Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 23 Nisan 2015 - 15:55
Son Düzenlenme Tarihi 28 Nisan 2016 - 16:09
Miryokefalon Savaşı

Miryokefalon Savaşı

Anadolu Selçukluları ile Bizans İmparatorluğu arasında 1162’de yapılan anlaşma taraflara daha rahat hareket etme imkânı sağlıyordu. Bundan yararlanan II. Kılıç Arslan Danişmendiler ve Musul Atabeyliğiyle; İmparator Manuel de Balkanlardaki bazı meselelerle uğraşıyordu. Bununla beraber Anadolu’da sayıları 100.000’i aşan kalabalık bir Türkmen kitlesi kendilerine yurt ve otlak bulmak gayesiyle Bizans hâkimiyetindeki bölgelerde yağma ve tahribatta bulunuyorlardı. Bu akınlara devam eden Türkmenler Denizli, Bergama ve Edremit’e ulaşmışlardı. İmparator hem bu akınlara mani olmak hem de Anadolu’da giderek güçlenen Kılıç Arslan’a ağır bir darbe indirmek gayesiyle kuvvetler göndermeye ve Eskişehir’de bazı askerî tedbirler almaya başladı. Manuel, Türk tehlikesine son vermek amacıyla bu seferi hilal-haç mücadelesine dönüştürmek istiyordu. Bu maksatla Papa III. Alexander’a bir mektup göndererek Türklere karşı başlattığı bu harekâtta kendisine yardım sağlamasını istedi. Papa cevabî mektubunda bu yardımı ancak yılsonunda sağlayabileceğini bildiriyordu. Bunun üzerine Kılıç Arslan bir yandan hazırlıklarını sürdürürken bir yandan da Süleyman adli kabiliyetli bir elçisini imparatora gönderip aralarındaki barışı devam ettirmek istediğini bildirdi. Ancak imparator Türkmenlerin istilâ ettikleri yerlerin iade edilmesini ve kendisine sığınan Zünnûn ile kardeşi Sahin Şah’a ait toprakları derhal geri vermesini şart koşuyordu. Sultan imparatorun Eskişehir’de yaptırdığı istihkâmları tahrip etmek için akınlara devam ederken imparator da bizzat sefere çıkmadan önce Danişmendi Şahin Şah’ı Anadolu’ya gönderdi. Fakat Şahin Şah Eskişehir yakınlarında pusuya düşürüldü ve bozgun halinde imparatora sığındı. Niksar üzerine gönderilen Zünnûn ise hiçbir başarı sağlayamadan geri döndü ve imparatora katıldı. Kılıç Arslan kardeşi Şahin Şah’ı da bertaraf ederek Anadolu’da siyasî birliği korudu. Bizans imparatoru Manuel, II. Kılıç Arslan daha fazla kuvvetlenmeden üzerine yürümek ve Anadolu’yu Türklerden kurtarmak istiyordu. Bu düşüncelerle 1176 ilkbaharında Ayasofya’da yapılan muhteşem bir törenle İstanbul’dan yola koyuldu. Frank, Macar, Sırp ve Peçeneklerden oluşan bu büyük ordunun sayısı hakkındaki rakamlar 700 bine kadar ulaşmaktadır. Sultan tekrar elçi gönderip barış talebini tekrarladı. Fakat imparator sultani yaptığı iyiliklere nankörce cevap vermekle suçluyordu. Bizanslı kumandanlar Türklerin savaş gücünden bahsederek imparatoru barışa teşvik ediyorlardı. Fakat Manuel onları dinlemiyordu. İmparator Eskişehir yolu yerine Denizli istikametini takip ederek Selçukluları gafil avlanmak ve başkent Konya’yı ele geçirmek niyetindeydi. Bunu sezen Sultan Kılıç Arslan Müslüman hükümdar ve beylerden yârdim istediği gibi düşman kuvvetlerine baskınlar düzenleyerek onları yıpratmaya ve ikmal imkânlarını tahribe çalıştı. 5-10 bin kişiden oluşan Türkmen gruplarıyla Bizans ordusuna saldırıp yıpranmış bir orduyla savaşmayı planlıyordu. Sultan üçüncü defa imparatora bir elçilik heyeti gönderip barış talebinde bulundu. Ancak imparator bu teklifi mağrur bir eda ile reddederek “barış müzakerelerinin Konya’da yapılacağını bildirdi. Bizans ordusu Homa-Düzbel-Karli-Haydarli-Karadilli-Uzunpınar yolunu takip ederek Miryokefalon (Karamikbeli) denilen sarp ve dar bir vadiye girdi. Geçidin yüksek tepelerinde mevzilenerek vadiye tamamen hâkim bir durumda olan Türk kuvvetleri Bizans ordusuna başlangıçta müdahale etmeyerek düşman öncü birliklerinin Boğaz’ın içine doğru ilerlemelerini adeta kolaylaştırdılar. Bizans öncü birliklerine Angolos’un iki oğlu Loannes ile Andronikos kumanda etmekteydi. Bunları diğer birlikler takip ediyor, ardından da ağırlıklar ve kuşatma arabaları geliyordu. İmparatorun hassa kuvvetleri ise daha geride idiler. Öncü birliklerin boğazı geçerek ovaya inmesine müsaade eden Kılıç Arslan Bizans ordusunu birbirlerine yardımcı olamayacak şekilde ikiye ayırmış bulunuyordu. Karamikbeli’nin çıkışındaki tepe noktasında geçişi kapattıran Sultanin vadiye sevk ettiği Türk kuvvetleri sol kanadı ok yağmuruna tuttular. Bu kanadın büyük bir bölümü imha edildi. Ardından gelen sağ kanat kumandanı onlara yardım etmek istediyse de çarpışmanın başında öldürüldü. Geçit tamamen Türklerin kontrolünde olduğundan vadide sıkışıp kalan Bizans ordusu hareket kabiliyetini kaybetmiş ve geri çekilme imkânları kalmamıştı. İmparatorun hassa ordusu ve artçı kuvvetler de orada ağırlıklarını taşıyan birliklerin bulunması sebebiyle hiçbir yardımda bulunamıyordu. Türk ordusu Bizans’ın artçı birliklerinin gerisine uzanarak ricat etmelerine de imkân vermemekteydi. Bu sırada Niksar yakınlarındaki savaşı kaybeden ve öldürülen Andronikos Vatatzes’in kesik başı bir mızrağın ucuna takılıp Rumlara gösterilince moralleri daha da bozuldu. İmparator olayları seyretmekten başka bir şey yapamıyordu. Sultan Bizans ordusuna son darbeyi indirmek için imparatorun hassa kuvvetlerine saldırdı. Bütün ümitlerini kaybeden imparator herkese canını kurtarmasını emrettikten sonra Türk birliklerinin içine daldı. Bu sırada kopan bir fırtına yüzünden her taraf tozdurman oldu. Çarpışmalar öylesine şiddetli bir şekilde devam ediyordu ki her taraf cesetlerle doluydu. İmparator Manuel az sayıdaki adamıyla safları yararak Bizans öncü birliklerine katıldı. Burada pusuya düşürülen Bizans ordusu büyük ölçüde imha edildi (17 Eylül 1176). İmparatorun ağırlıkları ordunun silah ve teçhizatı yağmalandı. Zor durumda kalan imparator barış talebinde bulundu ve gece karanlığında yapılan müzakereler sonunda imparator Eskişehir’deki istihkâmlarını yıktırmayı ve İstanbul’a döndükten sonra da Sultan’a yüz bin altın göndermeyi kabul etti. Zafer sonunda Türkler 100 bin esir aldılar ve bunları satılmak üzere Musul, Bağdat ve Suriye’nin muhtelif şehirlerine sevk ettiler. Bütün İslam ülkelerine ve Müslüman hükümdarlara zafer nameler gönderildi. Malazgirt’ten sonra kazanılan ikinci büyük zafer olan Miryokefalon zaferi Selçuklular ile Bizanslıların kaderinde önemli bir dönüm noktasını teşkil eder. Malazgirt’te hezimete uğramalarına rağmen, hâlâ Anadolu’yu geri alma ümit ve hayalinde olan Rumlar bu zaferden sonra umutlarını tamamen kaybettiler. Haçlı seferleri ve taht kavgaları sebebiyle Bizans’a geçmiş olan üstünlük bu zaferle yeniden Selçuklulara intikal etmiştir. Bu tarihten itibaren Türkler hâkimiyet sahalarını genişletmeye devam ederken, Bizanslılar müdafaaya çekilmek zorunda kalmışlardır. Bu zafer bütün İslam dünyasında coşkun sevinç gösterileri ile kutlanmıştır. Sultan İmparator ile barış yaptıktan sonra Danışmentliler’in elinde bulunan Malatya’yı kuşattı. Emir Muhammed Sultan’dan “amânnâme” aldıktan sonra Malatya’yı terk etti. Sultan da 4 aylık bir muhasaradan sonra 25 Ekim 1178’de Malatya’ya girdi ve Danismendliler’in bu koluna son verdi. Danismendliler’e son verilmesi Artuklu beylerini endişelendirdi ve Selahaddin Eyyubi’ye haber gönderip kendilerini himaye etmesini istediler. Selahaddin kuzeye doğru yayılmak istediği için bu fırsatı iyi değerlendirdi ve Artuklular’in bu teklifini kabul etti. Kılıç Arslan ise Selahaddin’den vaktiyle Nureddin Mahmut tarafından işgal edilmiş olan Ra’ban’i geri vermesini istedi. Selahaddin bu teklifi öfke ile reddetti. Bunun üzerine Sultan Kılıç Arslan 20 bin kişilik bir orduyu Ra’ban’a sevk etti. Fakat Selçuklu kuvvetleri 1179 yılında vuku bulan muharebede mağlup oldu. Sultan Kılıç Arslan ertesi yıl Artuklu hükümdarı Kara Arslan’ın oğlu Nureddin Muhammed’in üzerine yürüdü. Sultan damadı olan Nureddin Muhammed’in kızı Selçuk Hatun’a kötü muamele ettiğini söyleyerek onu cezalandırmak istiyordu. Kılıç Arslan’ın Artuklu hâkimiyetindeki toprakları ele geçirmesi üzerine Selahaddin Eyyubi Sultan’dan geri dönmesini istedi. Doğuda yayılma politikası bu büyük hükümdarı karşı karsıya getirmişti. Sultan Kılıç Arslan bir elçi vasıtasıyla kızının çeyizi olarak Nureddin Muhammed’e verdiği Malatya civarımdaki Hanzit ve çevresinin kendisine iade edilmesini istedi. Ayrıca kızına kötü davrandığını ileri sürdü. Taraflar arasında anlaşma sağlanamayınca Haçlılarla mütareke imzalayan Selahaddin süratle Selçuklu topraklarına girdi, isin ciddiyetini anlayan Sultan Kılıç Arslan veziri Ihtiyareddin Hasan’ı Selahaddin Eyyubi’ye gönderip onu bu hareketinden vazgeçirmek istedi. Selahaddin çok kararlı olduğu halde vezir büyük bir maharetle onu barışa ikna etti ve daha sonra iki hükümdar Ermenilere karşı birlikte sefer tertip ettiler. Sultan Kılıç Arslan ile Selahaddin Eyyubi arasındaki anlaşmazlıktan yararlanan Ermeni kralı Rupen Kilikya’da pek çok Türkmen’i öldürtmüş, bir kısmını da esir almıştı. Taraflar arasında anlaşma sağlanınca Kılıç Arslan Selahaddin Eyyubi’den Ermeniler üzerine düzenleyeceği sefere iştirak etmesini istedi. Bunun üzerine Kılıç Arslan kuzeyden Selahaddin Eyyubi de güneyden Ermeni topraklarına girdi. Onlara mukavemet edemeyeceğini anlayan Ermeni prensi III. Rupen barış talebinde bulundu ve ağır tazminat ödemeyi kabul etti (1180). Kılıç Arslan Malatya’ya dönerken Selahaddin Eyyubi de Mısır’a hareket etti. İmparator Manuel Komnenos’un Miryokefalon’da yapılan anlaşma şartlarını tam olarak yerine getirmemesi üzerine Selçuklu kuvvetleri ve Türkmenler Bizans arazisine akınlara başladılar. Uluborlu, Kütahya ve Eskişehir yörelerini fethettiler. Ancak Selahaddin Eyyubi 1180 yılında yapmış oldukları anlaşma şartlarına uymayarak Güneydoğu Anadolu’yu ele geçirmek istemesi yüzünden Kılıç Arslan yeni gelişmelerle ilgilenmek zorunda kaldı. Selahaddin önce Musul’u muhasara etti, fakat başarılı olamayınca 1183’te Diyarbakır önlerine geldi ve uzun süre kuşattıktan sonra şehri ele geçirdi. Diyarbakır’ı savunan Emir Nisan oğlu maiyetiyle beraber Sultan II. Kılıç Arslan’a sığındı. Sultan Kılıç Arslan uzun ve şerefli bir hükümdarlıktan sonra artık yorulmuş ve seferlere çıkamaz olmuştu. Bu sebeple eski Türk töresine uyarak ülke topraklarını 11 oğlu arasında taksim etti. Buna göre: 1. Kutbeddin Meliksah, Sivas ve Aksaray. 2. Rükneddin Süleyman Şah, Tokat ve havalisi. 3. Nureddin Sultan Sah, Kayseri. 4. Mugiseddin Tuğrul Şah, Elbistan. 5. Muizzeddin Kayser Sah, Malatya. 6. Muhyiddin Mesud, Ankara, Çankırı, Kastamonu ve Eskişehir. 7. Gıyasettin Keyhüsrev, Uluborlu ve Kütahya. 8. Nasreddin Berkyaruk Sah, Niksar ve Koyulhisar. 9. Nizameddin Argunsah, Amasya. 10. Arslan Sah, Niğde. 11. Sencer Sah, Ereğli’ye melik tayin edildiler. Bu taksim büyük bir ihtimalle 1182-1186 yılları arasında yapılmıştır. Kılıç Arslan bu taksimattan sonra veziri Ihtiyareddin Hasan ve diğer devlet adamları ile Konya’da sultan olarak hüküm sürmeye devam etmiş, oğulları da melik sifati ile bulundukları yerlerde yârı bağımsız olarak hareket etmişlerdir. Bu meliklerin her biri kendi adlarına para bastırıyor, hutbe okutuyor ve diğer devletlerle münasebetlerde bulunuyor, sultan olarak da babalarını metbu tanıyorlardı. Ancak bu taksimden sonra kardeşler ve babaları arasında sonu gelmeyen bir mücadele başladı. 1185 yılından itibaren Anadolu yeni bir Türkmen muhaceretine uğramış ve konar-göçer topluluklar şehzadeler tarafından birbirleri aleyhine kullanılmıştır. Sultan II. Kılıç Arslan 1188 yılına kadar oğulları üzerindeki siyasi hâkimiyetini devam ettirebilmiş, ancak daha sonra büyük oğlu Kutbettin Melik Şah ile aralarındaki mücadele bir savaşa sebep olmuştur. 1188’de Kayseri civarında meydana gelen savaşta Melik Şah’ın askerleri büyük Sultan Kılıç Arslan’a kılıç çekmek istemeyince Melik Şah Sivas’a döndü. Fakat bu ihtilaf kesin bir çözüme kavuşturulamadı. Sultanin veziri Ihtiyareddin Hasan’ın da baba-oğul arasındaki bu ihtilafı körüklediği sanılmaktadır. Daha sonra vezirlikten azledilen Ihtiyareddin Hasan Sivas civarında Türkmenler tarafından pusuya düşürülerek öldürüldü. Kutbeddin Melik Şah Anadolu tahtına uzanan yolda en büyük engel olarak gördüğü vezirin ölümü üzerine kendini destekleyen Türkmenlerle birlikte başkent Konya üzerine yürüdü ve Sultan II. Kılıç Arslan’a kendisini zorla veliaht ilan ettirdi(1190). Bu mücadele kudretli Türkiye Selçukluları devletini sarsmış ve III. haçlı seferine katılan orduların Anadolu’dan geçmelerine mani olunamamıştır. Alman imparatoru Friedrich Barbarossa 1190 yılında III. haçlı ordusunun başında Anadolu’dan geçerken Bizans’ın Anadolu’yu istila emellerine son veren o büyük Selçuklu sultani II. Kılıç Arslan oğlu Melik Şah’ın elinde adeta bir esir durumuna düşmüştü. Büyük İslam mücahidi Selahaddin Eyyubi’nin haçlıları perişan ederek 1187’de Kudüs’ü fethetmesi üzerine başlatılan III. Haçlı seferine katılan birliklerin sayısı 200-600 bin arasında gösterilmektedir. Alaşehir-Denizli yolunu takip eden haçlılar yol boyunca göçebe hayati yasayan Türkmenlerin saldırılarına maruz kalmış, fakat ciddi bir mukavemetle karşılaşmamıştır. İlk defa 1190 Mayısında Akşehir yakınlarında haçlıların önüne çıkan Melik Şah ile Türkmen reisi Rüstem yorgun Haçlı orduları karsısında başarılı olamamış ve yavaş yavaş Konya’ya çekilmişlerdir (17 Mayis 1190). Meram’da ordugâh kuran haçlılar bir müddet Konya’yı muhasara etmişler ve sonunda Kılıç Arslan ile Melik Şah’ın barış teklifini kabul ederek rehin aldıkları 25 Türk emiri ile birlikte Haziran ayı ortalarında Konya’dan ayrılmışlardır. Rivayete göre Melik Şah nefret ettiği emirleri haçlılara teslim etmiş, onlar da yolda Türkmen saldırılarına mani olmadıkları bahanesiyle öldürülmüşlerdir. Selçuklu topraklarını geçen imparator oradan Silifke (Göksu) çayını geçerken boğularak ölmüştür (10 Haziran 1190). Haçlılar Suriye’ye gittiği sırada Melik Şah da babasının vezir ve emirlerini bertaraf ederek Konya’ya hâkim oldu. Melik Şah daha sonra kardeşi Kayseri meliki Sultan Şah’ın üzerine yürüyerek onu muhasara etti. Melik Şah’tan memnun olmayan Kılıç Arslan bir fırsatını bulup Sultan Şah’ın yanına sığındı. Bunun üzerine Melik Şah Konya’ya dönüp sultanlığını ilan etti. II. Kılıç Arslan bir müddet Sultan Şah’ın yanında kaldıktan sonra onun da kendisini emellerine alet etmek istediğini anlayınca büyük oğlu Uluborlu meliki Gıyasettin Keyhüsrev’in yanına gitti. Onunla birlikte Konya’ya hücum ederek şehri aldı ve Gıyasettin’i veliaht ilan ederek Aksaray’da bulunan Melik Şah’ı kuşattığı sırada hastalanarak öldü (26 Ağustos 1192). Yaklaşık 80 yaşında ölen II. Kılıç Arslan siyasî ve askerî kabiliyeti, elde ettiği büyük zaferleri ve ileri görüşlülüğü ile Türk tarihinin önde gelen hükümdarlarından biridir. Anadolu’nun Türkleşmesinde büyük hizmeti geçen Sultan II. Kılıç Arslan zamanında ticaret yeniden hayatiyet kazanmış ve ilk kervansaray bu dönemde yapılmıştır. Anadolu Selçuklu sultanları arasında ilk altın sikkeyi bastıran da odur. Onun zamanı şehircilik ve imar faaliyetleri bakımından da önemlidir. Aksaray’ı yeniden inşa ettirdiği gibi Konya’yı da imar ederek surları yeni bastan yaptırmıştır. Malatya’da bazı imar faaliyetlerinde bulunmuştur.

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+35
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.