Yükleniyor...

Emel Esin

Bot/Robot

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 21 Temmuz 2015 - 17:17
Son Düzenlenme Tarihi 13 Ağustos 2015 - 08:23
Şol Türkleri - Şuli’ler - Emel Esin - Bölüm 1

Şol Türkleri - Şuli’ler - Emel Esin - Bölüm 1

ŞULİ’LER

İSLAM İLE KARŞILAŞAN İLK TÜRKELR (ŞUL” (ÇÖL?ÇOR?) BOYLARINDAN, SELÇUKLULARA KADAR, HAZAR DENİZİ KIYILARINDAKİ OĞUZLARA DAİR

Türklerin Hazar denizi kıyılarına ne zaman geldiği bilinmemektedir. Bazı araştırıcıların sandığına göre, Hazar kıyıları Türklerin ilk vatanlarından biri idi. Yayık 2 (Ural) ırmağının adını Ptolemaios’un (m. 90-168 sıraları) coğrafyasında Türkçe’ye yakın bir şekilde, “daix) olarak verilmesi, bu araştırıcıların dikkatini çekmişdir. Söz konusu araştırıcılar şu suali sormaktadır. Bodrumlu Herodotos’un (M.Ö.484-420 sıraları) köse olarak, yani mongoloid vechede anlattığı “Argyppaoi” kavmi, acaba Türk olup, Yayık kıyılarında mı yaşıyordu? (bkz. Harita A.).

Diğer araştırıcılar . İse, Türklerin Doğu İç Asya’dan, muhtemelen miladdan önceki I. Yüzyılda Çinlilerin “Hsiung-nu” dediği Doğu Asyalı Hunların Batıya ilerlediği devirdeki göç hareketlerinin, başka boyları da batıya itmesinin bir neticesi olarak, M. II. – IV. Yüzyıllar arası, Hazar denizi kıyılarına geldiklerini tahmin etmektedir. Hazarların Batıya göçü hakkında Gumilev bu fikri ifade eylemişdi. Klyaştornıy 6 ise, kök-Türk devrinde Kengeres adı altında bir Batılı Türk boyu olarak bilinen, İranlıların Kanha, Çinlilerin K’ang-kü dediği, Sır-Derya vadisindeki devletin, yine “Hsiung-nu”ların Batıya ilerlemesi devrinde, M. II. Yüzyıldan sonra, Hazar denizi cihetine yayıldığına işaret etmektedir.

Hazar denizinin batısına, bugünki Dağıstan’da ve Derbend’in şimalinde bulunan Kafkasyalı “Hun”ların da o illere M.Ö. II. I. Yüzyıllarda gelmiş olmaları keyfiyeti, Moravcsik, ve Geybullaev tarafından, Ptolemaios ve Perigesis müellifi Dionysios gibi M. II. Yüzyılın kaynaklarına dayanarak, tesbit edildi. Bu münasebet ile, Ermenilerin “Maz’kit” dediği ve Massagetoi boylarına mensub sayılan bir Kafkasyalı kavm de, söz konusu olmaktadır. Şunu da ilave etmeli ki, Marquart’a göre, “Maz’kit” kavmi Türk olabilirdi, çünki Bizanslılar “Massagetoi” adını muhtelif Şamilliilere ve bu arada Türklere de vermek de idiler. Her halde, Kafkasya da bulunan “Maz’kit” boyu, M. II. Yüzyıldan önce bir “hun” sülalesinin idaresine geçmiş bulunuyordu. Demek ki, o devirde, “Hun”lar, Hazar denizi kıyılarına yakın idiler.

Bu noktada, iki sual ile karşılaşmaktayız, Bunlardan ibri, Hazar denizi çevresindeki “Hun” denen kavimlerin hüvviyeti meselesidir. Marquart’ın kaydettiği gibi bu tesbit çok zordur, çünki bazen ayrı isimler ile aynı boy kasdedilmekde,bazen de aynı ad, birbirinden ayrı boylara teşmil edilmek de idi. Kollautz ve Miyakawa ise şöyle bir tefrik yapmakdadırlar: eskiden beri Avrupa ve Yakın Doğu sınırlarında, Aral gölü cenubunda ve Hazar denizi kıyılarında bulunan, Eurepeoid vecheli olup, şehirlerde oturan Hunlara, Latince Chionitae, Süryanice Hiyonaye ve Avestada Hiyaona deniyordu. Rumca Kidaritai denen Hunlar da bunlardan sayılmaktadır. Asıl Ak Hunlar (WÎUOXI OUVVOI) bunlar idi. Çin sınırları ve Pamir’den gelen diğer ve ırken mongoloid vecheli Hun kavmine ise, Çince denmekde idi. Bunlar, Rumca Efdalanos denen hükümdarın idaresinde, M. IV, yüzyılda, Çin sınırlarından Sasani Fars’a uzanan bir devlet kurarak, Hazar denizi kıyılarında ancak V. Yüzyılda belireceklerdi. Ak Hun adı, (WÎUOXI OUVVOI) sonradan bunlara da teşmil oldu ve isim karışıklığı sonunda hüvviyet karışıklığı başladı.

Hatıra gelen ikinci sual şudur: Hazar denizi kıyılarındaki hunların hepsinin Türkler ile bağları olduğunu mükerreren göreceğimize nazaran, bu bağlar ırki mi, yoksa harsi mi idi? Bu suale Moravcsik, asıl Hunları Türklerden ayırd etmek teşebbüsü ile, Marquart ve Pigulevskaya ise şöyle cevab vermektedirler: çin kaynakları, “T’ie-le” dedikleri e Çin’den Bizans sınırlarına yaygın bulunan Türk boyları arasında,biri en doğuda, Uygur çevresinde; diğeri en Batıda, proto Bulgar, On-Ogur ve Alanlar ile birlikde olan, “Hun” adlı iki boy kaydedilmektedir. Böylece her yerde olduğu gibi Hazar denizi kıyılarında da Hunları Türklerden tefrik etmek adeta imkansızdır.

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 33)

I- HAZAR DENİZİNİN BATISINDAKİ “ŞUL”

Geybullaev’in araştırmalarına göre, muhtelif dilerdeki kaynaklarda muharref şekilde geçen, prokopios (öl. M. 562) tarafından “Tzour” diye anılan, Ermenice “Çol”, “Çola, “Çog”, “Çor” ve Arabça “Şul” . Denen ve asli adı Türkçe “Çöl” veya “Çor” olduğu anlaşılan bir şehir, bugün ki Derbend surlarının yerinde, veya Derbend ile Barmak dağları arasında, M. I. Yüzyılda, mevcud idi (bkz. Harita B.) şehrin asli adı hakkındaki kararsızlık muvacehesinde, biz Müslüman kaynaklarındaki “Şu” şeklini kullanacağız, Artamonov ve Geybullaev, bazı müelliflerin bu adı Ermenice veya İrani dillere bağlamak temayülünde olduğunu kaydetmekdeler, fakat “Şul” şehrinin bir Hun merkezi olması ve aşağıda görüleceği gibi, aynı adı taşıyan bir Türk kavmini Hazar denizinin doğu kıyısında da bulunması keyfiyetlerinden, Hazar denizinin batısındaki şehrin de bu Türk kavmine aid bulunduğu neticesine varmışlardır. Geybullaev, M. IX.Yüzyıl Arab kaynaklarında görülen “Barmak” dağı adının halen mevcud olup o mıntıkadaki Türklerce “parmak” manasına alındığını da ilave etmektedir. Çor Türkçe bir unvan idi. çöl adının hatıra gelmesi Hazar doğusundaki “Şul” münasebeti ile anlatılacakdır. Artamonov, Minorskiy ve diğerleri, “Şul”’un derbend ile eş olduğunu, Geybullaev ise “Şul” şehrinin bugün Çullı denen harabelerde bulunduğunu,sanmaktadırlar; Çullı harabeleri hakkında maalesef, arkeolojik bakımdan bilgi edinemedim. Çullı üzerine neşriyat var ise, bunu bana bildirecek zevata müteşekkir olurdum. Şimdilik, arkeolojik bakımdan, ancak derbend harabelerinden söz edebilmekdeyim.

Derbend surlarının en eski olan, saman katılmış balçıkdan dıvarlar, Artamonov’un tahminine göre, Miladan önceki devre aiddir. Derbend’in Zu’l Karnayn adlı, hüvviyeti bilinmeyen ve İskender ile belki eş olmadığı sanılan şahıs tarafından, kadim devirlerde yapdırıldığı hakkındaki rivayet, bu en eski dıvarlar ile alakalı olabilmektedir. Miladi. I. Yüzyılda mevcud bulunan “Şul” şehrinin surlarının kalıntıları da bu en eski dıvarlar olabilir. Moravcsik ve Geybullaev’in araştırmalarına göre Hazar denizi batısında, milad sıralarında mevcud bulunan “Hun”ların, busahadaki faalieti, M. IV,. Yüzyılda kaydededilmeğe başlandı. Bu devirde Derbend’e “Hun kapısı” deniyordu. Burada gelen “Ak Hun”lr, veya “Haylendurk” adı verilen kam, M. 395’de Anadolu’ya, Irak ve Suriye’ye kadar akın etmişler idi. Daha “Hun” ların faaliyeti duraklamışdı ve Elişe Vardapet (öl. M. 480) şöyle diyordu:

“Haylendurk”lar (Hun’lar) çor (şul) geçidinden çıkmağa artık cesaret edemiyorlar.”

Haylendurk”ların hücumları 459’a kadar devam etti ve bunlar hakkında haberler Atilla’nın Pannonia’daki ordusunda, Romalılardan öğrenilmek de idi. Yani, muhtemelen, hazar batısı ile Avrupa “hun” merkezleri arasında doğrudan doğruya haberleşme imkanı yokdu. Fakat Hazar denizi batısındaki Hunların Orta Asya Kuşan Devleti ile yukarıda kayd edildiği gibi, yakın alakası olduğu Bel adlı Hıristiyan dinine mensub Hun kralının Kuşan’a iltica etmesi ile de anlaşılmaktadır. “hun”lara ve daha sonra Türklere karşı, Sasani hükümdarı Yezdigird II (438-57) ve halefleri, Husrav II (590-628), Derbend’ Yine “Hun”lardan sayılıp Rumların “Sabiroi” dediği ve daha önce Sibirya’ya adını veren sabir veya Sibir isimli Türk kavmi de, M. 515’de Kafkasya’nın şimalinde yerleşmiş bulunuyordu. Pigulevskaya’nın fikrine göre onlardan önceki “Ak”Hunlar ile Sabir/Sibir boyları eş olabilirdi. Bizans kaynaklarının “Saragouroi” dediği Ogur’lara mensub bir diğer Türk boyu, 466 sıralarında aynı geçidden ilerleyerek, Fars illerine akın etmişdi. Sabirler ise 515’de daha batıda bir geçid olan ve “Alan kapısı” denen Dariela (Darial) boğazından (bkz. Harita B) Fars idaresindeki mıntıkalara akın ediyorlar, fakat 558’de büyük bir yenlgiden sonra, dağılıyorlardı. Sabir/Sibir’lerin bir kısmı, Doğu Roma Topraklarında olan kura ırmağı kıyılarına yerleşiyorlardı. Derbend’in şimaline, VI. Yüzyılda Türk porto-Bulgarların adını taşıyan bir boy da gelmiş bulunuyordu. .

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 34)

Miladi 626-628 arasında, batı türk Hakanlığına tabi Hazar hükümdarı olan ve Ermenice “Çin cebetuh”u, veya “cebuha”, Rumca denen “Yabgu”, Çog” (“Şul”) kapısından ilerledi. Hazar hükümdarı Yabgu, 628’de, “Çog” (“Şul”) yolu ile Kostantiniye’ye elçiler maiyetinde, bin asker yollamışdı. Daha sonra, Hazar hükümdarı ve oğlu Şad unvanlı bey, “Çog”’a (“Şul”’a) geldiler. Z. V. Togan’ın araştırmalarına göre 558 de kurulmuş bulunan Hazar Hakanlığı bundan sonra dört asır boyunca Hazar denizinin batısında hüküm sürerek bu denize adını verdi. M. 585’de Ephesus’lu Yohannes ve onu takiben, bar, Hebraeus, artık Hazar denizi çevresinde bulunan ve “Kaspia” (?) denen şeher “Türk (Toraye) kapısı” ve Bal’ami ise Derbend’e, “Derbend-i Hazaran” (Hazarlar derbend’i) demekde idiler. . . Darband, 14 (Yakut, Mu7cam, “Şul’”a atf). Minorsky, Derbend’in, “Şul” ile eş bir Hazar şehri olduğuna Yakut’a atfen dikkati çekmekdedir.

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 35)

Ermeni tarihcisi Moses Kalankatvac’i, “Çola” (Şul) şehrinin surlarının Hazar hükümdarı tarafından yıkıldığını nakl etmektedir. Eğer derbend “Şul” ile eş ise, Derbend’in erken orta Çağ deri surları Hazar devrinde tekrar yapılmış olsa gerek: Arkeolojik araştırmalar bakımından, baklanov ve Artamonov, Derbend surları arasında (Türkistan usulünde “Pahsa” denen) büyük boydaki çiğ tuğlalar ile inşa edilmiş dıvarları, Hazar devrine Af etmektedirler. Hazarların eseri sanılan surların üstünde, Türk damgaları ile, Türk petroglifleri tarzında, zoomorfik şekiller ve uzun göğdeli at tasvirleri dikkati çekmektedir. Derbend’i Osmanlı devrinde ziyaret eden Evliya Çelebi, deniz kenarındaki İskele-kapu’sunda. “Hazar-şah” kitabesinin mevcud olduğunu kaydetmekde, fakat fazla bilgi vermemekdedir. Dağıstan’da bulunan, kök-Türk yazısının Batı şeklindeki itabeler, Hazar devrine atf edilektedir.

Hazar devri, Hazar denizinin Batı kıyılarında, asgari M. X. Yüzyıl ortasına kadar sürdü. Adlarını Hazar (veya Hun) boylarından aldıkları sanılan iki büyük Hazraşehir, Balancar ve Samandar; Berbend’in az şimalinde bulunuyorlardı (bkz. Harita B) Mas’udi’ye göre H. 332/943’de Haydak adlı Hazar sülalesi henuz Samandar’da Devam ediyordu. H. 456/1064’De yani Selçuklu devrinde, yine Hazarlar bu çevrede yerleşmiş bulunuyordu.

Derbend’in cenubunda bulunan Arran’daki Hıristiyanlık merkezi tesiri altında, Hazar denizi batısındaki Hunların Hıristiyan dinine intisabı, 681 sıralarında olmuşdu. bu Hunlar, Hazarlar atabi bulunuyordu, hatta Minorsky’ye göre, bunlar Hazar idi, çünki beylerin adı veya unvanı (Alp-Elteber) Türkçe idi. Alp-Elteber’in başkenti, Varaç’an, Derbend’in şimalinde bugünkü Başlı’de bulunuyordu. (bkz. Harita B.) Kafkasya “hun”larının Hıristiyanlık dan önceki ainleri ise, Türklerinkine çok benzemek de idi. Çinlilerin “T’ie-le” dediği ve “!hun” adlı iki boyun da mensub bulunduğu Türk boyları gibi, Kafkasya “Hun”ları da, dini merasimlerde at üstünde yarış ediyorlardı. Yine diğer Türkler “T’ie-le”, Kırgız, Oğuz, Kimek” gibi, . Kafkasya, hunları da, ağaçlara tapıyor ve ağaçlara kurban ettikleri atların derilerini, Oğuzlar ve Kök-Türkler gibi, sırıklara asıyorlardı.

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 36)

Hicretten az sonra, Hazar Hakanlığı devrinde, Derbend’deki Türkler, İslam ile karşılaşdılar. H. 22/642, veya H. 32/652’de, başlarında eshabdan Abu Hubayra ve Farslı Salman olduğu rivayet edilen İslam orduları, “Hakan’ın ili” (Hazar Hakanı) saydıkları, “Bab ul-Abvab’a” (“Derbend”’e), “Türk’e karşı gazaya” ilerlediler. İranlılar, “Dermbend-i Hazaran’ı (Hazarlar kapısı) ye’cüc ile Mecuc’un hücumlarına karşı ZulKarneyn’in bina ettiği bir seddin bulunduğu, korkunç bir yer olarak anlatıyordu. Derbend’e giden bir seyyahın anlattığına göre, “sed”din bulunduğu ilin “melik”’inin bir “kuşcı”sı vardı.Bal’ami’de bu kelime Türkçe olarak geçer. Avcı kuşları terbiye edenbu “kuşcı”’nın bir kartalı, “kuşcı” ile seyyahı, “sed” de kadar uçurmuşdu. “Sed”, iki azim dağ arasında, yükselen, renga-reng taşlardan ve demirden bir kale idi. “Kuşcı”’nın kartalı, hendeğin karanlıklarından ateş gibi kızıl bir yakut getirmişdi. Bal’ami’nin bahsettiği “sed” kalesi, halen Derbend’in batısında, dağlardaki kale harabesi olsa gerek. İki zirveli dağ Olearius’un resminde gözükmektedir. (lev. I/a).

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 37)

İranlıların korkup katılmamasına rağmen, İslam orduları “bab al-abvab”’a (kapılar kapısına. Derbend’e) ilerledi. Derbend, Türkleri, Müslümanların şehadeti istediği ve ölümden çekinmediğini görünce, onların melekler himayesinde olduğunu sanmışlar idi. “Nurlu” bir şahsiyet olarak anlatılan “Abd ur-Rahman b. Rabia, savaş sırasında ölünce Türkler onun cesedini bir sandığa koymuş ve onunla yağmur duasına kalkışmışlardı. Azizlerin cesedini gömmeyip, mumlayarak sandık da saklamak, bir Hıristiyan adetidir. Acaba bazı Derbend türkleri bu mıntıkada yaygın bulunan Hıristiyanlığa mı intisab etmiş di? Derbend’i ilk geçmek teşebbüsü Müslümanlar için muvafakiyetsizlik ile bitti. Müslümanların bir kısmı, yine “bab” (Derbend) yolu ile diğerleri ise, Abu Hurayra ve Farslı Salman’a uyarak, Hazar kıyılarını takiben, Curcan üstünden geri dönebilmişdi. Bir kısım Müslümanlar da harb sırasında ölmüşdü. Balancarda ve Derbend’de, Kırklar kapısındaki Evliya Çelebi’ye nazaran Kufi kitabeli bazı eski mezarlar (Lev. I/a) savaşda ölen Müslümanlara atf edilegelmişdir. “bab” , H. II/M. VIII. Yüzyılda bir İslam şehri oldu. Hicri 104/721’de Azerbaycan’ın Müslüman valisi Cerrah b. Abdullah “bab”ı geçmekde muvaffak olmuş ve Balancar’a kadar ilerlemişdi. “bab”ın (Derbend’in) H. II. /M. VIII. Yüzyılda, Müslümanlar devrinde imar edildiği, fakat yine de Müslümanlar ile Hazarlar arasında el değiştirdiği, Tabari’nin ifadelerinden bellidir: “Ve bu yıl (H. 115/733) Maslamab. Abd ul-Malik, Hakanı mağlub ettikden sonra, bab’a gelip orasını tahkim etti.” Fakat, H. 183/799’da Hazarlar yine “Bab’dan huruc etmişdi”. Nitekim M. X. Yüzyıl ortasında “Bab’ın azşimalinde bir Hazar beyliğinin mevcudiyeti, yukarıda kaydedilmişdi, Hicri IV. /m. X. Yüzyıl Müslüman müellifleri “bab”’ı bir surlu şehir ve muhtelif “kafir” illerinden ticari gemilerin geldiği bir liman olarak anlatmak da idiler. İlk İslam devri harabelerinden cemi-mescidin şekli bu yapının eskiden kilise olduğu fikrini bazı müelliflerde uyandırmıştır. “Bab”ın şimali kapıları, Hazar iline açıldığından, bunlar hep kapalı tutulurdu. Şimali kapılardan bab al-Cihad’da bulunduğu İbn al-Fakih tarafından M. IV/X. Yüzyılda kaydedilen arslan heykelleri ile bazı arabca Kitabeler hala, muhafaza olmakdadır.

“Bab”’ın bir dereceye kadar mahalli idarecileri bulunmakla beraber, ekseri Şirvan-şah’lara ve Azerbaycan’daki İslam valilerine tabi olduğu anlaşılmakdadır. Azerbaycan’daki Türk asıllı [noteAzerbaycan’da ilk icri yüzyıllarda Türk valileri. Zambaur,177, 179. Muhammed b. Şul: bkz. Aşağ. Not 114 Ucayf b. Anbasa ve Sac-oğullarının ceddi Abe Sac Türk idiler: İstahri, 164; Cl. Huart, “Sadjids”, El (Leyden 1934), H.D. Yıldız, (Sac-oğulları”, I, Tarih dergisi, XXX 5 I. 1976)[/note] valiler ve yardımcıları arasında, aşağıda bahsi geçecek olan, Hazar denizi doğusundaki “Şul” sülalesinden Muhammed b. Şul (H. 134-137/751-54); Ucayf b. Anbasa (H. 217-24/832-838); Mengçur (H. 224-25/838-39); ve H. 276/318/889-930 arasında Azerbaycan’da sülale kuran Abu Sac Divdad ahfadı bulunuyordu.

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 38)

Selçuklu devrinin başlangıcı olan Oğuz akınlarının ilki İbn ul-Aşir tarihinde, H. 420/1029 yılında kaydedilmektedir. Münecim-başı tarihinde ki kaydlarda, derbend’de oğuzların hükü, H. 436/10447’de başlamışdı. Bu devirde Kara tigin ve Yağma adlı Oğuz beylerini adları geçmektedir. Selçuklu sultanı Alp Arslan. H. 460/1067’da Derbend’e gelerek, bu ilin idaresini, maiyetinde hacib vazifesinde bulunan Sav-Tigin’e vermişdi. Alp-Arslan, Malazgird zaferinden dönerken, H.468/1075’de yine Derbend’e uğradı ve bu şehirde artık hutbeler Alp Arslan ve ona tabi olan Sav Tigin Adına okundu. Selçuklu devri böylece Derbend’de başlamış oldu ve resmen, Calal ud-din Hvarizmşah’ın, M. 622/1225’de, Selçukluların varisi olmak davasına ve Derbend’in Moğol devletine ilhakına kadar devam etti. Melikşah’ın ölümünden sonra, Derbend’deki yerli böyler kısmen Müstakil olabilmekde idi. Hicri, VI. VIII. M. XII.-XIII. Yüzyıllarda Derbend’e hakim bulunan muzaffer-oğullarını, Bars Beg gibi Türkçe adları vardı. Derbend’de orta kapı gibi, Selçuklu devrinden surlar da bulunmaktadır.

Dede Korkut . Destanlarında yer alan “Demür-kapu derbendi (veya Dervendi) bahsleri, Derbend civarında “Horhut” (Korkut) adı verilen veli ve Oğuzlara atf olan mezarlar, (ler. I/a) Kazan Han ve Burla Hatun menkıbeleri, belik H. 420/1029’da başlayan Oğuz akınlarının hatırasını yad etmekde idi. F. Kırzıoğlu, derbend’de anılan kazan Han menkıbelerini, Moğol İlhanı Gazan Han’a da bağlamakdadır.

Böylece, İslam İle ilk karşılaşan, “Şul” adlı iki Türk merkezinden, Derbend’deki “Şul”, Oğuzlar İslam devrindeki akınları ile, İslami bir Türk merkezi oldu. Bugün, Dağıstan ve Azerbaycan adını taşıyan iller, İslami Türk vechelerin, Selçuklu devrinde alarak, Türkistan ile, M. 1071’de yeni teessüs eden Türkiye arasında, bir köprü teşkil ettiler.

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 39)
Şol Türkleri - Şuli’ler - Emel Esin - Bölüm 1

Şol Türkleri - Şuli’ler - Emel Esin - Bölüm 2

Şol Türkleri - Şuli’ler - Emel Esin - Bölüm 3

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+25
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.