Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 13 Mayıs 2015 - 10:00
Son Düzenlenme Tarihi 29 Nisan 2016 - 13:36
Ortazaman – Türk İslam Dünyasında Hıristiyanlar ve Yahudiler

Ortazaman – Türk İslam Dünyasında Hıristiyanlar ve Yahudiler

Ortazaman – Türk İslam Dünyasında Hıristiyanlar ve Yahudiler

Prof. A. Mez

(Not: Kaynakça 96'dan sonrası vardır. Makalenin tamamını paylaşmıyoruz. Son kısmında önemli bulduğumuz bir bölümünü yayımlıyoruz.)

Yukardanberi bahsedilen bu vergiler çok defa taksitle bu da bazan altı, beş, dört ve iki taksitle oluyordu. Bidayette Babilonyalılar tarafından heray başında tahsil ediliyordu. Bunun sebebi aşikar olarak Müslümanların aylıklarını her ay başında almaları idi. 3./9. Uncu asırda İspanya’da da böyle olmuştu. Daha sonraları 366/976 da ise vergiler her senenin ilk ayında tahsil edilirdi; fakat kadınlardan, reşid olmıyanlardan, alınmazdı Alelade olarak bir kağıt senet ita edilirdi. Buhranlı zamanlarda ise ehli zimmetin boyunlarına senet pulları asılır ve ellerine damga vurulurdu.

(Prof. A. Mez, Ülkü Halkevleri Mecmuası, Şubat 1938, Ortazaman – Türk İslam Dünyasında Hıristiyanlar ve Yahudiler, Sayı: 60, Cilt: X, S. 493)

Bu adet eski Babilonya adeti idi; orada kölenin daima yanında bulunan kilden küçük bir mahrut mühürde kölenin ve efendisini isimleri mahkuk bulunurdu. Kalmut Yahudileri de kölelerini boyunlarına veya setrelerine vurdukları bir mühür ile işaretlerlerdi Miladi 500 senesinde Edessa valisi hergün bir pund ekmek almak mecburiyetinde olan fakirlerin boynuna teneke bir mühür vururdu Çin’de 9. Asırda vesakilı fahiş lır-ki fahişe vergisi öderlerdi – imperatorun bakır mührünü boyunların da taşırlardı (Renaud, Relation des I’ayages, s. 69) Eski fakıhlardan Abu Jusuf ile Yahya ibn Adam hiç bu nevi malumat vermemektedirler.

Bu hareketlerin pek nadir olarak icra edildiği de anlaşılmaktadır: hiç değilse Dionysius v. Tellmachre (vefatı 845 Milad) vergi memurlarına, şehrinin ismi ile köyünün ismini herkes damgalamak suretile işaret etmek üzere birer mühür verildiğini ve bunun cemaatın işdilmemiş bir tetkiki için yapıldığını anlatıyor. Sağ ele şehrin ismi yazılıyor sol ele de Mezopotamya kelimesi. Herkesin boynuna da iki sikke asılıyordu ki bunun birisinde şehrin ismi diğerinde de o kimsenin mensup bulunduğu mıntaka mukayyed bulunuyordu. Beher üç kişi için bidayetten beri (herhalde damka resmi olarak) bir dirhem tarhediliyordu. Bunlar aynı zamanda herkesin ismini, künyelerini ve vatanlarını da yazıyorlardı. Bu yolda hareket edilerek birçok yabancıların mevcudiyeti meydana çıkınca büyük heyecan hasıl olmuştu ve beyan ettikleri mahaller, bu mahallere hiç ayak basmamış olsalar dahi kaydediliyordu. Eğer bu yolda sonuna kadar devam edilmiş olsaydı evvelce vukubulan birçok hadiselerden çok tesir etmesi muhtemeldi. Damgacılar işlerinin kifayet etmiyeceğini anladıklarından düz bir sahaya gittiler ve önlerine geleni çevirdiler. Yirmi defadan fazla bu sahayı gezdiler ve hiç istirahat etmediler ve nihayet bütün mahallin sakinlerini yakaladılar ve onların elinden hiçbir kimse kurtulamadı. Tıpkı peygamber Danyel ve havarisi Johannes'in söylediği gibi oldu:

“Her insan elinin üstüne, göğsüne ve sırtına bu hayvanın mühürü vuruldu”

Mamafih Abbasi halifelerinin ilk zamanlarına ait bir Basralı şair de şöyle terennüm ediyor:

(Prof. A. Mez, Ülkü Halkevleri Mecmuası, Şubat 1938, Ortazaman – Türk İslam Dünyasında Hıristiyanlar ve Yahudiler, Sayı: 60, Cilt: X, S. 494)

“Onun aşkı benim ensemde,

Ehli zimmetin mühürlü olduğu yerde mühürlüdür”

Herhalde Cahiz'in (vefatı 255/869) bir ravisine göre bir ehli zimmetin ensesinin mühürlü olması onun hakiki bir meyhaneci olduğunu gösterir ve 4./10. Uncu asrın ilk senesinden Hamdan civarından bir damga bize kadar gelmiştir. halbuki aynı asrın ilk çeyreğinde bu verginin tediyesine ait mühürlü bir senedin mevcut olduğu bildirilmektedir. Hıristiyan ruhaniler de baş vergisinden istisna edilmiş değildiler, yalnız sadaka ile geçinen papaslar cismani dilenciler gibi bu vergiden azad edilmişlerdi. Nazari ahkama göre zira Mısır’da ancak 312/924 senesinde papasv e piskoposlarra nüfus vergisi tarhedilmişti

“Aşağı ve Yukarı Mısır’daki bütün manastırlar ve Sinai manastırı da beraber olmak üzere bu vergiyi vereceklerdi. Bunun üzerine bir kısım papaslar Bağdad’a gelerek Halife Muqtadir nezdinde şikayette bulundular. Halife, eskisi gibi papas ve piskoposlardan hiçbir vergi alınmamasını emretti”

1664 Milad senesined Mısır’da şunlar vergiden muaf tutulmuşlardı:

“Bütün Avrupalılar, evli olmıyan kıpti ruhaniler, patrik ve bütün Türkler” (yani Müslümanlar) Baş vergisinin istifası diğerlerinden daha yumuşak bir şekilde vaki olamayordu, fakat kanuna bakılırsa daha sert da olmıyacaktı. Herhalde mutad ve eskiden beri mücerrep vasıtalar olan mükellefleri dövmek, onlara işkence yapmak, güneşe tutarak başlarına yağ dökmek ahkamı şeriye iktizası yasaktı. Mükelleflerin vergilerini ödeyinceye kadar sadece hapsedilmeleri lazım geliyordu.

(Prof. A. Mez, Ülkü Halkevleri Mecmuası, Şubat 1938, Ortazaman – Türk İslam Dünyasında Hıristiyanlar ve Yahudiler, Sayı: 60, Cilt: X, S. 495)

Elbiselere ait talimat pek eskidenberi mevcuttu. Harünürreşid 191/807 senesinde ehli zimmetin örülmüş cinsten kemer, iğne ardı dikilmiş kasket ile kunduralarını Müslümanlar gibi taşımıyacaklar, bindikleri hayvanların egerlerini hayvanın sırtını kavivari kapayan nevi yerine tahta saplı cinsini kullanacaklar: kadınları beygirlere mahsus egerlere değil eşek eğerlerine binecekler Yahudiler 2./8. İnci asırda yüksek bir şapka taşıyorlardı ki bunları izah için uzun sınır taşları ile destiler misal gösterildi. Hıristiyanlar o zamanlar bornüs taşırlardı; faat Qalansuwah Müslümanlar nezdinde moda olmaktan çıkınca bu serpuş Hıristiyanlara tahsis edildi. Eski elbise ahkamı arasında renklere ait bir hususiyet görülmeyor; bu husisiyetin daha ziyade eyaletler arasında mevcut olduğu anlaşılıyor. Cahiz (vefatı 255/869) bu hususa ait olmak üzere Babilonya’dan şu yolda bahsediyor:

“Hakiki bağcı mutlaka ehli zimmetten olmalıdır, Actin, Mazbar, Mişa veya Sluma adlarını taşımalı, siyah – beyaz karışık elbise giymeli ve boynunu mühürlemiş olmalıdır”

Harun al-Raşid zamanında Müslümanlar nefret ettikleri kadıya Masr camiinde küfr ederlerdi; kadı ise pervasız olarak kapının eşiğine çıkarak şöyle haykırırdı:

“Bal renginde palto giyen herifler nerede, orospu oğulları nerede? Niçin hiç kimse ne istediğini söylemiyor, kendisinin görülmesini ve duyulmasını istemiyor?”

Bu bal rengindeki baş örtüsü ile kemer, gayri müslimlere ancak 235/849 tarihinde Halifenin iradesi ile umumi olarak tahsis edildi. Kimki Müslümanlar gibi bir sivri kasket Qalansuwah taşırsa üzerine Müslümanların taşıdıkları renkten başka bir renkte düğme takacaktı. Hıristiyan köleler ile Yahudiler hiç olmazsa bal renginde bir ekleme, takriben dört parmak kutrunda göğüs veya sırtında taşıyacak; dar asker kemeri (Manatiq) taşımıyacak belki zinnar taşıyacak. Bunların ve kapılarına tahtadan şeytan resimleri çivilenecek 239/853 de verilen bir emirde bunların artık beygir üstünde gidemeyecekleri, ancak eşek ve katıra binebilecekleri bildirilmişti. Bütün bu emirler gülünç derecede az nazara alınıyor, ehli zimmet cüret göstererek bu emirleri dinlemeyorlardı.

272/885 senesinde Bağdad ahalisi Hıristiyanlar aleyhine kalktılar; bu kalkışın sebebi ise onlerin verilen emirlerin zıddına olarak ata binmeleri idi. Bu kıyam esnasında ise Kelil Jesu yani Eklili İsa yıkıldı ve yine İbn al-Mu’tazz, Hıristiyanların katır ve at egerleri üstüne kurulduklarından şikayet ediyor Bütün bu talimat 4./10. Uncu asrın başlamasından dört sene evvel yeniden şiddetlendirildi. Bütün 4./10. Uncu asrın cereyanında ise bu nevi ahkam hakkında hiçbir söz söylenmez olmuştu, bu hükümler herhalde uyumuşa benziyordu; fakat ancak ehli sünnetin 5./11. İnci asırda tekrar kuvvetlenmesi ile beraber bu hükümler de tekrar ciddiyet ile ele alındılar. 423/1031 senesinde Hıristiyanların katolikos ve Yahudilerin Ra'sel-Calut'una yeniden talimat verildi, bunlar kendilerini Müslümanlarla bir tutan dindaşlarına farıkalarını tekrar kullanmalarını tebliğe memur edildiler Ancak bunu takip eden zamanda ehli zimmetin Müslümanların evlerinden daha yüksek evler inşa edememeleri hakkındaki hüküm ortaya çıktı Bu hüküm, bana kalırsa, evvela Maverdi (vefatı 450/1058) tarafından zikrediliyor bu fikir garbta da çabucak yerleşiyor: 1205 de Papa üçüncü İnnosan, sens Yahudilerinin civarında bulunan kiliselerden daha yüksek sinaguklar bina ettirdiklerinden şikayet ediyor.

(Prof. A. Mez, Ülkü Halkevleri Mecmuası, Şubat 1938, Ortazaman – Türk İslam Dünyasında Hıristiyanlar ve Yahudiler, Sayı: 60, Cilt: X, S. 496)

Dinler arasında istihza ve halkın kötü hükümleri ırklar arasında da olduğu gibi pek mevcut değildi. Yahudilerin koktuklarından bahsedilir Dİ; Hıristiyanlar şarap sarhoşu idiler rahibelerle koro teşkil eden çocuklara kolayca yanaşılabilmekle şöhretlidirler. Saibilerin katı kalpli oldukları söylenir

Hıristiyanlığın diğer dinlerden daha ziyade sevgi ve hilmiyet tavsiyesinde bulunduğunu münevver Müslümanlar pek iyi bilirler. Cahiz vefatı 255/869 dünyada yapılan bütün sünnetlerin Greklerden geldiğini ve onların merhamet tavsiye eden dinlerinde bunun ne fevkalade bir şey olduğunu teyiden söyler. Biruni caketi alana gömleği de vermek, bir yanağına vurana sol yanağını da uzatmak, düşmanları takdis etmek ve herkese dua etmek felsefesinin ne kadar asilane olduğunu izah ediyor; fakat insalar feylesof değildirler ve Kayser Kostantin’in Hıristiyan olduğundanberi hükümet daima kılıç ve kamçı kullanmıştır

(Prof. A. Mez, Ülkü Halkevleri Mecmuası, Şubat 1938, Ortazaman – Türk İslam Dünyasında Hıristiyanlar ve Yahudiler, Sayı: 60, Cilt: X, S. 497)

Şayanı hayret olan şey ise gayri müslim memurların çokluğudur. Müslüman kendi öz memleketinde Hıristiyanlar tarafından idare edilir Ehli zimmetin, Müslümanların mal ve bedenleri hakkında karar ittihaz edebilmelerine ait şikayet eskidir. ve ta İslamiyetin ilk zamanlarında Hıristiyan veya Yahudilerin devlete katip tayinine ait ilk ikaz birinci Ömer’e isnad edilmektedir. 3./9. Uncu asırda hatta Hıristiyanlar iki defa Harbiye Nazırı olmuşlardır:

“öyle ki din muhafızları onların elini öperler ve onlardan aldıkları emirleri icra ederlerdi”

Hıristiyan ve Yahudi memurları da Müslümanlar gibi yemin ederlerdi. 840/1436 da yazılmış olan Diwan el-inşa (Paris yazması 4439) o zamana ait Yahudilerin tabi oldukları yemin şekline ait formülü yazdıktan sonra birinci formülün Harun al-Raşid’in veziri al-Fadl ibn al-Rabi tarafından tanzim edildiğini ve daha sonraki formüller için esas teşkil ettiğini bildiriyor hıristiyanlık aleyhine tevcih edilen hareketler bilhassa asıl müminler için tahammül edilmez olan gayri müslimlerin bu hakimiyetine karşı yapılmakta idi. Halife, 235/849 tarihinde resmi bir vazifenin hiçbir gayri müslime tevdi edilmemesini emretti, mesela Nil'in mesahası vazifesi Hıristiyanların elinden alınmıştı Fakat bizzat kendisi on sene sonra sarayının inşasını yüksek bir Hıristiyan memurun eline teslim etti ve 269/999 senesinde ise “Hıristiyan Devlet Katipleri” o kadar fazla bir kudrette sahip oldular ki Halife Muqtadir onlara karşı olan emirnameyi yenilemek mecburiyetinde kaldı. Hıristiyan ve Yahudiler sadece doktor veya vergi tahsildarı olarak hizmet edebileceklerdi. Muqtadir’in verdiği emir ise o kadar gülünç bir şekilde tesirsiz idi ki, bizzat kendi veziri hergün hanesinde misafiri olarak bulunan müşaviri içinde dört tanesi Hıristiyandı her tarafta Hıristiyan katipler mevcuttu; Tahiriler zamanında 3./90. Uncu asırda da vardı hatta 319/931 senesinde de vezir olmak isteyen bir zat Emirin katibi İbrahim Hıristiyan ve Marşal Müni’in katibi Stephan ile iyi geçinmek mecburiyetinde kalmıştı. Bir kimse meslekte terakki edebilmek için Hıristiyanlar ile olan münasebetlerini ortaya koymak mecburiyetinde kalırdı:

“Benim ailem aslen sizdendir” bir memuriyet talibi devlet katibine “benim ceddim sizin büyüklerinizden biri idi. Büyük babam Ubaidallah ibn Sulaiman’ın eline vaktile mu’tedid’in günlerinde bir haç geçmişti ve adamlar bunu görünce dedi ki: bu bizim kadınlarımızın bir muskasıdır, onlar bizim haberimiz olmadan bunu elbiselerinin altında saklarlar”

O zaman hesap uygun bir netice ile kapanırdı; Hıristiyanların elinden resmi vazifelerini almak istiyen Muqtadir’in zamanında Hıristiyan memurlara bu yolda dalkavukluk eden bir zat vezir olmuştu. Hakim mutlak olan Marşala karşı intrika çevirenlerin başında bulunan Tavşi Muflih ki aynı suretle hadım bulunan Hıristiyan bir katibi vardı büyük bir nüfuza sahibti Halifenin hazinei hassasının müdürü Hıristiyan Stefan 324/935 de öldü buyilerin ilki de bir Hıristiyan katip ile işe başlamıştı İzzeddaulah’nın veziri 357/967 de Basra’ya gittiği zaman hükümet merkezinde kendisine vekalet etmek üzere bir Hıristiyan bırakmıştı. Halife et-Ta’i’nin (363-381/973-991) bir Hıristiyan katibi vardı ve asrın ikinci nısfında gerek Adudeddaulah (vefatı 372/982) Bağdad’da, Fatımilerin Halifesi el-Aziz Kahire’de hatta bir Hıristiyan vezire maliktiler. Evelkisi kiliselerle manastırların yeniden inşa edilmesi ve yardıma muhtaç olan dindaşlarına para ile yardımda bulunulması için Halifeden müsaade almıştı. Daha sonraları muhtelif mezhepten Müslüman fukuha, mutlak surette salahiyete sahip olmıyan vezirin (Wizaret ettaufit) Hıristiyan veya yahudi olabileceğini içtihad etmişlerdi 3./9. Uncu asrın başında Mısır’daki Burah’da Hıristiyan mıntaka amiri Cuma günü siyah Abbasi elbisesini giymiş, kılınç kuşanmış ve maiyeti ile beraber debdebe ile atına binerek camia gitmişti. Orada durduktan sonra vekili olan Müslüman camiden içeri girmiş ibadet ve duada bulunduktan sonra tekrar dışarda bulunan şefine iltihak etmişti. Emirin Hıristiyan katibi atına binmiş olarak geldiği zaman bir Müslüman sofi attan inmesini emrettiğinden ve bundan dolayı hükümdar tarafından arslanların önüne atılmıştı. 389/999 tarihinde Mısır’ın Hıristiyan müsteşarı Fahd, kadının ölümünde yetiş paraları ve sairenin meydana çıkmış olan ihtilasını takip etmek emrini almıştı. Kadının terekesini sattıktan sonra meselede ilişiği olan memleketin en ziyade itibara mazhar ruhanilerini teşkil eden kahkeme azasını işlerinden uzaklaştırmıştı. Bu gayri tabii ahvale rağmen bizzat Hıristiyan tarihlerinden 4./10. Uncu asra ait olmak üzere İslam ve ehli zimmet arasında pekaz kavgalar çıktığı nakledilmektedir ki burada bu vukuatı birer birer sayalım: 312/924 senesinde ahali Şam’da büyük bir kiliseyi soyuyor ve iki yüz bin dinar kıymetinde, haç, mukaddes şarap içilen kadeh, kap, günlükdan, yastık gibi eşya çalmışlar ve ayrıca birçok manastır da yağma etmişlerdi Ramleh’de de bu zamanlarda üç kilise tahrip edilmişse de Halifenin emrile tekrar inşa edilmişti. Buna mukabil piskopos Askalon’da meryem kilisesinin yakılmasını şikayet etmek üzere Bağdad’a gittiği zaman bu teşebbüsten bir netice alamamıştı. Söylendiğine göre Yahudilerin yardımiile odun yığını tutuşturulduktan sonra alet vasıtasile kilisenin damına çıkarılmış kurşun eriyince sütunlar çökmüştü. 325/937 de Kudus’da birkaç kilise İslamlar tarafından yağmaya uğramıştı 381/991 de iki Müslüman, taşıması icabeden işareti taşımadığı için bir hıristiyan “Müneccim”e hakaret etmişler ve şefine müracaatı üzerine şef iki Müslümanı da hapsetmişti. Bunu müteakip iki kilise yağma edilmiş ise de katolikos meseleyi bahşişi dağıtmak suretile atıştırmıştı. Bir cami içinde bir domuz kafası bulunduğundan, bu iş Hıristiyanlara atfedilmiş ve bu yüzden heyecan husule gelmişti. 392/1012 de Hıristiyan bir doktorun kızı ki asil aileye mensup bir zatın Hıristiyan katibi ile evli bulunuyordu “nevhakerler, papaslar, haçlar ve mumlar, mezamir ve kudumları eksik olmamak üzere” güpegündüz gömüldüğü için bir Haşimi bunu münasip görmemiş ve tabutu taşlamıştı; bunun üzerine o ailenin uşaklarından biri elindeki sopa ile Haşimi’nin kafasını yarmıştı. Hıristiyanlar cenaze ile beraber Rum mahallesindeki kiliseye sığınmışlardı. Halk galyan etmiş, pazarlarda kuranlar değnekler üstüne çekilmiş, Cuma namazı kılınan camilerin kapıları kapanmış ve Halifenin sarayı önüne gidilmişti. Halife, asil zattan katibin teslimini istemiş ise de o zat vermek istemediğinden bunun üzerine Halife atının hazırlanmasını emretmiş, Haşimileri bir arya toplamış ve Bağdad'ı terk etmek ile onları tehdit etmiştir. Diğer taraftan hadiseye sebebiyet veren asil zatın evi önünde döğüşülüyordu; Alevi olduğ söylenen biri öldürmüş, onun üzerine büyük bir kıyamet kopmuş, artık kimse namaza gitmeyordu; birkaç Hıristiyan bu arada öldürüldü. Nihayet uzun müzakerelerden sonra katip teslim edildise de bir müddet sonar serbest bırakıldı. Bütün bu hadiseler geniş sahaya yayılan şark dünyası için pek azdır. O zamanlar bu münasebat yalnız Mısır’da gergin bulunuyordu. Müslümanların karşısında orada bir dil v birkaç kilise, Arabların karışsında ise başka lisan ile konuşan ırkan yabancı bir halk bulunuyordu. Mısır Hıristiyanları ancak asrın sonuna doğru kıptı dilini unutmıya başlamışlardı. halbuki hemen 400/1010 da yazan Aşmunain (Mısır’da) piskaposa ekseriyet kafi derecede anlamadığı için, kıpti ve gerek raporlarını arapçaya tercüme ettiğini bildiriyor. (Historia Patriarcharum Alexandirnorum ed. Seybold, Beirut, 1904, s. 6) Miladi 10. Asırda bilinen kıpti halk şiiri A. Erman’ın ve H. Junkers’in tercümelerini gözden geçirdim; sırf dinidir.) İlk iki asır içinde iki kıptı isyani birbirini takip etmişti. Sonuncusu ancak 216/831 de bastırılmıştı. Şimdi de Mısırın bütün orta vaziyette bulunanları Hıristiyandır, evvelce nasıl Yunanlılar Mısırlıların dillerini anlamıyor idiseler, Arablar da kıptılarin dillerinden öylece anlamıyorlardı; halbuki kıptılar, peygamberin kıptiliğe dost hadislerini ananeler arasına geçirme hususunda muvaffak da olmuşlardı. Bu hadislerden birinde kıptı katibin devlet içindeki rolü tamaile soğukkanlı olarak tespit edilmişdi:

“Kıptiler müminlerin sofiliğine, onları dünya endişelerinden kurtarmakla hizmet ederler.”

ve bu vazifeyi onlar o kadar esaslı surette icra ederlerdi ki Mısırın ekser Hıristiyan kavgaları Kıpti memurlarının kibir ve gururları yüzünden husule gelirdi. Daha sonra Bizanslıların 4./10. Uncu asrın ortalarında başlayan Mısır’daki harp şansları tesirini gösterdi. Bizanslılar 389/960 tarihinde Suriye’yi tahrip ettikleri zaman Kahire’nin eski camiinde Cuma namazından sonra halkın isyani vuku geldi ve iki kiliseyi tahrip etti. Kayser nikephoros müteakip senede Girid’i Hıristiyanlara tekrar kazandırdığı zaman Mısır’daki Hıristiyan Kayser Mihael kilisesi tahrip edildi ve kapılarını toprak yığmak suretile uzun zaman kapalı kaldı.

Fatimiler ilk zamanlarında ehli zimmete karşı bilhassa kendileri gibi mezhep rüesası için garip gelecek bir tesamüh göstermişlerdi. Bu sülalenin Yahudi doktoru vardı ki ihtida etmesi icap etmiyordu. [noteGraez Geschichte der judan v, 4. Aufl. S. 266[/note] Muizz’in sarayında Yahudiler vasıtasile maksadında muvaffak olabileceğini anlayan eski ve kurnaz mühtedi İbn Killis eski dindaşlarıile birleşmişti. İsmaililerin rasyonalist mahiyeti ve kendi diyalektik burhan zikretmeleri il defa olmak üzere İslamiyette Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasında umumi münakaşaları mucip olmuştu. Aziz zamanında sarayın Hıristiyanlara karşı olan dost vaziyeti ziyadeleşti. Sarayın sıhriyetine girenler arasında Hıristiyan rühbanileri de vardı ki bunlar arasında Kahire ve Masr’da Aristes baş piskopos tayin olunmasında ve Halife nezdinde büyük bir itibara sahip bulunmuştu. Tevekkeli vaktile bir şair şöyle demişti:

“Hıristiyan ol! Zira Hıristiyan olmak hakiki dine sahip olmaktır, bunu zamanımız ispat ediyor. Üç Allah’a iman et ve diğerini bırak! O nafiledir: Ja-qub baba, Aziz oğlu ve Fadl da ruh kudsidir”

(Prof. A. Mez, Ülkü Halkevleri Mecmuası, Şubat 1938, Ortazaman – Türk İslam Dünyasında Hıristiyanlar ve Yahudiler, Sayı: 60, Cilt: X, S. 501)

Şairin cezalandırılmasını halifeden istedikleri zaman halife onu affetmelerini diğer istihzaya uğrayan veziri ile Fadl’dan rica etmişti. Daha sonra aynı Halife Nestorius'un oğlu Hıristiyan İsa’yı vezir nasbetti ve bu vezir Suriye’de kendisine vekil olmak üzere de Yahudi Manasse’yi tayin etti. Fakat bu artık çok oluyordu, halk her ikisinin de azillerini istedi ve Halife bu arzuya tebiyyet etmiye mecbur oldu. Bu Hıristiyan vezir zamanında bir Hıristiyan kavgası ortaya çıkmıştı. Kayser Basilios’un Suriye’deki fütuhatı ile huzuru kaçan Mısır Halifesi 386/996 de bir donanma yaptırdı ise de bu donanma Masr tersanesinde yandı. Grek tacirlerinden şüphelenen halk bunlardan 160 kişiyi öldürdü. İsyan ecnibilerden yerli Hıristiyanlara da sıçrıyarak kiliseler yağma edildi ve nasturilerin piskoposu ölüm derecesinde yaralandı. Vezir asayişi iade ederek 63 yağmacı yakalanarak uçuzlu bir talia bağlandılar, yani bunlardan beheri bir bez içinden kura çekecek ve üç talihden birine kavuşacaktı: Üçte biri sen öldürüleceksin, diğeri: sen kamçılanacaksın ve üçüncüsü sen serbestsin, ve kura mucubince de hareket edilmişti 393/1003 de al-Hakim’in taassubu şakımıya başlamıştı. Dizginlerinin salıverildiğini farkeden halk kiliseleri tahrip etmiye başladı ve Halife bu kiliselerin yerlerine camiler yaptırdı ki meşhur Azhar camii bunlardan biridir. Daha sonra eski elbise nizamatı tekrar dirildikten başka ahkamı da ayrıca şiddetlendirildi: Hıristiyanlar boyunlarına tahtadan haç takacaklardı, umumi surette yortularını kutlamak, çan çaldırmak yasak edildi, kiliselerin dışındaki haçlar kaldırılarak izleri yok edildi. Kudus’daki mezarlı mabed ve Mokattam dağındaki büyük al-Qosair manastırı gibi meşhur kiliseler tahrip edildi.

(Prof. A. Mez, Ülkü Halkevleri Mecmuası, Şubat 1938, Ortazaman – Türk İslam Dünyasında Hıristiyanlar ve Yahudiler, Sayı: 60, Cilt: X, S. 502)

Bu manastır içinde büyük kilise avlusundaki mezarlara taarruz edildi ki herhalde halife al Hakim bunu arzu etmiş değildi ve keyfiyeti haber aldığı zaman önünü aldı. Buna rağmen halife aynı senede Hıristiyan Mansur ibN sa’dun’u vezir yaptı ve her zaman için Hıristiyan hususi doktor kullandı. Hizmete kabiliyetli, Müslüman yazıcılara ait bir liste tanzimi emredildi; maksat bunları Hıristiyanlar yerine kullanmaktı;

“çünkü bu halife idaresinde memurlar ve doktorlar pek az istisna ile Hıristiyan idiler

O zaman 403/1012 senesinin ikinci rebiyi ayının on ikinci Perşembe günü katipler, vergi memurları ve doktorlar piskoposları yanlarında olduğu halde yalınayak, başıkabak ağlayarak ve yerleri öperek sarayının önüne geldiler. Al-Hakim bunların murahhasları eliyle istidalarını aldıktan sonra onlara münasip şekilde tatminkar cevaplar verdi; fakat 15 inci Pazar günü bilakis verilen bir emirde hıristiyanların boyunlarına taktıkları haçın daha büyük olmaları, yani bir arşın uzunluğunda ve genişliğinde ve bir parmak kalınlığında (*) olması lüzumu bildiriliyordu. Şimdi yahudiler de beş Prund (**) ağırlığında bir kelle taşıyacaklardı ki güya bu takdis ettikleri dana başını hatırlatmak içindi. Asıl Hıristiyan memurlardan bir çokları ihtida ettiler ve bunları diğerleri takip etti; öyle bir çok günler sokaklarda hiç Hıristiyana rastlanmaz oldu. Bunlardan bazıları sureta ihtida etmişlerdi. 415/1024 Maliye Nazırı iken öldürülen Muhassin İbn Badus bu nevidendi. Müslüman olduğu zaman sünnetçi çağırıldığı halde cenazesi sünnetsiz bulundu. Buna mukabil yahudilerin çoğu dinlerinde kaldılar. Vilayetlerindeki Hıristiyanlar da dinlerini muhafaza etmişlerdi. Binlerce kilse ve manastır tahrip edildi ve hatta Hıristiyanlar bu tahrip işinde çalışan işçilere bizzat para vermek mecburiyetinde kondular. Mısır’da yalnız İskenderiye’de iki manastır oraya sığınmış olan iki bedevi tarafından korunduğundan tahrip edilmekten kurtulmuştu. Sitayı manastırı ise bütün hazinelerini teslim etti ve yıkılıp gitmemesi ehemmiyetli para vermesinden başka kuvvetli dıvarlara malik olmasından ileri gelmiştir. halife akaidini yeniden yeniye yapmakta olan Dürzü dininin mukaddes kokusu burnunda tüttüğü için ve bundan başa bu dini eski islam dinine karşı tahkim etmeye çalıştığı için himaye gören diğer dinler cazibelerini kaybettiler. 419/1019 da Hıristiyanalrın evlerinde toplanarak dini maidede bulundukları ve bu dini merasime İslamiyeti kabul etmiş olan eski Hıristiyanların da iştirak etmiş oldukları Halieye bildirildiği zaman halife bu ihbara hiç ehemmiyet vermedi. Aynı sene sina manastırı vakıflarını iade etti ve al-Qasair manastırı da yeniden bina edildi. Halefleri zamanında her şey tekrar eski olda devam etti, Hıristiyanlar tekrar dini ayinlerini aleni olarak icraya başladılar ve çılgın halifenin zamanından yegane hatıra olarak siyah sarık ve kuşak kaldı ki o zamandan beri ekser kıptılar bunları taşımaktadırlar . Sarı sarık hala Samaria'da taşındığı gibi Yezidlerde giyerler.215/1024 senesinde haçı suya atma (Epiphanie) yortusu eski parlaklığile ve Halifenin iştirakile kutlandı 436/439/1044-1047 senesinde mühtedi bir yahudi Kahire’de vezir bulunuyordu ki bunun zamanında İran’ı yahudi Abu Sa’ ile et-Tustari saltanatı idare ediyorlardı. Bir şair bu münasebetle şöyle söylüyor:

“bugün yahudiler umudlarının tepesine çıktılar ve asil oldular.

Onların nüfuzu ve paraları var, müşavir ve hükümdar oldular.

Mısırlılar size şunu tavsiye ederim: Yahudi olunuz, zira gökte yahudi oldu”

(Prof. A. Mez, Ülkü Halkevleri Mecmuası, Şubat 1938, Ortazaman – Türk İslam Dünyasında Hıristiyanlar ve Yahudiler, Sayı: 60, Cilt: X, S. 503)

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+0
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.