Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 22 Haziran 2018 - 13:00
Son Düzenlenme Tarihi 21 Haziran 2018 - 06:56
Sasaniler - V.F. Buchner

Sasaniler - V.F. Buchner

SASANİLER

SASANİLER, İran hukümdar sülalesi. Hukümdarların adları yeni farsça şekilleri ile şunlardır:

Ardaşir I., 226-241 Bahram V., 420-438.

Şapur I., 241-272. Yazdigird II., 438-457.

Hurmizd I., 272-273. Hurmizd III., 457-459

Bahram I., 273-276 Firuz, 459-484.

Bahram II., 276-293 Balaş, 484-488.

Bahram III., 293. Kavaz I., 488-531.

Narsay, 293-303. Hurmizd IV., 579-590.

Azarnarsay, 310. Husrav II., 590-628.

Şapur II., 310-379. Kavaz II., 628.

Ardaşir II., 379-383 Ardaşir III., 628-630

Şapur III., 383-388 Bir çok geçici naipler,

(veya 387?; krş. Pauly- bu hususta bk. Justi,Wissowa, Real.2, 2. kısım Grundriss der Iran.I, stn. 2355). Philologie, II, 545.Bahram IV., 388-399. Yazdigird III., 632-651. Yazdigird I, 399-420.)

Bilhassa Hurmizd I. ve Şapur II. arasındak hukümdarlara ait olan tarihler kat’i olarak bilinmemektedir (bk. ) Nöldeke Gesch. D. Perser und Araber, s. 400 v. dd.). Sülale Sasan adlı bir zattan gelmektedir ki, bunun hakkında tarihi hiçbir şey bilinmemektedir. Şecere sonradan, Dara vasıtası ile, İran efsanevi hükümdar ailesine bağlanıyor. Miladi III. asrın başlangıcında, İran’da Arsakilerin hakimiyetleri altında bir çok küçük hüdümdarlar hüküm sürüyordu. Bu sülaleler devrine, arap ve iran müellifleri muluk al-tava’if devri adını vermişlerdir ki, bu tabire, daha küçük hükümdarlar gibi, Arsakiler (ve Selevkoslar) da dahil edilmiştir. Böylece İbn Kutayba (Kitab al-ma’arif, s. 321) bizzat ardaşir I.’i muluk altava’if’ten İstahr tabi hükümdarı olarak saymaktadır.

Tabari’ye göre, aslında Hir (Şiraz’ın şarkında) hükümdarı olan ve babası Sasan’da İstahr’da dini vazifeler ifa etmiş bulunan Ardaşir’in babası Babak diğer İran küçük hükümdarları zararına hakimiyet sahalarını genişletmeğe başladı. Ardaşir, oğlu Şapur’un kısa saltanatından sonra, idareyi eline almış ve babasının başladığı işe devam ederek, Arsakilerden Artaban V. (Ardavan)’ı mağlup edip öldürmüştür (224). Sasanilerin idare merkezi Ktesiphon’u 226’da zaptetmiş olmaları muhtemeldir; bu tarih hanedanın başlangıç yılı sayılır. Fakat bu hükümdarın saltanatı esnasında İştahr ailenin ikamet yeri olarak kalmıştır. Sasaniler büyük Part kırallarının mirascısı oldular: Romalılar, sonra da Bizanslılar ile mücadele ettiler. Sasanilerin tarihi hususunda en emin kaynaklarımız grek ve romalı tarihçiler dolduğu için Sasani devleti ile garp imparatorlukları arasındaki münasebetleri tafsilatlı olarak bilmek imkanına sahibiz. Ardaşir I. Romalılara karşı taarruza geçti; nisbeten kısa olan sulh devreleri istisna edilirse, bu mücadele hemen-hemen hanedanın sukutuna kadar devam etti. Eski Sasaniler genişlemeğe çalışıyorlardı ve Romalılar, bu ilk devir esnasında şarktaki eyaletleri için uyanık bulunmağa mecbur oluyorlardı.

Mücadelenin en mühim mevzularından biri Ermenistan idi. Burası, siyasetini Roma’ya doğru tevcih etmiş bulunan Arsakilerin bir kolunun hükmü altında olup, erkenden hıristiyanlığı kabul etmiş idi. Ermenistan’a müteallik bir taksim anlaşması aş.-yk. 387’de neticelendi. Hıristiyanlık şarki romalılarda devlet dini olunca, iranlılar ilemünasebetlerde yeni bir unsur zuhur etti. Şapur II., Bahram V., Yazdiğird II. gibi birkaç hükümdarın dini takibatı zıddiyetleri kuvvetlendirmeğe vesile oldu. Burada tafsilatı nakledilmeyecek olan bu muharebeler, Gibbon’dan Seeck ve Bury (krş. Bir de Pauly-Wıssowa, Realenzyclopaedie der class. Altertumswissenshaft2, bk. mad. Artaxerxes [Ardaşir] I. – III., Sapor I.-III., Jezdegerd I. ve II.)’ye kadar, Roma ve Bizans tarihlerine dair yeni eserlerde kafi derecede yazılmıştır. Bu muharebelerin en meşhurları Ardaşir I. İle Severus Alexander, Şapurn II. ile Julian arasındakiler olup, bu esnada önce romalılar muvaffakiyetli taarruzlarda bulunmuşlardır; daha sonra Kavaz I. ile Anastasius I. ve Husrav I. ile Justinien arasında da mühim muharebeler vuku bulmuştur. 50 yıllı bir sulh anlaşması bu son muharebeyi müteakip aktedildi (562). Hıristiyanlar İran imparatorluğunda dini serbestilerini elde ettiler ise de, devlet idaresi Ermeni hıristiyanlara karşı hemen zecri tedbirler kaldı. Fakat imparator Justin II. iki tarafa ait tasarrufların tahdidinden memnuniyetsizlik duyduğu ve Husrav’e karşı bir takım iddialarda bulunduğu için, düşmanlıklar tekrar alevlendi. Bu muharebeler devrinin son bölümü o sırada başlar. Husrav müteakip savaşlarda talihsiz çıktı ve aynı şekilde Hurmizd IV.’in zamanında da Bizans orduları muzaffer oldu. Hükümdar tarafından tahkir edilmiş bulunan İran kumandanı Bahram Çubin, Hurmizd’e isyan etmek için, bu durumdan faydalandı; kendisi aynı zamanda hükümdar olmak istiyordu. Bu karışıklıklar esnasında Hurmizd iki akrabası tarafından katledildi. Fakat oğlu Husrav Bizans ülkesine geçmeğe muvaffak oldu ve kendisine yardım istemek için imparator Maurikios’a baş vurdu. Filhakika, Bizans ardımları sayesinde gasıbı devirmege muvaffak oldu; fakat bu Husrav II. devrinde de, Bizans ile diğer hükümdarlar devrinde olduğu gibi, devamlı bir sulhtan bahsedilemez, zira Phokas tarafından Maurikios’un hal’i ve katlinden sonra, Sasaniler, kurbanın intikam alıcısı olarak, ortaya çıktılar. Bizanslılar ile yapılan bu son büyük muharebede iranlılar önce mühim muvaffakiyetler elde ettiler. Husrav’in orduları, diğerleri arasında,Kudus ve hatta Mısır’ı zaptetti. Heraclius zamanında talib değişti: babasını, saltanat ve hayatından mahrum eden Kavaz II., imparatordan sulh istemeğe mecbur oldu. Husrav II.’in ölümü ile hadenan son mühim hukümdarını kaybetti. Kavaz II., kısa ömürlü hükümdarlar (bunlar arasında bir gasıp: Şahrvaraz ve iki melike: Buran ve Azarmiduht) zümresinin ilki oldu; 632’de, Husrav’in torunu Yazdigird III. tahta çıkıncaya kadar, bu geçici hükümdarlar, imparatorluğun büyükleri tarafından, çok geçmeden ortadan kaybolmak üzere, birbirleri arkasından tahta çıkarıldılar. Her ne kadar başlangıçta istikrarlı, ve daha iyi ir vaziyetin geleceği sanılmış ise de, Yazdiğird III., İran’ın son Sasani hükümdarı oldu.

İran hükumdarlığını tehdit eden sadece Roma ve Bizans’a karşı girişilen harpler değil idi: daha az medeni olan Chionit’ler, Glan’lar (Şapur II. bunlara karşı savaşmak mecburiyetinde kalmıştı) ve Eftal’ler (Haytal, doğrusu: Habtal, bilhassa Bahram V. tarafından mağlup edilmişlerdi) de onun için devamlı bir tehlike olmuşlardır. Firuz, bu sonunculara karşı yaptığı savaşta yenilmiş ve hayatını kaybetmişti; galiba bu hadiseden sonra, iranlılar Haytal (Habtal)’lere bir müddet için haraç vermişlerdir. VI. asrın ortasında Haytal (Habtal) tehdidinin yerini türk tehlikesi aldı. Bununla beraber Sasaniler hükümdarlığına son veren şimal göçebe halkları değil, araplar oldu. Daha hanedanın başlangıçından önce arap kabileleri Fırat ve Dicle bölgelerine yerleşmiş idiler: Bizans ve İranlılar arasındaki harpler esnasında her iki taraf da arapların yardımından faydalanıyorlardı. Araplar ile uğraşan ilk hükümdar galiba Şapur I. olmuştur. Onun Hatra’ya karşı bir savaş yaptığı söylenir. Şüphesiz Hatra’da arami bir hanedan hukum sürüyordu; fakat daha o zaman efsane ile karışan bu hadise Şapur’un Kuza’a’lar üzerine yaptığı bir seferin hatırası ile karışmıştır. Bunun hepsinin ne kadar karıştırıldığı İbn Kutayba (Kitab al-ma’arif, s. 322; krş. Eutychius, nşr. Cheikho, I, 106)’nin Hatra’ya karşı yapılan bu harbi en iyi bilinen Arap-iran rivayetleri ile tezad halined olarka, Ardaşir’in devrine yerleştirmiş olmasından anlaşılmaktadır. Hiç olmazsa Ardaşir’in Hatra (Dio Cassius, 80,3) denilen bir şehri muhasara ettiği tarihi bir hadisedir. Nihayet Firdavsi (nşr. Macan, s. 1432 v.dd.) bütün tarihi farklı bir şekilde anlatmakta ve bu savaşı Şapur II. devrinde vukua gelmiş gibi göstermektedir. Hurmizd II.’in arapları bir mağlubiyete uğrattığı çok şüphelidir (Nöldeke, ayn. esr. [bk. bibliyografya], s. 5+1, nr. 2) Şrk rivayetlerine göre Şapur II. arapların amansız bir düşmanı idi. Fakat, Şapur’un Yamama’ye ve Medine bölgesine nufuz etmesi ve eserlere gaddarane muamele etmemesi dolayısı ile Zu’l-Aktaf lekabını alması efsaneden ibarettir. Hira arap hükümdarları, Lahmiler, Sasani hükümdarlığına tabi idiler, bunların ehemmiyeti, mesela Bizanslıların hizmetined bulunan Gassaniler ile olan düşmanlıkları dolayısı ile, sadece Husrav I. ve Bizans arasındaki harpler esnasında göründü. Onlar öteden beri İran hanedanları ile ilgili hadiselerde bir rol oynamış idiler. Böylece başlangıçta büyüklerin çoğunun hükümdarlığını tanımadığı Bahram V.’ın, bilhassa Hira emiri Nu’man’ın yardımı sayesinde, bir rakibine galebe çalmış olması muhtemeldir. Husrav I. aş.-yk. 570’te, bir İran ordusu ile, habeşlilere karşı Yemen saltanat müddeisi Zi Yazan’ı desteklemek sureti ile, Arabistan’ın dahili işlerine de karıştı. Arap rivayetlerine göre, son Hira hükümdarı Husrav II.’e Bahram Çubin’in önünden kaçtığı vakit, yardımda bulunmuş olmalıdır; fakat Husrav II., tahtına yerleşince, Lahmi’yi hapsettirdi ve öldürdü. Rivayet bu siyasete aykırı olan fiil hususunda hiçbir ciddi sebep verememektedir: Husrav II.’in kaçışı esnasında ondan atını esirgemesi veya şahsi bir düşmanın desiseleri, bu hükümdar’ın, Nu’man’ın mahvına sebep olmuş olmalıdır. Hira’ya İran hukumeti valiler tayin etti. Bakr kabilesinin arap ve iranlılardan terekküp eden Husrav’ın ordusunu Zu Kar’da fazla kan dökmeden uğrattığı mağlubiyet dolayısı ile, Hira hanedanına son vermenin ne kadar isabetsiz bir hareket olduğu çok geçmeden anlaşıldı; zira bu yüzden çöl araplarına mani olan set ortadan kalkmış idi. sLahmilerin az sonra Sasaniler devletini deviren büyük islam fethine karşı iran devletine ne derecede faydalı olup-olamayacağı hakikaten sorulabilir. Daha 633’te Abu Bakr Irak’a bir ordu göndermiş idi. Bu sefer İran mutlakiyetine karşı bu seri taaruzların (Zincirler harbi, Valaca ve Ullays harpleri, Hira’nın itaat altına alınması v.b.) başlangıcı bu oldu: bu taarruzlar Kadisiya (muhtemelen daha 636’da; krş. Mad. KADİSİYE) muharebesine müncer oldu. Kadisiya muharebesinde İran ordusu imha edildi. Bununla beraber iran’ın tamamiyle itaate alınması ancak Nihavend’de iranlıların bozguna uğradığı tarihte (642) mümkün oldu. Yazdigird III. kaçtı. Bütün gayretlerien rağmen, komşu halklardan müessir bir yardım te’min etmeğe muvaffak olamadı. Hükümdarlığın büyüklerinedn biri 651’de onu Merv civarında katlettirdi.

Sasani devleti derebeyliğe müstenit bir mutlakiyet idaresi idi. Asakilerden itibaren, Suren’ler, Karen’ler gibi, çok ehemmiyetli bir mevki işgal eden büyük aileler, kuvvetli bir zadegan sınıfı teşkil ettiler. Yüksek ruhani sınıfın nufuzu da aynı şekilde mühim idi. Zerdüştiliğin yeniden bir doğuşu hanedanın doğuşu ile aynı zamana rastlar. Her ne kadar msl. yahudiler ve nesturiler umumiyetle rahatsız olmadılarsa da, bu din en dar manada devlet dini oldu. Bir zerdüştinin başka bir dine girmesi ölümle cezalandırıldı. Yüksek ruhban sınıfının siyasi nufuzu, bilhassa Bahram V.’ın tahta cülusu zamanında, kendini gösterir; ruhban sınıfı galiba onun taht üzerindeki iddialarını kuvvetle desteklemiş idi. Chr. Bartholomae (Über ein sasanidisches Rechtsbuch, S B Ak. Heid., Phil-hist. Kl., 1910; Zum sasanidischen Recht, I-IV, ayn. esr., 1918-1922; Die Frau im sasan. Recht, Heidelberg, 1924)’nin çalışmaları vasıtası ile Sasaniler devrinde medeni hukuk hakkında bir fikre sahip olabiliyoruz.

Sasanilerin tarihi hakkında İranlılar ile Arapların verdikleri malumat bugün kaybolmuş olan orta-farsçada yazılmış kaynaklara istinat etmektedir ki, bunların da galiba en mühimi Hvataynamak (yeni fars. Hudaynama) adını taşıyan eserdir. Taraf tutan bir görüş ile yazılmış olan bu eser, efsanevi kırallar devrini içine aldığı gibi, hakim hanedanın tarihini de içine almaktadır. Bu eser, bilhassa Ardaşir’in ilk faaliyetlerine dair olmak üzere, tarihi iyi malzeme ihtiva ediyordu, bundan başka tarihi fıkralar burada büyük bir yer tutuyordu. Hukümdarların faaliyetlerine ait rivayetler çok defa cari efsanevi unsur ile karışıyordu. Xvataynamak’in yanında daha az ehemmiyette tarihi eserler de vardır; bunlar arasında şunlar sayılabilir; bize kadar gelmiş bulunan Karnamak-i Artahşatr-i Papakan (trc. Nöldeke [Göttingen, 1878]; metin bir çok defalar basılmıştır, mesela Bombay, 1896, 1899, 1900), arapça ve yeni-farsça metinlerde bulunan akislerine bakılarak, yeni te’sis edilebilecek olan Bahram Çubin hakkındaki hacimli tarihi bir roman (Nöldeke, ayn. esr., s. 474 v.d.; A. Christensen, Romanen om Bahram Tschobin, 1907), Aynı neviden pehlevice eserler, İbn al-Mukaffa’nın Hvataynamak’i gibi, erkenden arapçaya tercüme edilmiştir; diğer taraftan yeni-farsça ile yeniden işlenmiş eserler de vardır ki, tamamiyle mutabık olmamakla beraber, Firdavsi ile Şa’alibi (Nöldeke, ayn. esr., mukaddime, s. XIV v.dd.; ayn. mll., Das iranische Nationalepos2, s. 5 v.dd; Şa’alibi, nşr. Zotenberg, s. XXIII v.dd., XLIII; V. Rosen, K voprosu ob arabskih perevodah Hudaynama = kudaynama’nin arapçaya tercümesi mes’elesine dair, Vostoçnıya zametki [Petersburg, 1895], s. 153-193; Zotenberg, ayn. esr., s. XLIII, not 3’nin eserleri bunlara dayanmaktadır. İbn al-Mukaffa’nın eski arapça tercümesi de kaybolmuşsa da, Tabari, Mas’udi, Dinavari gibi arap tarihçilerinin eserlerinin Sasaniler tarihi ile ilgili parçaları içinde bunun akisleri görülür. Bizzat bu müelliflerin İbn al-mukaffa’nın eserinden ne dereceye kadar faydalandıkları bilinmemektedir. Hanedanın tarihi hakkında İbn Kutayba (Kitab al-ma’arif) ve Eutychius’da bulunan malumat, diğer tarihçilerin mutalarından farklı olarak, birbirine uymakta ve hususi bir vasıf arzetmektedir; hatta bu iki müellif çok defa kelime-kelime birbirine uyar. Nöldeke’ye göre, ihtimal her iki müellif de ibn al-Mukaffa’nın, asıl kendi eserinden faydalanmışlardır (gesch. Der Perser, s. XXI); diğer tarihçiler asıl eserin yeniden kaleme alınmış şekillerinden istifade etmiş olmalıdırlar (krş. Sa’alibi, nşr. Zotenberg, s. XLIII). Raşid al-Din (Cami’ al-tavarih) ve Kazvini (Tarih-i guzida) gibi, birkaç muahhar iranlı tarihçi de Sasaniler hakkında bir bölüm te’lif etmişlerdir. Her ne kadar bu nev’in bölümleri içinde msl İbn al-Balhi’nin Fars-nama (Gibb Memorial, yeni seri I, krş. S. XXIII)’sinde olduğu gibi başka yerde rastlanmayan tafsilat bulunabilir ise de, bu nevi çalışmalar umumiyetle müstakil bir kıymet taşımaz.

Bu hükümdarlar ile çevrelerine ait adab kitaplarında bulunan kıssa ve fıkraların büyük bir kısmı bu tarihi mutalardan çıkmış olmalıdır. Bunlar msl. Mas’udi’nin Muruc’unda toplanmış olan hikayeler içinde nadir değildir. Hatta aslında hikaye edebiyatına ait olan Marzban-nama Husrav I. (Anuşlirvan)’e ve veziri Buzuremihr’e ait bir çok hikayeler ihtiva eder. Manzum edebiyatta, diğerleri arasnıda, Nizami [b. bk.]’yi zikretmek gerekir: bu şair güzel eserlerinin malzemesini Sasaniler devrinden almış ve mutad olarak kabul edilen rivayetlerden ayrılmıştır; nitekim Haft Paykar’de Bahram Gur (Bahram V.)’un maharetli atışının hikayesi Firdavsi ve Şa’alibi’den tamamiyle farlı bir şekilde anlatılmıştır; bu son ikisinde destanın daha kaba ve şüphesiz daha eski şekli bulunmaktadır. Bu mutaların zamanla bir çok değişikliklere uğradığında şüphe yoktur. Bu mutalar, aynı zamanda, İrani esas yanında,eski şah-namelerde bulunmayan arap unsarlırın da almış olmalıdır. Takribi de olsa, bu malzemeler bütün içinde bir tefrik ameliyesi yapmak mümkün değildir. Firdavsi’de veya Sa’alibi’de şu veya bu vak’anın yokluğu hadd-i zatında bir mi’yar teşkil etmez: bu iki müellif de orta farsçada yazılmış asıllardan değil, sonraları yazılmış olan rivayetlerden faydalanmışlardır. Diğerleri arasında, muhakkak surette, eski ve asli olanlar hanedanın kurucusunun tarihi, canavar bir at tarafından öldürülen Yazdigird’in ölümü hikayesi, Bahram Gfur’un av ve kadın hikayeleri, Aftal’lara karşı yapılan harpte Firuz’un ölümü, Anuşirvan’a ait hikayelerin çoğu, Hurmizd IV.’in sukutu, Bahram Çubin’in ayaklanması ve mav oluşu, oğlu Kavaz (Şiruya)’ın tahriki ile, katline kadar Husrav II. (Parviz)’in tarihidir: diğer taraftan aslında Sasaniler devri tarihi vak’alarının, msl. Firuz’un ölümünden sonra cereyan eden hadiselerden bahsederken, Nöldeke (Iran. National epos 2, §9)’nin işaret ettiği gibi, efsanevi devirlere nakledilmiş olan bu çeşit hikayelerin mevzuunu hazırlamış olmaları mümkündür. Aynı zamanda umumi olarak tarihlere atfedilen vak’aların efsanevi hükümdarlara ait hikayeler arasında yer aldıkları vakidir; böylece Firdavsi (nşlr. Macan, s. 1497 v.dd.)’de rastlanan Bahram Gur tarafından verilen şarap içme yasağı hakkındaki rivayet Şa’alibi (s. 149, krş. S. XXIX) tarafından Kaykubad’ın devrine nakledilmiştir. Tanınmadan düşman memleketine giden hükümdarlara (Şapur II., Bahram Gur) ait o kadar revaçta olan mevzuu gösteren hikayeler eski zaman rivayetlerine aittir. Diğer mevzular, belki daha sonra, kısmen araplar vasıtası ile, idhal edilmişlerdir: Sayf b. Zi Yazan’in Kayhusrav I. ile münasebetinden bahseden rivayet ile Hatra muhasarası efsanesi bu nevidendir. Bahram Gur ve Husrav’e izafe edilen hikayeler arasında Hira hükümdarlarının mühim bir rol oynamaları (Bahram Gur’un cülusu, Husrav’in Bahram Çubin’in önünden kaçışı) rivayetleri arap unsurlarından tamamiyle temizlenmiş değildir ve bu unsur aynı zamanda hükümdarların darb-ı mesel haline gelen sözlerien karışmış olabilir. Msl. Sa’alibi (s. 510)’de bulunan hükümdar Narsa’ın sözü (va kana la yarkabu ila buyut al-niran, fa’iza kila lahu fi zalika, kala: kad sağalağni hidmatu ‘llahi ‘an hidmat alnar) gibi bir sözde muhakka surette hal böyledir.

Haklarında rivayetlerin bize en çok tafsilet bıraktığı hukumdarlar tarih bakımından en mühim olanlardır: Ardaşir I., ilk iki Şapur, Husrav I. ve II; bununla beraber, Bahram V. hakikatte büyük hukümdarlara dahil değildir: Şu veya bu hükümdar hakkında söylenecek bir şey olmadığı vakit, galiba eski hukümdarlar kitabı, hükümdarın cülusunda söylediği sözleri ve benzer şeyleri tekrar etmekle iktifa eder. Bilhassa hukümdarların sözleri ve vecizeleri zarif üslup numuneleri sayılırdı (Nöldeke, Gesch. D. Perser, s. XVIII; Sa’alibi, nşr. Zotenberg, s. XV. Bu sonuncuda, s. 481’de, Ardaşir I.’in ayrıca hitabet kabiliyetine sahip olduğu görülmektedir). Fakat galiba arap belagati buraya da sızmıştır: hiç olmazsa Dinacari (Kitab al-abhbar al-tival, s. 77 v.dd.)’de Hurmizd IV.’ün cülus nutku bir İran kanağından ziyade, bir arap kaynağından geldiği intibaını vermektedir (krş. Bir de Nöldeke, Gesch. D. Perser, s. 326 v.dd.).

Bibliyografya: al-Tabari (nşr. de Goeje), II, 813 v.dd.; al-Dinavari, Kitab al-ahbar al-tival (nşr. Gurigass-Kratschkowski), s. 44 v.dd.; al-Sa’alibi, Histoire des rois des Perses (nşr. ve trc. H. Zotenberg), Paris, 1900, s. 473 v.dd.; al-Mas’udi, Muruc al-zahab (Paris tab.), II, 151 v.dd.; Hamza al-İsfahani, Tarih (nşr. Gottwaldt), s. 14 v.dd., 27 v.dd., 44 v.dd.; İbn Kutayba, Kitab al-ma’arif (nşr. Wüstenfeld), s. 321 v.dd.; Eutychius, Annales (nşr. Cheikho), I, 10 v.dd. (Roma-Bizans hükümdarları tarihi ile birlikte); al-Ya’kubi, Tarih (nşr. Houtsma), bk. fihrist.

Yeni eserler (umumu veya Roma-Bizans tarihi çalışmaları haric): J. Malcolm, History of Persia (1829), I, 69 v.dd.; K. Patkanean, Opıt istorii dinastii Sasandinov po sedeniyam sobşçaennım armyanskimi pisatelyami (1863, Ermeni müellifleri tarafından verilmiş malumata göre bir Sasani hanedanı tarihi denemis); K. A. İnostrantsev, Sasanidskiye etudı (Petersburg, 1909); G. Rawlinson, The seventh great oriental monarchy (1876); F. Spegel, Eranische Altertumskunde (1878), III, 231 v.dd.; Th. Nöldeke, Geschichte der Perser und Araber zur Zeit der Sasaniden (Leiden, 1879); F. Justi, Geschichte des alten Persiens (berlin, 1879), s. 177 v.dd.; ayn. mll., Grundriss der iran. Philologie (1896-1904), II, 512 v.dd.; Th. Nöldeke Aufsötze zur Persischen Geschichte (Leipzig, 1887), s. 86 v.dd.; J. Darmsteter, Coup d’oeil sur l’histoire de la Perse (Paris, 1885), s. 27 v.dd.; P. M. Sykes, A History of Persia 2 (London, 1915), I, 422 v.dd.; A. v. Gutschmid, Geschichte Irans (Tübingen, 1888), s. 156 v.dd.; G. Rothstein, Die Dynastie der Lahmiden in al-Hira (Berlin, 1899), tür. Yer.; G. Chalateanc, Armyanskie Arşakidı “Istorii Armenii” Moyseya Horenskago (Moskova, 1903) bilhassa s. 366 v.dd.; A. D. Mordtmann, Erklarung der Münzen mit Pehlevi-Legenden (ZDMG, 1854, VIII, s. I v.dd.); E. Thomas, Early Sassanian Inscriptions, Seals and Coins London, 1868); ayn. mll., Numismatic and other antiquarian illustrations of the rule of teh Sasanians in Persia (London, 1873); E. W. West, Sasanian Inscriptions explained by the Pahlavi of the Parsis (JRAS, N. S., IV, 357-407); J. Labourt, Le Christianisme dans l’empire perse sous la dynastie Sasanide (Paris, 1904); A. Christensen, L’empire des Sasanides. Le peuple, l’etat, la cour (Kopenhagen, 1907; Det Kgl. Danske Vidensk. Selskabs Skrifter, seri 7., Hist. Og Filos. Afd I); E. Herzfeld, Paikuli, Manument and inscription of the early history of the Sasanian Empire (Berlin, 1924); [en yeni bilgiler ile tam bir bibliyografya için bk. A. Christensen, L’Iran sous les Sassanides (Paris, 1946)].

(V. F. BÜCHNER.)

(İ.A. Sasaniler Maddesi, V.F. Buchner, Cilt. 10, s. 244-248 sayfalarından alınmıştır.)

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+14
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.