini aydınlatmakdadır.

D ) Oğuzlar arasında Aleviliğin yayılmağa başladığı merkezlerden biri Curcan idi.

E ) Dihistandaki, Belki “Şul” devrinden mevrus mimari, bir tarafdan yerli geleneğe bağlı olup, diğer yandan, Türkistan ile Yakın Doğu İslam dünyası arasında bir köprü teşkil ediyordu.

F ) Dihistan mimarisinin bazı unsurları Selçuklular tarafından Yakın Doğuya götürülmüş ve bu arada Türkiye’ye kadar gelmişdi. Bu meyanda şunlar sayılabilir: çok köşeli planda ve köşelerinde kuleler olan türbe şekilleri; kubbeli mescid ile revaklı son cemaat kısmından ibaret tertib; Etil Bulgar’ı ve Türkiye’de görülen sivri külahlı minare; iç dekorda, beyaz dıvarlar üzerine renkli kalem-işi tezyinat.

Böylece, Dihistan, aynı yerlerde günümüze kadar yaşamağa devam eden Oğuz neslinden Türkmenlerin olduğu kadar, Türkiye’de XI. Yüzyılda yurt kuran Oğuzların da, kültür tarihinde, ehemmiyetli bir merhale teşkil etmiş gözükmekdedir.

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 62)
Şol Türkleri - Şuli’ler - Emel Esin - Bölüm 1

Şol Türkleri - Şuli’ler - Emel Esin - Bölüm 2

Şol Türkleri - Şuli’ler - Emel Esin - Bölüm 3

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+12
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.