Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 31 Aralık 2015 - 01:32
Son Düzenlenme Tarihi 05 Ağustos 2017 - 23:17
OĞUZLARIN ANADOLU'YA GELİŞLERİ VE ANADOLU'DA OĞUZ BOYLARI

OĞUZLARIN ANADOLU'YA GELİŞLERİ VE ANADOLU'DA OĞUZ BOYLARI

XVI. Yüzyıl Sonlarında Tomarza, Tomarza ve Kayseri Çevresinde Oğuzlar

Selim Hilmi ÖZKAN

Büyük Selçuklular döneminde Anadolu’nun fethi ile birlikte Anadolu’ya doğru büyük bir göç dalgası yaşandı. Bu göçler sonucu Anadolu’ya gelen Türkler, gelmiş oldukları yerleri vatan olarak kabul edip yerleşmeye başladılar. Göçler ile birlikte başta Anadolu Selçuklu Devleti olmak üzere Anadolu’da birçok Türk devleti kuruldu. Kurulan bu Türk devletleri,Anadolu’ya gelen Türk boylarını düzenli bir şekilde şehir hayatına alışkın olanları şehirlere, köy ve yayla hayatına alışkın olanları köy ve yaylalara iskân ettiler. Sığmayanlar içinde yeni yerleşim yerleri kuruldu.

Anadolu’ya gelen Türkler arasında, Orta Asya’da çok eski zamanlardan beri köy hayatına hatta şehir hayatına geçmiş olanlar mevcut idi. Bunlar yeni geldikleri yerlerde aynı hayat şartlarını devam ettiriyorlardı. Göçebeler, göçebeliklerine devam ediyor, köylüler ise derhal köy kurarak zirâat faaliyetlerine başlıyorlardı. şehirliler ise şehirlere yerleşme yoluna gidiyorlardı. Mesela Osmanlı Devleti kuruluş döneminde konar-göçerleri zirâat sahalarında (mezra’) küçük çapta tarımla uğraşmaya zorlarken, bir yandan da onların köyler kurarak yerleşik vaziyete geçmelerine zemin hazırlamıştır.

Bu durumun doğal bir sonucu Anadolu’da şehir iskânından farklı olarak sadece tarım ile uğraşanların ve geçimlerini buradan temin edenlerin oluşturdukları küçük iskân birimleri olarak köyler kurulmuştur. Bazı köylerde değirmen ve tahînhâne gibi küçük işletmelerde bulunmaktadır. Bu durum bize köylerin kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kadar da olsa sanayi tesirsilerine de sahip olduğunu göstermektedir.

Bunun yanı sıra Türk köylüleri anayurtlarından Anadolu’ya eski yaşam kültürlerinden bir takım şeyler getirerek daha önce yaşamış oldukları yerlerdeki anane ve kültürlerini Anadolu'da da devam ettirmişlerdi.

Osmanlıların Bölgeyi Fethi ve Oğuzlar

Kayseri ve çevresi birinci defa Anadolu Türk birliğinin büyük oranda sağlandığı 1395 yılında Yıldırım Beyazid döneminde Osmanlı yönetimine katıldı. Fakat Osmanların bölgeyi almasından kısa bir süre sonra Kadı Burhaneddin tekrar Kayseri ve çevresine hâkim oldu. Daha sonra 1398 yılında ikinci defa Yıldırım Beyazıt’ın orduları tarafından Sivas ve Kayseri Osmanlı yönetimine bağlandı.

Tabi’i ki bu yönetim dönemi de fazla uzun sürmedi. Çünkü Timur’un Anadolu seferi sonrası birçok Anadolu şehri gibi Kayseri ve çevresi de Osmanlı hâkimiyetinden çıktı. Kayseri’nin tam anlamı ile Osmanlı yönetimine girmesi Fatih Sultan Mehmed dönemine rastlar. Bu dönemde Kayseri ve çevresi Karaman Beylerbeyliğine bağlı bir sancak merkezi haline gelir. Kat’i olarak Osmanlıların eline geçen Kayseri’de 1476 yılında “Vilayet-i Karaman Liva-i Kayseriye ve İçel” olarak ilk tahrir yapılır. Bundan sonra Kayserive çevresi, bir Osmanlı şehri olarak varlığını devam ettirecektir.

XVI. Yüzyılda Tomarza ve Çevresi

Tomarza, XVI. yüzyıl içerisinde Cebel-i Erciyes Nahiyesine bağlı bir karye(köy)merkezi durumundadır. Bu dönemin başlarında Tomarza karyesinde gayr-ı Müslim nüfus çoğunluktadır. Fakat XVI. yüzyılın sonlarına doğru yarı göçebe Yörüklerin, çeşitli cemaat ve boyların yerleşmesi ile bu yapı değişmeye başlamıştır. Çünkü Tomarza’nın, XVI. yüzyılın sonlarına doğru biri gayr-ı Müslim mahallesi olmak üzere yedi mahallesi vardır. Köyün nüfusu ise tahminen 1840 kişi civarındadır.

XVI. yüzyılda Tomarza köyünde arpa, buğday gibi tahıl üretiminin yapıldığını, tarım faaliyetlerinin yanı sıra hayvancılık ve arıcılığında önemli bir geçim kaynağı olduğunu anlamaktayız. Köyde sekiz adet değirmen, iki adet bezirhane vardır. Köyün XVI. yüzyıldaki hâsılı 30000 akçedir ki o dönem için çok büyük bir miktar kabul edebiliriz.

XVI. yüzyılda Köstere (Göstere) ve Malya nahiyelerine bağlı köyler bugünkü Tomarza ilçesi ve çevresini içine almaktadır. XVI. yüzyıl içerisinde Göstere Nahiyesine 33 köy ve 20 mezra bağlıdır. Bu köy ve mezralardan bazıları isimlerini bu gün aynen korumaktadırlar. Bazıları ise ortadan kalkmıştır. Göstere nahiyesine tabi olan köylerden alınan vergi hâsılı XVI. yüzyıl sonları itibari ile 80708 akçeydi. Mezralardan alınan vergi hâsılı toplamı ise 14205 akçeydi. Göstere nahiyesinin hane sayısı 1132, muaf 15, toplam nüfusu ise 5735 civarındadır. Bu nüfusun 1122 hanesi Müslüman 10 hanesi de gayr-ı Müslim’dir.

XVI. yüzyıl başlarında Malya Nahiyesi olarak adı geçen yerleşim yerinde 31 cemaatin varlığından söz edebiliriz.

Bu yüzyılın sonlarına doğru nahiyeye 11 köy ve 1 mezra’nın kayıtlı olduğunu görmekteyiz. Bu köy ve mezralardan bazıları diğer yerler gibi isimlerini bu gün de korumaktadırlar. Bazıları ise yukarıda da zikrettiğimiz gibi ortadan kalkmıştır. Malya nahiyesinden alınan vergi hâsılı XVI. yüzyıl sonlarında 36631 akçe iken mezralardan alınanvergi hâsılı toplamı 8262 akçedir. Malya nahiyesinin hane sayısı 933, muaf ise 6 kişidir. Bu duruma göre toplam nüfusu 4695 kişi civarındadır. Bu nahiyenin tamamı Müslüman hanelerden oluşmaktadır. Bugünkü Tomarza ilçesi ve çevresini kapsayan her iki nahiyede de tarım ve hayvancılık yapılmakta idi. Ayrıca bağ, bostan, meyve üretimi ve arıcılığın da yapıldığını söyleyebiliriz.

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+1321
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.