Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yazı Kategorileri
Yayınlanma Tarihi 25 Ağustos 2016 - 17:12
Son Düzenlenme Tarihi 28 Ağustos 2016 - 20:07
OSMANLI ORDUSU'NDA PADİŞAH MUHAFIZLIĞI YAPAN ASKERİ ZÜMRE, "SOLAKLAR"

OSMANLI ORDUSU'NDA PADİŞAH MUHAFIZLIĞI YAPAN ASKERİ ZÜMRE, "SOLAKLAR"

Osmanlı askeri teşkilatı içinde padişahın bir nevi tören bölüğü işlevini yerine getirmekte olup Yeniçeri Ocağı'nın 60, 61, 62 ve 63. ortalarından meydana gelmiştir. Yaya askeri statüsünde olup yalnızca amirleri olan solakbaşı ata binme hakkına sahiptir. Solaklar içinden seçilen bir grup padişahın yakın korumasını üstlenmiştir; bunlara rikab-ı hümayun veya hassa solakları denir. Solak
teşkilatının ilk defa hangi tarihte ortaya çıktığı bilinmemektedir. İlk Osmanlı kaynaklarında Yıldırım Bayezid döneminden bahsedilirken solak tabiri geçer (Anonim Tevarfh-i Al-i Osman, s. 35) . Bu durumda teşkilatın ı. Murad devrinde ihdas edilmiş olduğu düşünülebilir. Ancak yeniçerilerden ayrılan bir grubun padişahın korumasıyla görevlendirilmesi muhtemelen Fatih Sultan Mehmed döneminde tam anlamıyla şekillenmiştir. Nitekim Fatih'in Teşkilat Kanunnamesi'nde sefer sırasında padişahın yanında solakbaşı ile peykbaşının yürümesi gerektiği kaydedilmiştir (Kanunname-i Al-i Osman, s. I 7).
Muhafızlığı yanında Rikab-ı hümayun solaklarının sayısı zaman içinde sekiz ile yirmi kişi arasında değişmiştir. 883 (1478) tarihli bir belgede saray teşkilatı içindeki solaklar yirmi kişi olarak kaydedilmiştir (Ahmed Refik, sy. 49-62 [I335-37], s. I6). İsmail Hakkı Uzunçarşılı , sayılarının on iki ile sekiz arasında değiştiğini, bunlardan asıl sekizinin rikab solağı , dördünün solakbaşı olduğunu belirtmektedir (Saray Teşkilatı, s. 447). Nitekim XVII. yüzyılın sonuna tarihlenmiş belgelerde de rikab solakları sekiz kişi diye gösterilmiştir (BA, Cevdet-Saray, nr 340, 8103). Solakların sayısı Fatih Sultan Mehmed döneminde 200 kişiyken XVII. yüzyılda her bir ortada 100 kişi olması kanunlaştırılmış­tır. Çok iyi silah kullanan solaklar tecrübeli yeniçeriler arasından seçilmekteydi. Rikab solakları ise solak bölükleri içinden ayrılırdı. Kurallara göre yaşları yirmi beşten yukarı, güvenilir, askerlik dışında hiçbir işle uğraşmayan, annesi babası belli olan, bulaşıcı hastalığı, herhangi bir organında noksanı bulunmayan gösterişli kişiler solak olabiliyordu. Mavi gözlüler, köseler, kısa boylular solak olamazdı. Solakbaşılar tarafından seçilen solaklar son olarak hem gerekli nitelikleri taşıyıp taşımadıklarının kontrolü hem de tayinleri için Darüssaade ağasına gönderilirdi. Solakların asıl görevi padişahın muhafaza idi. Padişah sefere çıktığı zaman solaklar saray kapısından itibaren yaya olarak her iki tarafında ve önünde yer alır, yanına yabancı hiç kimseyi yaklaştırmazlar­dı. Savaş esnasında bütün solak bölükleri padişahın etrafında yer alarak bir koruma hattı oluşturur, 400 kemankeş solak etrafını çevirirdi. Celalzade Mustafa Çelebi, Selimname adlı eserinde Çaldıran Muharebesi esnasında solakların padişaha nasıl siper olduklarını nakleder (s . 148)

Padişahın şehir içindeki cuma selamlı­ğı, Eyüp Sultanı ve atalarının türbelerini
ziyaret veya biniş adı verilen çeşitli ziyaretleri kapsayan resmi yürüyüşlerinde de (alay-ı hümayun) rikab-ı hümayun solakları padişahın iki yanında ve önünde yürürdü. Padişah alayı ve padişahın katıldığı savaşları tasvir eden bütün minyatürlerde solaklar bilhassa rengarenk kaftanları, beyaz gömlekleri ve tüy sorguçlu başlıklarıyla tasvir edilmiştir. Padişah alayını görmüş olan bütün seyyahlar ve elçiler solakların göz alıcı elbiselerinden, adeta yürüyen bir orman görüntüsü veren tüylerle donatılmış başlıklarından söz eder. Saray içinde dört solakbaşı sadece muhafız bölüğünü temsilen bulunur ve padişahın yakınında olmayı rikab-ı hümayun ağaları ile diğer iç ağalarına bırakırdı.

Yeniçeri ağası ve kul kethüdasından sonra ocağın saraydaki en itibarlı temsilcileri oldukları, 1086'daki (1675) düğün yemeğin­de sadrazam sofrasına oturmalarından anlaşılmaktadır (Hezarfen Hüseyin Efendi, s. 21 7). Sarayda beyaz etekliği olan gömlekleriyle gezmez, üstlerine uzun etekli kaftanlar giyinirlerdi. Şehzadeler sancağa çıktık­ları zaman maiyetlerinde kendilerine bağ­lı solaklar da gönderilirdi (Uzunçarşılı, Saray Teşkilatı, s. 123, 124). Sadrazamların maiyetlerinde solak bulunmaz, buna karşılık muhzırbaşılar solakların başlığına benzeyen başlıklarıyla yürüyüp padişah alayı­na benzeyen bir görüntü oluştururlardı. Sadrazamların bayramın üçüncü günü Eyüp ziyaretleri sonrasında Şehzadebaşı'n­daki yeniçeri odaları önüne gelmesi ve burada solaklar tarafından şerbet ikram edilmesi adetti. 1088 (1677) yılında Veziriazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın böyle bir ziyaretin ardından Edirnekapı'dan şeh­re girip yeniçeri odalarına geldiğinde 61. orta solaklarının odabaşısının şerbet ikram etmesi bu geleneğin bir örneği olup solakların en itibarlı sınıf sayıldığının da bir işa­retidir (Teşr i fat!zade Mehmed, vr 79b). Rikab-ı hümayun solakları Bab-ı Hümayun'-da kendilerine ayrılmış olan odalarda kalır­lar ve sarayda nöbet tutarlardı. XVI. yüzyıl sonunda yeni tayin edilen bir rikab solağı günlük 15 akçe alırdı (Uzunçarşılı, Kapukulu Ocakları, ll, 138) ve zaman içinde 25 akçeye kadar terfi ederdi. Ayrıca her yıl bayramlarda bir takım elbise bayramlık olarak verilirdi (BA, Cevdet-Saray, nr. 340, 8103). Solakbaşıların yevmiyelerinin yanında zeametleri de olurdu. Solakların ise XVII. yüzyılda 9 akçe yevmiye aldıkları belirtilmektedir (Hezarfen Hüseyin Efendi, S. 147).

Solakların kendilerine mahsus özel kı­yafetleri vardı. Başlıklarının uçları yukarı ­
ya doğru konik bir şekilde daralırdı. Ön kısmı daha düz olan bu üçgenin uç kısmı­nın arkasına siyah tüy üstüne önceleri turna teli. sonraları bazan balıkçı tüyü gibi çeşitli tüylerden yedi sekiz tane takılırdı; bu tüyler yelpaze şeklinde yukarıya doğru açıldığı için süpürge sorguç diye adlandı­rılmıştır. Bu özel başlığın alna yakın olan alt kısmında sırma veya madeni bir kuşak olurdu. Yayabaşılar ve çorbacılar da solaklarınkine benzer tüylü sorguçlar kullanırlardı. Kaftanları kısa ve yenli idi. Yenlerini biraz arkaya gelecek şekilde kuşak­larına sokarlardı. Kaftanın altına ise diz altına, bazan ayak bileğine gelecek şekilde beyaz bürümcük veya tülbent benzeri ince gömlek giyerlerdi. Çakşırlarının dizden ayak bileğine kadar olan kısımları bacaklarını saracak darlıkta olup kısa ve çorap gibi ayağı saran hafif çizmelerine bitişik­ti.

Kıdemlilerinin yeşil kaftan giydikleri kaydedilmişse de XVI. yüzyıl minyatürlerindeki pek çok solak figürünün her renkte kaftan giydiği görülmektedir. Omuzların­da yaylarını, sırtlarında tirkeşlerini, bellerinde hançerlerini ve kuşaklarına zincirle asılmış olarak kılıçlarını taşırlardı. XIX. yüzyıl başlarında solak teşkilatı dağılacak kadar zayıflamıştır. Öyle ki merasimlerde solak olarak görev yapması için birtakım yeniçeriler bulunup giydirilerek muhafız alayı oluşturulmaya çalışılmıştır. Yeniçeriliğin ilgasından sonra solak teşkilatı peyk teşki­latı ile birlikte 3 Mayıs 1829'da kaldırılmış, yerine rikab-ı hümayun hacternesi adı verilen yeni bir bölük tayin edilmiştir.

BİBLİYOGRAFYA
Fatih Sultan Mehmed, Kanunname-i Al-i Osman (haz. Abdülkadir Özcan), İstanbu l 2003, s . 17; Arifi Abdullah Çelebi, Süleymanname, TSMK,
Hazine, nr. 1517, tür.yer. ; Anonim Teuarfh-i Al-i Osman (nşr. F. Giese , haz. Nihat Azamat). İstan­bul 1992, s. 35; Celalzade Mustafa Çelebi, Selimname [haz. Ahmet Uğur- Mustafa Çuhadar), Ankara 1990, s. 148; Hezarfen Hüseyin Efendi. Tel-hisü'l-beyan fi Kauanin-i Al-i Osman [haz. Sevim İlgürel), Ankara 1998, s. 147, 217; Selanik!. Tarih (ipşirli), ı, 46-47, 50, 101, 409; ll, 612; Teş­
rifatizade Mehmed. Defter-i Teşri{at, İÜ Ktp., TY, nr. 9810, vr. 79b; Kauanin-i Yeniçeriyan (nşr.Petrosya n). Moskova 1987, tür. yer.; Uzunçarşılı,
Kapukulu Ocakları, I, 218-226; ll, 138; a.mlf., Saray Teşkilatı, s. 123-124, 447; İsmail H. Baykal, Enderun Mektebi Tarihi, İstanbul 1953, tür.yer.; Zeynep Tarım Ertuğ. Onaltıncı Yüzyıl Osmanlı Deuleti'nde Cülüs ue Cenaze Tören/eri, Anka-
ra 1999, s. 133-143; a .mlf .. "Osmanlılar'da Teşri­fat 1 Ceremony and Protocol at the Ottoman Court", Türk Dünyası Kültür Atlası: Osmanlı Dönemi 1 A Cultural Atlas of the Turkish World: Ottoman Period, İstanbul 1999, I, 428-477; Ah-
med Refik, "Fatih Devrine Ait Vesikalar", TOEM, sy. 49 -62 ( 1335-37), s. 16.

DİYANET İSLAM ANSİKLOPEDİSİ

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+217
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.