Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 15 Nisan 2015 - 20:58
Son Düzenlenme Tarihi 15 Nisan 2015 - 21:21
Prehistoryada, Yunanistanla Küçük Asya Arasındaki Münasebetler

Prehistoryada, Yunanistanla Küçük Asya Arasındaki Münasebetler

Prof. A. PERSSON (Uppsala):

Prehistoryada, Yunanistanla Küçük Asya Arasındaki Münasebetler:

Ege dünyasındaki tunç çağı medeniyetleri Girit’in minoen medeniyet,i adalardaki Kikladlar medeniyeti ve nefsi Yunanistan’ın Hellada medeniyeti bu sahanın şimdiye kadar malum olan neolitik medeniyetinden o kadar başkadır ki, bugün, tunç çağının bidayetleri şarktan, Küçük Asya’ya daha yakın bir noktadan vuku bulan bir hicretle birleştirilmektedir. Ege denizi üzerindeki adalardan müteşekkil tabii iki köprü vardır. Her ikisinin başlangıcı, küçük Asya’nın cenubu garbi kısmının şarkında olup bu kısma bilahare Karya adı verilmiştir. Cenuptaki köprü, belki de daha sağlam olup, Rados, Karpatüs ve Girit adalarından müteşekkil; daha şimaldeki daha geniştir ve Kikladlar’la Sporadlar’ın teşkil ettiği fasılasız diziler halinde uzamaktadır. Bu itibarla, bir medeniyetin tesir icra etmiş olması ihtimalini kabul ile iktifa edilemez; muhaceret nazariyesini kabul zarureti vardır. Bu, bilhassa ön İndo-Avrupai bazı coğrafi isimlerin, Küçük Asya’nın cenubu garbi köşesini Girit de dahil olmak üzere adaları ve nefsi Yunanistan’ın cenubu şarki kısmını ihtiva eden bir sirayet dairesini ifade etmeleri keyfiyetinden metevellittir. Bunlar mesela, Knossos ve Mylasa gibi sonları sos ve sta ile biten, yahut Korinthos, Labyrinthos, Labranda gibi sonu nthos ve nda ile biten isimlerdir (Hley-Blegen’in, The coming of the Greeks, isimli eserine müracaat).

(Prof. A. Persson, II. Türk Tarih Kongresi 1937, Prehistoryada, Yunanistan’la Küçük Asya Arasındaki Münasebetler, S. 224)

Şarktan gelen bu ön İndo-Avrupai muhaceret, Milattan önce takriben 3000 yılından sonra vukua gelmiş olamaz. Bugün oldukça iyi bilinen Yunan medeniyetinin inkişafı, bunu aşikar surette göstermektedir.

(Prof. A. Persson, II. Türk Tarih Kongresi 1937, Prehistoryada, Yunanistan’la Küçük Asya Arasındaki Münasebetler, S. 224)

Küçük Asya’nın o çağdaki medeniyeti hakkında pek az malumat mevcuttur. Fakat hali hazırda yapılan hafriyat, ezcümle, Amerikalıların yarımadanın merkezinde, Alişar höyüğünde yaptıkları kazılar, bazı karakteristik noktaları meydana koymuştur. M. Blegen’in Turova’da yapmakta olduğu kontrol hafriyatı da, bu hususta hayli ehemmiyeti haiz olmak gerektir: Küçük asya7nın cenubu garbi köşesindeki prehistorik medeniyetin inkişafına dair bugüne kadar hiçbir şey bilmiyoruz. Arkeoloji haritasının bu kısmı bembeyaz bir boşluk halindedir (Bittel’in Prahistorische Forschung in Kleinasien adlı eserindeki heyeti umumiyet tablosuna bakınız.) Fakat şurasını da kaydedelim ki, eski Hellada devrine ait kaplar fihristinde mevcut Bowl’ler ve Bottle’hların Alişar’da ve Turova’da çok yakın benzerleri olduğu gibi, toplu iğnelerin de Alişar’da benzerleri vardır.

(Prof. A. Persson, II. Türk Tarih Kongresi 1937, Prehistoryada, Yunanistan’la Küçük Asya Arasındaki Münasebetler, S. 225)

Milattan önce takriben 2000 yılında Kikladlar ve Yunanistan medeniyeti ani bir inkıta gösterir: Bunu şimdi ilk İndo-Avrupailerin yani Ioniyenlerin istilasiyle izah ediyoruz. Fikrimce, İoniyenleri Tuna havzası etrafında takip etmek mümkündür. Bunlar, Karadeniz sahilini takip ederek, birkaç kısma ayrılmışlar, bir kısmı garba Makedeonya ve Trakya’ya doğru gitmişler, bir kısmı, Boğaziçi’nden geçmiş, bir kısmı da şarka doğru ilerlemiş, sonra Etilerin İndo-Avrupai üst tabakasını teşkil etmişler, diğer bir kısmı da cenup yolunu tutarak turova ve İzmir’den geçmek suretiyle adalar tarikiyle Yunanistan’a ulaşmıştır. Bunlar, Küçük Asya’da ilk kademeleri bulunan Minyen keramiği getirmişlerdir: Yüz yıl kadar sonra orta devir, adalar ve Kontinantal Yunanistan devrinin karakteristik diğer keramiği olan mat resim görülüyor ki, bu da Küçük Asya’dan gelmiştir.

(Prof. A. Persson, II. Türk Tarih Kongresi 1937, Prehistoryada, Yunanistan’la Küçük Asya Arasındaki Münasebetler, S. 225)

Orta Hellada devrinde oldukça yayılmış bir şekil alan Pithos mezarları dahi, şüphesiz oradan gelmektedir.

Milattan önce ikinci bin yılda önce Minoen sonra Mycenien medeniyetinin garpta en son haddine vardığı sırada, Ege medeniyeti de şarkta Küçük Asya’da inkişaf etmiş ve ara sıra Mısır’ın ve Mezopotamya'nın eski medeniyetleriyle rekabette bulunmağa muvaffak olacak derecede büyük bir ehemmiyet kazanmıştır: Ege medeniyeti, şimdi okunması, mümkün olan yazılı abidelerden anlaşıldığı veçhile, aynı cinsten bir çok milletler tarafından idame ve muhafaza edilmiştir. Bunlar meyanında, bizi bilhassa alakadar eden, garbi Küçük Asya’dan geldiği kanaatinin mevcudiyetinden dolayı, Luvi yazısıdır. Temsili bir yazı olan Luvi yazısı, bir çok noktalardan, Girit yazısını andırır. Küçük Asya’nın cenubu garbi köşesinde arkeolojik sondajlar henüz yapılmadığı cihetle, bunların yapılması halinde bilhassa Luvi medeniyeti hakkındaki bilgilerimizin ehemmiyetli nisbette artması ihtimali vardır.

(Prof. A. Persson, II. Türk Tarih Kongresi 1937, Prehistoryada, Yunanistan’la Küçük Asya Arasındaki Münasebetler, S. 225)

Milattan önce takriben 1400 yılında, Minoen medeniyeti hiç şüphesiz Yunanistan’dan gelen milletlerin istilası yüzünden kaybolduğu zaman bu medeniyetin sahipleri Girit’in şark kısmına doğru sürülmüşlerdir. Bunları, klasik devre kadar, Eteokret namı altında, orada takip etmek mümkündür. Bu havalide henüz okunamamış bazı yazılar bulunmuştur. Minoen medeniyetinin bu sahiplerinden bir kısmının Eteokret’lerin geldikleri yoldan Küçük Asya’ya geçmiş olmaları muhtemeldir.

(Prof. A. Persson, II. Türk Tarih Kongresi 1937, Prehistoryada, Yunanistan’la Küçük Asya Arasındaki Münasebetler, S. 226)

Herodot, evvelce Minos tabili olan Karyalıların, Yunanistan kıtasına adalardan geldiklerini söyler. Bu şerait dahilinde, Minoen medeniyetinin kendi menşei olan memlekette kaybolduktan sonra, Yunanistan’da inkişaf kazanmış olması ihtimalini düşünerek, orada bu inkişafın asarına tesadüf etmek ümidi beslenebilir. Karya ile Yunanistan şehirlerinden bazıları arasında mevcut olup Strabon’un bahsettiği siyasi teşekkül benzerliği (XIV-652), bu suretle izah edilebilir. Daha sonra gelen Yunan tabakasının altında oldukça kuvvetli bir Minoen tabakanın mevcudiyetini tahmin edersek, Milattan evvel son bin yılın ilk kısmında Küçük Asya’nın garp sahilinde İyoniyen şekilde inkişaf eden Yunan medeniyetinin ilk feyizli büyüyüşünü, fikrimce, daha kolay anlamak kabil olur. Yunanistan’daki hendese sanati ile çağdaş olan ıoniyen sanati, şekillerinde görünen daha fazla serbesti itibariyle başka bir sanati, şekillerinde görünen daha fazla serbesti itibariyle aşka bir kaynağın kuvvetli tesirleri altında kalmış olduğu kanaatini vermektedir. Bu tesirlerin, alelumum zannedildiği kadar sathi olduklarını tahmine cesaret edemiyorum. Bir çok noktalar bana, Minoen sanatin, diğer bir sanat tabakasını devam ettiren souscouche (alt tabaka) olduğu kanaatini vermektedir.

(Prof. A. Persson, II. Türk Tarih Kongresi 1937, Prehistoryada, Yunanistan’la Küçük Asya Arasındaki Münasebetler, S. 226)

Fakat bu hususta kati karar verebilmek için elzem olan irtibat vasıtası bugüne kadar bulanamadığından, Milattan önce takriben 1400 yılında Minoen medeniyetinin kaybolduğu zamandan İoniyen sanatin belirdiği tarihe kadar olan Küçük Asya cenubu garbi medeniyeti şeraiti hakkında yapılacak bir araştırma, klasik Yunan medeniyetinin ve ezcümle İoniyen medeniyetinin menşeini tesbit hususunda fevkalade mühim olabilir.

(Prof. A. Persson, II. Türk Tarih Kongresi 1937, Prehistoryada, Yunanistan’la Küçük Asya Arasındaki Münasebetler, S. 226)

Küçük Asya’nın bu kısmında eski Karya eyaletinde sakin olan halk, klasik edebiyatta pek çok zikredilmiştir ve Karya meselesi, bilhassa Minoen medeniyetinin keşfinden evvel, ilmi münakaşalarda mühim bir mevki almıştır.

(Prof. A. Persson, II. Türk Tarih Kongresi 1937, Prehistoryada, Yunanistan’la Küçük Asya Arasındaki Münasebetler, S. 226)

Herodat (F, 171) Karyalıların menşei hakkında iki rivayet nakleder. Bunlardan biri, evvelce zikredilen adalardan tardedilmiş olmaları şıkkı, diğeri de memleketin asli sekenesinden oldukları rivayetidir. Bu son faraziye, Milas civarında, Karya Zeus’üne ait çok eski bir mabetten çıkarılmaktadır. “Karyalıların kral mezarları Suangela civarında kaindi” (Bizanslı Stefan’a göre Suan, mezar; gela kral demektir). Bu iki nazariyeden birinin, diğerini mutlaka cerheder mahiyeti yoktur. Ege dünyası sekenesi hakkında bugün mevcut olan malumatımıza göre, bu nazariyelerin her ikisi de doğru olabilir. Karya dili ile yazılı olup bugüne kadar malum olan abidelerin sayısı çok olmadığı gibi, yazıları da uzun değildir. Hepsi 76 yazıdan ibarettir. Okunuşları da henüz kati değildir. Bununla beraber, karya dilinde, Yunanca bir çok kelimeler vardır ki, bunların doğrudan doğruya Yunan dilinden istiare edilmiş olduğu iddia olunmaktadır. Kendi hesabıma ben, keyfiyetin berakis olmasını muhtemel görüyorum. Yani, İndo-Avrupailerin Yunan arazisini işgalden evvel konuşulan bir dilden, diğer bir tabirle eski Girit dilinden Yunanca’nın istiane etmiş olmasını varit görüyorum. Kara dilinde, “Çifte Balta” manasına gelen Labrys kelimesinin, Knossos sarayının Çifte Balta evi manasını ifade eden Labyrinthe adında mevcut olduğuna nazarı dikkati celbederim. Çifte balta, esasen Girit dininde, sembol olarak mühim bir yer işgal eder. Klasik devirde bir boğanın sırtında ayakta durur bir vaziyette temsil edilen Labronda’daki Karya Zeus7ünün elinde bu çifte balta görülür. Fikrimce, boğanın da Girit dininde mühim bir mevkii vardır.

(Prof. A. Persson, II. Türk Tarih Kongresi 1937, Prehistoryada, Yunanistan’la Küçük Asya Arasındaki Münasebetler, S. 227)

Karya yazısı, harflerden ve hecelerden mürekkep bir halitadır. Harfli yazı, garbi Yunanlı tipidir. Hece yazısı Cyprien yazısı ile aynı cinstendir ki, bu yazı da tamamen minoen yazısına benzer. Zanıma kalırsa, karya hece işaretleri, arada Cyprien yazısının delaleti olmadan, doğrudan doğruya Minoen yazıdan çıkmıştır. Karya yazılı eski abideler hususunda yapılacak yeni keşifler, bu meseleyi aydınlatabilir.

(Prof. A. Persson, II. Türk Tarih Kongresi 1937, Prehistoryada, Yunanistan’la Küçük Asya Arasındaki Münasebetler, S. 227)

Milas’ta yapılması düşünülen hafriyattan maksat, demek oluyor ki, bugüne kadar meçhul alan Küçük Asya cenubu garbisi prehistorik medeniyeti hakkında bir fikir hasıl etmektir. Bu medeniyetin, Milattan evvel 3000 yılına doğru, onun akabinde inkişaf eden Girit ve Yunan (Minoen, cycladique ve Pelladique) medeniyetinin büyümesinde amil olup olmadığını tetkik etmenin de çok ehemmiyeti vardır. Medeniyetin Milattan evvel 1400 yılından sonraki teşekkülünü tetkik edip, Minoen medeniyetinin devamı mahiyetinde ne dereceye kadar telakki edilebileceğini ve bir az daha sonra İoniyen medeniyetinin Küçük Asya’nın garp sahilindeki inkişafında ne dereceye kadar müessir bir amil olduğunu tesbit etmekte icap eder.

(Prof. A. Persson, II. Türk Tarih Kongresi 1937, Prehistoryada, Yunanistan’la Küçük Asya Arasındaki Münasebetler, S. 227)

Milattan önce ikinci bin yıla ait yazının garpta Girit’de ve şarkta Eti mıntakasınad mevcudiyeti malum olduğuna göre, karya7da da böyle bir yazının mevcudiyeti ihtimal dahilindedir. Bugün Eti yazısını okumak imkanı bulunduğuna göre, bunun teşkil ettiği irtibat vasıtası, Girit yazısı probleminin kati surette hallini mümkün kılabilecektir.

(Prof. A. Persson, II. Türk Tarih Kongresi 1937, Prehistoryada, Yunanistan’la Küçük Asya Arasındaki Münasebetler, S. 228)

Karyalıların iskan, mıntakası hakkındaki klasik ananeye gelince, Herodot’un milas civarındaki Karya Zeus’üne ait çok eski mabedi zikretmesi ve Milas’ın Milattan evvel dördüncü asır ortasına kadar Karyalıların payitahtı olması keyfiyeti (Kral Maussolos milattan evvel 353 yılında payitahtını oradan kaldırarak deniz kenarında kain Halikarnas’a nakletmiş ve orada kendine bir türbe inşa etmiştir) gibi hususlar, medeniyet merkezinin, Milas’ın ufak ovasına doğru bir noktada bulunduğunu göstermektedir. 1935 yazında yapılan bir iki ufak sondaj da, bugünkü Milas’ın takriben iki kilometre şarkında kain ova üzerinde bulunan birkaç tepecik nazarı dikatimizi celbetmiştir. Orada, Genziktepe’de yaptığımız sondajlarda bir metre derinlikte prehistorik duvarlar ve bir çok keramik kırıkları bulunmuştur. Bunlar meyanında, o havaliye yakın adalardan, mesela Samos ve leros’ta bulunan neviden son Miken keramiği parçaları da bulunmakta idi. Klasik devre ve Yunan-Roma devrine ait kırıklara fazla miktarda tesadüf edilmemiş, pek az, ancak birkaç parça bulunabilmiştir.

Bu itibarla bizi hissaten alakadar eden prehistorik medeniyet tabakalarına hemen ulaşılması ihtimali mevcuttu.

(Prof. A. Persson, II. Türk Tarih Kongresi 1937, Prehistoryada, Yunanistan’la Küçük Asya Arasındaki Münasebetler, S. 228)

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+0
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.