Yükleniyor...
SAHA (YAKUT) TÜRKLERİ

SAHA (YAKUT) TÜRKLERİ

Dr. Baymirza Hayıt

(Not: Makale 1985 yılında Saha Türkleri ile ilişkilerin Atatürk'ten sonra tekrar yoğun başladığı yıllarda yazılmıştır. Bilgiler ilk araştırmalara dayanır. Günümüzde değişiklik göstermiş olan bilgiler olacaktır. Yorum olarak doğrularını yazmanızı öneririz)

Türklerin en eski kavimlerinden biri olan Yakutlar, kendilerin Saha adını veriyorlardı. Saha Türkleri XVII. asırdan beri Rus ve Avrupa edebiyatlarında Yakutlar olarak tanıtılmakta ve tanınmaktadır. Bu sebeple Sahalar Yurdu, Yakutistan olarak bilinmektedir.

Türk-Yakut kavmi hakkında umumı bilgi vermeden önce, onların bugün yaşamakta oldukları ülkenin coğrafyasına kısaca bakmak icap eder.

Bugünkü Yakutistan’ın yüzölçümü 3,062,100 km2 den ibarettir. Bu topraklar Sovyetler Birliğinin 1/7’sini ve Rusya Sovyet Sosyalist Federatif Cumhuriyeti’nin % 18’ini teşkil etmektedir. Bugün Yakutistan Sovyet muhtar Sosyalist Cumhuriyeti, Asya’nın Kuzey ve Kuzeydoğu tarafında, kuzeyde hapter Denizi ve Kutup Denizi’ne doğru Novosibirisk adası; batıda Krasnoyar (Türkçe eski ismi Kızılyar)****; güneyde Amur vilayeti; güney-doğuda Habarovsk (eski Türklerde Haber) vilayeti ve doğuda Magadin vilayeti arasında yer almaktadır. Yakutistan’ın uzunluğu, kuzeyinden-güneye 2000 ve batıdan doğuya 2300 km dir.

(Dr. Baymirza Hayıt, Türk Kültürü Araştırmaları Yıl XXIII/1-2 1985, Yakut (Saha) Türkleri, S. 307)

Yakutistan’da yüksek dağlar azdır. Lena nehrinin batı taraflarındaki dağlar aşağı yukarı 500-700 m. yüksekliktedir. Güneyde Aldan-Yayla Dağları 650-1000 ve bazı kısımları ise 1700-2150 metreye kadar yükselir. Aldan-Yayla Dağlarının batı tarafında Olyakma ve Çara nehirleri arasında uzanan Olyakma-Çara Dağı’nın bazı kısımları 1500-2900 m. yüksekliktedir. Lena ve Aldan nehirlerinin arasında Verhoyan, Sungar-Hayata ve Çers gibi yüksek dağlar vardır. Çers dağının zirvesi 3147 metredir.

Yakutistan haritasına bakıldığı takdirde bu ülkenin bir nehirler memleketi olduğu görülür. Yakutistan’ın en mühim nehri Lena’dır. Bunun Saha-Türkçe ismi Yalyuyane olup, uzunluğu 4270 km. dir. Nehrin 2745 km. si Yakutistan topraklarında Kuzey yönünde akmaktadır. Baykal Dağı’nın batı eteklerinden çıkan bu tarihı Türk nehri Laptev Denizi’ne dökülmektedir. Lena, aralarında Kirenge, Yana, Vitim, İndigirke, Olyakma, Aldan, Viluy ve Anabar gibi uzun ırmaklar da olmak üzere 130’a yakın nehir tarafından beslenir. Lena nehri, denize dökülmeden önce, Tabor ve sokol kazalarında Bikoysk Boğazı’na, oradan da Tiksi Boğazı ve Kutup Denizi yoluna çıkar. Lena, Yakutistan’daki bütün nehir sularının % 67’sini teşkil eder. Ülke topraklarının % 65’i bu nehrin havzasıdır. Yakutistan’daki 450.000’den fazla nehir ve tarmakla (ırmaklar)’ın uzunluğu 1.500.000 km. ye ulaşmaktadır. Ülkede 670.000 civarında irili ufaklı göl bulunmaktadır.

Yakutistan ikliminin kendisine has hususiyetleri vardır. 7-9 ay devam eden kış mevsiminde ısı, kuzey-doğu bölgesindt –70o C’a kadar düşer. Yakutistan’da ilk ve sonbahar kısa sürer; yaz mevsimi 2-2,5 aydır. Sıcaklık, Yakusk şehrinde 38o C’a kadar çıkar.

Yakutistan bir ormanlar memleketidir. 126000 km2’den fazla toprak ormanlarla kaplıdır. Tabii servetleri ve güzelliği ile Allah'ın bir mucizesi olan Yakustistan, nedense Rusya dışındakı ilmı araştırmaların gözünden uzak kalmıştır.

Bugün ülkede dokuz şehir (Yakutsk, Mirniy, Aldan, Verhoyansk, Viluysk, Lensk, Olekminsk, Orta-Kalım, Tommotk); otuz bir kaza, kırk yedi işçi sitesi, iki yüz altmış beş köy-sovyeti bulunmaktadır. Başşehir olan Yakutsk’un Moskova’ya uzaklığı 8468 km.dir.

Saha (Yakut)ların Menşei Meselesi:

Saha (yakut) Türkleri, XII. asra gelinceye kadar bugünkü Yakutistan topraklarını kendilerine vatan edinerek Türkleştirmişlerdir. Sahalar, Hun Türklerinin bir kolu olan Kurıkan kavmindendirler. Kurıkanlar, tarihte Güligan ismiyle de tanınmışlardır. Biçurin’e göre Güliganlar Baykal gölünüm kuzey taraflarında göçebe olarak yaşıyorlardı. Güliganlar tarihte ilk defa VIII. asırda, Orhon Abiderinde “Yüç (Üç) – Kurıkan” adıyla zikredilmişlerdir. Bugünkü Yakutlar, geçmişte olduğu gibi, kendilirenin Saha kavimleri ailesine mensup olduklarını ifade için “Us-saha” (üç-saha) adını kullanmaktadır. Kurıkanlar VII.-IX. asırlarda doğuda Yenisey-Kırgızlarına komşu olarak, batıda Baykal gölü ve Angar nehri etrafında yaşıyorlardı. Bu kavim, Orhon-Yenisey ve Altay Türklerinin kültür dairesinde yaşamışlardır. Reşid-ad-din, “Cami at-tavarih” de Kurıkan ve Sakaitleri Türk kavimleri olarak göstermiştir. Bu kavimler tarihte Uraanhay-Sahalar (Orman Sahaları) olarak da tanınmışlardır. Yakutlardan, bilhaşsa Lena vadilerinde yaşayanlar, kendilerini Uraanhay-Sahalar olarak adlandırmaktadırlar.

(Dr. Baymirza Hayıt, Türk Kültürü Araştırmaları Yıl XXIII/1-2 1985, Yakut (Saha) Türkleri, S. 308)

Aslen Yakut olan ve Yakut etnografyası ile folkloru üzerinde araştırmalarıyla tanınan Gavriil Vasilyeviç Ksenofonov (1888-1938) Halk Destanlarına dayanarak Yakutların menşei ve yayılma devirleri meselesi hakkında mühim fikirler bildirmişti. Ona göre Yakutların Yakutistan’a gelişleri üç devirde incelenebilir. Birinci devir, miladın birinci asrından başlamaktadır. Bu devirde Baykal gölü civarından Viluy nehri taraflarına bugünkü Yakut dilini konuşan, ormanlarda hayvan avcılığı ile geçinen kavim gelmiştir. Yakutlar, Viluy nehri civarına, dillerinin yanında, hunlardan öğrendikleri demir eşya yapma san’atını da beraberinde getirmişlerdir. Yakutların yayılmasında ikinci devir VII-VIII. asırlara rastlar. Angar nehri bölgesinde göçebe hayat tarzını sürdüren yakutlar Viluy nehri civarına gelmişlerdir. Bu devirde gelenler, ihtimal, Uraanhay-Sahalardır. Üçüncü devir ise, Türklerin Saha kavminin Yakutistan’ı tamamen kendi vatanı haline getirdikleri IX-XII. asırlarda isabet eder. Böylece, bugünkü Yakutların, eski Türklerin bir devamı olarak yaşadıkları anlaşılır. Kurıkan Türklerinin kültürü sahasında Kurumcı-Kültürü denilen tarihı abideler ehemmiyetli malumat vermektedir.

1912-14 yılları arasında, bugünkü Sovyet Buryat bölgesinde, Ehiret-Bulagat aymağının yaşadığı topraklarda, Murin nehrinin Kudu nehri ile birleşen yerine yakın Kuruimcı adlı köyde arkeoloji kazıları yapılmıştı. Sonraki arkeoloji araştırmaları, Selenge nehrinin döküldüğü, Barzugan, Tunkin, Angara vadisi ve Lena nehrinin çıkış bölgesinde bulunan tarihı abidelerin Kurumcı’da bulunan abidelerle bağlantılı bulunduğunu teyid etmiştir. Bu ise, Kurumcı Kültürü adıyla tarih ilmine girmiştir. Abidelerden öğrenildiğine göre, adları zikredilen bölgelerde, VI-IX. asırlarda yaşayan Türkler, demircilik, hayvancılık ve ziraat ile meşgul idiler. Bu Türk Kurıkan Türkleridir. Kurumcı – Kültürüne ait abildeler bugünkü Yakutistan’da bulunmuştur.

Yakutistan’da devam ettirilen arkeoloji araştırmaları, Yakutların örf ve adetleri (mesela, ölen kişinin kabri yanına onun atının da gömülmesi), kullandıkları ev eşyaları, silahları, süslemeleri, elbiseleri ile Lena nehrinin orta çığırı etrafındaki topraklarda bulunan Orhon yazıtlarından elde edilen bilgi göstermektedir ki, Yakutlar önce Baykal gölünün kuzey taraflarında yaşamışlar; Güneyden kuzeye yol almışlar ve bugünkü Yakutistan’da Yakut-türk üslubundaki kültür ve ruhu yaratmışlardır.

Sahaların Tarihinden Parçalar:

Yakutların, Rusya’nın istilasından önceki tarihleri hakkında, az sayıda yazılı kaynaktan doğru bilgi edinmek mümkün olmamaktadır. Yalnız Yakutların halk destanı (epos) “Olonho” ile XVIII. asrın başındaki Rus istilasından itibaren yazılı kaynaklar mevcuttur. Bu kaynaklar, hakim milletin tarihe bakışını ifade etmekle beraber Yakutların tarihi hakkında da bilgi vermektedir. Son zamanlardaki arkeoloji ve etnografya araştırmalarının neticeleri de Yakut tarihine ışık tutar mahiyettedir.

Yakutlar, güneyde Baykal Gölü civarından, Lena ve Viluy nehirleri civarına geldikleri sırada, eski kavim haytını devam ettirmişlerdir. Kavmin başkanı Toyon ve bütün kavimlerinin (soyların) başkanı Uluu Toyon ünvanlarını taşıyordu. Yakutların tarihi, bir devletin yaşama tarihinden ziyade, bir Türk kavminin yaşama tarihidir. Yakutların halk destanları, Yakutistan’da Rus istilası başlamadan önce, Yakutların Uluu Toyonunun Tığın (Dığın) isimli akıllı ve kahraman bir kişi olduğundan bahsetmektedir. Yakutlar, bugünkü vatanların geldikten sonra ormanlarda avcılık, balıkçılık, hayvancılık ve biraz da ziraatle meşgul oldular. Et, süt, balık ve tab.ii halde yetişen buğdaya benzeyen ekinlerden ekmek yaparak beslendiler. Elbiseleri deri ve yündendi. Az sayıda Yakut, yerleşik hayata geçerken, çoğu göçebe haldeydi. İlkbahar ve yaz aylarında yaylalarda, sonbahar ve kışın ise ağaçtan yaptıkları evlerde yaşıyorlar; ok, yay, kılıç, demir-tokmak, v.b. silahları kullanıyorlardı. Yakutların çok güzel atları vardı. Binicilik ve at yetiştirme san’atında mahir idiler.

Yakutlar, her zaman an’anelerine bağlı halde soylara bölünerek, bir Uluu-Toyon’un idaresinde yaşamışlardır. Soylar arasında kavgalar, bazen de harpler olmuştur. Toyonlar ve Uluu-Toyonlar, El-Birliğinin mesuliyetini taşırlardı. El-Birliği bazen silah kuvvetiyle teşkil ediliyordu. Yakut halk destanına göre, Uluu Toyan Tığın, Rus istilasından önce Yakutların birliğini temin etmek ve civardaki kavimlerden (mesela Tunguzlardan) korumakla yükümlü bir lider durumundaydı.

Yakutlar, XVI. asrın sonlarına kadar, kendi günlük hayatlarıyla meşgul ve dış dünyadaki olaylardan habersiz olarak yaşamışlardır. Onlar XVI. asrın ortalarında Sibirya’da yayılmakta olan Rusların, Ob ve Yenisey nehirleri civarına kadar geldiklerinden habersizdiler. Aslında Ruslar da Yakutları tanımıyorlardı.

(Dr. Baymirza Hayıt, Türk Kültürü Araştırmaları Yıl XXIII/1-2 1985, Yakut (Saha) Türkleri, S. 311)

Ruslar, 1552’de Kazan Hanlığı’nı işgal ettikten sonra Sibirya Hanlığı’na komşu olmuşlardı. İlk defa rus-Kazaçik askerleri 1557’de Sibirya Hanlığı topraklarına girmeğe başladılar. Küçüm Han 1563’te Sibirya Türk Hanlığı’na hükümdar seçildi ve Rusya’nın Sibirya’da yayılmasına karşı ciddı faaliyetlerde bulundu. Ruslarla sibirya Hanlığı arasında 21 yıl (1577-98) savaşlar devam etti. Küçüm Han Rusya’dan korunmak için hayatını savaş meydanlarından geçirdi. Ruslar, 1670’de Türklerin (Özbek-Şeybani Han sülalesi) Sibirya Devleti’ne son verdiler. Bu ise, Rusya’nın Batı Sibirya topraklarında hakimiyetini yerleştirmesine imkan verdi.

Ruslar, XVI. asrın sonuna kadar Ob nehrine kadar gelerek Yenisey nehri havzalarına ulaşma hareketine başladılar. XVII. asırda ise Yenisey nehrinin orta çığır topraklarını işgale giriştiler. Rus ordusu Ob nehri etrafında 1594’te Surgut, 1596’da Narım, 1602’de Ket ve 1604’te Tom (bugünkü Tomsk şehri) gibi istihkamları kurduktan sonra Vah-Elaguy, Tım-Sım ve Keti nehirleri yoluyla Yenisey’e ulaştılar.

Yenisey kışlasında esir düşmüş bulunan Tunguz kavimlerinden Evenki soyunun beyi İltik, 1619’da Ruslara “Orta Yenisey’den iki günlük uzaklıkta, Lena nehrinin bulunduğunu bildirmişti. Ruslar, kendileri için bu çok ehemmiyetli bilgiyi değerlendirdiler. Rus askerlerinin 1621’de Mangazı istihkamında esir aldıkları Bulaş kavmine mensup altı kişi, Lena nehri ve civarında çok kalabalık bir halkın yaşamakta olduğun haber verdi. Ruslar İltik ve diğer esirlerin verdiği haberlere inandılar. Bunun üzerine Rus Sibirya idaresi, Yenisey ırmağından Lena’ya ulaşabilmek için hazırlık yaptılar. Pende isimli bir tüccar ve kırk Rus asker 1620 yılında Yenişey’deki Turuhan istihkamından Lena nehrine ulaşmak için hazırlık yaparak Lena’ya doğru hareket edip Yakutsk şehrine kadar geldiler. Yakut destanlarında Pende ile Yakut Uluu – Toyonu Tığın arasında görüşmeler geçtiğinden bahsedilir. Pende, askerleriyle geri döner ve Lena nehri ile bölge halkı hakkında raporlar yazar. Bunun üzerine Rus devleti, Lena nehri meseleni yeniden eğilir. Moskova’dan Tobolsk’daki Rus askerı bölgesine, Lena nehrine çıkmak için bir keşif heyeti teşkil edilmesi ve bunun için silah ve gerekli teçhizatın temini hakkında emirname gönderilir.

(Dr. Baymirza Hayıt, Türk Kültürü Araştırmaları Yıl XXIII/1-2 1985, Yakut (Saha) Türkleri, S. 312)

Keşif heyletinin başına bir Rus boyarı olan Samson Navatskiy tayin edilir. Heyet 1528’de Tobol istihkamından Lena nehri istikametinde yola çıkar. Navatskiy, Tunguz nehrine geldikten sonra, Tunguzlardan Lena ve etrafında yaşayanlar hakkında bilgi ister. Tunguzlar, Navatskiy’e Lena nehri etrafında, yurtlarda, yakutların yaşadığın ibldirirler.Navatskiy, Donbrinskiy ve Vasilyev komutanlığında bir askerı birliği Lena nehrine doğru, araştırmalar yapmak üzere yola çıkarır. Bu birlik 1630 yılı sonbaharında Lena nehrine ulaşır ve Yakut isminde bir koruma evi inşa eder. Ruslar, Saha Türklerini, tunguzlardan öğrenmiş oldukları Yakut adıyla anmışlardır.

Yakut kavmi, Rusların kendi topraklarına girmelerine karşı koymuştur. Yakutların Norıkan, Korenay, buruh Boydan ve Noguy isimli Toyonları 9 Kasim 1630’da Rusların Lena nehri yanında kurdukları koruma evine hücum ettiler: 1631 yılının mayısında Yakutların hücumundan, ancak on beş Rus sağ olarak kurtulabildi.

Rusya 1633’te Şahov’un kumandanlığından Lena nehri tarafların yeni bir keşif heyeti gönderdi. Bu heyet, 1633-39 yılları arasında Viluy nehri civarında araştırmalarını sürdürdü. Rusya’nın Sibirya idaresi 1630’da Ataman İvan Galkin’in Komutanlığında Yenisey istihkanlarından Lena nehirine askerı kuvvetler gönderdiyse de bunlar bir başarı elde edemediler. Galkin’in yerine Peter Beketov başkanlığında askerı kuvvetler yola çıkarıldı. Beketov, bugünkü Yakutsk’da 25 Eylül 1632 tarihinde kışla kurdurmağa başladı. Yakutlar, Rusların bu faaliyetini durdurmak için 50 gün süreyle karşı hücumlarda bulundular. Ancak, silahlarının Rus silahları karşısında zayıflığı sebebiyle hücumdan vazgeçtiler.

Rus devleti 1638’de Yakut topraklarında hakimiyet kurmak maksadıyla yakut-Askerı İdaresi’ni kurdu. Aynı yıl Yakutistan’ı Rusya’nın bir vilayeti olarak ilan etti. Rusya, Yakutlardan “mümkün olduğu kadar çok miktarda yasak (vergi) aldı”. 1642’den itibaren, rusay’nın hakimiyeti altına giren Yakutların sayımı yapılmağa başlandı. Ruslar, bu seneden itibaren vergileri halkın maddı imkanlarına göre almağa başladılar. Bugünkü Yakutistan, Rusya tarafından XVII. asrın sonuna kadar tamamen işgal edildi.

Rusya XVII. asrın ortalarından itibaren, Yakutistan’da sömürgecilik politikasını yürüttü. Çarlık ve Sovyet Rusya tarihçileri ve sosyologları Rusya’nın Yakutistan’daki sömürgeciliği hakkında sayısız eser ve makaleler yazmışlardır. Bunların fikirleri de ayrıca incelenmeğe değer.

Çarlık Rusyasının 280 yıldan fazla devam eden hakimiyeti ve sömürgeciliği meselelerinden umumı olarak noktaların göz önüne getirilmesi lazımdır:

1- Rus istilasının başlangıcından 1917’ye kadar Yakutistan’da Rus göçmenlerinin yerleştirilmesine ayrı bir dikkat sarf edilmiş: Yakutların idaresi, her zaman Rusların elinde bulunmuştur.

2- Yakutların toprakları, yerüstü ver yer altı zenginlikleri, hayvanları, devletin mülkü olarak ilan edilmiştir. Avcılık, balıkçılık ürünlerinin ticareti Rusların elinde bulunuyordu.

3- 1670’den itibaren Yakutların eski Toyonlarına, şayet hıristiyanlığı kabul ederlerse Rus idaresine memur olarak kabul edilebilecekleri bildirildi. Toyon ve Uluu Toyon idare ve hukuku yasak edildi.

4- Yakutları hirıstiyanlaştırma siyasetine ağırlık verildi. Rousya XVII. asrın sonuna kadar yakutları hıristiyan dinine sokmağa ehemmiyet vermemişti. Çünkü ortada vergi meselesi vardı. Rus tarihçilerinin verdikleri malumata göre 1681’de Yakutlardan yalnız yirmi altı kişi hıristiyan dinini kabul etmişti. Rus çarı I. Petro, 1 Eylül 1720’de bir emirle Hıristiyan olan Yakutlara mükafat verilmesini istemiş ve böylece yakutlar arsında hıristiyanlaşma faaliyetlerinin artmasına zemin hazırlamıştır. Hıristiyanlığı kabul eden yakutlar vergilerden de muaf tutuluyorlardı (altı yıl için). 1731’de ilk defa İrkutsk şehrinde Hıristiyan Dinı İdaresi teşkil edildi. Bu idare, Sibirya ahalisini hıristiyanlaştırma meseleleri ile meşgul olacaktı. XVIII. asrın sonunda Yakutların takriben yarısı hıristiyan dinini kabul etmek mecburiyetinde kaldılar. Yakutları hıristiyanlaştırmak için 1764’te “Din Propagandası” müessesesi kuruldu. Bunlar devlet memurları idiler. 1861-62’de Yakutistan’da 40 kilise, 267 papaz çalışıyordu. 1917’de ise 333 kilise ve 1500 papaz buluyordu. 19 Haziran 1859’da ilk defa, Yakutsk şehrindeki kiliselerde Yakut dilinde dinı ibadete başlandı. İlk defa Yakut dilinde 1858’de yakut dilini iyi bilen papaz Dmitriy Hitrov, hıristiyan dini hakkında kitaplar neşretti Yakutların çoğunluğu IX. asrın sonunda hıristiyan dinini kabul ettiler. Ancak, hıristiyanlaşan Yakutlar, eski Şamanızm dinindeki örf ve adetlerinden vazgeçmediler. Devlet ve hıristiyan kilisesi, şamanizm aleyhinde ciddı faaliyetlerde bulunmasına rağmen şamanizmin tesirini bertaraf edemedi.

5- Hıristiyanlaştırma, siyaseti, Ruslaştırma siyaseti için bir basamak teşkil etmiştir. Hıristiyanlaşan Yakutların mutlaka Hıristiyan-Rus isimleri taşımaları şart koşularak, Yakut isimleri unutturulmağa çalışılmıştır. Hatta Ruslar, coğrafı isimlere de Rusça isimler vermeğe başlamışlardır. Bu arada Yakut dilinde ancak dinı kitapların yayınlanmasına izin vermişlerdir.

(Dr. Baymirza Hayıt, Türk Kültürü Araştırmaları Yıl XXIII/1-2 1985, Yakut (Saha) Türkleri, S. 315)

Yukarıda zikr ettiğimiz Rus hakimiyeti siyasetinin temayül ve tedbirlerine rağmen Yakutlar, kendi varlıklarını koruman gayesiyle an’anelerini yaşatmak yolunda fedakarlık göstermişlerdir. Yakutlar, bu sebepledir ki, bugüne kadar kendi dillerini, aile hayatlarını ve saha-ulus benliğini muhafaza edebildiler Hatta, Rus kültürü tesirinde yetişen, hıristiyanlaşan Yakut aydınlarının çoğunluğu, Yakut millı hayatını himaye etmişlerdir. Bu gerçeği 5 Ocak 1906’da kurulan “Yakut Birliği” teşkilatı isbat eder. Bu teşkilata iki yüzden fazla yakut iş adamı, aydın v.b. üye olmuştur. Teşkilatın gayesi, Yakutların kendi kendilerini idare hakkını elde etmek, Rusya Dumasına Yakut vekillerini göndermek, yakutların elinden alınan mülklerin Yakutlara geri verilmesini sağlamak v.b. den ibaretti. Teşkilat 27 nisan 1906’da Saha ulusı’nı teşkilatın gayesi yolunda faaliyetlerde bulunmağa davet etmiş, ancak teşkilat ileri gelenleri Rusya idaresi tarafından hapsedilerek cezalandırılmış.

Şubat 1917 ihtilalinden sonra, Yakutistan’daki Rusya valisi yerine Rusya Hükümet Komiseri tayin edildi. Yakut milliyetçilire temsilcilerinden Nikiferov vasıtasıyla komiser ile yakutistan’ın gelecekteki idaresi meselelerinde müzakerelerde bulundular. Yakut aydıları, Yakut Millı Komitesini kurdular.

Ekim 1917’deki Bolşevik İhtilalinden sonra, Rusya’nın Yakutistan Komiseri ve Yakut millı Komitesi Rus Sovyet hükümetini tanımadı. İrkutsk şehrinden gelen Kızılordu birlikleri, 1 Temmuz 1918’de Yakutsk şehrini işgal etti. Bunu ise, Sovyet kaynaklarından birisi, Yakut sosyalistlerinin başarılı ihtilali şeklinde göstermiştir.

Saha Türk milliyetçileri Rusya’daki Şubat 1917 ihtilalinden sonra “Saha-Omuk” (Saha Milleti) ve “Saha Aymak**” (Saha Kavmi)** adlı millı teşkilatlarını kurdular. Sovyet hükumeti bunları 5 Ağustos 1920’de yasakladıysa da teşkilatların faaliyetlerini 1928 yılına kadar durduramadı. Milliyetçiler bazen açık ve bazen gizli çalışıyorlardı. Yakut milliyetçileri 2 Mart 1922’de Çurapçı kazasında (Yakutsk şehrine yakın) kendi kurultaylarını topladılar ve Sovyet Rusya’ya itaat etmeyen, Saha-Halk İdaresini teşkil ettiler. Bu idare heyetinin başkanlığına G. Efimov getirildi.

Yakut milliyetçilerinin Yakutistan’ın hirrüyeti meselesindeki talepleri, Moskova’daki idareciler tarafından biliniyordu. Sovyet Rusya Cumhuriyeti Milliyetler Komiserliği Aralık 1920’de Yakutistan’a muhtariyet tanınması meselesini Yakut Vilayet (Komünist) Komitesi tarafından verilen karara bağlıdır, şeklinde bir fikir ileri sürdü. 1921 şubatında milliyet komiserliğinde yakut şubesi kuruldu. Milliyet Komiserliği 16 Mayıs 1921’de Yakutistan İnkılap Komitesi’ne bir telgraf göndererek, Yakutistan’a muhtariyet verilmesine hükümetin razı olduğunu bildirdi. Yakut milliyetçileri, Sovyet anlayışındaki muhtariyeti değil, millı muhtariyet istiyorlardı Yakutsk şehrinde faaliyette bulunan Sovyet İnkılap komitesi ise herhangi bir muhtariyet şekline karşı çıktı. Bunlara rağmen Sovyet devleti Yakutistan’a muhtariyet verilmesi kararını verdi. Moskova’da yakutistan meselesinde iki tehlikenin bulunduğu yolunda fikirler vardı. Bunlardan birincisi, eğer Yakutistan’a muhtariyet verilmezse o zaman Japonların yakutlar meselesiyle ilgilenebilecekleriydi. İkinci ise Yakut milliyetçilerinin Sovyetlerin aleyhinde bulunan Beyaz Ruslarla işbirliğine girebilmeleri yolunda idi.

Sovyet rusya devletinin merkezı İcra Komitesi, 16 Şubat 1922’de Yakutistan’a Sovyet sistemi içinde muhtariyet verilmesine karar verdi. 27 Nisan 1922’de Yakutistan Muhtar Sovyet sosyalist Cumhuriyeti’nin teşkil edildiğini resmen bildirdi. 21 Ocak 1923’te bu Sovyet Muhtar Cumhuriyeti’nin hükümeti kuruldu. Devlet Başkanlığı vazifesine Yakutlardan Platon Alekseyeviç Oyunskiy, başbakan olarak Yakutlardan I.N. Barohov seçildi. Aradan 300 yıl geçtikten sonra Yakutlar, komünizm rejimi altında, Yakutistan’ı Ruslarla birlikte şeklen de olsa idare etmek hakkını kazanmış oldular. Yakutistan’da şeklen değişiklik olmuş, fakat aslında Rusya’nun yeni hakimiyet rejimi yerleştirilmiştir.

(Dr. Baymirza Hayıt, Türk Kültürü Araştırmaları Yıl XXIII/1-2 1985, Yakut (Saha) Türkleri, S. 316)

Yakutistan’ın Sovyet hükümeti 1922’de Saha Omuk teşkilatının resmen çalışmasına izin verdi. Bu teşkilat, her şeyden önce Yakut millı kültürünün yaşaması ve tekamülüne dikkat gösterdi. Aynı zamanda Yakutlar hakkında ilmı araştırmalar yaptırmak, ana dilini korumük, dergiler yayınlamak gibi meselelerle de meşgul olacaktı. Hatta komunist partisi, komünistleri de bu teşkilata üye olmağa davet etti. Sovyet rejimı, “Saha Oğmuk” teşkilatının faaliyetlerini durduramadı. Nihayet devlet 1928’de bunu yasakladı. Sebep olarak, teşkilatın faaliyetlerinin, komünist partisi üyesi olmayan, milliyetçi ruhlu kişilerin eline geçmesi ve bunların gençleri millı ruhla terbiye etmeleri olarak gösterildi. Yakutistan Sovyet hükümeti, 1925 senesi Mart’ında “Saha Keskile” (Saha-canlandırma) derneğini kurdurdu. Bu ilmı araştırma derneğinin 146 üyesinden % 35’ini Yakutlar teşkil ediyordu.

Yakutistan’da 1927’den itibaren Sovyetleştirme cereyanı başlatıldı. Bu ise, devlet ve cemiyet hayatının komünizm ideolojisine dayanarak teşkil ve idare edilmesi, Sovyet kültür siyasetinin hakim kılınması; göçebe ahalinin yerleşik hale getirilmesi, kollektif şirketlerin (kolhoz) kurulması; yer altı ve yer üstü zenginliklerin devlet mülkü olarak kullanılması, Allah yerine komünizme inanan, Allahsız insan tipinin yaratılması; devlet ve komünist partisi idarelerinde Sovyet Rusya’nın siyasetine sadık bulunan Yakutların çalışmalarına izin verilmesi, Yakutların millı ruhunun yok edilmesi ve Rusların sayısının artırılması demekti.

(Dr. Baymirza Hayıt, Türk Kültürü Araştırmaları Yıl XXIII/1-2 1985, Yakut (Saha) Türkleri, S. 317)

Yakutistan, bugüne kadar tehdit ve tehlikelere maruz bırakıldığı halde varlıklarını korumuşlardır. Bu varlığın yegane kaynağı tabiat şartları ile Saha iradesidir. Bununla beraber son zamanlarda Yakut mevcudiyetinin tehlike altına girdiğinin de unutulmaması lazımdır. Bu ise Yakutların nüfusu ile ilgili bir meseledir. Yakutistan’da Yakutların sayısı Rus ahalisinin sayısına göre azalmaktadır. 1892’de Yakutistan ahalisinin % 93’ünü Yakutlar teşkil ediyordu. 1906’da sayıları bütün ahalinin % 87’sini teşkil etmişti. 1922’de yakutistan ahalisinin % 85’i Yakutlardan müteşekkildi. 1959’da yakutların nüfusu 226.053, 1970’de 296.244 ve 1979’da 313.917 kişiye ulaşmıştır. Ancak bu arada Rusların sayısı da 1959’da 215.328, 1970’de 285.749 ve 1979’da 429.558 (Ukraynalılarla beraber 475.914)’e çıkmıştır. Bu rakamlardan da açıkça görülüyor ki, Yakutistan’da yaşamakta olan rus ve Ukraynalıların sayısı Yakutlara göre 161997 kişi fazladır. Demek ki 1979’da Yakutistan’ın nüfusu (851.840 kişi) nun tamamı arasında Yakut ahalisinin sayısı % 38’i teşkil etmektedir. Bu ise, Rusya sömürgeciliğinin mahsulü ve Yakut halkının gelecekte bekleyen büyük facianın aynasıdır.

Saha Yeri’nin İktisadı İmkanları:

Yakutistan araştırmalarında geri aklan sahalardan birisi, onun iktisadı zenginliklerinin Sovyetler Birliği dışındaki araştırmalarda ortaya çıkarılmamış olmasıdır. Yakutistan, iktisadı bakımdan zengin bir memlekettir. Altın, elmas, kalay, akmaden taşı, taşkömürü madenlerinin ve gaz ocaklarının merkezlerinden biri olarak tanınır. 1960’lı yıllarda Sovyetler Birliği’nin en zengin uranyum merkezinin Yakutistan’da bulunduğu da unutulmamalıdır. Ormanlar yakutistan topraklarının % 80’ini teşkil etmektedir. Bu sebeple orman, ekonomide mühim rol oynar. Balıkçılığın da ehemmiyetili payı vardır. Sovyet istatistiklerinde maden ürünlerinin miktarı hakkında bilgi verilmemektedir. Fakat, madenlerin Sovyetler Birliği san’atında mühim rol oynadığı bildirilmektedir.

1964’te Yakutistan’da 26 sovhoz ve 64 kolhoz, orman, ziraat, hayvancılık ve balıçlıkı sahalarında çalışmakta idi. 1977’de ise sovhozlar (Devlet ekonomisi teşekkülleri)in sayısı 80’e yükseltilmiş, fakat bir kolhoz faaliyet göstermekte idi.

Ülkede ekilen topraklar azdır 1964’te ekilen saha 104.300 hektardan ibaretti. Bunun 55.800 hektarı buğday, kalan topraklar ise otlaklar, patates v.b. sebze tarımı için ayrılmıştır. Büyükbaş hayvanların sayısı 331.200 idi. 1 Ocak 1964’te 355.600 geyik ve 137.000 at mevcuttu. Meyva ve sebzeler Yakutistan’a dışarıdan getirilmektedir. Orman ve tundıra hayvanlarından beri istihsali bakımından Yakutistan, Sibirya’daki başka ülkeler arasında birinci sırayı almaktadır.

Yakutistan’ın asıl nakliyatı, nehirler ve karayolları üzerinden yapılır. Nehir nakliyatı 9400 km’den ibarettir. Demiryollarının Yakutistan’ın iktisadı hayatında ehemmiyeti azdır. Sovyetler Birliğinin uranyum merkezi Türkistan’dı. Yakutistan’da uranyum ocakları keşfedildiği tarihten bu yana Sovyetler Birliği, atom enerjisi için mühim olan bu maddeyi ihraç etmeğe de imkan bulmuştur.

(Dr. Baymirza Hayıt, Türk Kültürü Araştırmaları Yıl XXIII/1-2 1985, Yakut (Saha) Türkleri, S. 318)

Yakutistan, yer altı zenginliği bakımından harikulade bir ülke olabilir. Çiddı araştırmalarla, yeraltında çok sayıda maden bulunmaktadır. 1961-62’de Aldan ve Timpton kazalarında akmadentaşı ocağı ve 1960’da Güney Yakutistan’da kömür ocakları bulundu. Üst Vilyun’da gaz kaynakları keşfedildi. 17 kazada yaşayan halktan 1500 kişinin teşebbüsü ile 1960-61’de 14 maden ocağı yeniden açıldı. Bunların arasında altın, kalay, bakır, volfram gibi madenlerin ocakları da bulunmaktadır.

Yakut Dili, Sözlü ve Yazılı Edebiyat:

Yakut dilinin bugüne kadar devam etmekte bulunan eski Türk dillerinden birisi olduğu hususunda türküloglar birleşmişlerdir. Ortak görüş, bugünkü Yakut dilinin eski Türkçenin devamı olduğu yolundadır. Yakut dilinin grameri türkologlar ve Ural-Altay dillerinin araştırıcıları tarafından birkaç defa yazılmıştır. Son görüşlerden birisi Prof. Nikoalaus Poppe’ye aittir. Poppe’nin Yakut dili hakkındaki fikirlerine ilave olarak başka bazı yayınların da incelenmesinde fayda vardır. Yakut Türk dilinde, Yakutların yan yana yaşadığı Moğol ve Tunguzların dillerinden zaman içinde kültür tesiriyle giren kelimeler mevcuttur.

Yakut dili için değişik zamanlarda çeşitli alfabeler kullanılmıştır. Yakutlar eski Orhon yazısını unutmuşlardı. Daha sonra asırlarca alfabesiz yaşadılar. Çarlık Rusyası devrinde Yakut dilinde yazılan eserler, Rus alfabesiyle yayınlanmıştır. Bunlar arasında, A. Uvarovks’ın 1848’de yayınlanan “Ahtıılar” (Hatıralar) konulu eseri bulunmaktadır. S.A. Novgorodov 1917’de Milletlerarası transkipsiyona dayanarak Yakut alfabesini meydana getirmişti. 1940’da Rus idaresi, günümüze kadar kullanılan Kiril harflerinden ibaret olan alfabeyi kabul ettirmiştir. Taymur vilayetinde Evenki kavmi, Even kavmi, Dolgan-Türk kavmi, Sahalin ve Amur vilayetlerinin yerli ahalisi de Yakut dilini konuşmaktadırlar.

(Dr. Baymirza Hayıt, Türk Kültürü Araştırmaları Yıl XXIII/1-2 1985, Yakut (Saha) Türkleri, S. 319)

Yakut halk edebiyatı, Yakutların millı ruhunun ve kültür hayatının mühim bir aynasıdır. Yakutların hayatını halk edebiyatı olmadan tasavvur etmek mümkün değildir. Uzun süre yazılı edebiyatlarının olmayışı, bütün dikkatlerinin halk edebiyatının yaşama ve tekamülüne yöneltmelerine sebep olmuştur. Yakut halk edebiyatı (folkloru) XIX. asırdan itibaren Rusya ve Yakutistan’da araştırma konusu olmağa başlamıştır. Yakut halk edebiyatının araştırma neticeleri Yakut alimi Georgiy Ustinoviç Ergis’in “Yakut Folklorundan Parçalar”(Rus dilinde) kitabından öğrenilebilir. Ergis, bu eserinde, Yakut folklorunun araştırma devirleri, araştırıcıları ve onların fikirleri hakkında bilgiler vermiştir, Ayrıca halk mahsullerinin bütün türlerine yer vermiştir. Ergis’in eseri, Yakut folklor araştırmaları için bir temel teşkil etmektedir.

Ergis, Yakut folklor sanatında Tanrı’ya inanç efsaneleri, Algıstar (hayat merasimleri şiirleri), Olonho (destanlmar), Kepseen (masallar), Bilirgi Sehen (halk türküleri), öbüge sehene (ecdat hakkında hikayeler), Irıalar (halk türküleri), çabırgah (hicivler ve fırkalar), ösler (makallar), taabirin (bilmeceler) gibi türleri ilmı ve anlaşılır bir biçimde ortaya koymuştur.

Yakut folklorunun temeli, Olonho’dur. Bu bir destan değil, belki bir çok destanlardan ibarettir. Olonho’nun her bir destanı bir onuyu ihtiva eder, ancak bunlar da Olonho ismiyle anılır. Bazı olonholar 6-10.000 beyitten, bazıları ise 20.000’den fazla beyitten meydana gelir. İlim Yakutların Olonho sayısını tam olarak tayin edememiştir. Olonholardan bugüne kadar 16 kitap yayınlanmıştır. 130’dan fazla da el yazması vardır. Bunlar günümüze kadar yayınlanmamıştır. Olonhoların yaşamasında ve halk arasında bugüne kadar yayılmış olmasında Olonho söyleyicilerinin (Olonhosut) rolü büyüktür. 1946’da Yakutistan’ın 13 kazasında 83 olonhosut’un bulunduğu ve bunların 396 Olonho söyleyebilecekleri öğrenilmiştir. Olonhosut, destanı söylenmeden önce bir ayağını, diğerinin üstüne koyar; gözlerini yumar bir eliyle kulağını tutar ve destanı terennüme başlar. Olonhosut, meddah, aşık ve şair vasıflarını kendinde toplayan kişidir. Halk, Olonhosut’u dikkatle dinler. Yakut şairi A.E. Kulakovskiy’e göre “her bir dinleyici kendi kaygılarını unutur, ve adeta başka bir aleme dalar. Olonhosut bu arada cezbeye tutulur, kendinden geçer. Her bir Olonhosut en azından 10 olonho söyleyebilir. Olonhoların halk huzurunda ezgiyle söylenip inlenmesi günümüze kadar devam etmektedir. Bu gelenek, Yakut aile ve cemaat hayatını tayin eden millı bir unsurdur.

Yakut yazılı edebiyatı, son devirlerin mahsulüdür. XX. asrın başından itibaren gelişmeğe başlayan bu edebiyatın tarihi bugüne kadar derinliğine araştırılmış ve neticeleri yayınlanmış değildir. Yakut edebiyatının tekamülü hakkında Polonyalı alim Stanislaw Kolyzynski kısaca bilgi vermiştir. Yakut yazılı edebiyatının temellerinin atılmasında Kulakovskiy (1879-1926), Sofranov (1886-1936), Neustroev (1894-1929) ve Oyunskiy (1893-1939) gibi Yakut şair ve ediplerinin rolleri büyüktür. Bu yazarlar eserlerini, millı duygu ve an’anelerin tesiri altında meydana getirmişlerdir. Bu sebepten bu Yakut yazarları, Sovyet rejimi devrinde milliyetçilikle suçlanmışlardır. Aralarnından Oyunskiy, 1939’da Sovyet hapishanesinde ölmüştür.

(Dr. Baymirza Hayıt, Türk Kültürü Araştırmaları Yıl XXIII/1-2 1985, Yakut (Saha) Türkleri, S. 321)

Yakut dilinde yayınlanan ilk gazete ve dergiler (mesela 1905’te Saha Dayduta (Yakut dünyası), Saha Oloho (Yakut Hayatı)), 1912-13’te neşredilen “Saha Sangata (Yakut sesi)****, 1923-26’da yayınlanan “Çolban” dergilerindeki şiir ve hikayeler günümüze kadar incelenmemiştir. Sovyet Rusya devrinde, 1923’ten sonra yaratılan edebiyat, “Sosyalist realismin”in bir cephesini hala devam ettirmekte, ancak millı ruhu aksettiren şiir ve romanlar da bulunmaktadır. Günümüz Sovyet-Yakut edebiyatında eski Yakut folklorunun tesiri büyüktür.

Türkoloji ilmi, Türk kültürünü Baykal gölünden Kuzey Buz Denizi’ne kadar yayan ve zamanımızda da yaşatmak yolunda faaliyetler gösteren Yakut Türklerinin büyük geçmişi ve bugünkü hayatının ancak pek küçük bir parçasını öğrenebilmiştir. Önümüzde bu sahada yapılacak işler bize beklemektedir.

(Dr. Baymirza Hayıt, Türk Kültürü Araştırmaları Yıl XXIII/1-2 1985, Yakut (Saha) Türkleri, S. 322)

+2 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+1232
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.